31 Aralık 2012

Bir Zamanlar Mersin İdman Yurdu


 Osman Arpacıoğlu, Fikret Özdil, Akın Aysaçlı, Erol Evcimen, Muharrem Algıç, Erol Durmuşlu, Alp Sümeralp, Ayhan Öz, Refik Çoğum, Mustafa Yürür, Cihat Erbil.

Günümüzde PTT 1. Lig diye anılan, 1966-67 sezonunda 2. Lig'de mücadele eden kadromuz. O sezon sonunda şampiyon olmuş ve 1. lige çıkmıştık. Osman Arpacıoğlu ve arkadaşları önderliğinde çok başarılı bir sezon geçirmiş, şampiyon olmuş ve bununla da yetinmeyip 30 Haziran 1697 tarihinde Ankara'da 19 Mayıs Stadı'nda Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası'nı kazanan Denizgücü'nü 2-0 yenerek Başbakanlık Kupası'nı ilk kez müzemize götürmüştük.

O efsane kadroyu bugün tekrar anmamızın yegane bir sebebi var. Son zamanlarda iyice kaybettikleri aidiyet duygusunu tekrar hatırlamalarını istiyorum. Umarım 1925 yılında kurulmuş ve 87 yıllık bir tarihe sahip olan bir kulüpte oynadıklarını hatırlarlar...

Ve umarım o kadronun yaşadıkları zorlukların yarısını yaşamayan, günümüz futbolcu topluluğu bunu en ince detaylarına kadar süzüp kendilerine bir pay çıkarırlar...

Nurullah Sağlam Röportajı Sonrası...


Zor bir süreçti ve emek isteyen bir projeydi. Dile kolay bu an için tam 3 sene beklemek... Her ne koşul olursa olsun başarmanın mutlu bir sevinci var içimde. Aslında yaptığım işin ne kadar büyük olduğunu röportajdan sonra gelen tebrik mesajlarından daha iyi anladım. Buradan bu konuda bana destek olan herkese çok teşekkür ederim...Röportaj anında ve sonrasında yaşadıklarımı müsait bir zamanda sizlerlede paylaşacağım. Özellikle röportajda yayınlanmayan ama Nurullah Sağlam'ın benimle paylaştıkları konuları... Şimdilik bunun zamanı değil...

Röportaja ulaşmak için şuraya tıklamanız yeterli...

Messi



Kaynak:La Masia

İlk Yarı İstatiklerimiz



SKOR İSTATİSTİKLERİ

Ağırlıklı Puan: 1.11
Yenikken Alınan Puan: 3
Öndeyken Verilen Puan: 7
Önde Oynama Süresi: 16.11
Berabere Oynama Süresi: 51.04
Yenik Oynama Süresi: 22.46
Atılan Toplam Gol: 18
Öndeyken Atılan Gol: 2
Berabereyken Atılan Gol: 8
Yenikken Atılan Gol: 8

Gol Sayıları (En Fazla Atanlar)
Nobre: 9
Ben Yahia: 2
Culio: 2

LİG PERFORMANSI

Kaleye Şutlar: 161 ( Öndeyken:17,Beraberlikte:85,Yenik durumda:59 )
* Kaleye atılan şutlara göz attığımızda, takımın ilk yarıda oynadığı maçlarda öne geçtiği dakikalarda savunmaya çekildiğini görüyoruz.
Atılan Goller: 18 ( Öndeyken:2,Beraberlikte:8,Yenik durumda8)

OYUNCU İSTATİSTİKLERİ

* Mersin İdmanyurdu'nda ilk yarının en çok eleştirilen oyuncusu Hakan Bayraktar, ligde 17 maçın 17'sindede görev aldı.Hakan, 17 maça da ilk 11'de başladı ve toplam 1423 dk. oyunda kaldı.

* Mersin İdmanyurdu'nda İbrahim Sehiç ligde çıktığı 14 maç ile, takımının kalesini en fazla koruyan ismi oldu.Sehiç ilk 11'de başladığı 14 maçta kalesinde 28 gol gördü.Kalesine 161 şut gönderilen Boşnak file bekçisi, bu şutların 33'ünü kurtarmayı başarabildi.

* Mersin İdmanyurdu'nda Milan Stepanov, oynadığı 14 maç ve toplam 1100 dk. süre ile takımının defansında en fazla oynayan oyuncu oldu.Rakiplerinden gelen 53 topu kesen ve ceza alanı içerisinde 62 defansif hareketi ve 76 kez rakip atağı durdurması ile göze çarpan Stepanov , diğer defans oyuncularını gölgede bıraktı.

* Mersin İdmanyurdu'nda Nduka 10'u sonradan dahil olduğu, çıktığı 15 maçta topu rakip alana 48 kez taşıdı.53 gol girişimi olan Nduka, rakip kaleye 11 şut gönderdi.

* Mersin İdmanyurdu'nda takımdan gönderilecekler listesinde yer alan Ergin Keleş, ilk 11'de 3, sonradan dahil olduğu yani oynadığı 11 lig maçında 12 gol girişiminde bulundu. Rakip kalelere sadece 5 şut gönderebilen Ergin, bu şutlarla gole ulaşamadı.

* Mersin idmanyurdu'nda Emmanuel Culio, ilk yarıda inişli çıkışlı bir performans sergiledi.Oynadığı 16 lig maçında ceza alanına 116 top ulaştıran Culio, hücum bölgesine 88 pas gönderdi.16 maçta 79 gol girişimi ve kaleye gönderdiği 28 şutu bulunan Culio'nun ligde 2 golü bulunuyor. Bu rakamlar Culio'nun hücumda ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor.

* Mersin İdmanyurdu'nda Mert Nobre, sakatlığı nedeniyle oynayamadığı ilk hafta maçı olan Orduspor karşılaşması dışındaki 16 maçın 16'sında da ilk 11'de yer aldı.Bu 16 maçta 1415 dk. sahada kalan Nobre, 81 gol girişiminde bulundu.Rakip kalelere 30 şut gönderen oyuncu, 9 isabet yakaladı ve bu sayı ile ligin gol krallığı sıralamasında 2. sırada yer almayı başardı.Yıldız futbolcunun, savunmada %25.48 , orta sahada da %45.88 oranında oynamış olması, takımın geriye yaslandığı dakikalarda da savunmaya yardımcı olduğunu ve oyunu açtığını ortaya koyuyor.

* Mersin İdmanyurdu'nda Wissem Ben Yahia, görev aldığı 16 maçta hücum bölgesine 99, hücumda 123 pas gönderdi.Kendine has bir stili olan Tunus'lu ortasaha oyuncusu, 75 gol girişiminde bulundu; rakip kaleye 28 şut gönderdi ve 2 gol kaydetti.

* Mersin İdmanyurdu'nda yeni sezon öncesi büyük umutlarla alınan ve ilerleyen haftalarda sakatlığı nedeniyle büyük hayal kırıklığı yaratan Yattara, sadece 4 maçta forma giyebildi.Bu 5 maçta 210 dk. sahada kalan Gine'li oyuncu, 17 gol girişiminde bulundu.Rakip kaleye 7 şut gönderen Yattara, golle tanışamadı.

Analiz: Defansif ve ofansif hareketleri gösteren bu rakamların, Mersin İdmanyurdu'nun puan cetvelindeki yeriyle uyumlu olduğu görülebiliyor.Mersin İdmanyurdu'nda Ligin 2. yarısı öncesi gönderilecek oyuncular ve takıma yeni kazandırılacak oyuncuların isimleri yavaş yavaş netleşiyor.Yeni gelecek oyuncular eğer uyum sorununu çabuk aşarlarsa ve Giray Bulak takıma özgüven aşılarsa, ligin ikinci yarısının zor geçmesini beklediğimiz ilk 5 haftayı en az kayıplaşılabilir.

30 Aralık 2012

İlk Yarı İtibariyle: Taraftar

Malumunuz devre arası olunca ve maçtan uzak kalınca genelde transfer söylentileri ile zamanımızı geçiriyoruz. Hocamızı ve takımımızdaki değerlendirmelerden sonra devre arası itibariyle biraz tribünümüzü, iç sıkıntıların yansımalarını ve dışarıdan nasıl gözüküyoruz buna bakalım istedim.

Biraz geriye gidelim istiyorum, hani şu şampiyonluktan önceki dönemlere. O dönem Tavşanlı, Samsun, Gaziantep Belediye ile ilk 2 savaşının içerisindeydik. İşte o dönemde Yılmaz Özdil bizden  şu ifadelerle bahsetmişti:  

Şehirde atmosfer harika, yenilseler bile kimsenin morali bozulmuyor. Ahali Süper Lig’i istiyor... En büyük primi Mersinli topçular alıyor. Büyük itici güç bu... Kadro kaliteli. Hoca Nurullah Sağlam, sağlam... Devre arasında doğru takviyeler yaptılar. Samsun ve Tavşanlı’yla beraber ilk ikinin en büyük adayı... Ben öbür takımların yerinde olsam, Mersin ilk ikiye girsin diye dua ederim. Çünkü, Play Off’a kalırsa, Mersin çıkar.

“Ahali” yani Mersin içinde her ırktan, her tipten, her yaş grubundan insanı barından bir memleket. O memleket önce inandı, sonra topçuları inanırdı sonra Süper Lig’de ilk senesi yapılanmak olan eski hocamızı.
O son düdüğe kadar sanırım herkes şaşkındı. O taraftar ki bu 29 senelik hasretin bitmesinde en önemli rol oynayanlardandı. Şampiyonluğun en güzel özeti neydi peki ? 

                                                                Kesinlikle şu başlıktı:



Eski günleri teker teker niye açıyoruz ? O dönemlerin heyecanını hala içimizde yaşıyoruz çünkü. 2 senedir ortada olan taraftar performanslarını görünce o dönemleri daha da çok özlüyoruz.

Süper Lig ile birlikte taraftarın performansı neredeyse yarı yarıya düştü.
Bunun sebebi ise 2 senedir devam eden 2 temel sıkıntı:

1-) Taraftarın ikiye bölünmesi


2-) Yönetimin bilet politikası


Bu seneki Sivas deplasmanında ikiye bölünmüş taraftarı görünce adeta taraftarı olduğum takımdan utandım. Resmen Yunan askeri- Türk askeri moduna girip araya teller girmiş. Açıkçası o gün bu durumu hemen hemen herkes ayıpladı ve dışarıdan aldığımız yorumlar hiç de hoş olmadı.

Türkiye'de taraftarın ikiye hatta üçe dörde bölündüğüne şahit olmuştuk da şu tabloyu hele hele deplasmanda ilk defa gördük. Bu tablo iç sahada da yaşanmaya devam ettikçe halk da maçlara gelmemeye başladı. Özellikle de tribün gruplarıyla beraber tezahürat tutan, varlığı önemli olan şehrin insanları...

Ben İstanbul'da yaşayan bir taraftarım, deplasman yapamadığımız durumlarda iç saha maçlarının çoğu ve deplasman maçlarının bazılarını televizyon başında izlemek zorunda kalıyorum. Şunu net ifade etmeliyim ki özellikle iç saha konusunda performansta büyük bir düşüş var.

