10 Ekim 2011

Play-off maçları öncesi rakibimiz!



''1950 Dünya Kupasına finansal sorunlar nedeniyle katılamayan,  24 Nisan  1968'de Polanya'ya, 14 Kasım 1984'de İngiltere'ye, 14 Ekim 1987'de yine İngiltere'ye 8-0 mağlup olan, 17 Haziran 1951'de, 1954 Dünya Kupası şampiyonu yenilmez batı Almanya'yı hemde kendi evinde 2-1 mağlup eden, tüm imkansızlıklara rağmen büyük bir özveri gösterip sonunda yazı-tura atışıyla İspanya'yı geride bırakıp 1954 Dünya Kupası'na katılan,  1991 Yılında Fatih Terim öncülüğünde Akdeniz Oyunları'nda final oynayan ve şampiyon olan, daha sonra aynı jenerasyonla 1996 Avrupa Şampiyonası'na katılan, o jenerasyonun son yıllarında 2002 Dünya Kupası'nda ve 2008 Avrupa Şampiyonası'nda 3.lük kazanan...''

Türkiye Futbol Federasyonu, 1992 yılında özerliğine kavuşarak özgün bir yapı haline gelmiş, futbolumuz için çok önemli bir temel atmıştır.Türk futbolu bu özerklik ile finansal açıdan ilerleme kaydetmiş olup siyasilerinde elini futboldan biraz olsun çekmesiyle rahat bir nefes almıştır.Türk Futbol Tarihide bu özerlik statüsünü kazandıktan sonra önemli başarıları sayfalarına yazmıştır.Uzun bir durgunluktan sonra Sepp Piontek döneminde yardımcılık görevini üstlenen ve  bu dönemde U21 takımıyla Akdeniz Oyunları'nda şampiyonluk yaşayan Fatih Terim'le başlayan çıkışımız bugüne kadar devam etmiştir.Ara ara istikrarsızlık gösterse de başarılarımız devam etti.Zaman zamanda Letonya, Azerbaycan, Estonya gibi takımlara tarihi zaferler kazandırdık.

Aslında bilindiği üzere Türk Futbolu Fatih Terim'le yani bir Türk Hoca'yla yükselişe geçmedi.O yükseliş zaten olacaktı.Nedenmi? 1984-1985 yılında Galatasaray yönetiminin futbol takımının başına getirdiği Jupp Derwall sayesinde.Evet bugünkü, kulüp takımı düzeyinde de, milli takım düzeyinde de başarılarımızın arkasında bir Alman yatıyor.Bugünkü uygulanan antrenman metotları, futbolcuya olan yaklaşım, zihinlerdeki mental değişim hepsi onun sayesinde kazanıldı.Derwall sadece Türk futbolunu geliştirmekle kalmadı, Türk antrenörününde vizyon sahibi olmasını sağladı.Mustafa Denizli O'nun eseriydi.Galatasaray Derwall'le başlattığı Alman ekolünü kısa bir dönem Held, sonra Feldkamp, Holman ve Safting'le devam ettirdi.Bir sezon iskoç Souness'le çalıştıktan sonra, yine çıraklık olmasa bile kalfalık dönemini bir Polonya asıllı Alman hocanın yanında geçiren Fatih Terim'le çalıştı.

Bir Alman Hoca'nın ( Derwall) yetiştirdiği Mustafa Denizli ile o zamanki adı Avrupa Kulüpler Şampiyonası olan şimdiki Şampiyonlar Liginde yarı final yaşadı.Bir başka Alman'ın yanında stajını tamamlayan Fatih Terim'le Uefa Kupasını kazandı.Yine bu büyük zaferi yaşayan kadroyla Avrupa Süper Kupası ve Şampiyonlar Liginde çeyrek final sevinci yaşadı.Galatasaray'ın kulüpler düzeyinde yakaladığı bu başarıların mimarı olan iskelet kadroyla 2002'de bir Dünya Üçüncülüğü yaşadık.Evet takımlarımızın başında bir Türk antrenör vardı ama temelimizi yine Almanlar atmıştı.Birinci Dünya Savaşına katılırken bile arkamızı Almanlara dayamıştık.Ve yine bugün Avrupa Şampiyonasına gitmenin ilk ayağı olan play-offlara katılmak için yine Almanlara ihtiyacımız var.Maalesef yine göbeğimizi onlar kesecekler.

