18 Aralık 2012

Göremediklerimiz ve Nurullah Sağlam


 Lise yıllarımda fotoğraf sanatına ilgi duymaya başlamıştım. Her geçen gün katlanarak artan ilgim beni bir kaç mahalle aşağıdaki fotoğraf stüdyosuna müptela etmişti. Okul biter bitmez soluğu bu stüdyoda alıyor ve akşamın karanlığı çökene kadar önünden ayrılmıyordum. Tıpkı karşı komşumuz Muhasebeci Mehmet Ağabey'in hafta sonlarında evinin kapısının önünde beklediğim gibi...

Mehmet Ağabey hafta sonlarında Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç olursa sokakta ne kadar çoluk çocuk varsa hepsini toplar maça götürürdü. Mersin İdman Yurdu'na taraftar lazım gençler diyerek başka sokaktaki çocuklarıda getirmemizi tembihlerdi. Onunla maç izlemek ayrı bir keyifti zira kazandığımızda cebindeki bütün parayla bizlere tantuni yedirirdi. Güzel günlerdi ve Mehmet Ağabey olmasa biz belkide bugün İstanbul beylerini yazar çizer olurduk. Ruhu şad olsun nur içinde yatsın...

Demem o ki;
Bazı kazanımlar emek verilmeden maalesef gerçekleşmiyor. Benim fotoğrafçılığı, karanlık odada baskı yapmayı yada kalem rötuşunu öğrenirken yaşadıklarımı sadece Allah bilir. Mersin İdman Yurdu'nun da bugünlere hangi zorluklarla geldiğini sadece onunla yaşayanlar bilir. Misal 2008-09 sezonunda Belediye Vanspor- Eyüpspor maçındaki o olaylar olmasa bugün süper lig arenasında değilde hala alt liglerde oynuyor olabilirdik. O maçın kararı açıklanmadan önce hiç kimsenin zafere olan inancı kaybolmamıştı ama kimsede Vanspor'un hükmen mağlup olacağını tahmin etmiyordu.

O meşhur sezonun ardından bu taraftarlar rica üzerine buldukları vasıtalarla şehri uyandırmaya çalışıyor sokak sokak gezerek şampiyonluk kutlamaları yapılacağını ve takıma sahip çıkılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı. Ne var ki bu çağrıya ses verenler yine bilindik takım sevdalılarıydı. Çok tasvip etmediğim ama saygı duyabileceğim bir davranışı o dönemler Mersin Milletvekili olan Kürşat Tüzmen yapmıştı. Aynı döneme rastlayan benzer bir davranışı da Galatasaray adına Adnan Polat sergilemişti. Her iki şahısta ( biri Mersin İdman Yurdu diğeri Galatasaray adına ) takımları adına gece düzenleyip gelen para babalarından ne kopardılarsa yine takımlarına harcamışlardı. Bize 2. ligdeki şampiyonluğu getiren golü atan Zafer Biryol o gecenin bir eseriydi mesela...

Her şey iyi ve güzeldi aslında. En azından dışarıdan öyle görünüyordu. Sahili olan bir şehir, cezerye, deniz, tantuni, sıcak akdeniz akşamları ve yaşanabilir güzellikte bir şehir. Böyle bir tablonun arkasında da Mersin İdman Yurdu vardı. Dediğim gibi dışarıdan futbol severlere böyle görünüyordu ama işin aslı hiçte öyle bilindiği gibi değildi. Mesela 1982-83 sezonunda bir gol daha fazla atamadığımız için tam 29 sene beklemek zorunda kaldık. Tesislerimizde o günlerden sonra koltuk sevdalıları yüzünden yıkıldı. Yeniden bir tesis için hala bekliyoruz. Gelen herkes günü birlik yaşadı ve bunu Mersin İdman Yurdu'na da yaşattı.

Ama...
Nurullah Sağlam farklıydı. Ondan öncekilere benzemiyordu hiç. Mesela Ercan Albay takımı şampiyon yaparak bir üst lige çıkarmıştı ama ondan önce gelen Abdülkerim Durmaz'ın inşaa ettiği yapının üstüne hiç bir şey koyamamıştı. Evet takımı şampiyon yapmıştı ama elindeki kadroyla daha fazlasını başarabilirdi. Son maça ve son dakikaya kadar bizlere ecel terleri döktürmeyebilirdi...

Mesela Serhat Güller... Bizlere bir tesadüf sonucu Joseph Boum'u kazandırmıştı ama gerisin geriye kocaman bir hiç! Kendisine sunulanı servis yapmakla yetinmişti sadece. Yüksel Yeşilova'da öyleydi. Giresunspor'da görev yaparken Türk futboluna Ricardo Pedriel'i kazandıran hoca bizlere ailevi meselelerinden ötürü hiç bir şey verememişti. Arkasından birde skandal bir bıçaklanma olayı... Kısa süren Ergün Pembe macerasına hiç girmesek yeridir yani. 10.sırada aldığı bir takımı nerdeyse ligden düşürecekti. Allah yardımcımız olduda ligde kaldık.

