12 Kasım 2011

Hırvatistan Olamadık Bari Yugoslavya Olmayalım!

Yugoslavlar tarihleri boyunca başarılar elde eden bir milli takıma sahiplerdi.Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı dönemleri haricinde ''şerefli mağlubiyetleri'' pek olmadı.Her dönem yıldız oyuncuları vardı.Kulüp takımları düzeyinde de her dönem Avrupa Kupalarında söz sahibi oldular.1986 Meksika Dünya Kupası'na katılamayınca onlarda yeni bir yapılanmaya gittiler.

1987 Yılı Şili U20 Dünya Gençler Şampiyonasında, yakaladıkları jenerasyonla şampiyon oldular.Bu jenerasyonda kimler yoktu ki.''Davor Suker, Zvonimir Boban, Dragoljub Brnovic, Predrag Mijatovic, Robert Prosinecki, Robert Jarni...Daha sonra hemen hepsi Avrupalı dev kulüplerde forma giydiler.Buldukları bu yeni maden sayesinde geleceğe umutla bakıyorlardı.1988 Avrupa Şampiyonasını da es geçince 1990 İtalya Dünya Kupası'nın önemi bir hayli artmıştı.

1990 İtalya'ya katıldılar.Elemelerde hiç yenilmeden grup birinciliğiyle bileti kaptılar.İyi bir futbolla geldikleri çeyrek finalde penaltılarla Maradonalı Arjantin'e elendiler.Arjantinli kaleci Goygoechea hayranlığım o maçta başlamıştı aslında.Mahalle maçlarında hep bu ismi kullanırdım.Çocukluk işte.1992 Avrupa Şampiyonası biletinide zorlanmadan aldılar.Fakat Hırvatların 1991'de bağımsızlıklarını ilan etmesiyle de dağılma süreçleride başlamış oldu.Girdikleri iç savaş nedeniyle turnuvadan men edildiler.Son maçlarıda 25 Mart 1992 Yılında Amsterdam'daki Hollanda maçı oldu.


Tarih boyunca aralarında rekabet ve savaş eksik olmayan toplumlardan oluşan Yugoslavya'dan sonrasında 7 farklı milli takım ortaya çıktı.Bunlardan biride Hırvatistan'dı.1991'de kazandıkları bağımsızlıkları sonrasında 2 turnuva hariç hepsine katıldılar.Yugoslavya ekolünün devamı olarak görüldüler ama ben bu fikirde asla olmadım.Çünkü Yugoslavlar bireysel futbola yani birey futboluna daha yatkın isimlerden oluşuyordu ve maç sonuçlarını genelde yıldız oyuncuların performansı belirliyordu.Kim bilir belkide o zaman ki futbol anlayışı bunu gerektiriyordu.
Hırvatistan'da her dönem yıldız oyuncular sahipti ama Yugoslavya Milli Takımı'na göre daha fazla takım oyunu anlayışını benimsediler.Çok fazla koşmayan ve mücadele etmeyen bir Davor Suker asla takım için sorun olmadı.Onun açığını kapatacak bir takım oyuncusu her zaman mevcuttu.Bizim malum spor medyasının beğenmediği ama Chelsea'nın almak için Tottenham'ın kapısında yattığı Modric, asla kendini dev aynasında görmedi.Her maçta arkadaşlarından daha fazla koştu mücadele etti.Tıpkı dünkü bizim maçta olduğu gibi.


Temmuz 2005'te yaptıkları nüfus sayımına göre tahmini 4.551.000 vatandaşa sahipler.2001 Yılındaki resmi rakama göre nüfusları ise 4,437,460 idi.Peki bu kadar az bir nüfusa sahipken nasıl oluyorda bu kadar yetenekli ve başarılı oyuncu yetiştirebiliyorlar.Bizim 70 küsur milyondan yapamadığımızı onlar nasıl başarıyorlar.Neden bizim yetiştiğimiz oyuncularımız için Avrupalı dev kulüpler takımlarımıza yüksek bonservis ödemiyorlar.Düşünsenize bizim birde Almanya başta olmak üzere Avrupa Ülkelerinin yetiştirdiği gurbetçi havuzumuz var.Onların ise organizasyon başarıları var.Tıpkı eski Gs Teknik Direktörü Rijikard'ın dediği gibi; Bizde her şey var ama tam değil.

