12 Mayıs 2012

Rossoneri & Değişim & Dönüşüm

Bazı zamanlar olur takımlar bir jenerasyon yakalar ve başarılar ardı sıra gelir.Aradan yıllar geçer ve o yakaladığınız jenerasyon artık verimliliğini kaybeder.Yaşlanırlar haliyle.Düşüş başlar ve ardından gelen her başarısızlıkta fatura onlara çıkar.Çoğu vefasızca gönderilir takımdan.Bir dönemin gözde isimleri artık tabiri caizse ayağa düşmüştür.Kimisi yeni heyecanlara atılır kimisi sessiz sedasız yeşil sahalara elveda der.Kimisinin yolu Katar'a düşer kimisinin yolu ABD'ye.Futbolu bırakanlar ise ya altyapılarda görev alır yada herhangi bir tv kanalında  yorumcu.Futbolun adalet mekanizması böyle çalışır.Sistem bu şekilde kurulmuştur çünkü.Kimse her zaman hak ettiği değeri alamaz neticede.Eski plaklar misali çatıya kaldırılırlar.Gün olur devran döner o eski plaklar hatırlanır.Plaketler verilir statlarda.Seremonilerde kulüp başkanı yada herhangi bir yönetici konuşma yapar.İşte, plaket verilen oyuncu hakkında övgüler yağdırır.Topu topu bir kaç saatlik zaman diliminde oyuncu hatırlanır, taraftar alkışlar belki bir üçlü çektirir sonra herkes aynı düzenin işleyişine devam eder.Bu söylediklerim harfi harfine ülkemizde yaşanmış ve hala yaşanmakta olan olaylar.Belki Avrupa liglerinde istisnalar mevcuttur ama genelde bu süreç ordada aynı şekilde işlemektedir.

O istisnalardan biri aslında İtalya'nın köklü kulübü Milan'dır.Son dönemlerde hangi maçını izlerseniz izleyin hep bir kadro yaşlılığından bahseder spikerler.Ve derler ki ''Milan'ın artık bu kadrosu çok yaşlı.Bir değişim sürecine girmeleri gerekli.'' Sanırım o spikerleri Gallani bu sezon daha bir özverili şekilde dinlemiş olacak ki eski plaklardan, önce Nesta ardından İnzaghi ve Gattuso ile yollar ayrılıyor.Aslında bu değişimin ilk ateşini sezon başında Pirlo ile yakmışlardı.Devamı ise kaçan şampiyonluktan sonra mecburen geldi.Sözleşme uzatma teklifi almayan bu oyuncularda birer birer takımdan ayrılacaklarını basına açıkladılar.Sıradaki isimlerinde yavaş yavaş basına sızdığına dair haberler var.Sözleşmesi bitenlerden Mathieu Flamini, Flavio Roma, Gianluca Zambrotta, Mario Yepes, Clarence Seedorf ayrılması gündemde olan isimler.Zaten saydığım isimlerde yaşı 30 ları çoktan devirmiş isimler.Tabi birde Taiwo gibi kendiliğinden takımdan ayrılmak isteyenlerde var, diğer takımların transfer listesinde olan isimlerde var.Bunlardan Thiago Silva ile Barcelona'nın, Stephan El Shaarawy ile Arsenal'in, Kevin-Prince Boateng ile de Real Madrid'in isimleri geçmekte.Olasılıkları elbette tartışılır ama değişim yapalım derken komple takımıda değiştireceklerini sanmıyorum.Özellikle Nesta'nın ayrılığında Silva'nın transferine yönetim asla izin vermeyecektir.Stephan El Shaarawy ve Kevin-Prince Boateng ise bu yaz sezonunda transfer olasılığı yüksek isimler.

 Sözleşmesi bitenler haricinde çok fazla oyuncu göndereceklerini tahmin etmiyorum.Milan taraftarı bloggerlarında görüşü bu yönde.Milan her ne kadar bir değişim süreci yaşıyorda olsa gelenekleri olan bir kulüp.40 yaşında bu kulüpte oynamış oyuncuları ( Costacurta, Maldini gibi) unutmadık.Birde işin tam ters boyutu var.Şu an kulüp ile anılan 20'nin üzerinde isim mevcut.Bunlar Sporting U19 takımından orta saha oyuncusu 19 yaşındaki Antoninho Silva ve defansif orta saha Agostinho, Santos takımından Ganso, Lecce'den forvet Luis Muriel ve sağ bek Nenad Tomovic, Chelsea'dan Solomon Kalou, Palermo takımından  Matias Silvestre, Udinese'den  Samir Handanovic, Villereal'den Bruno Soriano, Valencia'dan Jordi Alba, Schalke'den Benedikt Höwedes,  Lyon'dan sözleşmesi biten Ederson, Stuttgart'dan  Cristian Molinaro ve Zdravko Kuzmanovic,  Shakhtar'dan Willian,  Montpellier'den Younes Belhanda, B.Monchengladbach'dan Patrick Herrmann, Feyenoord'dan John Guidetti ve en önemlileri, Real Madrid'den Pepe, Manchester City'den Mario Bolatelli ve Standart Liege'den Sinan Bolat.

Bunlar doğruluğu yüksek ama kesinliği olmayan söylentiler yada kulislere sızan haberler.Hepsini transfer etmeleri elbette çok zor.Bunların içerisinden ve bize ulaşmayan isimlerden mutlaka transferler yapacaklar.Birde İtalya'daki ekonomik sıkıntılarıda atlamamak gerekli.Keza Milan yönetimi İtalya'da, transfere fazla para harcamadıkları gerekçesiyle sürekli eleştirilen bir kulüp.Zaten son zamanlardaki verilerde bunu işaret ediyor.Milan yönetimi yaşına bakmadan verim alabileceği her oyuncuyu transfer ediyor yada takımda ise sözleşmesini uzatıyor.Bu yöntem ile geçtiğimiz sezon şampiyon oldular ama Avrupa kupalarında aynı başarıyı maalesef gösteremediler.Bu sezon Allegri ile devam etmeleri halinde çekirdek bir kadro üzerine yine yapacakları transferlerle beraber bir iskelet kadro oluşturacaklardır.Sonrası ise malum.Yine 30'unu deviren bir çok oyuncuyu takımda görebiliriz.









11 Mayıs 2012

Kıyamete Saatler Kala Süper Final

Gönül böyle bir başlık atmak istemezdi ama ülkemiz şartları bizleride kendine benzetti maalesef.Mesela gönül isterdi ki kazanan taraf kaybeden tarafı alkışlasın ve her iki takım da kupa seranomisine beraber çıksın.Kupayı her iki takım kaptanı aynı anda kaldırsın.Her iki takım oyuncularıda maç bitiminde birbirlerini kucaklasın.Formalarını birbirine armağan etsin.Bizde maçın ardından dostluk adına yazılar yazalım analizler yapalım dünyaya örnek olalım.Ama çok zor! Ne biz bu hayali gerçeğe dönüştürebiliriz nede ülkemiz şartlarını değiştirebiliriz.

Hayaller güzel ama birazda gerçek dünyaya bakalım.Realist düşüncelere çevirelim kendimizi. Dev derbiye bir göz atalım.