Şampiyonlar Ligi finalinde oynayan ilk Türk olan Yıldıray'ı Almanlar yetiştirdi.Bugün A Takım kadromuzda onların yetiştirdiği 6 oyuncu yer alıyor.Ligimizde Almanya çıkışlı 100'e yakın oyuncu forma giyiyor.Çok övündüğümüz, Real Madrid'de oynuyor dediğimiz Nuri'yi, Hamit'i hatta Mesut'u bile onlar yetiştirdi.Ve bugün yine işimizin bir kısmı onlara kaldı.Almanlar futbolumuza elini atana kadar bir kaç zaferimiz dışında önemli bir gelişme yok.Önemli ama sadece bir kaç tane.Almanların futbolumuza elini attıkları 1985'ten sonraki zaferlerimize bakınca bazı şeyleri daha iyi kavrayabiliyoruz.

Bize futbolcu yetiştirdiler ve halada yetiştiriyorlar.Önümüzü açmak için rakiplerimizi yeniyorlar.Peki biz ne yapıyoruz.Bugün onların bu zaferlerinin mimarı olan Löw'ü, ülkemizde teknik adamlık yaptığı dönemde günlerce tartışıyoruz.Teknik direktör değil diyoruz.Biz her şeyi çok iyi biliyoruz ya...''Yeniköy kasabı'' lakabı taktığımız  kişi ( Del Bosque ) takımını Dünya Şampiyonu yapıyor biz uygulamaya çalıştığı 4-4-2 taktiğini tartışıyoruz, oyuncu seçimlerini kurcalıyoruz.Her maç sonunda hakem hakkında atıp tutmadığını tartışıyoruz.Adam ben hakem hakkında konuşmam dedikçe pısırığın teki hakkını bile savunmuyor diyoruz.Hatayı kendimizde aramak yerine günlük zaferlere aldanıyoruz.

Kuralar çekilip rakiplerimiz belli olduğunda, süper gruba düştük hepsi şeker gibi takımlar biz kesin birinci oluruz diye havalara giriyoruz.Ve bugün gördüğümüz üzere yine eloğluna muhtaç kalıyoruz.Almanlar yine üzerine düşeni yapacaklardır.Belçika'yı yenerek önümüzü açacaklar.Bizde bir şekilde Azerbaycan'ı yeneriz herhalde! Peki iş play-off lara kaldığında arkamızı kime dayacağız.Olası bir plaf-off eşleşmesini geçtikten sonra tüm bu sorunları unutacağız.Hele ki turnuvada yine iyi bir hava yakalarda, büyük zaferler kazanırsak ne olacak.Dediğim gibi yine tüm bu sorunlarımız gidecek.Bir sonraki şampiyonada kesin biz şampiyonuz moduna geçeceğiz.Ve bu kısır döngü sanırım hep devam edecek.Asla sorunun kaynağına inemeyeceğiz.İnmeyeceğiz.

Şimdi benim için önemli olan bu şampiyonaya katılmak değil.Buna katılamazsan diğerine katılırsın.Bu dünyanın sonu değil.Ama bir iskeletimiz, olmadan bir futbol kültürümüz olmadan, sağlam bir altyapımız olmadan, üst yapımız bir yerde çöker.Ya bugün ya da yarın.Unutmamalıyız.Günlük başarılara değil daimi başarılara ihtiyacımız var.

Hiç yorum yok: