14 Şubat 2012

Mersin İdman Yurdu'na Adanmış Hayat

Tekildir “kendini adamak” zira “vazgeçmeyi” gerektirir geri kalan her şeyden. İşte bu yüzden çoğuldur vazgeçmek. Koca bir ömrü, bir hayatı; tek bir arma, bir forma, bir kadın, bir ülkü ve daha uğruna adanmaya layık görülen her ne varsa onun uğruna adayanlara ithafendir bu satırlar…

Özel olarak da Mersin İdman Yurdu Onursal Menajeri Hacı Bayram Birinci’ye…

Çocukluğumdan hatırlarım; tribüne girer girmez gözlerim sahada Hacı amcayı arardı acaba bugün ne giymiş diye. Kravatından ayakkabısına, çorabından yüzüğüne kadar kırmızı lacivertten başka hiçbir renk giymemiş bu adam hep kurcalardı kafamı, “bir insan nasıl bu kadar sevebilir ?” diye. Her maçta üstündekilerin detaylarını incelerken başladım “uğruna adanmış hayatlar” üstünde düşünmeye. Mersin İdman Yurdu sevgimin ete kemiğe bürünmüş hali, sembolü oldu ben farkına varmadan.

Neredeyse yarım asırdır kulübün her kademesinde görev alan, tek bir maç bile kaçırmayan, hayatında kırmızı lacivertten başka bir renk giymemiş olan bir adam Hacı Bayram Birinci. Futbola ve İdman Yurdu’na toprak sahalarda hakiki meşinden gülle gibi toplar rant için, para için değil; aşk için, tutku için yuvarlanırken tutulan bir sevdalı. Bu adam, simgesiydi adeta gözümde sevdiğin uğruna ailen dahil olmak üzere her şeyi ama her şeyi ikinci plana atmanın ne demek olduğunun ! Sonra biz büyüdük ve kirlendi dünya…

30’lu yaşlarının başlarındaki bizler ve daha yaşlılar en şanslıları bu güzel oyunun. Mersin’de Hacı Bayram Birinci’ler, Galatasaray’da Karıncaezmez Şevki’ler, Beşiktaş’ta Süleyman Seba’lar, Fenerbahçe’de Lefter’ler gibi sevemedik, uğruna adayamadık belki hayatımızı ama onlarla sevdik biz de futbolu. Onlarda gördük aşkı ve feda etmeyi. Bugünkü çocuklar uzay teknolojisi formaları ve rengarenk kramponları dijital görüntü kalitesi ile izliyorlar ama maç bitip televizyon kapandığında akıllarda kalan tek şey bir gün onlar kadar para kazanıp ünlü olmak galiba. Ya da yenildiğin rakibine duyulan nefret ve intikam duygusu. Ama ne olursa olsun en büyük fark adanmışlıkta bence. Hayat o kadar hızlı ve çoğul ki artık, hiçbir şeyden vazgeçilmiyor ya da topyekun her şeyden vazgeçiliyor…

Mersinli olduğum için ve kendisini tanıma fırsatını bulduğum için anlattım Hacı Amca’yı ama eminim her kulübün vardır bir Hacı Bayram Birinci’si. Samsunspor’un, Diyarbakırspor’un, Edirnespor’un adanmış hayatları. Onları tanımamız, tanıtmamız lazım bu endüstriyel ve sanal dünyayı yıkayıp temizlemek için. Belki o zaman çocuklar severler bu oyunu, bu sporu, bu hayatı olması gerektiği gibi safça ve çocukça. Belki o zaman yeni Hacı Bayram’lar her seferinde soyunma tünelinin önünde bekleyip alkışlayarak çıkarır takımı sahaya. Her babayiğidin harcı değildir ömrünü bir armanın peşinde adamak. Ama en azından güzelce ve hakkıyla severler bu oyunu ve o her biri birbirinden değerli armaları. İçten ve karşılıksız…

Not : Yukarıdaki fotoğraf zorlu kış şartlarında gidilmeye çalışılan bir Bolu deplasmanı öncesi çekilmiştir.

Levent Öcal / futboladair.com

Hiç yorum yok: