23 Aralık 2011

Olası Transferler : Spas Delev

 

Bulgar ofansif orta saha ve kanat oyuncusu Spas Delev, sezon başında ismi takımımızla anılmıştı.Hatta transferin son günü kadromuza kattığımıza dair haberleri sızdı basına ama transferin aslı çıkmamıştı.Nurullah Hocamızda gündemimizde ama maliyeti biraz yüksek diyerek transferin zor olduğunu belirtmişti.İsmini ilk duyduğumuzda tatlı bir heyecan oluşmuştu bizlerde ama transferi olmayınca yerini burukluğa bırakmıştı.Geçen zaman zarfı içerisinde hem takımımızın gösterdiği performans hemde transferi oluşturacak şartların olumlu yönde gelişmesi bizlere tekrar Spas Delev, ''Kırmızı Şeytan'' olurmu dedirtmeye başladı.Delev, hücum gücü yüksek, driplingli, birebirde adam eksilten, oyununun akışını değiştirebilen ve her iki kanatta da oynayabilen bir futbolcu.Gaziantepspor'lu Popov tarzı bir oyuncu da diyebileceğimiz bir isim ama zaman zaman devamlılığını yitiren bir yapısı var.Golden çok attırmayı seven ve topla fazla haşır neşir olan, taraftarın sevgilisi olacak bir isim.Bu sezon takımıyla ligde çıktığı 13 resmi maçta 1056 dakika süre alan Delev 3 gol ve 4 asistlik bir performans sergiledi.Ayrıca 2 defada Avrupa Ligi Elemelerinde forma giyme şansı yakaladı ama gol atma başarısı gösteremedi.Takımı CSKA Sofya ile 2014 yılına kadar sözleşmesi bulunan Delev için 1 Milyon ile 1,6 Milyon Euro bonservis bedeli öngörülüyor.22 yaşında ve çok potansiyelli bir oyuncu olan Delev'in tek talibi biz değiliz elbette.Yabancı transferlerinde genelde isabetli olan Gaziantepspor'da 2 sezondur Delev'i takip eden takımlardan.İngiltere Premier Lig ve Championship takımlarının da gözdesi olan Delev için son zamanlarda Bundesliga takımlarıda seferber olmuş durumda.

Tam adı Kaplıcalar Borislavov Delev
Doğum tarihi 22 Eylül 1989 (yaş 22)
Doğum yeri Klyuch , Bulgaristan
Yükseklik 1.69 m (5 ft 6 in 1 / 2)
Mevkii İleri / Winger 

20 Aralık 2011

Gerçekten Yok Böyle Gol!

Neşeli Bir Antreman


Antreman bittikten sonra, Kaptan Zurita, Moritz ve Nobre kendi aralarında top çeviriyorlar.Bir süre sonra kalecilerimiz Sehic ve Cengiz Biçer onlara katılıyor.İzlerken top tekniklerine hayran kalacağımız kalecilerimiz gerçekten dikkat çekiyor ama bu güzel gösteriyi Kaptan olağan üstü bir hareketle bitiriyor.







Kaynak:mersinidmanyurdu.org

17 Aralık 2011

Mervan Gitti Gidiyor!

Bu sezon ki çıkışıyla bir çok takımın dikkatini çeken Türk asıllı İsveçli futbolcu Mervan Çelik ada yolcusu gibi.Kendisini daha önce bir çok maçta takip eden Fulham dışında bir diğer Londra temsilci West Ham United'ta Mervan için girişimlere başladı.Olayı Mervan'ın menajeri Hasan Çetinkaya'da doğrularken, İngiliz medyasına, iki Londra kulübününde Mervan'a resmi teklifte bulunduklarını bildirmiş.“Mervan kendisini gerçekten isteyen ve gelişimini sürdürebileceği bir takımda forma giymek istiyor. Acele karar vermemek önemli” diye konuşan Çetinkaya, bir çok kulüpten teklif aldıklarını ama en ciddi teklifin İngilizlerden geldiğini de üstüne basarak belirtmiş.Sezon başında Galatasaray ve Trabzonspor'unda istediği oyuncunun sözleşme bitiş tarihine ise sadece 14 gün kaldı.Şuan ki piyasa değeri 2 milyon euroya yaklaşan ve henüz 21 yaşında olan bu genç yeteneği az bir ihtimalde olsa Türkiye'de görmeyi gönlümüz istiyor ama biraz da zor bir ihtimal gibi duruyor.Umarız takımlarımız ellerini çabuk tutarda böyle yıldız adayı bir futbolcu ellere yar olmaz.

15 Aralık 2011

El Clasico & Barcelona Sendromu

Kimilerine göre taktik dehası, kimilerine göre kibir abidesi.Bana sorarsanız, futbol zekası üst düzey olan ama egosu ve kibri her şeyin önüne geçen bir kişiliktir Jose Mourinho.Az zamanda çok iş başarmıştır.Premier Lig, Seria A ve Portekiz Ligi şampiyonlukları vardır kariyerinde.UEFA Kupası ve iki farklı takımla Ş.Ligini kazanmıştır.Taktik dehasıdır, yenilmeyi hazmedemeyen bir futbol ustasıdır.Katalanlara göre ise sadece tercümandır.Belki de bu yüzden Barcelona maçlarına iki kat daha hırsla çalışır Jose.Belki de kendisini küçümsemelerinden dolayı Barcelona maçlarına daha fazla bilenir.Tribünlerden ''Tercüman'' diye hitap eden Katalanlara inat kazandığında çocuklar gibi sevinmesi belki bu yüzdendir.Ama ne olursa olsun Barca'yı O bile durduramamıştır.

Geçtiğimiz hafta El Clasico haftasıydı.Bir Real-Barca kapışması daha geride kaldı.El Clasico'dan sanki Clasico'ya bir geçiş oldu son zamanlarda.Sürekli Barca'nın kazanması artık bir geleneğe dönüştü.Asıl ilginç olanı ise, Barca'ya karşı olan kinini her fırsatta kusan Mourinho'nun maç sonu toplantısında gayet sakin ve serinkanlı olmasıydı.Hakeme çatmadı, rakiplerine çatmadı.Sanki, Levante'ye, Real Betis'e ya da Osasuna'ya kaybetmiş gibi bir duruşu vardı basın mensuplarının karşısında.Herkes şaşırtan bu duruşu sergileyen Mourinho'muydu gerçekten.O kibirli adam gitmiş, yerine ise bazı gerçekleri daha iyi kavramış bir Mourinho gelmişti.Fazla belli etmese de Barcelona Felsefesi O'nun bile dengesini bozmuştu.Bir El Clasico daha hezimetle sonuçlanmıştı.Ve yine başaramadı kibirli insan Jose Mourinho.

La Liga'da son 15 şampiyonluğun 12'sinde Real ve Barca'nın olması ve son senelerde lig şampiyonu olacak takımı bu ikilinin kendi aralarında oynadıkları maçların belirlemesi iki tarafıda gerginleştiren faktörlerin başında geliyordu.Tabi bu faktörlere birde Jose Mourinho'nun Barca'ya sataşmaları ve kibirinide eklemek gerek.Hal böyle olunca maçlarda gergin bir atmosferde geçiyordu.Öyleki bu gerginlik iki tarafada olumsuz yansıyor hemen her maçta kırmızı kartlar çıkıyor ve çok şaşırtıcı demeçlere rastlıyorduk.Lakin bu maç diğerlerinden faklı oldu.Nasıl ki Jose Mourinho çok serinkanlı bir duruş sergilediyse, Pep'de O'na karşılık verircesine maçta Real'in çok iyi oynadığını ve kazanmalarının çok büyük bir başarı olduğunu dile getirdi.

İki teknik adamda son derece mütevazı bir şekilde maçı değerlendirdi.Oysaki Real hem maça iyi başladı hemde golü erken buldu.Barca'da erken gelen golden sonra 3'lü savunmaya dönerek kanatları iyi kullanan Real Madrid'e maçı kazanma fırsatını fazlasıyla verdi.Real Madrid için büyük bir fırsat doğmuştu.Kazansalar belkide psikolojik üstünlük onlara geçecekti ama olmadı.Bu seferde Katalanlar kazandı.Barca'nın usta ayakları ve Real Madrid'in kaybetme psikolojisine erken bürünmesi, bir El Clasico'nun daha Katalanların lehine sonuçlanmasına yol açtı.Real Madrid'in dünyanın parasını harcamasına rağmen Barcelona'ya karşı her sene kaybetme modası bu maçta da devam etti.Madrid'in General Franco zamanında Katalanlara karşı sağladığı üstünlük her geçen sene eriyip gidiyor.

Real Madrid'in, geçen seneki 7 El Clasico'dan sadece 1 tanesini kazanması ve bu sene kazanabilecekleri bir maçı kaybetmeleri gerçekten düşündürücü.Peki ya biz futbol severler...El Clasico sonrası görüştüğüm tüm arkadaşlardan aynı şeyi duymak banada düşündürücü geldi.Futbol severlerin çoğu, artık Barcelona maçlarını izlerken keyif almadıklarını dile getiriyor.Evet hemen her maçta bol gol atan, (5-6 gol atan) futbolda O'nu tarif edecek bir kelime bulamayıp uzaydan geldiği ortaya atılan Messi'li Barcelona, artık izleyenleri sıkan bir takım olma yolunda. Hemen hemen her futbol dergisinde, Barcelona'yı nasıl durdurabiliriz makaleleri okumaya başladık.Hatta dahada ileri gidip bu dünyadan olmadıklarını uzaylı olduklarını konuşur olduk.Önceleri total futbol oynadıkları ve defansif sıkıcı futbol anlayışını benimsemedikleri için övdüğümüz Barcelona, bugün bol gol atıp hemen her maçı rahat bir şekilde kazandığı için sevimsiz görünmeye başladı bizlere, yada bazı futbol severlere.