Dünya liglerine baksak bu tarz bir maç sanırım çok zor buluruz.Hani sezon başında bir planlama yapılsa inanın bu kadar bir başarı elde edilmezdi.Gerçekten hiç onaylamadığım ve bir daha olmasın diye dua ettiğim süper final serüveni sadece adı gibi süper bitecek.Her sene geriye giden süper ligimiz bu sene kalite olaraktanda Avrupa liglerinin çok gerisine düştü.3 Temmuz sonrası bir çok kesim yeşil sahalara küstü.Kendi tuttuğumuz takımlar haricinde diğer takımların maçından seyir zevki olarak hiç haz almıyoruz.Koskoca ligde seyir zevki olarak geriye bir tek derbiler kalıyor.Sosyal medyada olsun tribünde olsun hemen herkes bu sene maçları sadece izlediklerini söylüyor.Hani kim şampiyon olacak diye merak ediyoruz ama olsa da olur olmasa da olur havasındayız genel olarak.Bu ligin kalite seviyesini bu denli düşürenlere ve çıkarları için kirletenlere bir kez daha yazıklar olsun diyelim ve maçın analizine artık geçelim.


Önce ev sahibi Fenerbahçe'den başlayalım.
Atmosfer, psikolojik durum ve maçın ambiyansı;
Sarı lacivertli takıma mutlak 3 puan lazım.Her ne kadar geriden gelip işi son maça bırakmış olsalarda hala galip gelmek zorunda olan taraf  Fenerbahçe.Şu aşamada daha önce kazandıkları maçların, bu maçı kazanamadıkları taktirde pek bir anlamı kalmayacak.Kendilerince haklı gördükleri bir davaya inanıyorlar ve bu duyguyla çok azimli bir şekilde ayakta kaldılar.İnanılmaz bir hırs ile sahada mücadele ediyorlar.Psikolojik baskıyı da gördük ki Trabzonspor maçında çok iyi baypas ettiler.Bu maçta seyirci avantajı kendilerinde ama bu maç diğerlerine benzemez.Bu maçın ambiyansı çok farklı olacaktır.Hatayı affetmez.İlk yarıda bir gol bulamazlarsa, zamanda Fenerbahçe'nin rakibi olacaktır ki seyirci baskısıda hafif hafif kendini hissettirir.Her oyuncu bir değil iki kişilik oynamak zorunda.

Eksikler ve taktik diziliş;
Mousa Sow kesin olarak yok diye bir duyum aldım.Zaten uzun süredir sakat.Takım yokluğuna alıştı.Ayrıca hem Bienvenu, hemde genç(!) Semih, Sow'un yokluğunda hatırı sayılır bir performans gösterdi.Sow olsa Fenerbahçe için ekstra bir avantaj olurdu ama yokluğuda büyük bir eksiklik gibi görünmüyor şu aşamada.Gökhan Gönül ve Alex'in durumları ise maç saatinde belli olacakmış.Oynama ihtimalleri düşük deniliyor.Bu iki oyuncu oynamaz ise Fenerbahçe açısından büyük eksiklik olur.Sistemin kilit oyuncuları her ikiside.Öyleki Alex başlı başına bir takım.Oyun içindeki zekası, duran top ustalığı, ceza sahasına olan hakimiyeti, takımını iyi tanıması ve bu tarz maçları defalarca oynayıp edindiği tecrübe, ayrıca rakip oyunculara maç içerisindeki temposu ile kurduğu üstünlük Fenerbahçe adına çok önemli faktörler.Gökhan Gönül ise sağ bekteki performansı ile (geçen sezon ki performansına bu sezon ulaşamamış olsa da) takımı için büyük avantaj teşkil ediyor.Ceza sahasına isabetli ortaları rakip defanslar için büyük tehlike.Defansif yönüde gayet iyi olan Gökhan'ın en büyük avantajı hem adam eksiltebilmesi hemde çok iyi pozisyon alıp kademelere zamanında girmesidir.Sow'un yokluğu önemli bir dezavantaj ama Alex ve Gökhan olmazsa olmazlardan.Evet Alex Trabzon maçında yoktu ama rakip bu defa Trabzon değil Galatasaray.Sarı kırmızılı ekip şu aşamada bir çok yönden Trabzonspor'un çok önünde bir takım.

