3 Aralık 2011

10 Numaraların 4-2-3-1 Sistemi!

Futbol, 1800'lü yıllardan, günümüze kadar gelen ve kitleleri arkasından sürükleyen bir tutkudur.Ülkelerin kozlarını, savaş meydanları yada arenalar yerine, artık yeşil sahalarda göstermeyi yeğlediği, farklı renklerin, farklı kültürlerin buluşma noktasıdır.Kimilerine göre futbol sadece bir oyundur, kimilerine göre sadece Almanların kazandığı bir güç gösterisidir.Kimilerine göre futbol Portakallardır, kimilerine göre Sambacılardır, Gök Mavililerdir.Sonuçta futbol hep futboldur.Aslında futbolu açıklamak için sadece kelimeler yetmiyor.Bazen anlamsızca tutkunu olduğun renklerin peşinden sürükleyip götürüyor, bazen de aldığın bir mağlubiyet içinden bir parça kopmuşçasına canını acıtıyor.Sonuçta futbol tutkusu her dönem devam ediyor.
İngiliz icadı bu tutkuya, Futbol Tarihi boyunca yol arkadaşı olarak, sistemler eşlik etmiş.İlk yıllarında karmaşık oynanan bu oyuna daha sonra akil insanlar müdahale etmiş ve ilk hamle Macarlardan gelmiş.Savunma oyuncuları ile hücum oyuncuları arasında sayısal dengeyi sağlamak amacıyla geliştirdikleri sistemin adını ''Piramidal Sistem'' olarak belirlemişler.Daha sonra İsveçliler bu sistemi geliştirmişler ve ismini de ''Sürgü Sistemi'' koymuşlar.Daha sonraları ofsayt kuralının gelmesiyle İngilizler müdahil olmuş ve onlarda kendilerine has olan ''Klasik Oyun Sistemi''ni geliştirmişler.İngilizleri uyguladığı ''Klasik Oyun Sistemi'', daha sonraki yıllarda İtalyanların uyguladığı ''Cotenaccio'' İsviçrelilerin uyguladığı ''Riegel'' ve Avusturyalıların uyguladığı ''Avusturya Sistemine'' öncülük etmiştir.
Bugün futbolumuzda en çok konuşulan tartışılan ve gündem yaratan konuların başında gelen futbol sistemlerine en can alıcı müdahale yine İngilizlerden gelmiş.Futbol literatürüne stoper kelimesini yerleştiren İngilizler, 1930'lu yıllarda geliştirdikleri WM sistemiyle günümüzde kullandığımız bir çok sistemin temelini oluşturmuşlar.Tabi her ülke bu WM sistemini çeşitlendirerek kendi oyun sitillerini yaratmışlar.Kimisi (Brezilya) 4-2-4 olarak kullanmış, kimisi 4-2-4 sistemindeki defans zafiyetlerinden dolayı daha sağlam oynamak için 4-3-3'ü keşfetmiş.Elinde Beckenbauer gibi çağdaş bir liberosu olanlar 1-3-3-3 sistemini kullanmış, kimisi bu sistemi geliştirerek 3-4-3 sistemini yaratmış.Kimisi (İngilizler) kanatları daha etkin kullanıp savunmada daha sert oynamak için 4-4-2 sistemini keşfetmiş.Geliştirilen her yeni sistemde hep bireysel oyuncu performansları etkili olmuş.Sizinde anlayacağınız gibi akil futbol adamları elindeki malzemeye göre, sahada oynayacakları bir sistem oluşturmuşlar.Tıpkı günümüz Türkiye'sinde olduğu gibi.