Tabi ki emektar Tevfik Sırrı Gür'ün akustiğini de es geçmeyelim. Akustik maalesef tribünün performansını ve rakip üzerindeki baskıyı ciddi manada olumsuz yönde etkiliyor.

Bu şehir takım kötü gittiğinde onu asla terk etmedi. Hatta inadına daha bir iştahlı koştu o statlara. Hayattaki en büyük sevgilisiydi,diğerleri sadece ufak bir kaçamağıydı onun. En kırmızı -lacivert olanını seçti. Uğur getirsin dedi çubukluyu geçirdi sırtına arkadaşıyla kol kola girip bazen Tevfik Sırrı Gür'e bazen deplasman yollarına adadı kendini ve bu takımı o ligde tuttu. Sevinçten o ağladı. 
Hatırlasanıza Hacettepe maçını....

Bu taraftarın geçmişte yaptıklarını görünce potansiyelin olduğunu ama bir türlü ortaya çıkmadığına üzülüyor herkes. 



Devam edelim konumuza. 2. sebep malum yönetimin bilet politikası. Süper Lig'de nedense hemen hemen bütün Anadolu kulüpleri Galatasaray,Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarında fahiş bilet politikası uyguluyor. Bir önceki hafta 5-10 TL olan bilet ertesi hafta 70-80 hatta 100-120 TL'ye kadar çıkıyor.

Bunun adı alenen dolandırıcılık ve insanları keriz yerine koymaktır. Bu açık şekilde kendi evinizde deplasmanı yaşamayı kabullenmektir. Adana'da yaşayan bir Galatasaraylı için o bilet parası o kadar önemli değil belki.


Fakat inşaatta günlük yevmiyeyle çalışan amcam için paranın her kuruşu önemli. Keza, öğrenci birisi için de...
Asgari ücretle evini zar zor geçindiren emekçi için de...

Bu takımın gerçek emekçilerine yapılan bir zulümdür bu. Sırf bunun yüzünden tribüne, takıma küsen insanlar kesinlikle ve kesinlikle bu konuda haklı.

Böyle fahiş fiyatı uygulayıp ertesi hafta 5 TL'de stadın dolacağını düşünmek ise tamamen bir acemilik ve kurumsallıktan uzak zihniyet örneğidir. 





Son zamanlarda iki grup arasında sosyal medyada yapılan açıklamalar ve demeçler bu takıma küsen ama bir ışık bekleyen insanların heyecanını yine bitirmeye devam ediyor. İki taraftar grubunda da yer alan taraftarların ortak dileği tek ses olunması yönünde. Gerçekçi olmak lazım ki bu pek de mümkün görünmüyor.

Bu ayrılık devam ettikçe de muhtemelen iç sahada baskıyı kuramayacağız. Yeni stadın bile buna çözüm olacağını düşünmüyorum..

İlk yarı itibariyle iç saha performansımız bu temel iki sebepten dolayı kötüydü.

Deplasman performansımız ise eskisi kadar olmasa da kesinlikle takdire şayan. Saatlerce o yolu çekip, yenilgi halinde o yolun nasıl bitmek bilmediğini en iyi o çileyi çeken taraftarlar bilir.

Takımı her koşulda deplasmanda yalnız bırakmayan herkesin yüreğine, mücadelesine sağlık. Bu takım zirve mücadelesi yapmamasına rağmen o deplasman tribününü doldurmak her babayiğidin harcı değildir.

Hepimizin ortak dileği Kırmızı Şeytanlar'ın şahlanması... O günleri en yakın zamanda görmek dileğiyle...

Yeni bir yazıda görüşmek üzere.

28 Aralık 2012

Seriye Devam...


Geçtiğimiz pazar günü Nurullah Sağlam ile yaptığımız röportajımız kısmet olursa bu akşam Hayatım Futbol Dergisi'nin 62. sayısında olacak. Hazır seriye başlamışken her hafta bir isimle röportajımız devam edecek. Tabii zaman elverdikçe... 
Yeni röportajımız ise şu sıralar ismi fazlasıyla gündemde olan ve transferi dillerden düşmeyen Nurullah Kaya ile olacak. Zaman kısıtlı olduğu için sorularınız varsa acil olarak buradan gönderebilirsiniz...
Bekliyorum...

27 Aralık 2012

Gündem: Transfer


Malumunuz resmi transfer dönemine girmemize günler kaldı. Mersin İdman Yurdu cephesinde bu ara transfer dönemi fazlasıyla hareketli geçeceğe benziyor.

Zira yönetim daha ilk yarı sona ermeden çoğu futbolcuyla yolların sona ereceğinin sinyallerini vermişti ve dün yolların ayrıldığı isimler açıklandı. Giray Bulak'ın yönetime verdiği isimler:

Sehiç, Bueno,İbrahim Yattara, Murat Erdoğan, Hakan Bayraktar, Abdullah Halman, Mustafa Sarp, Taylan Eliaçık, Nurullah Kaya ve Marcin Robak


Kimilerine göre gönderilecek isimler tamamen doğru, kimilerine göre ise 1-2 transfer haricinde hatalı.

 Beni düşündüren konu sene başından beri ciddi anlamda Taylan'ı, Robak'ı,Abdullah Halman'ı kaç kere kullandık. Özellikle Taylan 1 maçta bile forma giymeden takımla yolları ayrıldı. Benim takıldığım konu madem bu oyunculardan faydalanamayacağınız, kenarda oturtacağınız belliydi neden bu isimlere boşuna para döküldü ? 2 gündür kulübün sıcak paraya ihtiyacı olduğu söyleniyor. Yapılan hatalar sıcak para yoluyla telafi edilmek isteniyor. Kulübün kurumsallaşma zihniyetinden gün geçtikçe daha çok uzaklaştığı konusunda gene yanılmadık.En son ne zaman oyuncu satıp para kazandığımızı ben hatırlamıyorum. Sanırım bir Abdullah Halman'ı Eskişehir'e satmıştık. Başka ?   


Oyuncularla ilgilenilen kulüpler muhtemelen PTT 1.Lig'den olacaktır ki şu ana kadar söylentiler de bu yönde. Zira ben bir Süper Lig hocası olsam şu oyunculardan 1 tanesini bile ilk 11'i düşünerek almam. Acı ama gerçek...



Sadece aralarından Sehiç'in gönderilmesini yanlış buldum. Geçen sezon taraftarın sevgilisi haline gelen Sehiç bu sene çoğu maçta bizi puan ve puanlardan etti. Ben ise geçen senenin hatrına takımda tutulup üstüne daha çok düşülmesi gerektiğini düşünenlerdendim.

Murat Erdoğan ise muhtemelen Giray Hoca ile olan husumetlerinden dolayı kadroda düşünülmüyor. Ne ilginçtir Hasan Üçüncü bu takımda devam edecek. Umarım ileriye dönük bir Antepçilikten sonra Trabzon zihniyeti yerleşmez. 


Gidenlerin yolu açık olsun, bu formayı terlettikleri için hepsine teşekkürler.



İşin kolay kısmı oyuncuları göndermekti. Zor olan süreç esas şimdi başlıyor. 
Zira yeni bir takım kurmak ve adaptasyon sürecini atlatmak hiç de kolay olmayacak.

Artık kulübün isme göre değil performansa göre transfer yapması lazım. Bu bağlamda şu aralar gündemi meşgul eden Lawal fazlasıyla isabetli bir transfer olacaktır. Çünkü bu tarz oyuncular şu an takıma fazlasıyla yararlı olacaktır.

Mert Nobre konusunda yönetim her ne kadar takımda kalacak açıklaması yaptıysa da fazlasıyla bilgi kirliliği var. Ancak Nobre satılacaksa kesinlikle bize faydalı olacak bir takasta kullanılmalı.


Takımın ihtiyacı olan noktalar belli.  Takımdaki zayıf bölgelerin belirlendiğini anlatan Mehmet Işık, "Bu anlamda defans ve orta sahayı güçlendirmemiz lazım. Ayrıca forvet bölgesine de takviye yapmamız gerek. Bu bölgelere toplam 5 isim almayı planlıyoruz" dedi.

Özellikle en ihtiyacımız olan nokta kesinlikle ama kesinlikle orta saha. Buraya yapılacak transferler çok ana çok önem teşkil ediyor.

Savunma bölgemizde ben şahsen 1 tane stoper ve 1 tane sağ bek transferinin yeterli olacağını düşünüyorum. Hatta mevcut koşullarda Serkan-Joseph-Stepanov-Ivan dörtlüsünün de gayet makul  olduğunu düşünenlerdenim. Özellikle Serkan'ı sene başından beri beğenmeme rağmen nedense pek şans verilmediğini gördük. Şans verildiği maçlarda gerek kendi mevkisinde gerekse ortada gayet iyi işler çıkarmıştı. Tabi burada yabancı kontenjanı sıkıntı olacağından maalesef ve maalesef Mustafa Keçeli'yi yöne göreceğiz gibi görünüyor.

Forvet transferinde Mehmet Yıldız adı geçse de onun yerine daha hızlı ve Nobre'yi daha fazla topla buluşturacak hızlı forvetler gerekiyor. Çünkü Mehmet Yıldız Nobre ile hemen hemen aynı tipte bir oyuncu. Ancak gelirse de zorunlu transferler bittikten sonra alternatif olarak kadroda düşünülebilir.


5 Ocak'ta transferler başlıyor umarım iyi bir kadro ile ikinci yarıya hazırlanırız Giray Bulak konusunda fikirlerim transferle değil sahada oynanan oyunla değişecek. Zira keyif veren futbolu izlemeyi izledik.

Yeni bir yazıda görüşmek üzere...



ilk Yarıya Damga Vuranlar



Ligin ilk yarının en iyi teknik  adamı : Elim Baup
12 yenilgi, 14 beraberlik almış bir takımın en başarı sayılabilecek isimi Mbia, Azpi ve Diarra'yı kayıp etmiş bir takımı emanet aldı. Ellinde o kadar dar bir kadro vardı ki! Bordeaux maçında 27 yaşındaki kamyoncu Fabrice Apruzesse sahaya sürmek zorunda kaldı. Ama mevcut futbolculardan maksimum verimi alarak takımı zirve ortağı yaptı.

Ligin ilk yarının en iyi  takımı : Valenciennes 
29 puanla ilk yarıyı 6. olarak tamamlamış olsalarda maçlarını izlerken en çok zevk aldığım takım olan Valenciennes'ni seçtim. Defansın merkezinde Gil ve Mirim, sol kanatta Danic, sağ kanatta Kadir ve forvette Le Tallec çok etkili futbol oynadılar. Kulübün 8 milyonluk borcundan dolayı devre arasında futbolcu satacakları açıkladılar. Bu ayrılıklar takımın kimyasını bozmazsa ikinci yarıda da güzel futbolları devam edecektir. Son maçta forma bulan Opa NGUETTE'de scottların izlemesi gereken bir futbolcu

Ligin ilk yarının en iyi  futbolcusu : Steed Malbranque 
 Lyon alt yapısından yetişmiş olan Malbranque 10 sene süren İngiltere macerasından sonra Lyon'un en büyük rakibi olan Saint Etienne ile Fransa ya geri dönmüştü. Sadece 1 maçta görev aldıktan sonra  kanser olan oğlu ile birlikte olabilmek ve onunla ilgilenebilmek için futbolcu bıraktı. Futbola 1 yıl ara verdikten sonra ikinci kez futbol hayatına yine Lyon da başladı. ilk yarıda 16 maçta 2 gol, 6 asistlik performansı ile bana göre ligin en iyi ismiydi.