Her ne kadar durumları maç saatinde belli olacak denilse de ben her iki oyuncununda oynayacağını düşünüyorum.Böyle bir maç 40 yılda bir gelir ve bu büyük finali kaçırmak istemeyeceklerdir.Taraftarında onlardan fedakarlık beklediğinin farkındadırlar.Fenerbahçe açısından şimdilik başka eksiklik görünmüyor gibi.Maça Trabzonspor karşılaşmasındaki gibi çıkmalarını beklemiyorum.En azından Dia'nın yerine Stoch geçer ve Alex'de eski yerini alır.Klasik şablonlarıyla maça başlarlar.Şimdi kadrolarına bir göz atalım;

Kalede Volkan: Süper finale çok iyi bir başlangıç yaptı ve formunun adeta everestlerinde.Ezelden taraftarı olduğu takımı için kanının son damlasına kadar mücadele edecektir.Yalnız tansiyonu bu denli yüksek maçlarda aşırı motivasyon sorunu yaşıyor.Bunu atlattığı taktirde maçın kilit adamı olabilir.

Defansın sağında Gökhan Gönül: Geçen sezon ki formunu aratanlardan ama her daim gözü kapalı forma verilecek bir oyuncu.Adam eksiltebilen ve isabetli ortaları olan bir isim.Uzun süredir beraber oynadığı takım arkadaşları ile son derece uyumlu bir isim.Varlığı büyük avantaj.Sakatlığından dolayı fizik düşüşü olabilir.İkinci yarıda yerini Orhan Şam'a bırakabilir.


Göbekte Yobo ve Bekir: Sezona sıkıntılı başlasalar da süper finalde son derece uyumlu bir ikili oldular.Zaman zaman pozisyonlarda ağır kalsalarda defans blokuyla son derece uyumlu bir görüntü içerisindeler.Yükselen formlarıda takım için ayrı bir güven unsuru.Yalnız bu maçta Elmander'in fiziğiyle ekstradan mücadele etmek zorundalar.Araya atılacak paslarda da sıkıntı yaşayabilirler.Penaltı yapmaya müsait pozisyonlar olacaktır ki buda Fenerbahçe adına dezavantaj gibi duruyor.


Defansın solunda Zigler: İsviçreli oyuncu çok garip biri.Her maç ortalama bir performans sergileyenlerden.Bazı dakikalarda rakibi çok zorluyor, bazı dakikalarda adeta uykuya davet ediyor.Maç içinde istikrarsız bir görüntüsü var.Defansif olarak maçın son dakikalarında kaçamak yapanlardan.Sezonun ilk maçlarında yüksek bir performans göstermişti ama sonradan ortalamalara düştü.Bu maçta yerine Caner'de tercih edilebilir.

Orta saha göbekte: Bu bölgede direk isim yazmadım sebebi ise Kocaman'ın taktik diziliş olarak 4-3-3 mü yoksa 4-2-3-1 mi tercih edeceğinin kesinlik kazanmamasıdır.Üçlü orta saha ile çıkarsa ki bunu Beşiktaş ve Trabzon maçlarında denedi tercih edeceği isimler Selçuk, Emre ve Baroni olacaktır.Her üçüde gerçekten çok formda ama Baroni bu sezon bir başka oynuyor.Kendini aşanlardan.İkili orta saha ile çıkarsa Aykut Hoca Selçuk'u Emre'ye tercih edecektir.Selçuk Emre'ye göre bir adım önde duruyor.Ayrıca birde Mehmet Topuz opsiyonu var.Aykut Hoca onuda düşünebilir ama bu maçta varyasyonlara girmeyecektir.Maçın son dakikalarına doğru Fenerbahçe'yi önde olduğu taktirde 5'li orta sahayla bile izleyebiliriz.

Sol kanatta Stoch: Slovak oyuncuyu anlatmaya gerek yok sanırım.Ele avuca sığmayan bir yapısı var.Etkili diriplinklerinin yanında içeri kat ederek çatala attığı golleri gıpta ile izliyoruz.Adam eksilten yapısı bu maçta Eboue'ye karşı fizik yetersizliğine dönüşebilir.Birde Zigler gibi maçın son dakikalarında idare edenlerden.Her ne olursa olsun Alex'ten sonraki en tehlikeli silah kendisi.