Bir dönem sahadaki müthiş performanslarından dolayı iple çekilen Barca-Real maçları bile eskisi kadar heyecan vermez oldu.Hemde tv de ücretsiz izlediğimiz halde.Ben bile sahadaki oyundan çok, maç sonundaki röportajları merak eder oldum.Bir Messi-Ronaldo kapışmasını çokta umursamaz oldum.Mesela maçtan sonrada Mourinho'dan çok farklı açıklamalar beklerken O'nda bile bir umutsuzluk vardı.Yüzündeki endişe Barcelona'nın önlenemez yükselişini işaret eder gibiydi.İçindeki kazanma hırsı gitmiş, yerine yenildiğimiz takım şu anda dünyanın en iyi takımıdır ifadesi yerleşmiş gibiydi.Four Four Two Kasım sayısında Barcelona'nın nasıl durdurulacağı hakkında 10 tane farklı spor adamının görüşünü almışlardı.Dikkatimi fazlasıyla çekmesi 10 farklı spor adamının 10 farklı görüş bildirmesi.Kimisi kaleci, kimisi teknik direktör, kimisi yorumcu, kimisi defans oyuncusu filan.Bu soru 20 farklı kişiye sorulmuş olsa idi eminim ki yine 20 farklı cevap alınabilirdi.Düşünebiliyor musunuz , bir takım ve ona karşı nasıl galip gelinebilir diye 20 farklı görüş bildiren spor adamı.Aslında bu bile bize bir çok şeyi anlatıyor.
Peki sadece biz miyiz endişelenen.İspanya Futbol Federasyonu'da en az bizim kadar endişeli.Şuanda La Liga Barca, Madrid ve diğerleri şeklini almış durumda.Hem de korkutucu boyutlarda.Tabi Real Madrid oyun felsefesi ile daha Barca'yı yakalayamadı ama maddi imkanlarından dolayı şu anda sadece enselerinde ufak bir korku hissettirmekteler.Federasyon yetkilileride buna bir nevi çare aramakta.Mesela naklen yayınlar için havuz sistemini düşünüyorlar.Naklen yayın pastasından diğer kulüplerinde daha fazla faydalanıp ekonomik olarak güçlenmelerini düşünüyorlar.Bir çoğu borç içinde yüzen La Liga kulüplerinin şu andaki ekonomik durumları pek iç açıcı değil.Arap sermayesi el atmaz ise bir çoğu iflas edebilir.Futbol olarak zaten Barca bir çoğunu 5-6 hatta 7-8 leyip iflasa doğru bir hayli sürüklemiş durumda.Yani şu anda İspanya Ligi'nde Real Madrid dışında rakipleri yok gibi.Son zamanlarda alınan sonuçlara bakınca Real Madrid'de Barcelona'ya karşı çok rakip sayılmaz duruma doğru ilerlemekte.Avrupa'ya baktığımızda ise Barca'ya karşı en güçlü rakip olacak olan takım M.United gibi duruyor ama son iki Ş.Ligi Finali'ni dikkate aldığımızda, burda da kafalarda bir soru işareti oluşuyor.
Futbol Tarihi'ne baktığımızda, kimi zaman West gibi, Puskas gibi, Cruyf gibi, Eusebio gibi, Cantona gibi, Baggio gibi, Hugo Sanchez gibi, Alfredo di Stéfano gibi, Escudero gibi bireysel yetenekli futbolcularla, kimi zamanda diktatör kralların oyunlarıyla bir çok takım senelerce başarılar elde etmiş.Günümüz futbolunda ise Barcelona hegomanyasını, bireysel yetenek ya da diktatör kralların oyunlarıyla açıklayabilmemiz çok komik olur gibi.Mesela İbrahimovicMasia kapanmadığı sürece ki kapanmaz, o zaman uzun bir süre bu temelleri sağlam başarı hikayesini tartışır dururuz.Yada uzaylı hikayeleriyle kendimize yeni bir bakış açısı aramak zorunda kalırız.

Geciken Transfer & Mutlu Son : Tonia Tisdell

Nihayet beklenen açıklama Nurullah Sağlam'dan geldi.Henüz resmileşmese de Tonia Tisdell ligin ikinci yarısından itibaren takımımızda forma giyecek.Sezon başında da anlaşmıştık ama son anda çıkan pürüzlerden dolayı takıma kazandıramamıştık Tisdell'i.Bu defa kesin gibi.Geçtiğimiz sezon Bank Asya 1.Lig'in ikinci devresinde takımımıza katılmış ve kısa sürede taraftarın sevgilisi haline gelmişti.Oynadığı futbolla dikkatleri üzerine çekince takımı Ankaragücü O'nu tekrar kiralamayıp kadroda tutma kararı almıştı.Süper Lig'dede kendisine yakışır bir performans sergileyen Liberya'lı bir çok transfer teklifi olmasına rağmen kalbinin sesini dinledi.Mersin'i ve Kırmızı Şeytanlar'ı çok sevdiğini ve üçlü tantuniyi çok özlediğini her fırsatta dile getiren Tisdell'de nihayet mutlu sona ulaştık.Kendisine tekrardan, ''Evine Hoş Geldin'' diyoruz.

13 Aralık 2011

Fransada Yılın Futbolcusu : Karim Benzema

Fransızların ünlü, ''France Football'' dergisi yılın futbolcusu ödülüne Karim Benzama'yı layık görmüş.Kendisine müslüman olmasından dolayı ayrı bir sempatim vardır.Zidane'den sonra bu ödülü alan ikinci Cezayir'li oldu sanırım.Umarım önümüzdeki sezonda bu ödüle bir başka müslüman futbolcu olan Samir Nasri'yi layık görürler.

Olcay Şahan'dan Jeneriklik Gol



Aslında bu güzel gole blogda dün yer verecektim ama hafta başı olması ve işlerimin yoğunluğundan dolayı zaman ayıramadım.Bugün bir kaç blogda ve sitede bu güzel golü görünce yayına vermekten vazgeçer gibi oldum ama yinede golün Kaiserslautern'e getirdiği 1 puanın önemini ve golü atan oyuncunun Almanya'da yaşayan bir gurbetçi olduğunu düşünce sizlerle paylaşmak istedim.Estetik açısından harika bir gol aslında.Yabancı basın, eminim bu gole jeneriklerinde bol bol yer verecektir.Olcay Şahan'ı bir kez daha kutluyoruz ve gollerinin devamını diliyoruz

12 Aralık 2011

M.İ.Yurdu : 1 - Samsunspor : 0 /// Gelenek Devam Ediyor


Günümüzde Ajax ve Napoli takımları dışında,diğer takımların çok fazla kullanmadığı 3-4-3 sisteminin temsilcilerinden Petkovic, herkes gibi benide şaşırtmaya devam ediyor.Maça 4-4-2 ile başladılar, ilerleyen dakikalarda 4-3-3 'e döndüler, ikinci devre 3-5-2 ile başladılar, maçın kalan bölümünü ise çözemediğim bir sistemle bitirdiler.Hal böyle olunca ortaya da ne oynadığını bilemeyen bir takım çıkıyor.Sezon başında Süper Lig'e çıkan takımlardan sadece Samsunspor teknik ekibini değiştirmişti.Orduspor ve Mersin İ.Yurdu, mevcut teknik kadrosuyla yola devam ettiler.Belki henüz erken bir tespit ama puan cetvelide bazı şeyleri çok net anlatıyor.Samsunspor, ligin ikinci yarısında bir galibiyet serisi yakalayamazsa işleri gerçekten çok zor.Her geçen hafta moral motivasyon açısından geriye gidiyorlar.Kadrolarına baktığımızda gerçekten iyi oyuncuları var ama maalesef çokta hakkını veremiyorlar.

Mersin İdman Yurdu'nda ise her hafta artık klasikleşen kırmızı kart hastalığı bu haftada devam etti.Takımın en iyilerinden Nobre, 90.dakikada sorumsuzca gördüğü kırmızı kartla sanırım ilk yarıyı kapattı.Yaklaşan noel öncesi hiç gereği olmayan tamamen düşündürücü(!) bir kırmızı karttı açıkçası.Boum ve M.Keçeli'nin yokluğu Nurullah Sağlam'ı farklı varyasyonlara itti.Altyapımızdan yetişen ve kariyeri boyunca orta sahanın ortasında görev yapan Nurullah Kaya'yı bu maçta sol bek oynattı.Sezon öncesi kamplarda bunu deneyen ama çokta verim alamayan Sağlam, geçen sezonda çok önemli olan G.Belediye deplasmanında Nurullah Kaya'yı 3-5-2 sisteminin sol açığında oynatmıştı.Farklı pozisyonlarda oynamaya alışması gereken Nurullah Kaya dün sol bekte çokta sırıtmadı.İleri çıkışları ve defansif özellikleri maçta idare etti.En azından Mustafa Keçeli nerede diye homurdanan taraftar olmadı.

Mersin İdman Yurdu'na gelmeden önce Hollanda Ligi Eredivisie'de 4 maçta 360 dakika oynayan ve 1 gol atan Amoah, 15. haftası geride kalan ligimizde sadece 128 dakika sahada kalabildi.Artık kendisinden umudumuzu kestik.Haftaya Nobre'nin yokluğunda O'nu sahada göreceğimizi düşünmüyoruz nedense!Nurullah Sağlam, önceleri Amoah'la ilgili, neden oynamıyor sorularına, ''Hazır değil'' diye cevap veriyordu.Sanırım son zamanlarda Sağlam'a artık Amoah neden oynamıyor diye sorulmuyor!

Tribünlerde ise eski bir dost vardı.Maçtan önce kendisine sevgi gösterisinde bulunan ''Kırmızı Şeytanlar''ı oturduğu tribünden selamlayan Tisdell, son günlerde çıkan transfer haberlerini doğrular gibiydi.Maçı cezalı Joseph Boum'la izledi.Cumartesi günü oynayacağımız Karabük maçında cezalı olan Nobre'nin yanında da eski Beşiktaşlı Bobo'yu görürsek şaşırmayalım.Nede olsa Türk Futbolu her şeye gebedir...

8 Aralık 2011

Hangisi Gerçek Kazım!

Tarih 26 Ekim 2009 
Stad Şükrü Saraçoğlu
Fenerbahçe:3-Galatasaray:1
8 forma numaralı Kazım Kazım'a dikkat;
O dönemde Fenerbahçe forması giyiyordu Kazım Kazım.Her golden sonra, golü atan oyunculardan daha çok sevinmesi dikkat çekici...Bileğini kesseniz kanı sarı-lacivert akacak kadar Fenerbahçeli.


Tarih 7 Aralık 2011
Stad Türk Telekom Arena
Galatasaray:3-Fenerbahçe:1
80 numaralı Kazım Kazım'a dikkat;

Bu iki karşılaşma arasında iki sene var.Kazım Kazım'ı böyle 360 derece tersine çeviren duygu nasıl bir duygudur merak ediyorum.İşte futbolun bu yönünü sevmiyorum.Şimdi Kazım Kazım'ın bileğini kessek kanı sarı-kırmızı akarmı dersiniz.Yorumu size bırakıyorum...

Galatasaray:3-Fenerbahçe:1 /// Kazanan & Kaybeden

''Dünya Derbisi'' adını verdiğimiz ama dünya basının pek ilgi göstermediği, kendi kendimize gelin güvey olduğumuz Galatasaray-Fenerbahçe maçı için tek kelime yetiyor gibi; ''Galatasaray kazanmadı, Aykut Kocaman yani Fenerbahçe kaybetti.''Neden mi? Kocaman, 4-3-3 sistemini şu anda en iyi uygulayan ekiplerden Barcelona'ya özenip fantezi yapmasa bugün daha farklı şeyler konuşuyor olacaktık.Belki isteği, arzusu, coşkusu ve taraftarıyla bütünleşen Galatasaray yine iyi bir oyunla maçı kazanacaktı ama sahada ''futbol terimiyle'' ezilen bir Fenerbahçe görmeyecektik.Biraz daha akıllı oynasa Galatasaray 6-7 gol atardı diyemeyecektik ya da Galatasaray tarihi farkı bulabilirdi diye geyik yapmayacaktık.