En büyük hayal kırıklığını yaratan futbolcu : Salomon Kalou 
Sezon başında Chelsea'den bedava transfer edildi. isim olarak çok büyük beklenti vardı ama oynadığı futbolla tam bir hayal kırıklığı yarattı. 11 maça ilk 11'de başladı ama sadece 2 tanesinde 90 dakika sahada kala bildi. Devre arasında QPR ile İngiltere ye tekrar dönebilir. Beklentiyi karşılayamayan diğer isimlerde Marvin Martin, Ryad Boudebouz ve Sadio Diallo oldu.

En büyük çıkış yapan futbolcu : Romain Alessandrini 
Geçen sezon Clermont forması ile Ligue 2'nin en iyi futbolcusu seçilmişti. 2 milyon euroya geldiği Rennes'de yarım sezonda hem takımın değişmezi oldu hemde 7 gol, 3 asist ile takımına çok önemli puanlar kazandırdı. Bautheac ve Cabella'da büyük mesafe kat ettiler.

En iyi Transfer : Zlatan Ibrahimoviç 
Rakamlar 16 maçta, 18 gol, 3 asist olarak gösterse de. Bu kadar çok para ve bu yaşa rağmen( bu saatten sonra başka transfer yapacak hali yok) çok istekli ve çok çalışkandı.
Bedavaya transfer edilen Eric Bautheac (Nice), Chahir Belghazouani (Ajaccio), Renaud Cohade (Asse) diğer adaylarım.

En Kötü Transfer :  Marvin Martin
2 sezon önce fırtına gibi esiyordu. Sonra bir duraklamaya başladı. Bu durgunluğu Sochaux'dan ayrılmak istemesine bağlamıştım ama 10 milyon euroya geldiği Lille'de benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. (Belkide neler yapabildiğini bildiğim içindir)
Emanuel Herrera, Anthony Mounier ve Van der Wiel transferlerine karavana olarak sayabilirim.

En fazla gol atan takım : Paris Saint-Germain 36 gol
En fazla gol atan futbolcu : Ibrahimoviç 18 gol
En az gol yiyen takım :  Paris Saint-Germain 12 gol
En az gol atan takım :  Nancy 15 gol
En çok gol yiyen takım :  Bastia 41 gol
En az gol yiyen kaleci : Sirigu  maç başı 0.47 gol
En az berabere kalan takım : Rennes, Marsilya 2 maç
En fazla asist yapan futbolcu :  Payet 7 asist
En fazla galip gelen takım :  Marsilya 12 maç
En az galip gelen takım : Nancy 1 maç
En fazla berabere kalan takım : Bordeaux 11 maç

İlk yarının en iyi 11'i 
                                                       Vercoutre (Lyon)
Fanni (Marsilya) Nkoulou (Marsilya) T.Silva (PSG) Tremoulinas (Bordeaux)
                                 Malbranque (Lyon) Matuidi (Paris)
Kadir (Valenciennes)  Feret (Rennes)  Alessandrini (Rennes)
                                                   Ibrahimoviç (PSG)

26 Aralık 2012

Olağan Şüpheliler...


Mersin İdmanyurdu'nda ilk yarıda işler, sezon öncesi planlamalar ve konulan hedeflerin oldukça dışında gelişti.Ligin ilk yarısı bittiğinde Mersin İdman Yurdu aldığı 3 galibiyet, 6 beraberlikle 15 puan ile ligin dibine demir atmış görünüyor.

İlk yarı karnesi oldukça kötü olan Mersin İdmanyurdu'nda kötü gidişatın sorumluları hep bir şeylerin arkasına sığındılar şimdiye kadar..Camiayı yakından takip edenler ve takımın futbolunu duygularıyla değil de mantığı ile gözlemleyenler ise takımın bu denli kötü bir ilk yarı geçirmeside sebep olan olağan şüphelileri çok iyi biliyor.Kim bu "Olağan şüpheliler" ? Ben size kısaca özetleyeyim..

"ALİ KAHRAMANLI"

Sezon öncesinde Eurosport muhabirine "Futbolda yeni sezon için ayırdığımız transfer bütçesi 30 Milyon"diyen ve transferde Nurullah Sağlam'a tam yetki vererek taraftara umut saçan başkan şüpheliler arasında zirvede.Takıma ayrılan bu bütçenin şimdiye kadar doğru harcanmadığı çok net görülüyor.Her kulüp başkanı takımının iyi yerlerde olmasını diler ve adımlarını ona göre atar ama Kahramanlı'yı diğerlerinden ayıran özelliği, hedef koyarken doğru hedef koyup yanlış adımlar atması..Hedefe ilerlerken yola çıktığı arkadaşlarını doğru seçememesi..Kulüpte, üstlenemeyeceği rolleri yanlış karakterlere giydirmesi.."Vefa borcu" diyerek Nurullah Sağlam'la 16 hafta zorlayarak yoluna devam eden Kahramanlı, Mersin İdmanyurdu'nu cani gönülden destekleyen binlerce taraftara vefasızlık yaparak bile kendisine 1 numaralı şüpheli sıfatı ile yaklaşmamıza yetiyor da artıyor..

"NURULLAH SAĞLAM"

Geride bıraktığı 2 sezonda çok iyi işler başaran Nurullah Sağlam, bu sezon kendi istediği oyuncular ile kurulu takımda dikişi tutturamadı.Birçok futbol eleştirmeninin "Gittiği her kulübe eski öğrencilerini götürür." ön yargısı ile eleştirilen Sağlam, sezon öncesinde gençlik aşısı bekleyen taraftarın beklentilerini boşa çıkartarak bu ön yargıyı yenemedi.Özellikle Süper Lig'de II. sezonun zor geçeceği zaten aşikarken, yapılan transferler günü kurtarmaya yönelikti ve bu kendisi için eksi bir puandı. Verdiği bir röportajda "Günümüz futbolunda yaşın önemi yoktur." açıklaması olmuştu Sağlam'ın..Fakat geride kalan 17 haftada alınan bu kadar kötü sonucun, Spor Toto Süper Lig'in yaş ortalaması en yüksek 2. takımına isabet etmesi bir rastlantıdan ibaret olmasa gerek (!) Sağlam'ın teknik heyetinden de bir kaç isim var ki, onlara da "gölge savaşçıları" desek yeridir.2 sezon Güney Amerika kıtasına giderek el boş dönen bir yardımcı antrenöre "Tatil nasıl geçti?" sorusunu sorduğumuzda, "Uygun oyuncu bulamadık !" yanıtını aldık.Herhangi bir sportif direktör ya da yardımcı antrenör, 150 milyonluk ülkenin 15 milyon lisanslı oyuncusu içerisinden Mersin İdmanyurdu'na uygun olanını bulamıyorsa evine gitmeyi fazlasıyla hakkediyordur.Burada tek tek isim vermek doğru değil.Camiayı yakından takip edenler zaten bilmesi gerekeni biliyorlar..Bütün bu eksi puanlar Nurullah Sağlam'ın takımdaki sonunu hazırlarken, yeni teknik direktör Giray Bulak'a da bir enkaz bırakılmasına sebep olmuştur.

"DUYARLI GAZETECİLER (!)"

Hemen hemen her şehirde olduğu gibi Mersin'de de gazetecilik menfaatler üzerine kurulu düzende yapılıyor.Ben siyasi ya da bölgesel sorunlar üzerine değil de , MİY gündemi üzerine gazetecilik yapan köşe yazarları ve muhabirlerini eleştirmek istiyorum.Burada gazeteciliğin ilkelerini tek tek yazacak değilim.En önemli ilkesi olanı yazmak istedim. "Gazetecinin sorumluluğu:Basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanmaktır." Mesaj açık ve net ! İşini gayet iyi yapan gazeteciler zaten kendilerini biliyorlar.Takım 15 haftanın sonunda sadece 3 galibiyet almışken gerçekleri yazmak yerine takımın düzeleceğini, herşeyin iyi olacağını yazıp yönetime ve teknik heyete çanak tutarak kendilerine "duyarlı gazeteci" diyenler de olağan şüpheliler listemizde yer almaktalar.Yönetimler gider, yönetimler gelir.Hocalar gider, hocalar gelir..Baki olan bizleriz ve içimizdeki Mersin İdman Yurdu sevgisi.Kalemini menfaatine değişmiş hiçbir gazeteci daha fazla maskesine sığınmasın.Yakında o maskelerde düşecek; o zaman nasıl saklayacaksınız yüzlerinizi ?..

“12. ADAM”

Mersin İdman Yurdu tribünleri çok değil; bundan 5 sene önce takım alt liglerde oynarken birlik beraberlik içinde büyüyerek sadece Mersin'de değil, yurt genelinde parmakla gösterilen örnek bir taraftar oluşumuydu.Fakat takımın Bank Asya 1.Lig'de şampiyonluğa oynadığı günlerden bugüne çok şey değişti. Tribün ikiye bölündü.Tribünleri bölünmüş tek takım Mersin İ.Y. değil fakat taraftar tarafından tepki verileceği zaman ortak hareket etmeyi başaramayan ve birçok olumsuzluğa kayıtsız kalan nadir taraftardır MİY taraftarı.Mersin İdmanyurdu'nun ilk yarıdaki bu kötü performansı ve gidişatında Mersin İdman Yurdu taraftarının da etkisi olduğunu söylemeliyim.. Bu bakımdan taraftarı da "Olağan Şüpheliler"e dahil edebiliriz.Yönetim şimdilik taraftar baskısını hissetmediği için koltuğu sağlama aldıklarını düşünüp rahat hareket ettiğini düşünebilir ama şunu unutmamalılar: Taraftarla beslenen yönetimler taraftarla giderler..

Mersin İdman Yurdu yönetiminin ilk yarıdaki notu sıfırdır.Sıfır etkisiz elemandır ama yine de rakamların sağında görmeyi tercih ederiz.Doğru adımlar atıp eksileri artıya çevirmek ve bu takımı çıkardığınız en üst ligde tutmak sizin göreviniz; bizlerin de samimi, içten ve mücadeleci her çalışmanıza destek olmamız boynumuzun borcudur..

Neyi bilirseniz, onunla imtihan olursunuz..
Kalın sağlıcakla...

23 Aralık 2012

Hangi Günahımızın Bedeli Bu ?

Zordur İdman Yurdu taraftarı olmak...

Arkanı yaslayarak maçını izleyemezsin mesela. O anlara şahit olduğun maç sayısı bir elin parmağı kadardır, belki biraz daha fazla. Her yenilgiden sonra onu özdeşleştirdiğin tamlama bellidir: Kanser İdman Yurdu.

Yeni umutlarla yeni başlangıçlarla 6 puanlık bir maçtan daha puansız döndük ve ilk yarıyı tamamladık:

-17 maç 15 puan-

Analiz yapmak lazım da hangi istekle yapacaksın ?

Nobre,Joseph,Culio ikinci yarıdaki performansıyla Ivan... Başka ? Hadi son maçlardaki performansıyla Stepanov ? 5 tane. Evet sadece 5 tane...

SSK'dan emekliliğine gün sayan Hakan Bayraktar'ı mı yazalım, kurtarıcı diye oyuna girip daha da içine eden Murat Erdoğan'ı mı ? Taraftarın göklere çıkarmasına rağmen hala saçma sapan goller yiyen Sehiç'i mi ? Yoksa Sene başından beri ortalarda görünmeyen Ben Yahia'yı mı yazalım ?

Benim içimden gelmiyor bunların analizini yapmak. Belki de taraftar olarak hepimizin en çok üzüldüğü dönemi geçirdik. Bir Elazığ ya da  Akhisar maçını izlediğinde ortaya konulan mücadeleyi, hırsı görüyorsun. Evet olmuyor belki ama onun olabilitesi var. Peki ya bizim ?



Ne ruh, ne mücadele, ne göze hoş gelen futbol. Hepsinden uzaktık ilk yarı....

Hep yeni başlangıçları istedik. Hadi dedik bu hafta böyle olsun haftaya bu maçla başlıyoruz. Olmadı...

Ne dün umut verdi ne bugün. Biz ona rağmen hep umutla bakmıştık geleceğe oysa ki...

Hiçbiri olmadı. Çok üzdün bizi be İdman Yurdum. 1 galibiyetinle seninle hedefleri tavan yapan taraftarın bile umudu kesti senden artık. Yapar mısın bir mücadele ? Konu olur musun "direne direne kazanacağız" pankartlarına ? Ben de varım diyebilir misin İdman Yurdum ? 90 dakika yılmadan bıkmadan mücadele edip kaybettiğinde kendini bu taraftara mücadelenle alkışlatabilir misin ?

Hangi günahımızın bedeli seni sevmek bilmiyorum.Hangi büyük günahın vebalisin bize bilmiyorum ama sen kaybettikçe ne kadar sana kızsak da senden vazgeçemiyoruz daha çok bağlanıyoruz ama emin ol İdman Yurdum bunları hakketmiyoruz...

Şimdi yeni umutlarla kafamızı kaldırabilir miyiz hiç bilmiyorum, ne yönetimine ne hocasına ne de birbirini yiyen taraftara güveniyorum. Sadece o armaya,geçmişe bakıp yad ediyoruz kendimizi.

Dönüp baksan mazine, göreceksin bir şehrin 29 senelik sabrını,hevesini,hayalini...

Bu kadar kolay mı bitirmek hayalleri 2 sezonda ?

Armandan gücünü alırsan eğer neden olmasın ? Şaşırt bizi, sen şaşırtmayı seversin.

Son olarak; bir alıntı ile teşekkürlerimi esirgemek istemediklerim var;

Erken kapanan geçen sezonun ardından haftalarca kıllarını kıpırdatmayan, sonra da "transfer" adı altında 35 yaş üstü veteranları takıma dolduran, UEFA hedefiyle yola çıkıp, ligin dibine demir atamamızda emeği olan, kamyoncusundan komisyoncusuna, herkese çok teşekkürler!!!

22 Aralık 2012

Messi ..!


Var mı başka kırılması imkansız bir rekor...

Sene 2012 ve 1 seneye sığdırılmış tam 91 gol...

21 Aralık 2012

Nurullah Sağlam İle Röportaj


Geçtiğimiz salı günü blogda yazdığımız Göremediklerimiz ve Nurullah Sağlam postumuza sosyal medyadan teşekkürlerini ilen Nurullah Sağlam ile kısmetse pazar günü Gaziantep'te maçtan önce bir röportaj yapacağız. Uzun zamandır hayal ettiğim ama bir türlü gerçekleştiremediğim bir projeydi aslında bu. Kendisi ile dün son kez görüştük ve bu röportajı kararlaştırdık. Çok özel konulara gireceğiz zira hocamızda uygun görürse...

Sizlerinde eğer soru, övgü ve görüşleriniz varsa yorum kısmınada yazabilir mailde atabilir.
Bekliyorum...


20 Aralık 2012

Teşekkürler Beceriksizler Ordusu


Teşekkürler...




Abdullah Halman, Ergin Keleş,Hasan Üçüncü, Mustafa Keçeli, Mustafa Sarp, Nurullah Kaya, Taylan Eliaçık, Robak ve Murat Ceylan....

9 tanesini toplasan bir tane J.Boum bir tane Mert Nobre onu bırak bir tane Nduka etmeyecek adamlara kulübün kasasından ödediğiniz paralar haram zıkkım olsun.

Ankara'da Gençlerbirliği maçı galibiyetinden sonra yüzleri asılan sevgili yönetim;
O çöpe attığınız paraların her kuruşu İNŞALLAH çoluğunuzdan çocuğunuzdan tek tek çıkar.

Hayatımda ilk defa bir Mersin maçını yarıda bıraktım. Sizler ve sizlerin zihniyeti yüzünden bu takımı tutmaktan, kafamızı öne eğmekten bıktık.

Giray Bulak ile yukarılara tırmanmayı hedefliyorsunuz değil mi ? Bugün tırmadın peki yarın ?

Üzülüyorum, şu şehirde birbirini yemekten, bu kulünü rant kapısı görmekten sizleri protesto edemeyecek bir taraftar kitlesi var. Koşturun istediğiniz gibi atları.

Ama unutmayın herkesin adaleti şaşar da Allah'ın adaleti asla şaşmaz. Bir gün bunlar tek tek çıkar...

Ve dilerim o günleri görmek bize nasip olur.

Teşekkürler beceriksiz,işbilmez,kamyoncu zihniyeti... Teşekkürler beceriksizler ordusu....

Vİtesse : 10 - 1 ADO 20 & Marco van Ginkel'in Bakışları


Ortadaki futbolcu Marco van Ginkel. Dakika 14 ve takımının 2. golünü atıyor. Devamında gözleri skor tabelasında. Sonrasını kestiremiyor tabi. 90 dakika bittiğinde;

Vitesse : 10 - 1 ADO 20

Giray Bulak ve Mersin İdman Yurdu Geleceği



Giray Bulak, Yılmaz Vural, Güvenç Kurtar ve Ziya Doğan…

Teknik direktörler konusunda çok da detaylı bilgiye sahip olmayan birisiyim. Fakat bu dört ismi muhtemelen  çoğu futbolsever kolay kolay unutmaz. Bu isimler hafızamıza nasıl kazındı peki?

Biraz ağır olacak ama ben şöyle ifade etmek istiyorum:

Gelecekten pek bir beklentisi olmayan, özel sektörde ya da yurtdışında kariyer yapmak yerine sadece Devlet dairesinde çalışmayı hedefleyen insanlar olur ya, işte ben onlara benzetiyorum bu hocaları.

Anadolu’yu Devlet düşünün, bu hocalar da memur…  Oradan oraya sürüklenip ellerindeki başarısızlık katsayısı çoktan tavan yapmış memurlar. Normalde bunlara sarı zarf verilmesi lazım ama biz onları baş tacı yapmaya devam ediyoruz. Bu tabirin ağır olduğunun farkındayım. Fakat bu ülkede futboldan anlamayıp yöneticilik yapan şahsı muhteremlerin eseridir bunlar. Bu yüzden bu cümlelerden ağır olan bir şey varsa o da onların yaptıklarıdır.

Takımı doğru düzgün planlamadan, gelecekteki yapılaşma ve kurumsallaşma kavramından tamamen uzak yöneticilerimizin B planı hep bu isimler oldu. Üstelik o B planının daha önce diğer takımlarda başarıya ulaşmadığını görmediler, görmezden geldiler. 
Bu dört isim B planlarının hep baş aktörlerinden oldular. Bu ve bu tarz isimler yüzünden ne arkadan iyi bir scout ekibimiz ne de iyi yöneticiler geldi. Bu işin eğitimini almış ama sırf deneyimsiz olduğu için görülemeyen isimlerin yerini hep bu şahıslar aldı.

Ne sabretmeyi, şans vermeyi öğrenebildik ne de kurumsallaşmayı. Yerimizde saymayı adet edindik kendimize. Sonra bir baktık ki Rum takımları UEFA sıralamasından bizi yakalamış. Biz ona rağmen Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş Anadolu takımları karşısında puan kaybettikçe televizyonlarda boy gösteren futbol magazincileri “ligimiz çok zorlu ve  kaliteli” yorumlarına devam ettiler.
Gayet biliyorsunuz o şebekleri…
Futbolculuktan hallice yorumcular ve futbolun diğer şov adamları…

Esas konumuza dönelim isterseniz. Malumunuz Mersin İdman Yurdu başarısız geçen ilk yarı periyodunun hemen öncesinde Nurullah Sağlam ile yollarını ayırdı. Bu ayrılık aslında beklenen bir ayrılıktı ancak süreci daha farklı oldu.  Dün adaylar arasından seçilebilecek en talihsiz aday Giray Bulak ile 1,5 yıllık anlaşma imzalandı. Giray Bulak’ın kariyerine dikkatlice bakalım isterseniz?





İlk 8’i hedefliyoruz demişti Ali Kahramanlı. Kendisi bu kariyere sahip olan birisiyle mi hedefliyor ?
Evliya Çelebi yaşasaydı Seyahatname’yi muhtemelen Yılmaz Vural ile Giray Bulak’a yazdırırdı. Gittiği her takımdan sorunlu ayrılan, 1 sezondan fazlasını göremeyen, gördüğünde de ertesi sezon devam ettiği takımlarda daha beterini görmüş bir hoca ile ilk 8’i hedeflemek  fıkra mı yoksa kamera şakası mı şahsen çözemedim. Madem böyle birisiyle anlaşılacaktı neden Nurullah Sağlam gönderildi? Giray Bulak’ın ne artısı vardı bu takıma getirildi? Hadi kariyerini bir yere koyalım, gittiği takımlardaki sistemini izleyen taraftarlara soralım. Hepsinin cevabı benzer:  “geçmiş olsun.”Yönetim bu transferle günü kurtarmayı ve geleceği görecek kapasiteye sahip olmadığını bir kere daha gösterdi. Onlar malum partinin şakşakçılığına devam edip bu partiyi reklam ve siyasi amaç olarak kullanmaya devam etsinler. Eğer bu taraftarın sizden yana bir hakkı varsa, şahsen benim haram zıkkım olsun.


Taraftar mı? Aynı tribüne girdiği insanlara ana avrat sövecek kadar haysiyetsizleşenler, kuzey-güney diye birbirlerini yemeye devam etsinler. Nurullah Sağlam’ın istifa etme sürecinde ve istifa sonrasında ağza alınmayacak küfürleri ve kutlamaları yapıp SADECE Facebook’ta yönetim istifa desinler.  Taraftarın birbirini yemekten yönetimi sorgulayacak mecali bile kalmamış. Bu taraftar değil miydi 2.Lig’de tesis basıp galibiyetleri getiren adam. Ne oldu da böyle oldu? Değişen neydi?  Bu takım Süper Lig’den düştüğünde mi aklınıza gelecek tepki vermek? Eğer taraftar sihirli bir değnek bekliyorsa bu Giray Bulak ve yönetim olmayacak bundan emin olabilirler. Bu sözlerim her zaman gerçekten Mersin İdman Yurdu’na gönülden bağlı insanlara değil, malum çakallara.

Fazlasıyla muhalif bir yazı olduğunun farkındayım ancak görünen köy kılavuz istemez. İnşallah Giray Bulak konusunda yanılırım ancak gelecek pek de aydınlık değil.

Başta bu kulübü sadece reklamlarına alet eden beceriksizler ordusuna,  son olarak da bu süreçte başrol oynayanlara teşekkür etmeyi borç bilirim. Bir kulüp nasıl “yönetilmemeli “ en net biçimde gösteriyorsunuz, Fenerbahçe’den sonraki en iyi(!) yönetim !

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle, esen kalın.

18 Aralık 2012

Futbolda Belediyecilik Zihniyeti

Belediyecilik zihniyeti...

Biliyorum, muhtemelen hepinizin aklına İBB takımı geldi.
Bir anket yapsak ve desek ki "Spor Toto Süper Lig'de en antipatik takım kimdir ?"
Büyük çoğunluk cevap olarak muhtemelen İBB takımını işaretleyecektir. Sebep nedir sorsak da muhtemelen taraftardan yoksunluk ve belediyecilik zihniyeti olur

Peki belediyecilik zihniyeti sadece İBB ile mi kısıtlı ? Kesinlikle hayır.
İBB şu an, bize genel olarak belediyeciliğin futbolun içine bu kadar derinden girip, sonucu ortaya çıkan sevimsizliği gösteriyor. Kendi evinde hemen hemen bütün maçlarını deplasmanda yapan bir takım bir futbolseveri nasıl memnun edebilir ki?  Bu buz dağının en fazla görünen kısmı. Bir de görünmeyen kısmı var, yani diğer Belediye takımları. Çoğu futbolsever Belediyecilik zihniyetinin İBB ile sınırlı olduğunu düşünüyor ki bu çok çok büyük bir yanılgı. Bugün nacizane diğer belediye takımlarından ve bunların Türk Futbolu'na verdiği zarardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum Belediye takımları mevcut koşulda tamamen Türk Futbolu'na zarar verip zedelemekten başka bir işe yaramayan kurumlardır.

Bugün NTV Spor'da Devrim Çetin'i izlerken çok doğru bir söz söyledi:  "Türkiye'de çok fazla profesyonel kulüp var. Örnek aldığımız Almanya'da bu kadar takım yok"

Normalde Belediye'den spor anlamında ne beklersiniz ? İnsanları sporlara amatör olarak teşvik edip bunlara gereken ortamı hazırlamasını.(En azından ben bunu beklerim). Peki Belediye zihniyeti ne yapıyor ? Ona vereceği paranın kat be kat fazlasını takım kurmaya harcıyor. İnsanların ödediği vergiden alınan paralar nereye gidiyor?  Profesyonel futbol takımı kurup, getirdiği oyunculara. Milyon dolarlar gidiyor bunlara. Bunları hesabını kim veriyor ? Kimse.. Hatta bunlar üzerinden çok da güzel şovunu yapıyorlar ki kimden bahsettiğimi az çok anlamışsınızdır.

Bugün TFF'nin sitesinde gezinirken bir kere daha alt liglerde, özellikle de 3. Lig'de mücadele eden belediye takımlarına baktım. İsterseniz bir de beraber göz atalım.

                                                      Burası Spor Toto 3. Lig 1. Grup:


Burası Spor Toto 3. Lig 2. Grup:



Burası Spor Toto 3. Lig 3. Grup:



14 tane belediye takımı var benim gördüğüm kadarıyla.

Şimdi belediye takımlarının verdiği zararların diğer boyutuna bakalım:

1. grupta liderin adı: Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor.
Hemen 3.Grupta son sıradaki takıma bakalım: Diyarbakırspor. Diyarbakırspor muhtemelen Türk Futbolu'ndan silenecek noktaya çoktan geldi. Zamanında şehrin milletvekillerine, zenginlerine çok çağrı yapıldı ve kayıtsız kalındı. Peki belediyecilik zihniyeti o arada ne yaptı ? Diyarbakırspor'un düşüşündeki fırsatı lehlerine çevirerek belediye futbol takımına yatırım yaptı.

3. Grupta 9. sırada Çorum Belediyespor var. Hemen 1. Grup'ta son sırada yer alan takıma bakalım. Çorumspor. İşte bir belediyecilik zihniyetini getirdiklerini görüyorsunuz. Çorumspor iyi gittiği ve Bank Asya'ya yaklaştığı o dönemin ertesinde ne oldu da buralara düştü ? Cevabını bulmak çok da zor değil.

Eğer bu yapılaşma devam ederse yakında bütün şehir takımlarının son eki "belediyespor" diye bitecek. Zannetmeyin o şehrin halkı o takıma destek verir. Bugün Çorumlular Çorum Belediyespor'a , Diyarbakırlılar Diyarbakırspor'a kan kusuyorlar. Çünkü kendi takımlarına bu kadar kayıtsız kalıp bu zihniyete hizmet edenleri gayet net görüyorlar.

Türk Futbolu malesef bu zihniyetlerden arınmadıkça ne altyapımız gelişir, ne futbol kalitemiz.Bu takımlar belki çok iyi futbolcular çıkarabilir ama kendi şehrinin insanının desteğini göremedikten sonra neye yarar ?

Yeni bir yazıda görüşmek üzere, esen kalın.

Yeni Teknik Direktör Kim Olacak

Metin Diyadin, Hagi, Carvalhal, Ziya Doğan, Hakan Kutlu, Daum filan derken teknik adam meselesi yarın çözülecek. Tabi bir aksilik olmaz ise. Öncelikle şunu belirtelim ki yeni teknik direktörümüz kesinlikle yerli olacak. Yani Daum, Hagi ve Carvalhal dışındaki isimlere odaklanın derim ben... Bu teknik adamın ismi basında bizimle telaffuz edildimi bilmiyorum ama başka bir kulüple net bir şekilde anıldı. Buda şimdilik bir ipucu olsun..

Bu bilgiye dün akşam ulaşabildim zira kulüpten kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Başkan Ali Kahramanlı olayı bizzat kendi yönetiyor. Anlaştığı iki isim var. Bunlardan birinin adı başka bir kulüple geçiyor ama hocanın gönlü orayı istemiyor. Aradaki hatır gönül ilişkilerini çözebilirlerse yeni teknik adamımız yarın şehirde olacak.O olmaz ise Metin Diyadin yeni teknik direktör diyebiliriz. Zira yerel basında çıkan ifadeler kesinlikle Diyadin'e ait değilmiş. En azından bana bu bilgileri ulaştıran kişinin ifadesi bu yönde. Diyadin'le geçen görüşme gayet olumlu geçmiş.



Diğer adaylardan Giray Bulak ve Ziya Doğan şuanda ikinci planda olan isimler. Henüz bir görüşme gerçekleşmemiş ama bugün yeni gelişmeler olabilir. Basında çıkan bir diğer aday Hakan Kutlu ile hiç bir görüşme yapılmamış. Yani şu aşamada tercih edilen bir isim değil. Bende sosyal medyadan takipleştiğim Hakan Kutlu'dan çok özel bilgiler aldım. Kendisi gerçekten Mersin'e sempatisi olan ve göreve talip olan bir isim. Zaten takımdaki isimlerden bir çoğu ile daha önce çalışmış bir isim. Mersin'den teklif bekliyor ama olmazsa anlaştığı bir takım var.

Bana bu çok özel bilgileri ulaştıran Vedat Serin'e tekrar teşekkür ediyorum. Çok detaya giremedim çünkü bu hem onu hemde beni sıkıntıya sokar. Öyle ki kapalı kapılar ardında konuşulan her şeyi ifade etmek bizim harcımız değil. Dost sohbetlerinde konuşulanlar o anda sadece akıllarda kalır. Yazıya dökülmesi şu aşamada kişileri zora sokar. Zaten bu bilgileri verirken bu hususa çok dikkat etmemi rica etti. Bende O'nun ricasını kıramıyorum. Zaten kendisi özel işlerinden ötürü şu anda İstanbul'da ama yakın bir zamanda Mersin'de olacak ve bu blogda Mersin İdman Yurdu ile alakalı özel bilgileri bizimle paylaşacak.

Bu arada Hakan Kutlu hocamızdan da bir röportaj sözü almış bulunmaktayız. Olurda Mersin'e yolu düşer ise...


Göremediklerimiz ve Nurullah Sağlam


 Lise yıllarımda fotoğraf sanatına ilgi duymaya başlamıştım. Her geçen gün katlanarak artan ilgim beni bir kaç mahalle aşağıdaki fotoğraf stüdyosuna müptela etmişti. Okul biter bitmez soluğu bu stüdyoda alıyor ve akşamın karanlığı çökene kadar önünden ayrılmıyordum. Tıpkı karşı komşumuz Muhasebeci Mehmet Ağabey'in hafta sonlarında evinin kapısının önünde beklediğim gibi...

Mehmet Ağabey hafta sonlarında Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç olursa sokakta ne kadar çoluk çocuk varsa hepsini toplar maça götürürdü. Mersin İdman Yurdu'na taraftar lazım gençler diyerek başka sokaktaki çocuklarıda getirmemizi tembihlerdi. Onunla maç izlemek ayrı bir keyifti zira kazandığımızda cebindeki bütün parayla bizlere tantuni yedirirdi. Güzel günlerdi ve Mehmet Ağabey olmasa biz belkide bugün İstanbul beylerini yazar çizer olurduk. Ruhu şad olsun nur içinde yatsın...

Demem o ki;
Bazı kazanımlar emek verilmeden maalesef gerçekleşmiyor. Benim fotoğrafçılığı, karanlık odada baskı yapmayı yada kalem rötuşunu öğrenirken yaşadıklarımı sadece Allah bilir. Mersin İdman Yurdu'nun da bugünlere hangi zorluklarla geldiğini sadece onunla yaşayanlar bilir. Misal 2008-09 sezonunda Belediye Vanspor- Eyüpspor maçındaki o olaylar olmasa bugün süper lig arenasında değilde hala alt liglerde oynuyor olabilirdik. O maçın kararı açıklanmadan önce hiç kimsenin zafere olan inancı kaybolmamıştı ama kimsede Vanspor'un hükmen mağlup olacağını tahmin etmiyordu.

O meşhur sezonun ardından bu taraftarlar rica üzerine buldukları vasıtalarla şehri uyandırmaya çalışıyor sokak sokak gezerek şampiyonluk kutlamaları yapılacağını ve takıma sahip çıkılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı. Ne var ki bu çağrıya ses verenler yine bilindik takım sevdalılarıydı. Çok tasvip etmediğim ama saygı duyabileceğim bir davranışı o dönemler Mersin Milletvekili olan Kürşat Tüzmen yapmıştı. Aynı döneme rastlayan benzer bir davranışı da Galatasaray adına Adnan Polat sergilemişti. Her iki şahısta ( biri Mersin İdman Yurdu diğeri Galatasaray adına ) takımları adına gece düzenleyip gelen para babalarından ne kopardılarsa yine takımlarına harcamışlardı. Bize 2. ligdeki şampiyonluğu getiren golü atan Zafer Biryol o gecenin bir eseriydi mesela...

Her şey iyi ve güzeldi aslında. En azından dışarıdan öyle görünüyordu. Sahili olan bir şehir, cezerye, deniz, tantuni, sıcak akdeniz akşamları ve yaşanabilir güzellikte bir şehir. Böyle bir tablonun arkasında da Mersin İdman Yurdu vardı. Dediğim gibi dışarıdan futbol severlere böyle görünüyordu ama işin aslı hiçte öyle bilindiği gibi değildi. Mesela 1982-83 sezonunda bir gol daha fazla atamadığımız için tam 29 sene beklemek zorunda kaldık. Tesislerimizde o günlerden sonra koltuk sevdalıları yüzünden yıkıldı. Yeniden bir tesis için hala bekliyoruz. Gelen herkes günü birlik yaşadı ve bunu Mersin İdman Yurdu'na da yaşattı.

Ama...
Nurullah Sağlam farklıydı. Ondan öncekilere benzemiyordu hiç. Mesela Ercan Albay takımı şampiyon yaparak bir üst lige çıkarmıştı ama ondan önce gelen Abdülkerim Durmaz'ın inşaa ettiği yapının üstüne hiç bir şey koyamamıştı. Evet takımı şampiyon yapmıştı ama elindeki kadroyla daha fazlasını başarabilirdi. Son maça ve son dakikaya kadar bizlere ecel terleri döktürmeyebilirdi...

Mesela Serhat Güller... Bizlere bir tesadüf sonucu Joseph Boum'u kazandırmıştı ama gerisin geriye kocaman bir hiç! Kendisine sunulanı servis yapmakla yetinmişti sadece. Yüksel Yeşilova'da öyleydi. Giresunspor'da görev yaparken Türk futboluna Ricardo Pedriel'i kazandıran hoca bizlere ailevi meselelerinden ötürü hiç bir şey verememişti. Arkasından birde skandal bir bıçaklanma olayı... Kısa süren Ergün Pembe macerasına hiç girmesek yeridir yani. 10.sırada aldığı bir takımı nerdeyse ligden düşürecekti. Allah yardımcımız olduda ligde kaldık.

Ama dediğim gibi Nurullah Sağlam başkaydı. Geldiği ilk gün pozitif futbol oynayacağız dedi ve bunun temelini sahanın çimlerini düzelterek başladı. Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç izleyenler bilirler. Hangi hoca geldiyse o patates tarlasını andıran görüntüye hiç bir çare üretmediler. Hep 1990'lı yıllardan önceki futbol anlayışını takıma benimsettiler. Bizim statda 3 pas üst üste yapabilen takım sayısı her halde bir elin parmaklarını geçmezdi. Hele orta sahadaki çukur hala tüylerimi diken diken ediyor.

Takım desen geceleri düğün yapılan mekanda kampa giriyor sabah kadar süren zurna sesleriyle maça hazırlanıyordu. Bir futbolcusu trafik kazası geçirmiş yaşam mücadelesi veriyor, hocası ise maç oynandığı esnada yedek kulübesinde ağabeyi tarafından bıçaklanıyordu. Yönetimi ise bir rica üzerine göreve gelmiş burada ismini duyurup belediye başkanı yada milletvekili olma derdindeydi. Altyapısı yoktu ve altyapısında oynatacağı oyuncusuna forma bile vermiyordu.

Böyle kaotik bir ortamda göreve kendi isteğiyle talip olan Nurullah Sağlam, ligin devre arasında bir sürü iddialar eşliğinde kendi bildiğini okuyor ve kendi takımını oluşturuyordu. Bir sezon önce Boluspor'u taşıyan ve kimsenin göremediği Adem Büyük ve Nduka'yı takımına alıp her hafta yükselerek son haftada maç oynamadan lig şampiyonu olarak takımını bir üst lige taşıyordu. Başarılıydı ve herkes O'nun bu kısa sürede başardıklarına inanamıyordu. Şehri tek yürek yapmış, yeniden kenetlemişti.

Bitmiş denilen bir takımı yeniden şahlandırmak zor bir işti ama bunu başaran kişiydi. Herkesin O'na güveni tamdı kredisi de sonsuzdu. En azından o günlerde öyleydi.

Arkasından 29 senelik özlemin sona erdiği sezon harika bir başlangıç yaptı ve ligin ilk yarısı biterken taraftarı bu defa avrupa kupası heyecanına sokmuştu. Her şey iyi ve güzel gidiyordu. Taki o skandal patlak verene kadar. Şehrin önde gelenlerinin olduğu toplantıda futbolcuların para skandalı her şeyi alt üst etmiş adeta şehre dinamit etkisi yapmışlardı. Yönetimin basiretsizliği ve krizi idare edememesi herkesin iştahını kaçırmıştı. Sezon sonunda takımın yarısını gönderen yönetim bir nevi kendince rövanşı alıyordu.

Ama Nurullah Sağlam kararlıydı. İştahı kaçar gibi olmuştu ama ne pahasına olursa olsun bu şehirde başarılı olacak ve ismini zirveye taşıyacaktı. Yaşanan skandalın ardından sular durulunca kendi yoluna devam etti. İlk iş olarak söz aldığı ve kimsenin cesaret dahi edemediği tesis problemini halletmek için başkanın kapısını aşındıracak ve ne olursa olsun bu problemi çözecekti. Valiyi, belediye başkanını ve milletvekillerini bu sorunu çözmeleri için sürekli aradı ve bu gündemi her daim taze tuttu. Arkasından kuracağı takımla ligde zirve hesapları yapıyordu.

Bobo, Otman Bakkal, Miguel, Uğur Boral ve Özer Hurmacı. Bu 5 isimin muhakkak takıma katılmasını istiyordu. Çünkü zirveye oynayacak bir takımı ancak iyi futbolcularla oluşturabilirdi. Ama yönetimde bazı kriterleri uygulamak adına Sağlam'a olumlu cevap vermiyordu. Olmaz demiyordu ama sürekli ürettiği yeni bahanelerle Sağlam'ı oyalıyordu. Derken Bobo az bir farkla Kayseri'ye kaptırılıyor Otman Bakkal'da Rusya yolunu tutuyordu. Özer tüm çabalara rağmen ikna olmamış, Miguel'de şehre gelmesine rağmen eşi yüzünden ülkesine geri dönmüştü. Elde bir tek Uğur Boral kalmıştı ama onuda FEDA diyen Beşiktaş kapmıştı.

Alternatiflere yönelen Nurullah Sağlam önce Pino'da hüsrana uğruyor sonrada Alanzinho'dan ret cevabı alınca yine bildik oyuncularına mecbur kalıyordu. Ayrıca kötü geçen bir sezon başı kampından sonra tüm iştahını da kaybediyordu. Transfer gününün sonlarına doğru Culio hamlesiyle rahat bir nefes alıyordu ama Arjantinli'nin sahadaki gösterdiği performans Sağlam'ı bir kez daha hüsrana uğratıyordu. İştahsız yemek yiyen insan aç olsa dahi doymazdı. Yediği yemektende keyif almazdı. Nurullah Sağlam'da öyle oldu. İştahsız girdiği sezonda aldığı seri mağlubiyetler O'nu bir anda şehirde de istenmeyen adam ilan etti. Önce istifa etti ama yönetim bu enkazı kaldıracak başka bir teknik adam bulamayacağını bildiği için hocanın istifasını kabul etmedi.

Zorlamayla yoluna devan eden Sağlam, büyük hayallerle geldiği şehirden artık sıkılmaya başladı. Zorla güzellik olmuyordu maalesef. İstifa etse de araya konulan hatırdan ötürü geri adım atıyordu her defasında. Ama zorla dayatma bir yere kadar sürdü. Yönetimdeki muhalefette her geçen gün elini güçlendirince kaçınılmaz son start verdi. Sonraki süre zaten malumunuz...

Aslında geçen hafta oynadığımız Gençlerbirliği kupa maçından önce Sağlam'a bazı sözler verilmişti. Devre arasında en az 5 transfer sözü alan Sağlam'a ne olduysa Gençlerbirliği maçını kazandıktan sonra oldu. Alınan galibiyetle gelen çeyrek final hocaya bir özgüven getirdi ve bir anda gemileri yakmasına sebep oldu. Artık dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ama finalide iyi yapmak istiyordu. Takip eden günlerde ligdeki ilk maçı olan Akhisar Belediyespor'u yenerek bize ve bu camiaya hoşçakal dedi.

Nurullah Sağlam zorlu bir sürece girmişti. Büyük hedefleri vardı. Kendi istediği sistemi kuracak ve adından söz ettirecekti. Belkide bizimle şampiyonluk hayalleri kuruyordu geleceğe yönelik. Bizim buralarda başarıda, başarısızlıkta hem kısa sürede kazanılabilen hemde çabuk unutulan şeylerdi... Nurullah Sağlam'ın da unuttuğu yada dikkatinden kaçan detayda tamda buydu! Güzel anılar bıraktı ama... Kötü olanları ise hatırlamak istemiyoruz. O yine yaptı yapacağını ve bize güzel bir seda ile hoşçakal dedi.

Bizde istemezdik bu masal böyle bitsin ama artık bu şehirde gerçekten istenmeyen adam olmuştu. Umarım biz bu sene ligde kalırızda bizi şampiyon yapan Nurullah Sağlam'da her daim güzel hatırlanır. Aksi taktirde yönetim ile oluşturdukları şu tablo ebediyen hatırlanacaktır...


La Liga & Barcelona


"Bizden farklı bir ligde oynayan bir takıma karşı kaybettik. Şu bir gerçek ki Barcelona bu ligi artık sıkıcı kılıyor"

4-1 kaybettikleri maçın ardından Diego Simeone...

16 Aralık 2012

Gündem - Yeni Teknik Direktör

Malum, Nurullah Sağlam’ın gidişinden sonra herkes yeni teknik direktörümüzü merak ediyor. Taraftar açısından, böyle konularda imza aşamasına kadar kimseye güvenmemek en doğru hamle olacaktır. Özellikle teknik direktör seçimlerinde futbolcu transferlerini aratmayacak hatta ondan daha güçlü iddialar ortaya atılır. Gelgelelim bu iddialar pek gerçekle bağdaşmaz. Anlaşıldı denilen hocanın daha haberi yoktur, ya da gündemdeki isimler sırf haber niteliği taşımak için ortaya atılırlar. Gene de işin içinde transfer olunca fikir belirtmeden olmazdı. 

Bugün yerel basında çıkan habere göre yönetim kurulu toplantısından ilk olarak yabancı hoca olmayacak mesajı verilmiş. İkinci olarak da sırasıyla Metin Diyadin, Giray Bulak, Tayfur Havutçu ve Hakan Kutlu ile görüşülüp bu isimlerden biri ile anlaşılacağı söylenmiş.


Bizi bu durumdan kurtaracak olan aslında hoca değil. Benim en çok merak ettiğim konu bu takıma gelecek hocanın bu yönetime ne kadar dayanacağı ya da ne kadar sözünü geçireceği. Nurullah Sağlam’ın gidişini şiddetle isteyen arkadaşların unuttuğu noktalardan biri de buydu. Çünkü Nurullah Hoca alınan oyunculardan yalnızca Eren Tozlu ve Serkan Yanık’ı istemişti, geri kalanlar yönetimin transferleri. Neden? Çünkü ne Bobo ne Otman Bakkal ne de listede yer alan diğer isimler alınamadı. Nurullah Hocayı en fazla savunan fakat sonra takımdan gitmesinin en isabetli olacağını söyleyenlerden biriyim. Bunu söylememin sebebi ise özellikle bu sene yapılan yanlış oyuncu dizilimi, oyuncu seçimleri ve bir türlü vazgeçilemeyen “Antepleşmecilik.” Bunda suç sadece tabi ki Nurullah Hocanın değildi. 35 yaş üstü Hakan Bayraktar’a tahammül eden sadece biz değildik. Her şey geride kaldı ama bu satırları unutmamak gerek. Çünkü yeni gelecek hocanın yönetim ile diyalogunu çok merak ediyorum.

Metin Diyadin kesinlikle adaylar arasında süksesi daha yüksek ve son senelerde kendini kanıtlamış hocalardan.  Yalnız, daha önce de çalıştırdığı kulüplerde yönetim ile ters düşen birisiydi, bence bu sefer baştan önlemini almayı isteyecektir. Benim en çok merak ettiğim konu da şu: Karabükspor’u kabul etmeyen Metin Diyadin bu takımda çalışmak istediğinde en büyük nedeni ne olacak? Neticede para sıkıntısı olmayan ve nispeten daha kurumsal olan bir Karabük varken neden bizle çalışmak istesin?


Hakan Kutlu’nun Ankaragücü’nde gösterdiği duruş ve karakter örneğini unutmak mümkün değil.
 Elindeki dar imkanlarla kimse ondan bir mucize de beklemiyordu,öyle de oldu. Şu an için Hakan Kutlu kapalı kutu. Bu takımı bu durumdan kurtarır mı şüpheli ama takım için bir abi, bir gönül sevdalısı olacağından şüphem yok.


Giray Bulak iddiaları bana pek inandırıcı gelmedi açıkçası. Trabzon ile yolunda giden bir kariyeri var. Teknik direktörlük dönemlerinin pek de parlak geçtiğini söyleyemeyiz. Açık konuşmak gerekirse bir taraftar olarak Giray Bulak'ı takımımın başında görmek istemem. O enerjiye sahip olmadığını düşünüyorum.


Gelelim Tayfur Havutçu'ya. Şike sürecinde yaşadıklarından sonra tekrar Beşiktaş'ın başına geçtiğinde her konuda eleştirilmişti. Aslında bu tamamiyle deneyimsizlikten geliyordu. Henüz bir Anadolu takımı çalıştırmadan direkt Beşiktaş'ın başında yapabilecekleri az çok belliydi. Haliyle beklentileri karşılayamadı. Üstelik Beşiktaş'tan giderken gerek taraftar gerekse yöneticileri kendine düşman belletmesi en büyük handikabı oldu. Halbuki ona o süreçte en çok desten çıkanda Beşiktaş taraftarıydı. Çok eleştirilen Carvalhal bile ondan daha olumlu tepkiler almıştı. Açıkçası Tayfur Havutçu'nun bu takımda başarılı olacağını ve takıma düzlüğe çıkaracağı konusunda bir fikre sahip değilim. Bu teknik kapasiteden daha çok bir deneyimsizlik ile alakalı. Kendisi Bülent Korkmaz gibi bir yol çizmeliydi. Geri kalan anlamda açıkçası o da kapalı kutu.

Son olarak; kim gelirse gelsin umarım kurumsallaşma sürecine başrol oynar, kurduğu takımla bize futbol keyfini yaşatır. Şu an bu takımın taraftarının en çok görmek istediği temek iki konu da bu.

Esen kalın.

Yılın En iyi Fransızları



Yılın En iyi Fransızları

Geleneksel olarak FranceFootball tarafından seçilen yıllın en iyileri belli olmaya başladı. Platini, Zidane, Henry, Blanc, Vieira, Thuram... gibi eski yıldızların jürilik yaptığı komisyon en iyi Fransız teknik adam ve Fransız futbolcuyu açıkladı. Yıllın takımı, yıllın yabancı futbolcusu, yıllın gelecek vaadeden futbolcu, Ligue 2'nin en iyi futbolcusu gibi ödüllerin sahipleri ise salı günü yapılacak basın toplantısında açıklanacak.

Montpellier tarihinde ilk kez şampiyon yapan Rene Girard verilen oyların 95 tanesini alarak yıllın en iyi Fransız teknik adamı oldu. Oyların 43 tanesini alan Bordeaux teknik adamı Francis Gillot ise ikinci oldu.

En fazla oy alan 5 Teknik adam
1. Girard 95 puan (Montpellier)
2. Gillot 43 puan (Bordeaux)
3. Garde 39 puan (Lyon)
4. Galtier 28 puan (Asse)
5. Deschamps 27 puan (Marsilya)

Yıllın en iyi Fransız futbolcusu ise Barcelonayı geçerek Ispanyada şampiyon olan Real Madrid adına 21 gol atan Karim Benzema oldu. Benzema'dan sonra en çok oyu Franck Ribery aldı.

En fazla oy alan 5 futbolcu
1. Benzema 109 puan ( R. Madrid)
2. Ribéry 101 puan (Bayern)
3. Lloris 62 puan ( eski Lyonlu yeni Tottenhamlı)
4. Giroud 56 puan ( eski Montpellierli yeni Arsenallı )
5. Valbuena 41 puan (Marsilya)

Güle Güle Bizi Hayallerimize Kavuşturan Adam

Doğru muydu yanlış mıydı artık bu tartışmaya girmek yersiz. İsteyen istediği gibi hatırlayabilir, ancak ben Nurullah Sağlam adı geçtiğinde onu bizim 29 senelik hayallerimizi karşımıza getiren adam olarak hatırlayacağım.

Ah be hocam, keşke giderken bu kadar duygulandırmasaydın bizi.

Yolun açık olsun...






15 Aralık 2012

İnanca olan Saygı


Fotoğraf Camp Nou yada bizim bildiğimiz adıyla Nou Camp Stadı'ndan. Fotoğrafta görünen kare ufak bir klise. Futbolcuların maçtan önce dua yapmaları düşüncesi ile tasarlanmış. Hoş bir estantene zira bunun bir benzerini Sivasspor'da şampiyonluk kovaladığı dönemlerde yeni yaptırdığı tesislerde yapmıştı. Hatta Musevi olan Pini Balili içinde bir çözüm aramışlardı. Bu ve bunun gibi maneviyata önem verilen yapılar ve hamleler futbol adına güzel estanteneler. Öyleki futbolun asla futbol olmadığına dair güzel örnekler...

ZTK Grup Fikstürü

Ligde iyi gitmememizden ötürü ZT Kupası'nı pekte yazmadım. Hatta Gençlerbirliği önünde galip geleceğimizi bile düşünmedim. Öyle yada böyle ağır aksak çeyrek finale kadar geldik. Bundan sonrası biraz da şansa kalmış diyebiliriz.

Şimdi grubumuzdaki rakiplerimize bir dikkat çekelim. Eskişehirspor, Antalyaspor ve Trabzonspor. Üç ekipte ligde iyi giden takımlar. Biz onların aksine pekte iyi gitmiyoruz. Bu durum onlar içinde bizim içinde hem avantaj hemde dezavantaj.

Avantaj ve dezavantaj faktörünü iyi kullanan takım finalde Fenerbahçe'nin rakibi olur gibime geliyor. Belki finali kim oynar tahminin erken yapmış gibi oldum ama...

Tekrar rakiplerimize dönecek olursak, bu üç takımın kadro kalitesi ve derinlikleri bize göre daha iyi. Ama maçların büyük kısmınında devre arasında oynanacak olması ve yeni transferlerin takıma uyum açısından daha fazla forma şansı bulacaklarını düşünürsek sanki bizim için küçükte olsa bir ışık doğacak gibi.

Rakiplerimizin aksine biz daha oturmuş kadroyla oynarız. Nereden biliyorum derseniz, Nurullah Sağlam'ın ZT Kupası'na bakış açısı çok farklı. O bu kupayı kariyeri açısından kısa vadede zirve olarak görüyor. Zaten grup aşamasına gelene kadar bir çok maçta da genelde as oyuncularını tercih etti. Buda Sağlam'ın kupa aşkını fazlasıyla kanıtlıyor. Bu aşamadan sonrada sürpriz peşinde koşmasını da yadırgamamak gerekir.

Umarım Nurullah Hoca'nın kupa iştahı lige de yansırda en azından ligin kalan kısmında hüsranla yaşamayız.


Yine mi Pep!..


“Sezon sonuna kadar devam edecek bir sözleşmem var. Guardiola’nın sezon sonunda takımın başına geçmesinden memnuniyet duyarım”

Bu sözlerin sahibi bir İspanyol, bir Real Madrid'li.... 
Rafael Benitez'dir kendisi...

Maç Önü : Mersin İdman Yurdu - Akhisar


Zurnanın zurt dediği yerdeyiz. Bugün saat 16.00'da Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda direk rakiplerimizden Akhisar Belediyespor'la karışılaşacağız. Onların bir maç eksiği var ve aramızdaki puan farkı sadece 1. Bundan yaklaşık 40 gün önce yani 6 Kasım'da ligin 12. haftasında bir post atmıştım. Dilerseniz şuradan bir göz atabilirsiniz. Orada bahsettiğimiz konu tamda buydu. Büyük takımlarla oynadığımız maçlar bitti asıl rakibimiz olan takımlarla karışılaşacağız demiştik. Maalesef bunlardan umduğumuzu bulamadık. Üstelik bitmek bilmeyen yeni krizleri de kapımıza taşıdık.

Geçen haftaya kadar Nurullah Sağlam'ın sürekli arkasında durmuştum. Lakin geçen haftaki Elazığ maçı sonrası ben bile kan değişimi takıma faydalı olur mu diye ziyadesiyle düşünmeye başlamıştım. Dün itibariyle de ben bile artık ne istediğimi bilmeyen bir yapıya büründüm. Öyleki kulüp o kadar karışmış ki sanırız Dallas dizisinin futbol versiyonu oynanıyor. Biri, ''transferi siz yaptınız benim kurduğum takımı bozdunuz bu suç sizin'' diyor diğeri, ''ya bi git işine arkadaş'' diyor. İşin içindeki müdahil gruplardan hiç bahsetmesek yeridir yani.

Maalesef bu kulüp entrikalarla dolu bir hal aldı. 86 yıllık mazisi olan Türkiye Kupası finali gören, ikinci ligden milli takıma golcü gönderen takımı sırf iktidar olma peşinde koşanlar kendi elleriyle bitirmeye ulaşıyorlar.

Maalesef...

Gelelim asıl mevzuya... Aslında yarın maçtan daha fazla konuşulacak konular olacak ama bu maç bir yerde tamam mı devam mı maçı bizim için. Yani olmazsa olmaz.! 6 puanlık değil 12 hatta 15 puanlık bir maç. Abartmıyorum çünkü Elazığspor ve Gaziantep'in, Karabükspor ile Sivasspor'un karşılaştıkları hafta ve bunlardan 3 tanesi direk bizim rakibimiz. O maçlardan gelecek sonuçlara göre ligin dibi biraz daha netleşecek. Haftaya da Gaziantep deplasmanımızın olduğunu unutmayalım.

Bu maçtan sonra büyük bir ihtimalle istifası beklenen Nurullah Sağlam, istifa etmeyecek. En azından benim düşüncem bu yönde. Takıma devre arasında 5-6 yeni takviye yapmayı düşünen Sağlam bu maçı ve Gaziantep maçını aldığı taktirde şehrin havasını da değişeceğini çok iyi biliyor. Ligde kalıp kupada da zirveye doğru yürümenin ince hesaplarını yapıyor. Sonrası bir ihtimal kupa yoluyla avrupa maçları görebilir miyiz ümidi var..

Şimdi hayal zamanı değil arkadaş biz ligde kalalım yeter diyenleriniz vardır elbet... İnanın bende onlardan farklı düşünmüyorum ama bazı ufak detaylarında bir çok faktörü değiştireceği düşüncesindeyim. Amacım pembe tablolar çizerek sizleri yanıltmak değil ama ümidimizi de yitirmemek.

Bu minvalde ayrı bir parantez açmakta fayda görüyorum. Bugünkü maça sırf hocayı ve yönetimi istifaya çağırıp sahadaki futbolcuya küfür etmeye gelecek olanlar var. Son 3-4 gündür sokaktaki insanların nabzını ölçen arkadaşlarımın görüşü bu yönde. Lütfen arkadaşlar böyle bir davranışta şimdilik bulunmayın. Şimdilik diyorum ama sonrasında da yapmayın. Hatta tam tersi bir tutum sergileyin ki sahadaki futbolcuda sizden güç alsın. O zaman belki kaybolan ruhları geri gelir...

14 Aralık 2012

Hayallerimizi Düşürme


Pankart... Bir çocuk için oyuncak, bir asker için tezkere, bir öğrenci için mezuniyet neyse taraftar için de pankart odur.  Yüreğinde taşıdığı armaya bazen aşkını, bazen tepkisini, bazen de en ince mesajı o yolla verir. Futbolcular sahaya çıktığında verilecek en güzel mesajdır pankart.  Tribünlerin olmazsa olmazıdır. En güzel görsellikler, en güzel birliktelikler onunla gösterilir.

Malum takımımız kötü gidiyor. Burak Tuğ,Yavuz Koca ve Muzaffer Eraydın kardeşlerimiz kendi zamanlarından, kendi harçlığından feda ederek verilecek en anlamlı mesajlardan birini pankarta dökmüşler. Yarın bu pankart tribünlerde olacak, umarız ruhsuz oyuncular bunu görür de biraz da olsa kendilerine gelirler ve bu armaya yakışan mücadeleyi sergilerler.

Ahmet Selim KAHRAMAN
Twitter: @Ahmet_Selim

Futbolun Öteki Yüzü ; Samet Aybaba & Ersun Yanal

Bir tarafta futbolun bilimsel çalışmalarını kendine metot olarak kabul etmiş daha yolun başında, futbol literatüründe tıfıl olarak kabul edebileceğimiz Ersun Yanal, diğer tarafta futbolun tabir-i caizse tozunu yutmuş, eski toprak, gelenekçi, babacan insan ve mütevazı kişilik, Samet Aybaba...

Bu ikili ne zaman karşı karşıya gelse bana hep finali Antalya'da oynanan 2002-03 sezonu Türkiye Kupası'ni getirir. 1990'lı yılların başından itibaren futbola olan ilgimden midir nedir yada yaratılışımdan ötürü müdür bilmiyorum ama ben hep futbolun farklı yüzüne şahitlik etmişimdir. Hani son dakikada gol atıp takım arkadaşlarıyla sevinmek yerine sarı kartı göreceğini bildiği halde ısrarla seyircisiyle buluşmak için tel örgülere tırmanan takımın 9 numaralı golcüsü gibi...

O kupa finalinde de futbolun öteki yüzüne şahitlik etmiştim. Buda benim futbola birazda duygusal bakmama neden olur. O finalden evvel son derece şaşalı bir Ersun Yanal vardı. Gençlerbirliği ile çok iyi bir ikili olmuşlardı ve her kulvarda başarılı bir şekilde yürüyorlardı. Hatta şampiyonluk kovalıyorlardı ligde. Diğer tarafta ise son derece mütevazı bir kişilik olan Samet Aybaba vardı. O dönemlerde bitmiş bir Trabzonspor'u almış Alişen Kandil'lerle var olma çabası güdüyordu.

Ersun Yanal ise sonraları milli takıma kadar uzanacak bir kariyerin başlarındaydı...

O kupa finalini çok üstün bir oyunla Samet Aybaba'nın evlatları kazandı. Hemde bir sonraki sezon aynı başarıyı yakalayarak. Samet Aybaba uğradığı haksızlıktan ötürü görevi bırakacaktı bırakmasına ama O'nun kurduğu takım ligde şampiyonluk kovalayacak, gelecek yıllarında iskeletini oluşturacak Trabzon halkının tekrar gurur tablosu olacaktı.

Ersun Yanal ise bir Hakan Şükür furyasında adeta kaybolup gidecekti. Başarısız bir milli takım serüveninin ardından gıpta ile bakılan adam artık istenmeyen ve öteki adam olacaktı. Sonraları O'nunda yolu Trabzon'a düşecek bu defa O'nun kurduğu kadro ve oluşturduğu iskelet bugünlerin Trabzonspor'unu oluşturacaktı.

Belki o kupa finalinde ve bir sonraki finalde Ersun Yanal'ın bilimsel çalışmalarla desteklediği yapısı, Samet Aybaba'nın gelenekçi yapısına boyun eğecekti ama ilerleyen zaman diliminde asla yenilmeyen bir yapıya dönüşecekti. İki farklı metot güden ama her ikiside aynı kapıya çıkan iki farklı kişilik iki farklı teknik direktör... İki farklı başarı öyküsü...

İşte futbolun öteki yüzü buydu... Aslında varolan, başarıya endeksli olmayan bir yapı ve bunun getirileri! Bu sezon FEDA diyerek yola çıkan ve basketbol koçları misali Fernandes etrafında bir takım oluşturan Samet Aybaba, futbolun yeşil çimlerinde ismi çokta duyulmayan lakin futbolu beyni ile yönetmeyi çok iyi bilen Ersun Yanal. İkiside başarılı, ikiside bu sezon Avrupa'da mart ayını görecek olan takımlarımızın ateşine odun atan isimler.

Onların bu sezon ligimize kattıkları çok görülmeyen ama yadsımaları ileriki zamanda daha fazla anlaşılacak olan getiriler. Mesela sezon başında ( Fenerbahçe ve Galatasaray'ın çok üst düzey transferleriyle rakipleri arasındaki güç dengesini fazlasıyla açmaları sonucu ) La liga olma yolunda hızla ilerleyen ligimiz bu iki teknik adamın ( yanlarına Mehmet Özdilek'i de ekleyebiliriz aslında ) görülmeyen sihirli dokunuşlarıyla adeta Fransa Ligi Ligue 1'e dönüşüverdi. Şuanda lig lideri Galatasaray ile lig 8. si Bursaspor arasındaki puan farkının sadece 7 olması tesadüf olmasa gerek...

Sezon başında spor otoritelerinin bu iki takım hakkında kısaca özet geçtikleri düşünülünce, bugünkü konumları bize aslında futbolun öteki yüzünü fazlasıyla gösteriyor... İşte bu sebepten ötürü futbol fazlasıyla hayatın ta kendisidir!


13 Aralık 2012

Bir Ölür Bin Dirilir

Yeni bir soluk, yeni bir nefes...

Nefes: Vatan Sağolsun, sinema sektörüne farklı bir vizyon, farklı bir konu anlayışı getirdi. Yıllardır söylenen ama bir türlü vizyona aktarılamayan, ülkemizin kanayan yarası, karakol baskınlarının ve dağdaki askerin yalnız başına mücadelesinin anlatıldığı Nefes filmi, bir çoğumuzu ağlatmıştı. Dağ filmi ise içinde hayattan kesitlerin daha fazla olduğu, zaman zaman güldüren zaman zamanda ağlatan bir yapım olmuş. Özellikle Ufuk Bayraktar rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Hatta filmi alıp götüren ve finali yapan isim olmuş. Nefes filminde ise daha çok tanınmayan oyuncular olduğu için başroldeki Mete Yüzbaşı rolünü oynayan Mete Horozoğlu çok ön planda kalmıştı ama Dağ filmi yan rolleri çok iyi işlemiş. Burada hakkını teslim etmek gerekir...

Aslında film 16 Kasım'da vizyona girmişti ama benim bu filme vakit ayırmam Antalya deplasmanından önce yani 1 Aralık'ta olabildi. Film Nefes : Vatan Sağolsun filminden daha kısa, 90 dakika. Nefes filminin aksine biraz daha fazla kahramanlık duygusu içeriyor. Zaten filmin sloganı da '' Bir ölür bin dirilir. '' Filmin başından itibaren bu seyirciye adeta ezberletiyor. Özellikle askerini korumak adına kendinden vazgeçen Yüzbaşı Yaşar ve Kıdemli Başçavuş Kemal karakterleri bu konuda çok iyi örnek teşkil etmiş. Bu arada filmin kahramanlarının da ilk karşılaşmalarından itibaren birbirlerine karşı tutum ve davranışları da çok usta işi olmuş. Senaryoda burada hakkını vermiş.


Yazının başında da değindiğim gibi Arıza Bekir rolü herhangi bir dizide işlenmiş olsa bugün çoktan fenomen olurdu. Filmin diğer kahramanı Oğuz karakterini oynayan Çağlar Ertuğrul ise sanki biraz senaryoya ısınamamış gibi. Oyuncunun rolünü çok donuk ifadelerle oynaması gözden kaçmayan bir detay. Oyuncu tercihinde biraz daha düşünülse sanki daha iyi iş çıkarmış hissi bana fazlasıyla verdi. Artık yönetmen Alper Çağlar'ın emeğine saygımdan ötürü çokta detay yazmayacağım.

Nefes ile kıyasladığımızda Dağ filmi, daha özgün ifadelerle daha sade bir anlatımla seyirciye hoş vakit geçiriyor lakin bir sivil hayattan kesit, birde üniformalı hayattan kesitler çok dikkat isteyen gözlerle izlenmediği vakit izleyiciyi filmden uzaklaştırıyor. Nefes filmindeki devamlılığın aksine Dağ filminde önce yüklem arkasından özne verilmiş. Bunuda atlamamakta fayda var.

Gelelim asıl meselemize...
Filmi izlemeden önce ''Nefes gölgede kalacak, bu zamana kadar izlediğiniz tüm asker filmlerini unutun'' klişesini görmüştüm. Filme ilgim birazda bu yüzden artmıştı. İzledim ve bende çokta fazlasıyla iz bıraktı. En azından final sahnesinden bir önceki sahnede acaba ben olsam o durumda ne yapardım diye kendime sıkça sorduğum bir soru ile karşılaştım. Bu çok önemli bir detay aslında. Film size bunu fazlasıyla veriyor. Sırf bu yüzden bile izlemenizi tavsiye ederim. Birde Arıza Bekir'in böcekle olan imtihanını..