Sezon başından beri ligimizde bir çok maçı takip ettim.Bir çoğunu statda çıplak gözle izledim.Bursaspor, Gaziantepspor, Gençlerbirliği, Kayserispor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, maçlarını statda canlı olarak izlediğim takımlardı.Tabi birde bu takımlara ilaveten renklerine gönül verdiğim Mersin İdman Yurdu'nun bir çok maçını canlı olarak takip ettim.Gördüğüm, tüm bu takımların oyun formatının 4-2-3-1 olmasıdır.Ayrıca bu takımlara ilaveten, Karabükspor, Manisaspor, Ankaragücü, Sivasspor, Orduspor, Eskişehirspor'u da zaman zaman 4-2-3-1 oynayan takımlar listesine ilave edebiliriz.Ligimizdeki 18 takımdan tam 14'ü oyun formatı olarak bu sistemi kabullenmişler.Tabi zaman zaman rakibe göre sistemde değişikler yapılıyor ama genelde 4-2-3-1 sistemi benimsenmiş.Şimdi bu 14 takıma baktığımızda ortak bir özellikleri gözüme çarpıyor.Hemen her takımda bir 10 numara diye tabir ettiğimiz forvet arkası bir futbolcu mevcut.Alex, Cernat, Murat Erdoğan, Moritz, Adrian, Alanzinho, Battallia, Furkan, Azofeifa, Querasma, Grosicki, Kamara, Wagner, Culio gibi sayabileceğimiz bir çok isim var.Yani 4-2-3-1 sistemi takımlarımız için bir yerde ihtiyaç değil mecburiyet.Eğer elinizde defansif yönü zayıf, vazgeçemeyeceğiniz bir hucuma dönük orta saha oyuncunuz mevcutsa ve bu oyuncudan maksimum verim almak istiyorsanız 4-2-3-1 dizilişi sizin için tam bir''ağrı kesici''dir. 

Luciano Spalletti, 2005 yılında Roma'nın başına teknik adam olarak geldiğinde elinde bir Totti gibi 10 numara mevcuttu.Tıpkı bir önceki çalıştırdığı kulüp olan Udinese'deki 10 numara Antonio Di Natale gibi.Spalletti, Roma'yı tekrar keşfetmek yerine, Totti'den en fazla verim alabileceği oyun formatı olan 4-2-3-1 sistemini kullandı.Tıpkı Udinese'de olduğu gibi.Spalletti yaygın olarak kullandığı ve çok verim aldığı bu oyun sistemiyle İtalya'da, ''2006 Yılının Teknik Adamı'' ödülünü aldı.Birde Roma takımına üst üste 11 maç kazanma başarısını kazandırdı.Aynı sezon Şampiyonlar Ligi'nde de bir çeyrek final gördüler.Ülkemizde ise Alex faktöründen dolayı  Fenerbahçe'nin, mecburi olarak kullandığı bu sistem sayesinde 4 şampiyonluğu olduğunu belirtelim.Birde son hafta kaybettikleri maçlardan dolayı 2 final gördüler.Geçen sezon, Nurullah Sağlam'ın göreve gelmesiyle, Mersin İdman Yurdu'nda vazgeçilmez olan 4-2-3-1 sistemi bize 28 yıl sonra Süper Lig'e merhaba deme şansı getirdi.Her ne kadar günümüz futbolu, artık forvet arkası olarak kullanılan 10 numara olarak tabir ettiğimiz oyunculara çokta sıcak bakmasa da ligimizde bu tarz oyuncu sayısı (Hepsi bir Hagi, Sergen ve Alex olmasa da) bir hayli fazla oluşundan ötürü 4-2-3-1 dizilişi ligimizin artık vazgeçilmez sistemlerinden biri olma yolunda ilerliyor.Zaten millet olaraktan takımlardaki hep 10 numaralara sempati duyarız ya.Buda olayın bir başka boyutu! 

Avrupa takımlarına baktığımızda, son zamanlarda öncelikli olarak koşan ve pitbull (ısıran) tarzı oyuncular aranırken, şimdi ise uzaylı olduğu düşünülen Messi'nin olağan üstü performansıyla, takımlar tekrar 10 numara oyuncu sevdasına düştüler.Barcelona'nın ezeli rakibi ve 4-4-2 dizilişini benimseyen Real Madrid, bir dönem takım için vazgeçilmez olan ve merkezi görev adamı olan Makalele ve bu tarz oyunculardan(Gravasen, Lass Diara v.s) sonra, Mesut Özil'in takıma katılmasıyla 4-2-3-1 sistemine dikey geçiş yapan takımlardan.Geçen sezon 23 numarayı giyen Mesut Özil'e bu sezon 10 numaralı formayı teslim etmeleri bu belki sebepten ötürü olabilir.4-3-3 dizilişini çok iyi kurgulayan Katalan ekibi Barcelona'nın bile zaman zaman tercih ettiği bu diziliş her geçen gün endüstriyelleşen futbolda da artık işçi kavramının önemini azaltırken, takım halinde savunma ve takım halinde hucum yapma varyasyonlarını biraz daha ön plana çıkarıyor.Futbol seyirciside artık sahada defansif görevleri ön planda olan futbolcular yerine Messileri, C. Ronaldoları, Alexleri görmek istiyor.