Sağ kanatta Topuz: Stoch'a göre daha ağır ve daha görev adamı tipinde bir oyuncu.Önceleri çok etkili şutlar atan ama Fenerbahçe'ye geldiğinden beri bu yeteneğini geri planda bırakan bir isim.Çok fazlası olmamakla beraber karşında Hakan Balta gibi ağır bir adamı düşünüce Dia'da tercih edilebilir denilenlerden.

Forvet arkası Alex: Her ne kadar oynamayacak denilse de ben O'nun oynayacağından eminim.O'nu anlatırsak futbolun kimyasına ihanet etmiş oluruz.Oynayacaktır ve maçın kilit isimlerinden biri olacaktır.

Forvet: Bu bölgeye isim yazmadık ama Bienvenu formanın ilk adayı diyebiliriz.Semih plasedir ama Aykut Hoca çık lan al şu maçı kupayı bize getir der forma verirse şaşırmam.Kamerunlu Semih'e göre daha güçlü bir oyuncu.Maç içerisinde daha aktif tekmeye kafa uzatan bir yapısı var.Defans oyuncularını da sürekli rahatsız ediyor.Semih ise olmadık yerde bitip golü atan bir yapısı var.Genç(!) olması (29 yaşında) avantaj gibi görünse de Kamerunlu formayı giyer.

Şimdi konuk Galatasaray'ı inceleyelim.
Atmosfer, psikolojik durum ve maçın ambiyansı;
Fenerbahçe'yi incelerken söylemedim ama Şükrü Saraçoğlu Stadı şuanda Galatasaray'ın en büyük handikabı.Fatih hocanın cezasının kalkması ise en büyük avantajları.''O stada çıktığımda dizlerim titriyordu'' diyen bir antrenörün (Hasan Şaş'ın) saha kenarında olduğu bir takımın Kadıköy'deki psikolojisini bir düşünün.Takımda kime sorarsanız sorun Fatih Terim'i şu aşamada dünyanın en iyi teknik adamına değişmezler.Bu yüzden Fatih hocanın cezasının affı şu aşamada Galatasaray'ı bir nebze olsun rahatlatmıştır.
  
Eksikler ve taktik diziliş;
Sahaya inecek olursak Fatih Terim sezon başındaki prensleri Servet ve Gökhan'dan vazgeçip Ujfalusi ve Semih'i göbeğe monte edip Muslera'nında performansıyla sağlam bir defans kurgusu oluşturdu.Melo ve Selçuk'ta iyi bir ikili.Orta saha bölgesinde rakiplerine oranla daha sağlam bir konumda.İleri uçta da Elmander'de gerçekten çok önemli bir silah konumunda.Necati'ninde deplasman karnesi fena görünmüyor.Takımda şu anda ciddi bir eksik bulunmuyor.Taktik olarak 4-4-2'den vazgeçmeyeceklerdir bu maçta.

Kanatlarda ciddi bir eksikliği olan taraf Galatasaray gibi.Hem Emre hemde Engin göbek oyuncuları.İkiside kanatlarda idare edenlerden.Özellikle Engin bu sezon saha içinde oldukça fazla mücadele ediyor.Tabi bu mücadele esnasında daha verimli olduğu yaratıcılık gücünü kaybediyor.Bu önemli bir eksiklik sarı kırmızılı taraf adına.Emre'nin maçın ikinci yarılarında düşüşü söz konusu.Ama bu iki oyuncununda kalitesine diyecek lafımız yok.Kadrolara isim isim bakacak olursak;


Kalede Muslera: Normal sezonda çok iyi bir performans sergileyen Uruguaylı süper final ile biraz rehavete girmiş gibi.Performansı ciddi bir şekilde düştü.Yediği gollerde çok bariz hataları olmasa da gözle görülen bir performans düşüşü var.Bu maç farklı olur ama... Kalesinde devleşen bir Muslera izleyebiliriz.Her ne olursa olsun Uruguaylı izleyenlere her daim güven veren bir kaleci.