Ama dediğim gibi Nurullah Sağlam başkaydı. Geldiği ilk gün pozitif futbol oynayacağız dedi ve bunun temelini sahanın çimlerini düzelterek başladı. Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç izleyenler bilirler. Hangi hoca geldiyse o patates tarlasını andıran görüntüye hiç bir çare üretmediler. Hep 1990'lı yıllardan önceki futbol anlayışını takıma benimsettiler. Bizim statda 3 pas üst üste yapabilen takım sayısı her halde bir elin parmaklarını geçmezdi. Hele orta sahadaki çukur hala tüylerimi diken diken ediyor.

Takım desen geceleri düğün yapılan mekanda kampa giriyor sabah kadar süren zurna sesleriyle maça hazırlanıyordu. Bir futbolcusu trafik kazası geçirmiş yaşam mücadelesi veriyor, hocası ise maç oynandığı esnada yedek kulübesinde ağabeyi tarafından bıçaklanıyordu. Yönetimi ise bir rica üzerine göreve gelmiş burada ismini duyurup belediye başkanı yada milletvekili olma derdindeydi. Altyapısı yoktu ve altyapısında oynatacağı oyuncusuna forma bile vermiyordu.

Böyle kaotik bir ortamda göreve kendi isteğiyle talip olan Nurullah Sağlam, ligin devre arasında bir sürü iddialar eşliğinde kendi bildiğini okuyor ve kendi takımını oluşturuyordu. Bir sezon önce Boluspor'u taşıyan ve kimsenin göremediği Adem Büyük ve Nduka'yı takımına alıp her hafta yükselerek son haftada maç oynamadan lig şampiyonu olarak takımını bir üst lige taşıyordu. Başarılıydı ve herkes O'nun bu kısa sürede başardıklarına inanamıyordu. Şehri tek yürek yapmış, yeniden kenetlemişti.

Bitmiş denilen bir takımı yeniden şahlandırmak zor bir işti ama bunu başaran kişiydi. Herkesin O'na güveni tamdı kredisi de sonsuzdu. En azından o günlerde öyleydi.

Arkasından 29 senelik özlemin sona erdiği sezon harika bir başlangıç yaptı ve ligin ilk yarısı biterken taraftarı bu defa avrupa kupası heyecanına sokmuştu. Her şey iyi ve güzel gidiyordu. Taki o skandal patlak verene kadar. Şehrin önde gelenlerinin olduğu toplantıda futbolcuların para skandalı her şeyi alt üst etmiş adeta şehre dinamit etkisi yapmışlardı. Yönetimin basiretsizliği ve krizi idare edememesi herkesin iştahını kaçırmıştı. Sezon sonunda takımın yarısını gönderen yönetim bir nevi kendince rövanşı alıyordu.

Ama Nurullah Sağlam kararlıydı. İştahı kaçar gibi olmuştu ama ne pahasına olursa olsun bu şehirde başarılı olacak ve ismini zirveye taşıyacaktı. Yaşanan skandalın ardından sular durulunca kendi yoluna devam etti. İlk iş olarak söz aldığı ve kimsenin cesaret dahi edemediği tesis problemini halletmek için başkanın kapısını aşındıracak ve ne olursa olsun bu problemi çözecekti. Valiyi, belediye başkanını ve milletvekillerini bu sorunu çözmeleri için sürekli aradı ve bu gündemi her daim taze tuttu. Arkasından kuracağı takımla ligde zirve hesapları yapıyordu.

Bobo, Otman Bakkal, Miguel, Uğur Boral ve Özer Hurmacı. Bu 5 isimin muhakkak takıma katılmasını istiyordu. Çünkü zirveye oynayacak bir takımı ancak iyi futbolcularla oluşturabilirdi. Ama yönetimde bazı kriterleri uygulamak adına Sağlam'a olumlu cevap vermiyordu. Olmaz demiyordu ama sürekli ürettiği yeni bahanelerle Sağlam'ı oyalıyordu. Derken Bobo az bir farkla Kayseri'ye kaptırılıyor Otman Bakkal'da Rusya yolunu tutuyordu. Özer tüm çabalara rağmen ikna olmamış, Miguel'de şehre gelmesine rağmen eşi yüzünden ülkesine geri dönmüştü. Elde bir tek Uğur Boral kalmıştı ama onuda FEDA diyen Beşiktaş kapmıştı.

