8 Aralık 2015

Biz Bize Yeter Miyiz?

''Believe you can and you're halfway there''

Takip edenler hatırlayacaklardır birkaç hafta önce Bülent Korkmaz için 2007 yılındaki yarım sezonluk Erciyesspor macerası sonrası kariyerinde ibrenin bir türlü yükselişe geçmediğinden bahsetmiştik. Harikalarla dolu futbolculuk kariyeri sonrası teknik direktörlük kariyeri vasatın üstüne hiç çıkamamıştı. En azından eldeki veriler bunu işaret ediyordu.

Geçtiğimiz hafta oynanan Eskişehirspor maçı öncesi ligimizin önemli bir teknik direktörüyle sohbet imkanım oldu. Kendisine Eskişehirspor'dan teklif geldiğini ama takımda ışık görmediği için görevi kabul etmediğinden bahsetti. Tabi kolay değil takım düşüren teknik adam olmak. Bu mesleğe gönül veren hiç bir teknik adam cv'sinde öyle bir detayın olmasını istemez. Bu Bülent Korkmaz içinde son derece geçerli bir anektod. Ve bugün Kırmızı Lacivertli ekip için bir dünya sıkıntı büyüyerek üzerlerine bir çığ gibi geliyor.

Bu minvalde baktığımızda Bülent Korkmaz için istifa en kolay çözüm. Ligin ilk yarısı dahi bitmemiş ve sezon sonu olası bir küme düşmede suçlanmayacak bir kaç kişiden biriyken... Lakin hiç bir sorumluluk olmadan istifa etmek yerine Bülent Korkmaz tam tersine mücadele etmeyi seçti. Demek ki gördüğü bir umut ışığı var. Şehrin görmediği, taraftarın görmediği o ışık! Gelen, destek veren taraftarlığın kötü günde taraftarlık olduğunu gösterenlere asla lafım yok ama gelmeyenlerden tek ricam Bülent Korkmaz'ın maç sonu açıklamalarını bir kez daha dinlemeleri...

Çaykur Rizespor maçına gelince...

Maçı gol yemeden kapatmak takımın psikolojisi içinde çok önemliydi. Bu sezon küme düşme hattında yer alan takımlar arasındaki makasın açılmaması sanırım Mersin İdman Yurdu için kötü giden sezonda önemli detaylardan biri. Bunun dışında takımında ''takımdaşlığı'' hatırlaması çok daha önemli bir detay. Tabi bunda futbolcuların zihinlerinde sadece futbol oynama düşüncesinin olması da çok önemli. Burada da iş yönetime düşüyor. Artık dilenci kültürünü bırakıp kalıcı çözüm bulmaları şart! Her başınız sıkıştığında Belediye yardıma koşsun, iş adamları takıma sahip çıksın nidalarından fazlasını bulmaları gerekiyor.

30 Kasım 2015

Mourinho, Labbadia, Bülent Korkmaz ve Mesut Bakkal



Takip edenler bilirler Jose Mourinho'nun Chelsea'si geçtiğimiz sezon müthiş bir performans göstermiş ve ligi de şampiyon kapatmıştı. Aynı kadro ve aynı teknik adamlı Chelsea bu ise sezon küme düşme hattının hemen üstünde ve çok tartışılıyor. Kimileri bu kötü gidişi bayan doktorları Eva'nın kovulmasına bağlarken kimileri de Portekizli'nin tıpkı ilk Chelsea macerasındaki gibi ''3. yıl sendorumu''na bağlıyorlar. Şüphesiz tartışmaya açık bir konu ve ucunun nerede kopacağı aşikar.

Gelelim İngizler'in pek hazzetmediği Almanlar'ın 1. Bundesliga'sına. Orada da Bayern ve diğerleri olarak kümelendireceğimiz 2 ayrı lig var. Bayern'den sonrakilerin oynadığı ligde şüphesiz Dortmund favori. Wolsburg, Leverkusen, M.Galdbach, Herta Berlin hatta Schalke takımları Dortmund'un peşinden gelenler... Bu zirve adayı takımların haricinde öyle bir takım daha var ki şüphesiz hemen herkesin beklemediği sürpriz çıkışı yaptı. Kim mi onlar? Bruno Labbadia'nın talebeleri. Son iki sezonu play-out oynayarak geçiren, Doğu Almanya'nın en iyi takımlarından biri olan Hamburg'un futbolcuları...

Bu sezona hemen hemen aynı kadrolarla yola çıkan, biri geçtiğimiz sezonu şampiyon bitiren diğeri play-out maçında son dakikada bulduğu golle maçı uzatmaya götüren ve uzatmalarda bir frikik vuruşu sonrası ligde kalan takımlar. Günümüze baktığımızda Chelsea 15 puanla küme düşme hattından sadece 5 puan uzaktayken, Hamburg 21 puanla 3. Wolsburg'un sadece 4 puan gerisinde. Yani:Futbolcu isterse durumu.

Ülkemize gelelim. Malum bizde hemen her sezon bir çok takım kadrosunu yeniler. Kadro istikrarı nadir görülen detaydır bizde. Teknik adamlarda çok sık değişir kadrolar gibi. Gönderilmesi en kolay isim teknik adamdır. Sonrasında transfer dönemlerinde futbolculara gelir sıra... İşin sırrı da tazminattır! Verirsin gider. Olay budur kulüp başkanları için...

Mersin İdman Yurdu'da bu sezona zorunluluktan dolayı kadro istikrarını koruyarak başladı. Ama yaşadığı transfer yasağının getirisi olan futbolculara bağımlılık ise maalesef başını fazlasıyla ağrıttı. Öyle ki futbolcu arkadaşlar maçların belli bölümlerinde oynar gibi yaparak yönetime dolaylı olarak mesajını iletti: ''Para varsa bizde oynarız!''

Yukarıda iki örnek vererek başladım yazıma. Son bir kaç yılda elle tutulur tek başarısı ligde kalabilmek olan Hamburg ve son 2 sezonun birinde şampiyon olmuş diğerinde ise şampiyonu belirleyen takım olan Chelsea örnekleriyle. Kendini özel adam olarak gören Jose Mourinho takımına olan hakimiyetini kaybettiği an hiç olan adam olma yolunda hızla ilerlemeye başladı. Sosyal medyada izlemişsinizdir dün Tottenham Derbisi'nde Diego Costa'nın yedek kulübesinde hocasına doğru yeleğini attığı videoyu. Maalesef takım üzerindeki hakimiyetinin bittiğinin resmiydi o video. Diğer tarafta Almanya'nın kuzeyinin en iyi takımlarından Hamburg ise onca yönetim hatasına rağmen Labbadia'nın takımına olan hakimiyeti ile belkide son yıllardaki en rahat sezonunu yaşayacak bu yıl. Belkide önümüzdeki sezon Avrupa Kupaları'nda izleyeceğiz Doğru Almanlar'ı.

İşin özü futbolcu gurubu isterse Hamburg örneğindeki gibi sizi zirveye taşıyabiliyor, yada tam tersine Chelsea örneğindeki gibi milyonların önünde rezil edebiliyor. Geçmişinizdeki yakaladığınız başarıların pek bir önemi kalmıyor. Sanırım Eskişehirspor maçı sonrasında da Bülent Korkmaz'ın kafasından bu geçti. Açıklamaları da bu yöndeydi. Futbolcuların maçı kazanmak istemediğini söyledi ya da söylemeye çalıştı.  Oysa futbolcuya dayalı sistemi kırmak adına sezon başında çok çalışan biri vardı. Osmanlıspor maçı sonrası istifasını sunmak zorunda kaldı...

16 Kasım 2015

Elma Diyorum!





Ay benim bitiren öksüzlüğüm
Ay benim sararan ömrüm
Bir eski resim değer gözlerime ölürüm...

Ben senin yasak ülkene düştüm
Bilsen nasıl düştüm,
Yoruldum yokluğunda...
Sesinin en yanık notasında
İşte bahar
işte gözlerin
İşte ben
Elma dersem çık tuvalden

Bir eski zaman getir bana
Sonra beni götür parça parça...
Ay benim çocuk gönlüm
Ay benim kör gözüm ay!
Bir eski resim değer gözlerime ölürüm...

Ben senin yasak ülkene düştüm
Bilme nasıl düştüm
Gözlerin benden yana değil artık
Yağlı boya bir İstanbul
İşte öfkem
İşte sabrım
İşte ben
Elma dersem çık tuvalden...

Zamana sığmıyorum artık ve
"Elma" diyorum....

Gülten Kaya / Eylül 2000