Aykut Hoca belli ki maça bir sürpriz yaparak başlamak istemiş.Belki de dediğim gibi Barca'dan esinlenmiş ve sahaya öyle bir kurguyla çıkmak istemiş.Belki de tek başına kahraman olmayı arzulamış.Belkide maçtan sonra sadece kendisinin konuşulmasını istemiş.Belkide maçtan sonra rakibinin bu kadar etkili bir oyunla kazanacağını düşünememiş.Belkiler bir yana Aykut Hoca dün ne düşündü tam olarak bilmiyorum ama gerçekten derbiye, Bilica kadar damgasını vurdu.Sahaya sürdüğü kadroda tıpkı Barcelona'daki gibi 3 merkez orta saha oyuncusu vardı.Emre, Baroni ve Selçuk.Selçuk işin savunma yönünü Baroni kesici rolünü, Emre'de Xavi rolündeydi.Kanatlarda Bienvenu, Villa görevini, Caner İniesta görevini, ilerde de Alex  Messi görevini üstlenmişti.Düşünce pratikte güzeldi ama uygulamada Barcelona'lı oyuncuların kat kat kalite üstünlükleri düşünülememişti.Hal böyle olunca devre Fenerbahçe lehine ''sıfır'' kaleyi bulan şut ve ''sıfır'' pozisyonla bitti.Öyleki zaman zaman Muslera ısınmak için kendi kendine hareketler yapmak zorunda kaldı.

İkinci yarıda ise Aykut Hoca, Barca fantezisinden vazgeçti ama bu seferde Melo'nun golü geldi.Bu golle zaten az olan umutlar tamamiyle tükendi.Fenerbahçe rakibine göre çok daha oturmuş ve sistemi belli olan bir takımdı ama bu avantajını kullanamadı.Ayrıca sahada da çok istekli, arzulu ve coşkulu bir Galatasaray vardı.52 bin seyircisiyle adeta bütünleşti.Biraz daha dikkatli olsalar belkide lehine yeni bir 6-0 dalgası başlatabilirdi ama olmadı.Biraz beceriksizlik, birazda şansızlık bunu engelledi.Ligimizde 4-2-3-1 sistemini en iyi uygulayan ekip olan Fenerbahçe, maalesef  farklı fantezilere kurban gitti.Maça 4-2-3-1 sistemiyle ve doğru oyuncu tercihleriyle başlasalar sonuç çok farklı olurdu.Neticede Galatasaray uzun zamandır böyle coşkulu bir oyunla maç kazanamamıştı.Gerçekten dün çok iyi oynadılar.Maçın hakkını verdiler.İlk 10 dakikada maçı alacaklarını resmen ilan ettiler.Biraz daha dikkatli olsalar bugün tarihi farkı konuşuyor olacaktık.Ellerine gelen fırsatı belkide kaçırdılar.Sonuçta 3-1 de net bir skor ama ezeli rakibini böyle güçsüz yakanmışken bu fırsatı kullanmaları gerekirdi.Aynı fırsat Fenerbahçe'ye gelmiş olsa sonuç daha farklı olabilirdi.

 En başta söylemiş olduğum, Galatasaray kazanmadı sözünü söylerken amacım Galatasaray'ın hakkını yemek değildi elbette.Bir yerde Aykut Kocaman'ın hatası Galatasaray'ın ekmeğine yağ sürmüştü ama maçı gerçekten çok üstün oynayarak kazandılar.Bu maçın önemi büyüktü ve kazanan rakibine moral açısından bir çelme atacaktı.Bu çelmeyi güzel ve sükseli bir oyunla Galatasaray atmış oldu.Kazananı her zaman tebrik etmek görevimizdir.Fatih Terim ve Galatasaray Camiasını galibiyetten dolayı tekrar kutluyoruz.

5 Aralık 2011

M.İ. Yurdu : 0 - Manisaspor : 0 / Takım Revirde

Yaşasaydı eğer, eminim ki dünkü maçta çok gururlanacağı bir tablo ile karşı karşıya kalacaktı.Bir dönem beraber çalıştığı iki teknik adamın başarıları O'na ayrı bir mutluluk yaşatacaktı.Bir tarafta doğduğu şehrin takımı Mersin İdman Yurdu, bir tarafta ilk göz ağrısı ve ailesinin yaşadığı şehrin takımı Manisaspor.Mekanın cennet olsun Tevfik Hocam, seni bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Dün Mersin'de, ligimizin bu sezon iyi bir performans sergileyen iki takımı karşı karşıya geldi.Manisaspor, sezon başında teknik adam değişikliğine gitmiş olsa da geçen sezon ki yakaladığı istikrarı devam ettiriyor.Kemal Hoca ile takımın kimyası tutmuş.Oyuncularda gerçekten hocalarının tercihine, sahadaki mücadeleleri ile karşılık veriyorlar.Kalecilerinden forvetlerine kadar, tam bir takım olmuş görünüyorlar.Ligimizdeki puan tablosuna baktığımızda da ortadaki başarıyı görebiliyoruz.Özellikle yaşının ilerlemesine rağmen Murat Erdoğan, tam bir orkestra şefi gibi takımını yönetiyor.Dünde sırtında forma numarasını taşıdığı şehrinin (Mersin) takımına karşı çok iyi bir oyun çıkardı.Kendisine başarılarının devamını diliyoruz.

Lige kadro darlığı içerisinde başlayan takımımızda ise, geçtiğimiz günlerde çok fazla forma şansı bulamasalar da teknik ekibe olan muhalefetlerinden dolayı, Fatih Şen ve Mehmet Polat takımdan gönderilmişlerdi.Geçen sezon ki şampiyonlukta büyük emeği bulunan ve takımın kaptanları olan bu iki oyuncunun gönderiliş şekli çok ''şık'' olmadı ama takıma zararımız olmasın diye üstüne gitmemeyi tercih ettik.Dünkü maçta da Erman Özgür ve Mustafa Keçeli sakatlandı.Ayrıca Çağdaş Atan'da kırmızı kart gördü.Maçın son dakikalarında da İbrahim Kaş'ta arka adalesini tutarak oynadı.Perşembe günü deplasmanda oynacağımız İBB maçında sıkıntı yaşayacağımızı düşünüyorum.

Dünkü maçta yaptığımız üç değişiklikte, sakatlıklardan dolayı mecburi olunca oyun formatımız değişmek zorunda kaldı.Özellikle Çağdaş atıldıktan sonra solbeke geçen Boum'u yerine oynayan Erhan Güven, Kamerun'luyu fazlasıyla arattı.Manisaspor, Boum solbeke geçtikten sonra göbekten geliştirdikleri ataklarla kalemizde son derece etkili oldu.Her zaman performansını beğendiğim Sehic ve bazende şansımızın yardımıyla kalemizde golü görmedik.Manisaspor'da son vuruşlarda genelde başarısız seçimler yapınca, ortaya beraberlik sonucu çıktı.Aslında ilk yarıda biz, daha baskın oynayan taraftık.Çok net fırsatlar yakalamamıza rağmen, bizimde son vuruşlardaki tercihimiz kötüydü.

Sezon başında bir çok spor otoritesi tarafından düşme adayları içerisinde gösterilen takımımız, 13 haftası geride kalan ligimizde 19 puanla 8. sırada kendine yer bulurken, rakip Manisaspor'da oynadıkları güzel futbolla otoriteleri şaşırtmıştı.Spor severleri son derece şaşırtan bu iki takımdan Manisaspor, 10 kişi kalan rakibi karşısında deplasmanda kaçırdığı 3 puana üzülürken, takımımızda 10 kişi kalmasına rağmen, güçlü rakibi karşısında kazandığı 1 puana çokta sevinemeyenlerden.Hakan Bayraktar, Mustafa Keçeli, Erman Özgür ve İbrahim kaş sakat durumdalar.Son durumları bugün belli olacak.Çağdaş'ında kırmızı kart cezalısı olduğunu düşünürsek, Nurullah Sağlam'ın şuandaki psikolojisi eminim çokta iyi değildir.Olası bir kadro mucizesi olmazsa İBB karşısında değişik pozisyonlarda farklı oyuncular göreceğimizi düşünüyorum.Şimdiden paylaşmak istedim ki önümüzdeki maçta sürpriz yaşamayalım.

3 Aralık 2011

10 Numaraların 4-2-3-1 Sistemi!

Futbol, 1800'lü yıllardan, günümüze kadar gelen ve kitleleri arkasından sürükleyen bir tutkudur.Ülkelerin kozlarını, savaş meydanları yada arenalar yerine, artık yeşil sahalarda göstermeyi yeğlediği, farklı renklerin, farklı kültürlerin buluşma noktasıdır.Kimilerine göre futbol sadece bir oyundur, kimilerine göre sadece Almanların kazandığı bir güç gösterisidir.Kimilerine göre futbol Portakallardır, kimilerine göre Sambacılardır, Gök Mavililerdir.Sonuçta futbol hep futboldur.Aslında futbolu açıklamak için sadece kelimeler yetmiyor.Bazen anlamsızca tutkunu olduğun renklerin peşinden sürükleyip götürüyor, bazen de aldığın bir mağlubiyet içinden bir parça kopmuşçasına canını acıtıyor.Sonuçta futbol tutkusu her dönem devam ediyor.
İngiliz icadı bu tutkuya, Futbol Tarihi boyunca yol arkadaşı olarak, sistemler eşlik etmiş.İlk yıllarında karmaşık oynanan bu oyuna daha sonra akil insanlar müdahale etmiş ve ilk hamle Macarlardan gelmiş.Savunma oyuncuları ile hücum oyuncuları arasında sayısal dengeyi sağlamak amacıyla geliştirdikleri sistemin adını ''Piramidal Sistem'' olarak belirlemişler.Daha sonra İsveçliler bu sistemi geliştirmişler ve ismini de ''Sürgü Sistemi'' koymuşlar.Daha sonraları ofsayt kuralının gelmesiyle İngilizler müdahil olmuş ve onlarda kendilerine has olan ''Klasik Oyun Sistemi''ni geliştirmişler.İngilizleri uyguladığı ''Klasik Oyun Sistemi'', daha sonraki yıllarda İtalyanların uyguladığı ''Cotenaccio'' İsviçrelilerin uyguladığı ''Riegel'' ve Avusturyalıların uyguladığı ''Avusturya Sistemine'' öncülük etmiştir.
Bugün futbolumuzda en çok konuşulan tartışılan ve gündem yaratan konuların başında gelen futbol sistemlerine en can alıcı müdahale yine İngilizlerden gelmiş.Futbol literatürüne stoper kelimesini yerleştiren İngilizler, 1930'lu yıllarda geliştirdikleri WM sistemiyle günümüzde kullandığımız bir çok sistemin temelini oluşturmuşlar.Tabi her ülke bu WM sistemini çeşitlendirerek kendi oyun sitillerini yaratmışlar.Kimisi (Brezilya) 4-2-4 olarak kullanmış, kimisi 4-2-4 sistemindeki defans zafiyetlerinden dolayı daha sağlam oynamak için 4-3-3'ü keşfetmiş.Elinde Beckenbauer gibi çağdaş bir liberosu olanlar 1-3-3-3 sistemini kullanmış, kimisi bu sistemi geliştirerek 3-4-3 sistemini yaratmış.Kimisi (İngilizler) kanatları daha etkin kullanıp savunmada daha sert oynamak için 4-4-2 sistemini keşfetmiş.Geliştirilen her yeni sistemde hep bireysel oyuncu performansları etkili olmuş.Sizinde anlayacağınız gibi akil futbol adamları elindeki malzemeye göre, sahada oynayacakları bir sistem oluşturmuşlar.Tıpkı günümüz Türkiye'sinde olduğu gibi.

Sezon başından beri ligimizde bir çok maçı takip ettim.Bir çoğunu statda çıplak gözle izledim.Bursaspor, Gaziantepspor, Gençlerbirliği, Kayserispor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, maçlarını statda canlı olarak izlediğim takımlardı.Tabi birde bu takımlara ilaveten renklerine gönül verdiğim Mersin İdman Yurdu'nun bir çok maçını canlı olarak takip ettim.Gördüğüm, tüm bu takımların oyun formatının 4-2-3-1 olmasıdır.Ayrıca bu takımlara ilaveten, Karabükspor, Manisaspor, Ankaragücü, Sivasspor, Orduspor, Eskişehirspor'u da zaman zaman 4-2-3-1 oynayan takımlar listesine ilave edebiliriz.Ligimizdeki 18 takımdan tam 14'ü oyun formatı olarak bu sistemi kabullenmişler.Tabi zaman zaman rakibe göre sistemde değişikler yapılıyor ama genelde 4-2-3-1 sistemi benimsenmiş.Şimdi bu 14 takıma baktığımızda ortak bir özellikleri gözüme çarpıyor.Hemen her takımda bir 10 numara diye tabir ettiğimiz forvet arkası bir futbolcu mevcut.Alex, Cernat, Murat Erdoğan, Moritz, Adrian, Alanzinho, Battallia, Furkan, Azofeifa, Querasma, Grosicki, Kamara, Wagner, Culio gibi sayabileceğimiz bir çok isim var.Yani 4-2-3-1 sistemi takımlarımız için bir yerde ihtiyaç değil mecburiyet.Eğer elinizde defansif yönü zayıf, vazgeçemeyeceğiniz bir hucuma dönük orta saha oyuncunuz mevcutsa ve bu oyuncudan maksimum verim almak istiyorsanız 4-2-3-1 dizilişi sizin için tam bir''ağrı kesici''dir. 

Luciano Spalletti, 2005 yılında Roma'nın başına teknik adam olarak geldiğinde elinde bir Totti gibi 10 numara mevcuttu.Tıpkı bir önceki çalıştırdığı kulüp olan Udinese'deki 10 numara Antonio Di Natale gibi.Spalletti, Roma'yı tekrar keşfetmek yerine, Totti'den en fazla verim alabileceği oyun formatı olan 4-2-3-1 sistemini kullandı.Tıpkı Udinese'de olduğu gibi.Spalletti yaygın olarak kullandığı ve çok verim aldığı bu oyun sistemiyle İtalya'da, ''2006 Yılının Teknik Adamı'' ödülünü aldı.Birde Roma takımına üst üste 11 maç kazanma başarısını kazandırdı.Aynı sezon Şampiyonlar Ligi'nde de bir çeyrek final gördüler.Ülkemizde ise Alex faktöründen dolayı  Fenerbahçe'nin, mecburi olarak kullandığı bu sistem sayesinde 4 şampiyonluğu olduğunu belirtelim.Birde son hafta kaybettikleri maçlardan dolayı 2 final gördüler.Geçen sezon, Nurullah Sağlam'ın göreve gelmesiyle, Mersin İdman Yurdu'nda vazgeçilmez olan 4-2-3-1 sistemi bize 28 yıl sonra Süper Lig'e merhaba deme şansı getirdi.Her ne kadar günümüz futbolu, artık forvet arkası olarak kullanılan 10 numara olarak tabir ettiğimiz oyunculara çokta sıcak bakmasa da ligimizde bu tarz oyuncu sayısı (Hepsi bir Hagi, Sergen ve Alex olmasa da) bir hayli fazla oluşundan ötürü 4-2-3-1 dizilişi ligimizin artık vazgeçilmez sistemlerinden biri olma yolunda ilerliyor.Zaten millet olaraktan takımlardaki hep 10 numaralara sempati duyarız ya.Buda olayın bir başka boyutu! 

Avrupa takımlarına baktığımızda, son zamanlarda öncelikli olarak koşan ve pitbull (ısıran) tarzı oyuncular aranırken, şimdi ise uzaylı olduğu düşünülen Messi'nin olağan üstü performansıyla, takımlar tekrar 10 numara oyuncu sevdasına düştüler.Barcelona'nın ezeli rakibi ve 4-4-2 dizilişini benimseyen Real Madrid, bir dönem takım için vazgeçilmez olan ve merkezi görev adamı olan Makalele ve bu tarz oyunculardan(Gravasen, Lass Diara v.s) sonra, Mesut Özil'in takıma katılmasıyla 4-2-3-1 sistemine dikey geçiş yapan takımlardan.Geçen sezon 23 numarayı giyen Mesut Özil'e bu sezon 10 numaralı formayı teslim etmeleri bu belki sebepten ötürü olabilir.4-3-3 dizilişini çok iyi kurgulayan Katalan ekibi Barcelona'nın bile zaman zaman tercih ettiği bu diziliş her geçen gün endüstriyelleşen futbolda da artık işçi kavramının önemini azaltırken, takım halinde savunma ve takım halinde hucum yapma varyasyonlarını biraz daha ön plana çıkarıyor.Futbol seyirciside artık sahada defansif görevleri ön planda olan futbolcular yerine Messileri, C. Ronaldoları, Alexleri görmek istiyor.

Raymond Domenech tarafından 4-5-1 taktiğini kullanan ve defansif  futboluyla izleyenleri sıkmaya başlayan Fransa Milli Takımı'da Lourent Blanc'ı takımın başına getirdikten sonra, oynadıkları son maçlarda Nasri, Martin Marvin, Gourcuff gibi futbolcularını sahada daha aktif kullanmak için bu sistemi tercih edenlerden.Keza 3-5-2 sistemiyle panzerler lakabını alan ve bir futbol ekolü olan Almanlarda 4-2-3-1 sevdasına düşenlerden.Bu sevdaya Almanları iten ise, yine Mesut Özil, Tomas Müller, Mario Götze gibi oyuncuların takımlarında da 4-2-3-1 siteminde oynamaları ve performanslarının en üst seviyede olmalarından dolayıdır.Bu sistemin mimarı olmasa da, futbol dünyasına bu sistemi yerleştiren ve kalıcı olmasını sağlayan Spalletti, artık yavaş yavaş eskimeye yüz tutan 10 numaraların tekrardan bir ihtiyaç haline dönüşmesine vesile olmuştur.Nasıl ki bir futbol dehası Ronaldinho, koşmadığı ve takım savunmasına yardımcı olmadığı için beğenilmeyip ülkesine gönderilmiş olsa da, yine koşmayan bir Totti bu sistem sayesinde takımında efsane olma yolunda ilerliyor.Keza bir dönem Real Madrid forması giyen Robinho'da Madrid günlerinde sistem kurbanı olan futbolculardan.Madrid ekibi Robinho transferinden sonra, oynayabileceği bir sistem geliştirmiş olsaydı, Robinho bugün düşüşte olan bir İtalya Ligi'nde değilde, Barcelona ile çok önceleri kafa yarışına giren bir Real Madrid'de çok rahat oynardı.    

28 Kasım 2011

Orduspor:0 - Miy:1 / Egolar & B Planı

''Bize her yer Mersin değil, çünkü hiçbir yer Mersin kadar güzel değil.''

Dün Avni Aker'de gerçekten müthiş bir maç izledik.Tabiri caizse kıran kırana bir maç oldu.Maçın hakemini kutlamak gerekli.Tempo düşmesin diye çok çaba sarf etti.Verdiği kararlarda, bana göre başarılıydı.Biz hep hakemlerin hatalarını konuşuruzda, başarılı olduklarını fazla görmeyiz.Bizim hakemlerimiz aslında Avrupa'da maç yönetseler daha başarılı olurlar.Çünkü ülkemizde ''malesef'' insanlara saygı olmadığı gibi, sahada da ''yalnız insanlar'' olan hakemlere saygısızlık had safhada.Her zaman dediğim gibi, ülkemizde hakemlerin hakkını arayacak bir sendika kurulmadığı taktirde, hakemlerimizin sonu pek hayırlı olmayacak gibi.

Dün Beşiktaş, kaleci hariç tam 8 savunmacı ile maça çıktı.Amaç belliydi.Carvahal Avrupa yorgunu rakibini önce durdurmak, ikinci yarıda da maçtan düştükleri anda vurmayı planlamıştı.Amacına da ulaştı.Kazananı her zaman tebrik etmişizdir.Şimdi Mersin maçıyla dünkü derbinin ne alakası var ona gelelim.Trabzonspor maç boyunca oyuna hükmetti ama son pozisyonu bir türlü bulamadı.Son iki sezondur oynadıkları şablon, dünkü maçta bir yerde iflas etti.Bilge insan Şenol Güneş, her zaman saygı duyduğum ve örnek aldığım spor adamlarındandır ama maalesef dünkü derbide iflas eden sistemine bir ''B Planı'' bulamadı.Tıpkı bizim 11 haftadır bulamadığımız gibi.