Alternatiflere yönelen Nurullah Sağlam önce Pino'da hüsrana uğruyor sonrada Alanzinho'dan ret cevabı alınca yine bildik oyuncularına mecbur kalıyordu. Ayrıca kötü geçen bir sezon başı kampından sonra tüm iştahını da kaybediyordu. Transfer gününün sonlarına doğru Culio hamlesiyle rahat bir nefes alıyordu ama Arjantinli'nin sahadaki gösterdiği performans Sağlam'ı bir kez daha hüsrana uğratıyordu. İştahsız yemek yiyen insan aç olsa dahi doymazdı. Yediği yemektende keyif almazdı. Nurullah Sağlam'da öyle oldu. İştahsız girdiği sezonda aldığı seri mağlubiyetler O'nu bir anda şehirde de istenmeyen adam ilan etti. Önce istifa etti ama yönetim bu enkazı kaldıracak başka bir teknik adam bulamayacağını bildiği için hocanın istifasını kabul etmedi.

Zorlamayla yoluna devan eden Sağlam, büyük hayallerle geldiği şehirden artık sıkılmaya başladı. Zorla güzellik olmuyordu maalesef. İstifa etse de araya konulan hatırdan ötürü geri adım atıyordu her defasında. Ama zorla dayatma bir yere kadar sürdü. Yönetimdeki muhalefette her geçen gün elini güçlendirince kaçınılmaz son start verdi. Sonraki süre zaten malumunuz...

Aslında geçen hafta oynadığımız Gençlerbirliği kupa maçından önce Sağlam'a bazı sözler verilmişti. Devre arasında en az 5 transfer sözü alan Sağlam'a ne olduysa Gençlerbirliği maçını kazandıktan sonra oldu. Alınan galibiyetle gelen çeyrek final hocaya bir özgüven getirdi ve bir anda gemileri yakmasına sebep oldu. Artık dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ama finalide iyi yapmak istiyordu. Takip eden günlerde ligdeki ilk maçı olan Akhisar Belediyespor'u yenerek bize ve bu camiaya hoşçakal dedi.

Nurullah Sağlam zorlu bir sürece girmişti. Büyük hedefleri vardı. Kendi istediği sistemi kuracak ve adından söz ettirecekti. Belkide bizimle şampiyonluk hayalleri kuruyordu geleceğe yönelik. Bizim buralarda başarıda, başarısızlıkta hem kısa sürede kazanılabilen hemde çabuk unutulan şeylerdi... Nurullah Sağlam'ın da unuttuğu yada dikkatinden kaçan detayda tamda buydu! Güzel anılar bıraktı ama... Kötü olanları ise hatırlamak istemiyoruz. O yine yaptı yapacağını ve bize güzel bir seda ile hoşçakal dedi.

Bizde istemezdik bu masal böyle bitsin ama artık bu şehirde gerçekten istenmeyen adam olmuştu. Umarım biz bu sene ligde kalırızda bizi şampiyon yapan Nurullah Sağlam'da her daim güzel hatırlanır. Aksi taktirde yönetim ile oluşturdukları şu tablo ebediyen hatırlanacaktır...


4 yorum:

selaminko dedi ki...

"Her şey iyi ve güzeldi aslında. En azından dışarıdan öyle görünüyordu. Sahili olan bir şehir, cezerye, deniz, tantuni, sıcak akdeniz akşamları ve yaşanabilir güzellikte bir şehir."
bu yorumun maalesef benim yaşadığım bölgelerde hiç geçerli değil. mersin'in, mersinlilerin kimler olduğunu anlatmak bayağı zaman alıyor. mersin'i güneydoğu şehri zanneden o kadar çok adam var ki. mersin'in ismini öyle duyunca çok sinirleniyorum.

Hasan Doğan dedi ki...

Maalesef bu bazı kesimlerde aşamadığımız bir sıkıntı.Şehirde yaşanan negatif olaylar onları bu düşünceye itiyor.

Adsız dedi ki...

Güzel bir yorum 3 yıl önce mersinin hangi durumda olduğunu unutanlar nurullah sağlam gibi bir değere sahip çıkamadılar.Ama unutmasınki olurda bu sene ligde kalamazsa mersin sittin sene bu ligi göremez.Mersin basınıyla yöneticisiyle ve takıma sahip çıktığını düşünen kendini kandıran seyircisiyle bu şımarık tavrından bu sonucu haketti.Mersinli olmayıp mersinin 4 senesine vakıf birsi olarak söylüyorum.(Bilenbiri)

Hasan Doğan dedi ki...

Adsız: Keşke isminizide bizimle paylaşmış olsaydınız.Herneyse... Sizin gibi düşünenlerin sayısı şehirde giderek artıyor.İnşallah gelecek nesillerde daha bilinçli bir Miy sevdası olacak.