Raymond Domenech tarafından 4-5-1 taktiğini kullanan ve defansif  futboluyla izleyenleri sıkmaya başlayan Fransa Milli Takımı'da Lourent Blanc'ı takımın başına getirdikten sonra, oynadıkları son maçlarda Nasri, Martin Marvin, Gourcuff gibi futbolcularını sahada daha aktif kullanmak için bu sistemi tercih edenlerden.Keza 3-5-2 sistemiyle panzerler lakabını alan ve bir futbol ekolü olan Almanlarda 4-2-3-1 sevdasına düşenlerden.Bu sevdaya Almanları iten ise, yine Mesut Özil, Tomas Müller, Mario Götze gibi oyuncuların takımlarında da 4-2-3-1 siteminde oynamaları ve performanslarının en üst seviyede olmalarından dolayıdır.Bu sistemin mimarı olmasa da, futbol dünyasına bu sistemi yerleştiren ve kalıcı olmasını sağlayan Spalletti, artık yavaş yavaş eskimeye yüz tutan 10 numaraların tekrardan bir ihtiyaç haline dönüşmesine vesile olmuştur.Nasıl ki bir futbol dehası Ronaldinho, koşmadığı ve takım savunmasına yardımcı olmadığı için beğenilmeyip ülkesine gönderilmiş olsa da, yine koşmayan bir Totti bu sistem sayesinde takımında efsane olma yolunda ilerliyor.Keza bir dönem Real Madrid forması giyen Robinho'da Madrid günlerinde sistem kurbanı olan futbolculardan.Madrid ekibi Robinho transferinden sonra, oynayabileceği bir sistem geliştirmiş olsaydı, Robinho bugün düşüşte olan bir İtalya Ligi'nde değilde, Barcelona ile çok önceleri kafa yarışına giren bir Real Madrid'de çok rahat oynardı.    

28 Kasım 2011

Orduspor:0 - Miy:1 / Egolar & B Planı

''Bize her yer Mersin değil, çünkü hiçbir yer Mersin kadar güzel değil.''

Dün Avni Aker'de gerçekten müthiş bir maç izledik.Tabiri caizse kıran kırana bir maç oldu.Maçın hakemini kutlamak gerekli.Tempo düşmesin diye çok çaba sarf etti.Verdiği kararlarda, bana göre başarılıydı.Biz hep hakemlerin hatalarını konuşuruzda, başarılı olduklarını fazla görmeyiz.Bizim hakemlerimiz aslında Avrupa'da maç yönetseler daha başarılı olurlar.Çünkü ülkemizde ''malesef'' insanlara saygı olmadığı gibi, sahada da ''yalnız insanlar'' olan hakemlere saygısızlık had safhada.Her zaman dediğim gibi, ülkemizde hakemlerin hakkını arayacak bir sendika kurulmadığı taktirde, hakemlerimizin sonu pek hayırlı olmayacak gibi.

Dün Beşiktaş, kaleci hariç tam 8 savunmacı ile maça çıktı.Amaç belliydi.Carvahal Avrupa yorgunu rakibini önce durdurmak, ikinci yarıda da maçtan düştükleri anda vurmayı planlamıştı.Amacına da ulaştı.Kazananı her zaman tebrik etmişizdir.Şimdi Mersin maçıyla dünkü derbinin ne alakası var ona gelelim.Trabzonspor maç boyunca oyuna hükmetti ama son pozisyonu bir türlü bulamadı.Son iki sezondur oynadıkları şablon, dünkü maçta bir yerde iflas etti.Bilge insan Şenol Güneş, her zaman saygı duyduğum ve örnek aldığım spor adamlarındandır ama maalesef dünkü derbide iflas eden sistemine bir ''B Planı'' bulamadı.Tıpkı bizim 11 haftadır bulamadığımız gibi.