O zaman ki Tam Saha Dergisi röportajında Rijikaard'ın bir cümleside, ''Bir anda herkesi defansta, sonra bir anda herkesi hücumda görebiliyorsunuz. Bu biraz dağınıklık yaratıyor. Takım oyununda asıl olan dengeli olabilmektir'' idi.Biz organize olamayan yani takım olamayan dengesiz bir ekibiz.Tıpkı Yugoslavya gibi bireysel performansa endeksliyiz.Yugoslavya'nın bir parçası olan Hırvatistan değiliz.O kadar dengesiz bir takımız ki dün maçta rakip teknik adam Bilic, attıkları 3 golde toplam 15 saniye sevindi.Her golden sonra oyuncularına sakin olun, kontrolü elden bırakmayın gibi davranışlarda bulundu.

Asıl ilginç olanı ise maç sonu verdiği demeçte idi.Adam hala olayın şokunu atlatamamış.3-0 gibi deplasmanda net bir skor aldıkları halde hala işimiz bitmedi diyor ve temkinli yaklaşıyor.Bilic'in korkusu, biz çok iyi bir takım olduğumuz için değil, dengesiz bir takım olduğumuz için.Ne yapacağı belli olmayan bir takım hüviyetinde olduğumuz için.En acısı ise takım olamadığımız için.Onlar takım ruhuyla hareket ediyor ama biz savruk ve bireysel oyuncuların coşkusuna bağlı performansıyla.

Rijikaard'ın bir başka cümlesinde dediği gibi ''Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şey tam yok.''İşte bu nokta da çok detaylı durmamız gerekli.Eğer ki gerekli tedbirleri almazsak organizasyon olamama sorunumuzu çözmezsek asla bir Hırvatistan olamayız Yugoslavya Milli Takımı gibi bireysel performansa bağlı kalırız.Belki Yugoslavya döneminde bu futbol anlayışı kabul görebilir fakat günümüz futbolu bunu kabul etmez.Bizde her turnuva elemeleri öncesi aynı şeyleri tartışır dururuz...

Rüya Bitti / Türkiye : 0 - Hırvatistan : 3


2000 Yılı'nda Galatasaray'ın muhteşem çıkışı ile kazandığı bir Uefa Kupası, bir Süper Kupa ve Ş.Ligi Çeyrek Finali, Galatasaray'ın başarılarındaki temeli oluşturan o iskelet kadroyla Milli Takım'ın Dünya 3.lüğü, bizleri dev aynasında görmeye sevk etti.Kendimizi bir anda Brezilya'yla, İtalya'yla, Almanya'yla, Hollanda'yla aynı klasmanda gördük.Böbürlendik.Dünya ya kafa tutmaya başladık.

Daimi olmayan başarılar bazen tesadüflerden ibarettir.Yakaladığımız bir jenerasyonun aldığı başarılar maalesef futbolumuzu ileri götürmedi.Belki futbolumuza çağ atlattı, ama bu sadece ekonomik düzeyde kaldı.Galatasaray, aldığı Uefa Kupası'nın gölgesinde kaldı.Bugün hala 2000 ruhunu arıyorlar.Üzerinden 11 sene geçmiş ama hala o evreyi bir türlü atlatamadılar.Yaptıkları mucizevi bir işti kabul ediyorum ama öncesinde Ş.Ligi'nde çokta başarılı olamadılar.

Alınan Uefa ve Süper Kupa haricinde kulüp düzeyinde, Şampiyonlar Ligi'nde iki defa çeyrek final yaşadık.Aslında 1993 Akdeniz Oyunları Şampiyonluğu sonrası Euro 96'ya katılmamızla beraber iyi bir ivme yakaladık.Belki aradaki Fransa 98'e katılamadık ama Euro 2000'deki çeyrek final ve ardından 2002 Dünya 3.lüğü, futbolumuz adına gerçekten iyi gelişmelerdi ama sonraki geçiş dönemindeki kabuk değişimini sağlam yapamadık.Kulüp düzeyinde kazanılan Avrupa Kupası ve Milli Takımın 3.lüğü bizleri ileri götürmedi maalesef.2002'ye kadar kazanılan başarılar sayesinde klasman sıralarımız uzun süre yukarıda kaldı.Meyvesini yedik ve bitirdik.

2002'ye kadarki kazandığımız başarılar sayesinde rüyalar alemine iyice dalmaya başlamışken bir anda Letonya kabusunu gördük.2004 Avrupa Şampiyonası'na kesin katılmışız gibi bir anda şampiyonuz havasına girdiğimiz bir anda .Letonya sağ olsun bizi uyandırdı.2002 Kore-Japonya sonrası katıldığımız turnuva Euro 2008 olabildi.Arada kaçırdığımız iki turnuva bile bizi toparlayamadı.Bu arada kulüp düzeyinde de, Avrupa'da çok varlık gösteremedik.Sadece Fenerbahçe'nin istikrarlı bir şekilde üzerinde durduğu kadroyla, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final başarımız var.2008'deki Şampiyonadaki 3.lüğümüzüde Fenerbahçe'nin oluşturduğu iskelet kadroya borçluyuz.

Bunları neden anlatıyorum.Zaten hemen herkes bunları biliyor diyeceksiniz.Haklısınız ama biz geçmişimizi çabuk unutuyoruz.8-0'lık şerefli mağlubiyetlerimizi unutup kendimizi dev aynasında gördük.3.lükler bizi kör etti.Uefa Kupası bizi kör etti.Dönemlik başarılar bizi kör etti.Kimse taşın altına elini koyma zahmetine girmedi.Biz takım olarak başarı yakaladık.Dualarla ya da teknik adamlarımızın motivasyonu ile.Haydi aslanım, haydi koçum, biz Türk'üz yapabiliriz, biz Kurtuluş Savaşından çıkmış bir milletiz gibi motive edici ( birazda gaz verici ) ateşlemelerle kazandık.Futbolumuzla değil.İki maç üst üste aynı futbolu oynayamadan kazandık.

Dün oynadığımız maçta ise tam dört kez santra yaptık.İki defa ilk yarıda, iki defada ikinci yarıda.Adamlar az ve öz oynadılar.Maç boyunca topa sahip oldukları dakika %37 ama toplam yaptıkları santra bir.Oda maçın başlama vuruşunu yapmaları gerektiğinden.Bizim topa sahip olma oranımız ise %63.Yani topa sahip olmak bir şey ifade etmiyor.Önemli olan takım oyununu sahaya yansıtmak.Dünkü maçın özeti; Hırvatlar takımdı biz ise yokları oynadık.Tamam maçın henüz 2. dakikası olmadan kalemizde golü gördük.Belki o kadar erken yemeseydik maçın gidişatı farklı olabilirdi ama nereye kadar.Sürekli değişen kadromuzla ya da takım olamamızla nereye kadar gidebilirdik ki?

Şimdi ne olacak.3-0 gibi net bir skor var ortada.Yani havlu attık.Bu başarısızlık bir kelle ister arkadaş.Hiddink gidecek o zaman.Peki kim gelecek.Gerçi kim gelirse gelsin.2002 üçünlüğü sonrası 2 turnuva kaçırdık 2008 Avrupa Şampiyonası'na katıldık.2008 üçüncülüğü sonrası da 2 turnuva kaçırmış olacağız.Yani 2014 Dünya Kupası'ndaki yerimiz garanti.O zaman teknik direktöre ne gerek var ki.Yok ya teknik adamsız olmaz.Ee kim gelsin Yılmaz Vural gelsin en iyisi.Adamcağız gözü açık gidecek yoksa.Bir Milli Takımı çalıştırmadığı kalmıştı.Kırmayalım adamı ölmeden bir de Milli Takım eklesin geniş kariyerine.

İkinci maçta da yenileceğimiz kesin gibi.Tamamen elendiğimizde ''malum isimler'' başlayacaklar yine...Alt yapımız yok, üst yapımız yok falan filan.Mecliste Hiddink ne kadar alıyor önergesi verilecek.Belki de Hiddink vatan haini ilan edilecek.Hep diyoruz ya kimse aldırmıyor.Kimse sorunun kaynağına inmiyor.Sorunları dile getiriyoruz ama bir türlü çözüm üretemiyoruz.Biz ikincil Dünya ülkesiyiz ki en önemlisi bu ve bunu unutuyoruz.Kendimizi Almanya ve ya İspanya ile kıyaslamayalım.Bizim rakiplerimiz belli.Her turnuvaya katılıyormuşuz gibi kendimizi dev aynasında görmeyelim artık.Letonya bir önceki rüyamızı bitirdi ama tam uyanamadık bari Hırvatların dürtmesiyle uyanalım.

Hiddink gider, bir başkası gelir.Sorun Hiddink değil.Sorun Oğuz Çetin değil.Sorun Volkan Demirel değil.Sorun Emre Belezoğlu'da değil.İstifaya çağırmak ya da ıslıklamak çare değil.Çare kirlenen futbolumuzu temizlemede.Dönemlik ya da günlük başarılar artık bizi uyutmasın...

10 Kasım 2011

Görünmeyen adam / İbrahim Sehic

Beleş sirke baldan tatlıdır hesabı

Farkındayım ülkemiz takımları için biraz erken bir yazı oldu ama!..
Elin oğlu iki sene sonra takımına katacağı oyuncuyu şimdiden transfer havuzuna alırken bizim takımlarımızın, en azından transfer komitelerinin böyle bir sıkıntısı asla olmaz.
Menajerler ne güne duruyor arkadaş!
Adamların başka işimi var ki?
Takımlarımıza son kullanma tarihi geçmiş oyuncuları pazarlamak varken...

Neyse biz konumuza dönelim.Mersin İdman Yurdu için bir yazı hazırlarken kafama takıldı.Sözleşmesi biten oyuncular hakkında şöyle bir göz gezdirdim...Aman Allah'ım!..Havuz baya geniş ve şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum.Tabi içlerinde Mersin İdman Yurdu'nda görebileceğimiz oyuncu sayısı sanırım 1'i geçmez.Evet maalesef  1 yazıyla da bir... Oda sol açık, sol forvet ve forvet arkası oynayabilecek potansiyele sahip Mervan Çelik.
İsveç Allsvenskan Liginde GAIS Göteborg forması giyiyor.26 Mayıs 1990 doğumludur kendisi.Sözleşmesi 2011 Yılı Aralık Ayı sonunda bitiyor.Kendisi kanayan yara olarak duran sol kanatımıza ilaç gibi gelecektir.Zira transfermarkt sitesindeki değeri 500.000 Euro.Sözleşme bitiş tarihide hemen hemen ligimiz devre arasına denk gelmeside işin bir diğer güzel tarafı...

Bu sezon İsveç Ligi Allsvenskan'da toplam 26 maça çıkan Mervan toplam 2261 dakika süre aldı.14 gol atıp 2 asist yaptı.İsveç Kupası'nda da 2 maça çıkan Mervan 1 asistlik performans gösterdi.Aynı zamanda İsveç U-21 formasını da giydiğini unutmayalım.6 maçta 3 gol atmışlığı var kendisinin.İsveç U-19 formasıyla 6 maçta 2 gol, U-18 formasını da 4 maçta terletti fakat gol atma başarısı gösteremedi.Hem sol kanatta oynuyor, hem genç (21 yaşında) hemde bonservisi elinde.Müthiş bir elmas bence.Tabi elimizi çabuk tutarsak!

Yalnızca Mervan Çelik mi sözleşmesi biten futbolcu?

Mersin İdman Yurdu haricinde diğer takımlarımızın her sezon başında gazete manşetlerinde transfer(!) ettiği büyük yıldızlardan da serbest kalanlar mevcut.

Mesela; uzun zamandır Galatasaray'ın almaya çalıştığı Didier Drogba.


Mesela; Beşiktaş'ın sezon başında almak için epey uğraştığı sağ bek Jose Bosingwa.


Mesela; tam bir görev adamı, bayrak adam; İvica Olic.


Mesela; hava topu hakimiyeti olan, duran top organizasyonlarında etkili defans isteyenlere; Daniel Van Buyten.


Mesela; kule forvet olsun ama güçlü olsun diyenlere, Emile Heskey.


Mesela; ezelden beridir hayranı olduğum kaleci: Rene Adler.


Liste epey uzun.İş görecek yaklaşık 40 civarında isim mevcut.Hepsini tek tek yazabiliriz ama maalesef içlerinde bizim alamayacağımız isimler mevcut.Ben içlerinden önemli olanları yazmak istedim.Alınması zor ama alındığı taktirde ligimizin ve takımlarımızın kalitesini epey yükseltecek isimler.Unutmadan söylemek isterim ki, sezon sonu sözleşmesi biten bu oyuncular için mevcut kulüpleri milyonlarca euro bonservis bedeli ödemişti.

-Eric Abidal ( Barcelona )
-T.Barnetta ( B.Leverkusen )
-Ederson ( Lyon )
-Farfan ( Schalke04 )
-Dimitar Berbatov ( M.United )
-N.Anelka ( Chelsea )
-T.Rosicky ( Arsenal )
-M.Flamini ( Milan )
-L.Obraniak ( Lille )
-A.Arsavin ( Arsenal )
-S.Salihovic ( Hoffenheim )
-P.Pogrebnyak ) Stuttgart )
-M.Petric ( Hamburg )

v.s liste uzayıp gidiyor.Sözleşmesi biten oyuncular sadece yurt dışında mevcut değil.İçerde de önemli isimler var.Süper Lig, Bank Asya 1. Lig derken burda da havuz genişlemeye başladı.Bu isimleride bir diğer yazımızda ele alırız.