Derbide Beşiktaş, rakibinin en etkili silahı olan, Burak'ın topsuz alandaki direk koşularına, orta sahayı ve defansı kalabalık tutarak çare aradı ve nitekim de başarılı oldular.Burak'ın bulduğu tek pozisyon 88. dakikada geldi.Trabzon tüm maç boyunca. rakibini göbekten yarmak istedi ama başarılı olmadı.Topu kanatlar taşıdılar ama yapılan ortalara hava hakimiyeti olan bir santrforları olmadığı için golü bulamadılar.Zaten istatistiklerde de bu sezon Trabzon'unun hiç kafa golü atmadığını gösteriyor.İşte burda ''B Planı'' devreye giriyor.Takımlarımız sezon başında tek bir şablon üzerinde çalıştıkları için maç içerisinde farklı bir formata geçiş yapamıyorlar.Trabzonspor'unda Burak'sız çıktığı maçlarda epey zorlanması bir B planlarının olmadığına somut bir örnektir.

Mesela aynı sıkıntı Mersin İdman Yurdu'muzda da mevcut.Hemen her maçta Nobre'nin ayağına bakar olduk.Sezon başında Nurullah Sağlam'ın isteğiyle alınan Amoah, nedense kulübenin müdavimi oldu.Sağlam'a Amoah neden oynamıyor diye sorduğumuzda ise daha hazır olmadığını söylüyor.Hollanda Ligi'nde 4 maça çıkan Amoah, ligimizde 11 hafta geride kalmasına rağmen hala hazır değil!Sadece sıkıntımız Amoah'da değil.Nduka'nın ciddi bir düşüşü söz konusu.Burda saha içi sıkıntısından daha çok, saha çok saha dışı faktörler olduğunu düşünüyorum.Tabi bu sıkıntıların dışında birde hafta başında Fatih Şen ve Mehmet Polat takımdan gönderildi ve dar olan kadro iyice kısırlaştı.Biz yine Nurullah Hoca'mızın bir bildiği vardır diyelim ve konunun çok üzerine gitmeyelim.

Dünkü derbide gördük kü takımlarımız her oynadıkları her maçta tek formasyonla devam edecek gibi.Saha içindeki dizilişler değişiyor ama zihniyetler hep aynı.Biz bundan evvel, son üç sezondur Ordu'yu evinde yeniyorduk zaten.Dünde yendik.Hakem gol öncesi Orduspor'un faulünü vermedi bu çok doğru ama tek suçlu hakem mi?Sevgili Arif Erdem abimizin bunu yıllarca yapması ve Cluio'nunda kendini yere çok rahat bırakma huyu ister istemez hakemlerde de bir ön yargı bırakmakta.Peki aynı akşam oynanan Galatasaray-Sivas maçında Ayhan'ın son dakikalarda kişiliğine yakışmayacak şekilde kendini atması bundan sonra içinde bulunduğu pozisyonlarda hakemlerin iki kere düşünmesine sebep olmayacak mı?Nasıl ki saha içindeki mental düşünceler değişmiyorsa futbol ahlakımızda her geçen gün iflasa doğru ilerliyor.

Bakın sadece iki maçtan ne kadar çok tartışılacak malzeme çıkardım.Sadece iki lig maçı.Bunu biz bu hale getirdik.3 Temmuz'da temizlik operasyonuna başladık, bu haftada kurtulmak ve kurtarmak için tekrar yeni yasa tasarısını meclisten geçirdik.Birbirine tahammülü dahi olmayan insanlar, göz göze gelmekten korkan insanlar bir anda birlik oldu.Tek bir seferde yasayı hooooop geçirdiler meclisten.Evet takımlarımızın sahada bir B Planı yok ama ülkemiz siyasetçilerinin bir B Planı her zaman mevcut.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Beyefendiye yasayı onaylamaması için yazdığı mektuptan dolayı Sevgili Şamil Tayyar Beyefendiye bir teşekkürü borç bilirim.

Yalnızca Şamil Bey'e değil teşekkürümüz.Tam 800 km yol katedip takımını destekleyen Kırmızı Şeytanlar teşekkürün en büyüğünü hak ediyor.


16 Ağustos 1925'te Doğduk / Marşımız

24 Kasım 2011

Miy Spor Life Hepimize Hayırlı Olsun

Haberi dün aldım.Kulübümüzün resmi dergisi olan Spor Life yayın hayatına merhaba demiş.Süperlige merhaba dedikten sonra başlatılan çalışma dün itibariyle meyvesini vermeye başladı.Kısmet olursa bugün dergiyi incelemeyi düşünüyorum.Fikirlerimi sizlerle de paylaşırım.Derginin ilk sayısı almak isteyen Miy gönüllüleri stadımızın karşısındaki storeden alabilirler.Şu anda ücreti 7 TL.

23 Kasım 2011

Semih Kaya & Mamadou Sakho ve Genç Futbolcu Sendromumuz

Mamadou Sakho.13 Şubat 1990 doğumlu.Senegal asıllı Fransız.Psg'de oynuyor.Ayrıca takım kaptanı.21 yaşında ama 43 milyon euroluk Pastore'nin kaptanlığını yapıyor.Tam üç sezondur Milan başta olmak üzere bir çok Avrupa devi onu kadrosuna katmak için Fransız ekibinin kapısında bekliyor.Transfermarkt sitesindeki değeri; 16 milyon euro.

Semih Kaya.Öp öz Türk evladı.24 Şubat 1991 doğumlu.Galatasaray'da oynuyor.Sakho'dan sadece 1 yaş küçük.Onunda mevkisi stoper ama hiçbir Avrupa devi O'nu transfer etmek için çaba göstermiyor.Zaten Galatasaray'da da bu sezon toplam 3 maça çıktı.Sakatlık olmasa forma bulması çok zordu.Bir yerde mecburiyetten forma şansı buldu.Transfermarkt sitesindeki değeri 400 bin euro.
Mamadou Sakho ile Semih Kaya'nın bir çok benzerliği var.Onun için Sakho'yu Semih ile kıyasladım.Kıyaslama derken Sakho, Semih'ten iki gömlek daha üstün bir oyuncu ve kesinlikle tartışılmaz ama bu Semih'in suçu değil ki.Nihayetinde Sakho'da bir Messi değil elbet.Allah vergisi yetenekleri olan çok üst düzey bir futbolcuda değil.Zaten Allah vergisi bir yeteneği olsaydı savunma pozisyonunda değilde hücumda oynardı.Mesela Sakho'da Semih gibi iki ağır sakatlık geçirdi.Tabii Sakho'nun sakatlıkları Semih'inki kadar ciddi olmasa da yinede ağır sakatlıklardı.Toplamda 5-6 ay futbol oynayamadı.Bir başka benzerlik ise Sakho'da Semih gibi Fransa Milli Takımı'nın bütün yaş kategorilerinde forma giydi.Tabi Sakho Fransa formasıyla bir çok turnuvada yer alırken Semih sadece elemelerde forma giyebildi.Sakho'da Semih gibi Psg formasını ilk kez 17 yaşında giydi ve bugüne dek bu formayı tam 100 kez terletti.Semih'te Galatasaray formasını ilk giydiğinde 17 yaşındaydı.

Sakho bu formayı giydiğinde Psg ligde  zor günler yaşıyordu ve düşme potasındaydı.Ama Fransızlar yaşına değil yeteneğine güvenerek formayı gözü kapalı teslim ettiler.Galatasaray ne yaptı peki.Semih'i kazanabilecekleri bir maçta ona güvenip forma vermek yerine Harry Kewell'ı stoperde görevlendirdiler.Bu dahi de, gençlere forma vermesiyle ünlü olan Bülent Korkmaz'dı.Kendisine 18 yaşında bir Avrupa Kupası maçında gözü kapalı forma veren hocası Mustafa Denizli'ye ihanet edercesine Semih'e değilde Kewell'a güvendi.Sakho'nun Psg formasıyla 2008'de Coupe de la Ligue ve 2010'da Coupe de France şampiyonluğu yaşadı.Tam 4 sezondur bu formayı giyiyor.Bu sebepten ötürüde O'nu takım kaptanlığına layık gördüler.Belki sezon sonunda başka bir Avrupa kulübüne gidecek.Ciddi bir bonservis bedeli ile...Evet biz hep kendimizi kandırıyoruz, 22 yaşına merdiven dayamış bir Semih'i, genç oyuncu oynatıyoruz diye övünüyoruz.Artık transfer yaşının 5 yaşına kadar indiği Avrupa kulüpleri 20'li yaşları tecrübeli sınıfına koyarken biz 27 yaşındaki Semih Şentürk'e hala genç Semih diyoruz.Kendimi çalıp kendimiz oynuyoruz.

Semih Kaya ve Mamadou Sakho.İkiside stoperde oynuyor ve ikiside belli yetenekleri olan oyuncular.Sakho'nun Semih'ten ''futbol literatüründe üstün olması'' sadece daha iyi işlenmesinden ötürüdür.Avrupa da 17-18 yaşlarındaki oyuncular senede ortalama 50-60 maça çıkarken bizim ligimizde 20 maça çıkamamalarından dolayı Sakho, Semih'ten öndedir.Lugano Türkiye'de banko oynarken Psg'de Sakho'nu arkasında yedek beklemesi, Fransızların futbola bakış açılarının bizden daha önde olmasından dolayıdır.Fransızlar, 20 yaş altındaki Hazard'ları, Sow'ları, Sakho'ları yetiştirip parlatırken biz 23 yaşındaki Mustafa Yumlu'yu genç oyuncu kabul ederiz.

Şimdi göz bebeğimiz dört büyüklere gelelim.Bakıyoruz kadrolarına altyapılarından çıkan oyuncu sayısı 5 etmiyor.Mustafa Yumlu ve Semih Kaya dışında altyapısından defans oyuncusu çıkaran takım yok.Hoş bu iki oyuncuda tesadüfler eseri forma giyiyor.Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'un defanslarına bakıyoruz hep dışarıdan aldıkları oyuncular forma giyiyor.Altyapısıyla(!) ünlü olan Galatasaray bile bir Servet ve bir Gökhan Zan yetiştiremiyor.Bir Messi ya da Ronaldo değil, bir Maldini ya da Nesta değil,bir Servet, İbrahim Toraman, Gökhan Zan hatta bir Yobo bile yetiştiremiyorlar.O zaman niye bu tesisleri yapıyorlar ki.Boşa masraf.Zaten yurt dışında altyapısı sağlam ülkeler bizim için yetiştiriyorlar gerekli olanları.Biraz da Anadolu Kulüpleri parlatır satar.Tabi birde ikinci sınıf yabancıları unutmamak gerek.Tamam işte kadroyu kurduk sayılır.Dedim ya kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

Romelu Lukaku 16 yaşında forma giyip takımında 25 gol atarak gol kralı olurken biz forvet yetiştiremiyoruz.Hakan Şükür olmasa uluslararası golcümüz yok.Lukaku 18 yaşında Chelsea'ya dünya paraya transfer olurken biz takımda oynatacak yerli forvet bulmakta zorluk çekiyoruz.Belçika nüfusu 10 milyon biz 70 milyonuz.Transferlere her sene 100 milyonlarca euro harcarken takımlarımızın genç oyuncu oynatma gibi bir zorunluluğunun olmadığı bir ligimiz var.Bundan dolayı hep aynı jenerasyonlarla bir kısır döngünün içinde yaşıyoruz.Burda asıl olan Semih Kaya değil.Onu örneklememiz, sadece son zamanlarda parlayan bir futbolcu olması.Tıpkı zamanında Okan Koç gibi, Tarık Taşgün gibi, Cafercan Aksu gibi, tıpkı bir anda parlayıp sonra yok olup giden diğer yıldız adayı futbolcularımız gibi.Belki Semih'te parlayıp yıldızlaşacak Arda Turan gibi, Tuncay Şanlı gibi, Nihat kahveci gibi belkide bu performansını devam ettiremeyip yavaş yavaş kaybolup gidecek.Temennimiz Semih'in en iyi yerlere gelmesidir elbette fakat unutmamak gerekir ki bu ülkede nice Semihler forma beklemekte.

Nasıl ki Semih'in iki farklı takımla (Galatasaray ve Gaziantepspor) ilk çıktığı maç İ.B.B olması tesadüf ise bugün ismini bu kadar sık duymamızda tamamen tesadüftür.Biraz futbol izleyenler Semih'in hangi şartlarda buralara geldiğini çok iyi biliyorlar.Biz hatalarını gören ama bu hatalarını düzeltmeye uğraşmayan bir milletiz.İnşallah yeni hatamız Semih Kaya olmaz.İnşallah bu genç ve güzel insan Semih'te bir gün, hayranı olduğu ve forma numarasını taşıdığı John Terry ile yanyana oynama imkanına erişir.

Trabzonspor :1- İnter : 1 / Turkish Delight

Tarihi boyunca küme düşmeyen tek İtalyan takımı olan Inter, yine yapılan bir istatistiklere göre Juventus'dan sonra en çok taraftarı olan ikinci İtalyan kulübüdür.Toplamda 3 kez Avrupa'nın en büyüğü olan Nerazzurri'ler Avrupa'nın iki numaralı kupası olan Uefa Kupası'nıda 3 kez kazanma başarısı göstermişlerdir.Kıtalar Arası Kupa'yıda 2 kez kazanmışlar.Serie A'da 18 kez, İtalya Kupası'nda ise 7 defa zafere ulaşmıştır.İtalya Süper Kupası'nı ise 5 kez kazanmışlardır.Zaten resmi web sitelerinin girişide şanlı geçmişleri hakkında her şeyi açıklıyor.(Merak edenler için bkz. http://www.inter.it/)

Böylesine başarılarla dolu bir mazisi olunca İnter'de ilk maçta temsilcimiz Trabzonspor'u küçümsemiş, rakibine saygı göstermemişti.Çünkü Trabzonspor tarihinde hiç Ş.Ligi oynamamıştı ve bu onların ilk maçı olacaktı.Inter ise bu heyecanı yüzlerce kez yaşamıştı ve tecrübelilerdi.Kupayı bile kazanma başarısı göstermişlerdi.Tabi bu böbürlenme onlara pahalıya patlamıştı ve sahadan mağlup ayrıldılar.Dün ise, sahada her ne kadar gruptan çıkmayı garantilemiş olsalar da rakibine saygılı ve ciddiye alan bir Inter vardı.
Aslında cuma günü Mersin'de oynanan Süper lig maçında Trabzonspor'u canlı olarak izleme imkanım olmuştu.Oynadıkları futbol bana şampiyon olabilecek takım görüntüsü vermemişti.Sahada Burak ve diğerleri şeklinde bir format vardı.Dün ise sahada gerçekten tam takım olmuş bir ekip görüntüsü içerisindeydiler.Spor Bakanı'mız Suat Kılıç, futbol kulüplerimiz için yapmaya çalıştığı yeni düzenlemelere birde, Colman gibi kaliteli yabancı bulma şartı getirmeli.Dün tek kelimeyle muhteşemdi.Sahada takımı adına her şeyi yaptı.Tüm takım bireysel olarak gerçekten müthiş oynadı ama Colman farklıydı.Top Colman'a geldiğinde O'nu oynatmamak adında Cambiasso ve Stankovic gibi üst düzey iki orta saha oyuncusu aynı anda basmak zorunda kaldı.

Kaleci Tolga, Glowacki, Marek Cech, Celutska ve Halil Altıntop maçta diğer yıldızlaşan isimlerdi.Tabi pastadaki en büyük pay Sevgili Şenol Güneş'e ait.Geçen sezonki takımdan bir çok oyuncu ayrılmasına rağmen, hedef küçültmek yerine çıtayı iyice yükseltmiş.Geçen sezonki Ş. Ligi maçlarında temsilcimiz Bursaspor 5 maç sonunda 0 puan çekmiş 14 gol yiyip 1 gol atabilmişti.Bugün ise Trabzonspor'un gruptan çıkma başarısı göstermesi hiç de süpriz sayılmayacak.Burada Trabzonspor'un az da olsa Avrupa tecrübesi etkili olmuştur.En azından Avrupa maçlarında nasıl oynamak gerektiğini tecrübe edinmişler.Cuma günü lig maçındaki performanslarıyla dünkü maçtaki performansları arasında epeyce fark vardı.

Bize Avrupa arenasında bu gururu yaşattıkları için Trabzonspor'a sonsuz teşekkürler.Umarım önümüzdeki Lille karşılaşmasında da aynı mental düşüncelerle sahaya çıkarlar ve gruptan çıkmak için gerekli puan ya da puanları alırlar.Çünkü; yükseliş dönemi biten, duraklama döneminide geride bırakan ve şu anda tekrar yükselişe mi geçecek yoksa dibe mi vuracak diye tedirginlikle beklediğimiz futbolumuz için yeni bir umut olurlar.

19 Kasım 2011

Mersin İdman Yurdu-Trabzonspor maçı özeti

Daha evvel böyle bir çalışma düşünmüyordum ama bundan sonraki maçların özet görüntülerine zamanım elverdikçe blogda yer vereceğim.İlk maçımız dünkü Miy-Ts maçı.

Abbas Ali abartma kardeşim!

Videomuz Bae-Kuveyt Dünya Kupası eleme maçından.Olayın kahramanı, Birleşik Arap Emirlikleri'nden Abbas Ali.Rakibini adam adama savunurken...İzleyelin.

Centilmence / Miy : 1 - Ts: 1

70. DK: GOOOOOLLLLL!!!!!
Golü atan futbolcu;Trabzonspor'dan Giray.
Mersin İdman Yurdu, Trabzonspor karşısında 1-0 öne geçti.
Hemen 10 dakika sonra....
80. DK: GOOOOOLLLLL!!!!!
Golü atan futbolcu;M.İ.Yurdu'ndan Moritz.
Trabzonspor, M.İ.Yurdu karşısında 1-1 beraberliği yakaladı.
İşte böyle enteresan bir maçtı.Önce güzel bir hava, sonra sağnak bir yağış.Sahada sicim gibi yağan yağmura rağmen mücadeleyi asla bırakmayan 22 futbolcu vardı ve gerçekten bir teşekkürü hak ettiler.Çokta centilmence geçti maç.Her iki teknik adamın birbirine olan saygı ve sevgisi görülmeye değerdi.Golleride birbirlerine ikram ederek centilmenlik çıtasını üst seviyeye çıkardılar.

Maçı kısaca  açıklamak istersek; ortada bir mücadele oldu.İki takımda oyundan düşmedi.Bizde alışkanlık olan son dakikalarda arkaya yaslanma huyu dün yine devam etti.Özellikle Nurullah Hoca'nın Moritz'i oyunda tutma ısrarı tribünlerden epey tepki aldı.Yağan yağmura rağmen zeminimiz bu haftada harikaydı.Maçtan önce Nurullah Sağlam'ın Burak'ı öven sözlerine, Şenol Hoca'da maç bitiminde Mersin İdman Yurdu'nu överek karşılık verdi.Maçın hakemi de gayet iyi bir maç çıkardı.Bizim golden önceki Nduka'nın topu kontrolü esnasında el ile müdahalesini göremedi.Birde Moritz'in pozisyonunda penaltı olduğu iddiaları vardı.

Maça sonradan giren Nduka hala güçsüz bir görüntü içerisinde.Zurita'da her geçen hafta ağırlaşıyor.Moritz hala Galatasaray maçını unutamamış gibi.Defans hattımızda İbrahim Kaş, geçen haftalara nazaran daha toparlanmış bir görüntü içerisindeydi.Yerinde hamleleri vardı.Çağdaş bu hafta solda oynadı.Çıkışları etkiliydi, çabuk bir oyuncu olmasa da geriye dönüşlerde sıkıntı yaşamadı.Tabi arkasında Joseph Boum'un olması bir avantajıydı.Erhan Güven yine son vuruşlarda etkisizdi.Sağdan bindirmeleri çok etkili fakat isabetsiz ortaları gerçekten çok yoruyor bizleri.Ben Yahia her geçen hafta daha iyiye gidiyor.Bu haftada ki performansıda alkışı hak etti.Nobre susmaya bu haftada devam etti ama attığı iki pasla Moritz'i iki kez gol pozisyonuna sokmasını da bildi.Erman Özgür'de iyiydi lakin Moritz ile aynı anda sahada olmaları dezavantajımıza oluyor.

Bir haftayı da bu şekilde bitirdik.Aslında hafta sonunun ilk gününde iyi bir maç çıkardık.Seyircimiz harikaydı.Takıma destekleri, futbolcularımızı da olumlu yönde etkiledi.Son dakikalarda daha dikkatli olsaydık galip gelebilirdik ama olmadı.Geçen haftaki Galatasaray maçından sonra yine bir büyük takıma kaybetmedik.İlk yarı bitene kadar kalan maçlarımızda daha dikkatli olmalıyız.İkinci devredeki fikstür dezavantajımız söz konusu.Bunu çok iyi analiz etmeliyiz.Kondisyon olarak biraz daha toparlanmamız gerekli.Ayrıca formsuz oyuncu sayısı her geçen hafta artıyor.Buna rağmen oynadığımız maçlarıda kaybetmememiz önemli bir özelliğimiz oldu.Haftaya Ordu deplasmanındayız.Takımımıza şimdiden başarılar dileriz.Unutmayalım ki;

''Herkes gider biz kalırız biz Kırmızı Şeytanlarız.''

18 Kasım 2011

Milli Takımımız & Abdullah Avcı / Maksimir Stadı'nın tesiri!

Maksimir Stadı tarihi bir stad ve sadece futbol oynanmadı orda.

Mesela Hırvatların bağımsızlık ateşini yakan tekme orda atıldı.

Mesela Hırvatların aykırı çocuğu Dpric eski playboy güzeli karısıyla İngiltere maçı öncesinde orda sevişti.

Peki bize bu stadın tesiri ne?Bana öyle geliyor ki bu stadı bizim bazı milli oyuncularımız asla unutmayacaklar.Kim mi?

Mesela Ömer Toprak...
İlk Milli maçına bu stadda çıktı.İlk defa oynadığı arkadaşlarıyla uyumu sayesinde harika bir performans gösterdi.Belki çok erken konuşuyoruz ama uzun zamandır aradığımız bir stopere sahip olmamamız çok yakındır.Gerçekten O'nu izlerken gurur duydum.Sadece Ömer'le değil, İsmail ile, Sinan ile...Bu stadda gösterdikleri performans ile belkide Ayyıldızlı formanın müdavimi olacaklardır.Şimdilik zamana bırakalım.

O maç geride kaldı ve şampiyona biletini alamadık.Hiddink'ide kibarca kovduk.Daha evvel Terim'i kovduğumuz gibi, Güneş'i kovduğumuz gibi, Yanal'ı kovduğumuz gibi.Dün atılan bu imzaya en çok karşı gelenlerden biride bendim sanırım.Abdullah Avcı'nın Milli Takım için erken olduğunu hatta Hiddink'in gönderilmemesi gerektiğini düşünüyordum.Artık düşüncelerimin bir önemi kalmadı.

Abdullah Avcı'yı istememe nedenimi daha önceki yazımda kısaca anlatmıştım.Saha dışı faktörler, sürekli karşısına çıkacak ve yıpranmaması gereken bir isim olan Avcı, belki de bir daha Türk Futboluna hizmet edemeyecekti.Ben O'nu hep İBB ile oynadığı güzel futbol ve U17 ile yakaladığı başarılarla hatırlamak istiyordum ama olmadı.Bu görevide kendisi istedi.Umarım hayırlısı olur her iki tarafada.

Şimdi artık düşüncelerimizi bir kenara bırakıp yeni bir heyecanın içerisindeyiz.Rövanş maçında Zagreb'te oyuncularımızın performansı gerçekten iyiydi.Tabi rakibimizinde ilk maçta yakaladığı skor avantajı, maça direk etki etti.Her şeye rağmen o maçtan sonra ümitlenmemek elde değil.Artık değişimde başladığına göre önümüze nasıl bakarız onu tartışmalıyız.

Şimdi balık baştan kokar dedik ve en baştan itibaren değişime başladık.Her ne olursa olsun Avcı'ya sürekli destek olmamız gerekiyor.Basına, medyaya, spor adamları ve yöneticilere büyük iş düşüyor.Avcı'yı av olarak görmemeliler, tercihlerine saygı duymalılar.Nihayetinde Abdullah Avcı'nın genç milli takımlarda belli bir kariyeri var ve oyuncu tercihleride bu yönde olacaktır.

Oyuncu havuzumuz çok geniş değil tartışmalarına katılmıyorum ama oyuncularımızın profesyonellik anlayışının Avrupalı meslektaşlarının gerisinde olduğu düşüncesinde hemfikirim.Bunun en bariz örneği, Hırvatlarla oynanan iki maçta gördüğümüz sarı kartlardır.Kim ne pahasına olursa olsun hem rakibine, hem takım arkadaşına hem de taraftarlara karşı saygılı olmak zorundadır.Kimse kendisini Milli Takım forması altındayken vazgeçilmez sanmamalı.Oynadığı kulübün başkanının ve yönetiminin desteğini arkasına alarak kabadayılık yapmamalı.

Şimdi artık geriye bakmayı bırakıp biraz da önümüze bakmalıyız.Gelecek milli takımımız nasıl olur diye bir beyin fırtınası yapalım istedim.Önce kalemizden başlayalım.Volkan Demirel bir kaleci için yaşının genç (29) olmasına rağmen yaşadığı ve yaşattığı sıkıntılardan dolayı milli formadan biraz olsun uzaklaştırılmalı.Arkasından çok yetenekli kalecilerimiz geliyor ki şu anda gerçekten çok formdalar.Tolga Zengin, Onur Recep Kıvrak, Sinan Bolat, Cenk Gönen, İlker Avcıbay, Özkan Karabulut gibi ligimizde de sürekli oynayan geniş bir kaleci havuzumuz mevcut.İçlerinden ben son zamanlarda gösterdiği performansla Tolga, Sinan ve İlker Avcıbay'ı çok beğeniyorum.Özellikle İlker Avcıbay bana göre devamlılığıyla bir şansı hak edenlerden.Kaleci konusunda artık İstanbul dışına çıkılmalı diye düşünüyorum.

Defans hattımızda stoperde de yeni yüzler görmek isteyenlerdenim.Sürekli sakatlıklarla boğuşan Gökhan Zan ve sürekli tartışılan bir Servet Çetin'de dinlendirilmeli.İbrahim Toraman hiç düşünülmemeli.Bu bölgede Ömer Toprak'ın bizi tercih etmesi büyük avantaj.Vizyonu ve oyun görüşü bakımından formayı ilk hak edenlerden.Yanında ''Serdar Aziz'' gibi mücadeleci ve devamlılığı iyi olan hava toplarında etkili bir isim harika olur.Egemen,Giray ve geriden gelen Semih Kaya, Serdar Kesimal, Aykut Demir, Ersan Gülüm'de bu mevkide diğer alternatifler olarak görülebilir.

Defans hattımızda beklerde ise çok alternatifler mevcut değil.Burda bir yenilenme zor görünmekte.Mevcut sağ beklerimiz Gökhan Gönül, Sabri, Serkan Balcı.Bu isimlere alternatif olarak belki G.Birliği'nden Mahmut Boz'u ekleyebiliriz.Sol bekte de aynı alternatifsizlik söz konusu.Mevcut isimler; Hakan Balta ve zaman zaman İsmail Köybaşı.Bu iki isime alternatif Çağlar Birinci, Hasan Ali Kaldırım ve Musa Nizam düşünülebilir.Bana göre Hakan Balta ve Çağlar bu bölgede ilk tercih olmamalı.Kayserili Hasan Ali geçen sezon 34 maçta 33 kez forma giydi.İsmail ve Hasan Ali bu bölgede ilk düşünülmesi gereken isimler olmalı.Buraya son isim ise Sivaslı Ziya olabilir ama çok zor bir ihtimal olur.

Orta saha ise alternatifi çok bol olan bölgemiz konumunda.Göbekte, Mehmet Topal, Selçuk İnan, Nuri Şahin, Tunay Torun, Necip Uysal, Alper Potuk, Yekta Kurtuluş, Yiğit İncedemir, Okay Yokuşlu gibi say say bitmez bir madenimiz var.Tabi hepsi işlenmiş ve hazır oyuncular değil ama işlendiği taktirde hepsi birer mücevher olacaklardır.Kanatlarda ise Gökhan Töre, Hamit Altıntop, Caner Erkin, Kazım Kazım, Olcan Adın, Arda Turan, Ömer Şişmanoğlu, Mehmet Ekici, Yiğit Gökoğlan gibi önemli isimler mevcut.Bu isimlerden Kazım ilk tercih olmamalı bana göre.İyi bir yedek olarak düşünülebilir.Hamit ise mental olarak bir çöküntü sürecine girmiş gibi.İyi bir rehabiliteden sonra düşünülmeli.Keza Arda'da yıldız statüsünü erken kazananlardan.Son zamanlarda ki davranışları biraz tepki çekti.Dikkati çekilmeli.

Forvet hattımızda da bolluk söz konusu ama varlık içinde yokluk mücadelesi veriyoruz.Hiddink dönemindeki aslındaki en büyük sorunumuz gol atamamaktı.Bunu Avcı ile acil çözmemiz gerekli.Bu bölgedeki isimlere gelecek olursak formayı en çok hakeden isim olan Burak yine ilk tercih olmalı.Mevlüt Erdinç takıma Fransız kalmamalı.Mevlüt hali hazırda en potansiyel sahibi isimlerden.Cenk Tosun'u yavaş yavaş takıma hazırlamalı.Formsuzluğu var ama kalitesi ve kumaşı ortada olan bir isim.Diğer alternatifler ise Umut Bulut, Sercan Yıldırım, Semih Şentürk, Mustafa Pektemek, Hurşut Meriç gibi düşünülebilir.Bu isimlere de sabırla beklenen süreler verilmeli.

Genel olarak bakıldığında eski ve yeni isimler olarak bu oyuncularımızı sayabiliriz.Tabi burda benim gözden kaçırdığım isimler olabilir.Bana göre milli takım havuzundaki oyuncu sayısı 40 ile sınırlandırılmalı.Zaten çok sık oynamadıkları için tam takım olamamanın verdiği sıkıntılar mevcut.Birde bu sıkıntıya sürekli değişen isimleri eklersek asla takım olamayız.İyisiyle kötüsüyle Hiddink dönemi bitti ve artık önümüze bakmalıyız.Eskiden şikayet ettiğimiz bir konu olan, oyuncularımızın takımlarında oynamadığı sıkıntısıda artık geride kalmış gibi.Mevcut genç oyuncularımız takımlarında sürekli oynayan isimler.Yani bahanelerden biri gitmiş durumda.

Ayrıca Hiddink döneminde ki bir önemli kazancımız ise takım savunması olgusu.Bunun temelini Hollandalı bize azda olsa öğretti.İlerleyen dönemlerde bunun meyvesini yiyeceğimizi düşünüyorum.Avrupadaki gurbetçilerimizde ise önemli atılımlar yaparak kendi safımıza çekmiş durumdayız ki buda bir başka olumlu gelişme.Burda ne kadar eleştirsek te Hiddink'in hakkını vermeliyiz.Şimdi sıkıntılarımızı bir kenara bırakıp yeni oluşuma destek vermeliyiz.Tabi bu oluşumun hayalini sadece biz kurmuyoruz.Eminim ki Abdullah Avcı'da bir değişimi düşünüyordur.Zaten onun için bu göreve getirildi.Umarım bu uğurda ''AV'' olmazda soyadı gibi  ''AVCI'' bir takım yaratır.Şimdiden sonsuz başarılar temennisi ile...

14 Kasım 2011

Mersin İdman Yurdum / Akdeniz Akşamları


Kayseri Kadir Has Stadı.Deplasmandayız.2-2 biten maçta soğuk tribünler akdeniz akşamlarıyla ısınıyor...

Hiddink gitsin!..Peki kim gelsin?

En başta söylemek isterim ki illa biri gelecekse bu ne Abdullah Avcı olsun, ne de Ertuğrul Sağlam.Nedeni ni yazımın devamında açıklayacağım.


Öncelikle, idamı istenilen ''Sanık'' Hiddink'ten başlayalım....