Derbide Beşiktaş, rakibinin en etkili silahı olan, Burak'ın topsuz alandaki direk koşularına, orta sahayı ve defansı kalabalık tutarak çare aradı ve nitekim de başarılı oldular.Burak'ın bulduğu tek pozisyon 88. dakikada geldi.Trabzon tüm maç boyunca. rakibini göbekten yarmak istedi ama başarılı olmadı.Topu kanatlar taşıdılar ama yapılan ortalara hava hakimiyeti olan bir santrforları olmadığı için golü bulamadılar.Zaten istatistiklerde de bu sezon Trabzon'unun hiç kafa golü atmadığını gösteriyor.İşte burda ''B Planı'' devreye giriyor.Takımlarımız sezon başında tek bir şablon üzerinde çalıştıkları için maç içerisinde farklı bir formata geçiş yapamıyorlar.Trabzonspor'unda Burak'sız çıktığı maçlarda epey zorlanması bir B planlarının olmadığına somut bir örnektir.

Mesela aynı sıkıntı Mersin İdman Yurdu'muzda da mevcut.Hemen her maçta Nobre'nin ayağına bakar olduk.Sezon başında Nurullah Sağlam'ın isteğiyle alınan Amoah, nedense kulübenin müdavimi oldu.Sağlam'a Amoah neden oynamıyor diye sorduğumuzda ise daha hazır olmadığını söylüyor.Hollanda Ligi'nde 4 maça çıkan Amoah, ligimizde 11 hafta geride kalmasına rağmen hala hazır değil!Sadece sıkıntımız Amoah'da değil.Nduka'nın ciddi bir düşüşü söz konusu.Burda saha içi sıkıntısından daha çok, saha çok saha dışı faktörler olduğunu düşünüyorum.Tabi bu sıkıntıların dışında birde hafta başında Fatih Şen ve Mehmet Polat takımdan gönderildi ve dar olan kadro iyice kısırlaştı.Biz yine Nurullah Hoca'mızın bir bildiği vardır diyelim ve konunun çok üzerine gitmeyelim.

Dünkü derbide gördük kü takımlarımız her oynadıkları her maçta tek formasyonla devam edecek gibi.Saha içindeki dizilişler değişiyor ama zihniyetler hep aynı.Biz bundan evvel, son üç sezondur Ordu'yu evinde yeniyorduk zaten.Dünde yendik.Hakem gol öncesi Orduspor'un faulünü vermedi bu çok doğru ama tek suçlu hakem mi?Sevgili Arif Erdem abimizin bunu yıllarca yapması ve Cluio'nunda kendini yere çok rahat bırakma huyu ister istemez hakemlerde de bir ön yargı bırakmakta.Peki aynı akşam oynanan Galatasaray-Sivas maçında Ayhan'ın son dakikalarda kişiliğine yakışmayacak şekilde kendini atması bundan sonra içinde bulunduğu pozisyonlarda hakemlerin iki kere düşünmesine sebep olmayacak mı?Nasıl ki saha içindeki mental düşünceler değişmiyorsa futbol ahlakımızda her geçen gün iflasa doğru ilerliyor.

Bakın sadece iki maçtan ne kadar çok tartışılacak malzeme çıkardım.Sadece iki lig maçı.Bunu biz bu hale getirdik.3 Temmuz'da temizlik operasyonuna başladık, bu haftada kurtulmak ve kurtarmak için tekrar yeni yasa tasarısını meclisten geçirdik.Birbirine tahammülü dahi olmayan insanlar, göz göze gelmekten korkan insanlar bir anda birlik oldu.Tek bir seferde yasayı hooooop geçirdiler meclisten.Evet takımlarımızın sahada bir B Planı yok ama ülkemiz siyasetçilerinin bir B Planı her zaman mevcut.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Beyefendiye yasayı onaylamaması için yazdığı mektuptan dolayı Sevgili Şamil Tayyar Beyefendiye bir teşekkürü borç bilirim.

Yalnızca Şamil Bey'e değil teşekkürümüz.Tam 800 km yol katedip takımını destekleyen Kırmızı Şeytanlar teşekkürün en büyüğünü hak ediyor.


16 Ağustos 1925'te Doğduk / Marşımız