Hiddink; PSV Eindhoven'a 1986, 1987, 1988 ve 1989 yıllarında üst üste 4 lig şampiyonluğu kazandırdı. 1988, 1989 ve 1990 yıllarında ise aynı takımla Hollanda Kupası'nı kazandı. Ayrıca 1987-88 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında Galatasaray'ı eledikten sonra Benfica ile finalde karşılaştı ve bu turnuvada da şampiyonluğu kazandı.Sonrasında Valencia, Hollanda Milli Takımı, Rusya Milli Takımı, Real Madrid, Real Betis, G.Kore Milli Takımı derken liste uzayıp gidiyor.Şimdi tek tek kariyerindeki başarıları sıralamak istesek iki farklı yazı çıkarabiliriz.

Kariyerinde bir çok farklı kültürden takım kartviziti olan Hiddink ilk başarısızlığını nedense ülkemizde yaşamış.Hemde Avrupa Şampiyonu apoletini taktığı sezonun hemen arkasında.İlk denemesinde 6 ay kalabilmiş bizim memlekette.Ardından ne olmuş.4 sezon Valencia, 4 sezon Hollanda Milli Takımı ve Real Madrid Teknik Direktörlüğü eklemiş kariyerine.İspanyollar bu işi bilmiyor demek ki.Gittiği her ülkeye her takıma bir şeyler katmış.Şu anda boşta kalsa en az 10 üst düzey takım sıraya girer.En yakın örneğini bu yaz yaşamadık mı?Chelsea sezon başında adamın kapısında yattı nerdeyse, nefes aldırmadı.O zaman övünüyorduk ne sağlam kontrat yapmışız diye.Adam bizi bırakıp gidemez diye.Peki şimdi ne oldu?Ne değişti.O zaman ki Milli Takımımız çok mu üst düzey oynuyordu da biz mi görmedik.

Amacım Hiddink'i savunmak değil.Bizim takımda başarılı olamadı evet.Bizi benimsemedi evet.Her maç sonrasında bizim yaptığımız gibi sadece yorum yaptı.Hatalarımızı yüzümüze vurdu çözüm üret(e)medi evet.Senede toplasan bir ay kalmadı burda evet.Rica minnet üzerine ligimizdeki maçları takip etti evet.Bunların hepsine evet ve sonuna kadar katılırım yalnız Hiddink teknik direktör derseniz buna katılmam.Biz değilmiydik adamı 8 ay bekleyen.Biz değilmiydik geldiğinde tam bir futbol bilginiymiş diyen.Röportaj yapmak için sıraya giren.Biz değilmiydik Del Bosque'yi kovan, Löw'ü kovan...Biz geçmişi çok çabuk unutuyoruz da neyse.

Hiddink olmadı.Tutmadı.Çünkü Hiddink üstyapı adamı.O gelen malzemeyi harmanlar ve ortaya ürünü çıkarır.Onun için bu işte uzman ve genelde başarılı.Biz alt yapımızı 90'lı yılların başında bir defa oturttuk arkasından, 1993 Akdeniz Oyunları Şampiyonluğu, Euro 96, Euro 2000, 2002 Dünya Kupası başarıları geldi.O jenerasyon emekli oldu.Sonraki jenerasyonumuzu Fenerbahçe'nin ümit milli takım oyuncularını kadrosuna katıp onlarla Şampiyonlar Ligi çeyrek finali yaşadığı gençlerle yakaladık.Ardından Euro 2008 geldi.Aynı jenerasyon 2010 Afrika trenini kaçırınca çok yıprandı, yıpratıldı.Çünkü biz çıtamızı o kadar çok yükseltmiştik ki, bir anda kendimizi dev aynasında buluverdik.1992 Yılına kadar futbola hiç bir katkıda bulunmamış biz, bir anda dünya devi oluverdik.

Önce Letonya, sonrasında İsviçre çöküntülerini hala kaldıramadık.Biz bataklığı kurutmak yerine sinek avına çıktık.Her yaşadığımız hezimet sonrasında kendimizi tartıştık durduk.Çözüm aradık ama uygulamadık.Ve her seferinde faturayı teknik adamlara kestik.M. Denizli gitti, Ş.Güneş geldi, Güneş gitti, Yanal geldi, Yanal gitti Terim geldi...Baktık olmuyor gittik dünyada milli takım işini en iyi yapanı getirdik.Kapısında yattık yalvardık.Adam ben emekli olacağım istemiyorum dedi biz milyon euroları bir çırpıda önüne serdik.O da olmadı şimdi kariyerine bakmadan bilgisini sorgular olduk.Şimdi linç ettiğimiz ve beğenmediğimiz Hiddink, yarın olmazda oldu varsayalım, Hırvatları bir mucize eseri yenip elerse ne olacak.O zaman da Hiddink'i, haşa huzurdan Tanrı'mı ilan edeceğiz.Artık şu şakşakçılığı bırakalım.Hiddink hatalıdır ve bu işi başaramamıştır fakat tek suçlu Hiddink'midir.Sırf kadrolarını kontenjan dolsun diye 3.sınıf  yabancılarla dolduran yönetimler, menajerlerin eline düşen kulüp başkanları, profesyonelce yaşamayan futbolcularımız, ciddi paraların döndüğü bu sektörde bir denetleme kurulu olmayan Tff , hatta hükümetler bile suçludur.

Yazımın en başında söylediğime gelecek olursak.Neden Avcı ve Sağlam olmasın...İkiside şu anda çöküşte olan futbolumuzun gerçekten ışıkları durumundalar.Bir yerde hem kişilikleriyle hem de duruşlarıyla futbolumuzu aydınlatan insanlar.Önce Abdullah Avcıdan başlayalım.Şu anda medya ya yansıyanlara bakarsak bir Abdullah Avcı ''kamuoyu'' oluşmuş durumda.Kendisi de sanırım sıcak bakıyor.Bundan önceki dönemlerde ismi geçtiğinde uzak duruyordu ve basına görevi istemediğini belirtiyordu fakat bu defa böyle bir şeye şu ana kadar rastlamadım.Keşke görevi kabul etmese.Çünkü daha önce İ.B.B'de çalıştığı Göksel Gümüşdağ TFF Yönetim Kurulu'nda.Bir yerde ahbap çavuş ilişkisi sürekli medyada olacaktır.Bir diğer sebebi Avcı'nın Galatasaraylı ve Galatasaray kökenli olması.Seçimleri sürekli tartışılacak ve üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşacak.



Ertuğrul Sağlam'a gelelim.Kendisi bilindiği üzere belli bir cemaate yakın bir kişi.Ayrıca eşi kapalı.Muhafakazar kesimden yani.Peki bu suçmu asla.Ama bizim ülkemizde suç.Müslümanız ama Cuma Namazı'na giden oyuncularımızı linç ederiz.Anelka oruç tutunca överiz ama Hakan Şükür'e zorla gazetecilerin içerisinde su içiririz.Günlerce tartışırız.Ertuğrul daha önce Beşiktaş'ta malum sıkıntıları yaşamış bir isim.Ve rahat bırakıldığında Bursaspor ile başardıkları da ortada olan bir isim.Belki üzerindeki baskıya göğüs gerebilir lakin ben İstanbul medyasının O'nu bu koltukta çok ta rahat bırakacağını düşünmüyorum.Göreve başladığı gün aç kurtlar gibi saldırıya başlarlar.Yeterki ellerinde işleyebilecekleri bir malzeme olsun.

Dediğim gibi bu iki önemli isim bana göre şu anda milli takım için uygun değil.Bilgileri, duruşları, her şeyleriyle bu görevi hak ediyorlar lakin başka sebeplerden ötürü ben onların ne yıpratılmasını ne de kamuoyunda linç edilmesini istemiyorum.Onlar bataklıkta batmaya doğru giden ligimizde ellerinden tutup kurtulabileceğimiz bir kaç önemli isimden ve gönlüm razı gelmiyor.Hiddink ülkesine kaçıp kurtuluyordu fakat ne Abdullah Avcı ne de Ertuğrul Sağlam'ın böyle kaçmak gibi bir lüksü yok.Onun için bu iki ismi harcamayalım.Bırakalım onlar bize ışık saçmaya devam etsinler.


Peki Hiddink gidecek, Avcı ve Sağlam'da olmayacaksa kim olacak diyeceksiniz.Benim görüşüm bu iş için Raşit Çetiner'den yana.Gördüğüm okuduğum kadarıyla medyada bu isim hiç geçmiyor fakat bana göre bu iş için biçilmiş kaptan.Olurmu demeyin.1998'den başlayıp 2005'e kadar U21 takımımızın başında idi.Birçok başarının mimarıydı.O gittikten sonra ne U21 milli takımı dikiş tutturdu ne de uzun süreli çalışan bir teknik adam geldi.Baktılar olmuyor 2010 yılında tekrar göreve getirdiler.Hem konumu itibariyle hem şuan ki kadromuzu tanımasından ötürü Raşit Hoca bence en doğru seçim olur.Ayrıca her dönem tartışmıyor muyuz teknik adam alttan gelmeli diye.


Biz bunu Piontek sonrası Fatih Terim'le denedik ve son derece başarılı olduk.Bir kere daha denesek ne çıkar ki.Milli Takım konusunda dünyanın en iyi ismini bile getirdik ama olmadı.Bir de Raşit Çetiner'e şans versek ne çıkar.Zaten O'nun ikinci kez göreve başlamasından sonraki dönemde U21 milli takımı oyuncuları düzenli olarak takımlarında da oynamaya başladılar.Geçenlerde bu konuda PC Lion Blog'da bu konu hakkında bir yazı çıktı.Ordaki yayınlanan kadrodaki oyuncularımızın tümü takımlarında ciddi süre alan isimler.Bu futbolumuz için önemli bir gelişme açıkçası.Şimdi Raşit Hoca önderliğinde eskilerle yeniler arasında bir karma çıkarılırsa eminim ki Türk futbolu için önemli bir reçete olur.Denemek bize zarar getirmez.Zaten futbolumuz iyice dibe vurmuş durumda ve şu anki konumumuzdan daha iyi yerlere geliriz.


Yukarıdaki kadromuzda da görüldüğü üzere bir çok oyuncumuz yeni yeni olsada takımlarında forma şansı bulmakta.Bu oyuncuları üst kademede Nuri'yle, Ömer Toprak'la, Hamit'le, Burak'la, Mevlüt Erdinç'le, Mehmet Topal'la ve ismini şu an hatırlayamadığım milli oyuncularımızla harmanlayıp yeni bir jenerasyon yakalamız gerekli.Acil yapmamız gerekli çünkü biz alt yapı sorunlarımızı sürekli konuşuyoruz ama çözüm üretmiyoruz.Bu sebepten dolayı en azından elimizde kullanabileceğimiz bir oyuncu grubu varken bunu yapmalıyız.Yarın çok geç olmadan...