Sağ bekte Eboue: Fil Dişili oyuncu sezon başındaki mevki faciasından erken dönülmesi sonucu kendini bulduğu mevkide gayet başarılı bir performans çıkardı.Oynadığı her dakika yere daha sağlam basan bir yapısı var.Güçlü ve dengeli.Büyük silah.

Göbekte Semih ve Ujfalusi: Çek oyuncu tecrübesiyle Türk futboluna önemli bir yıldız adayı kazandırdı.Semih geçen sezon ki kadroda oynamış olsaydı bu sezon 2. yada 3. ligde izliyor olurduk kendisini.Göbekte birbirinin eksiklerini çok iyi kapatan bu ikili sezona damga vuranlardan.Ujfalusi'nin ağırlığını genç Semih'in çabukluğu, Semih'inde tecrübesizliğini Çek oyuncunun tecrübesi kapatıyor.Bu maçta da bu ikisine çok iş düşecek.Terim'în en güvendiği ilk ikili bu iki isim.

Sol bekte Hakan Balta: Geçen sezon taraftarı en fazla kahreden isimlerin başında geliyordu gurbetçi oyuncu.Zaten bir sezon iyi oynarsa diğer  sezon mutlaka nazar değdiriyor kendine.Bu sezonda formda isimlerden.Özellikle bir önceki maçta Kadıköy'deki en iyi isimlerden biriydi.Bu maçta da tecrübesi ile öne çıkanlardan.

Orta saha göbekte Selçuk & Melo:Fenerbahçe'de bu bölgeye isim vermedik ama Galatasaray'da gözlerim kapalı Melo ve Selçuk oynar diyorum :) Sezonda damga vuran bir başka ikili daha.Birbirini tamamlayan diyeceğim ama zaman zaman Melo işin uyanıklığına kaçanlardan.Selçuk ise tarif edilemeyecek türden bir oyuncu.Galatasaray eğer şampiyon olursa aslan payını Selçuk'undur diyorum başkada bir şey demiyorum.Maça damga vuracak isimlerden biride maestro Selçuk'tur.

Kanatlarda Emre & Engin: Yukarıda da dediğim gibi.Son derece kaliteli iki isim ama kanat özellikleri fazla olmayan iki isim.Fenerbahçe'nin belkide üstün olduğu tek bölge kanatlar gibi.Burda da Engin ve Emre'nin orta saha orijinli oyuncu olmaları.Bu maçta da özverili bir şekilde mücadele edeceklerdir.

İleri Uçta Necati & Elmander & Baros: Bu bölgede Elmander ve Necati forma giyecektir ama Terim Baros'un tilkiliğinden faydalanmak adına forma verebilir.Elmander fizik gücü yüksek gezen ve çok mücadele eden bir yapıya sahip.Rakip defans oyuncularının sevmediği türden.Gerçi Galatasaray'daki üç forvet içinde bu geçerli ama.Üçüde birbirinden kaliteli ve birbirinden tehlikeli forvetler.Necati deplasman karnesi iyi Baros'unda golü koklayan bir yapısı var.Hangisi oynarsa oynasın Fenerbahçe defansının işini zorlaştıracaktır.

Eksisiyle artısıyla bizim gözümüzden iki takım bu şekilde.Elbette atladığımız, yazmadığımız bir çok faktör var.Zaten bunların hepsini yazmak istesek sanırım 3 gün sürer.Bizim aklımıza gelmeyen ama sizin aklınıza gelen başka faktörlerde elbet vardır.Eksiklerimiz için affınıza sığınırız.Her ne kadar başlıkta kıyamet kelimesini kullanmış olsak ta dostça geçmesini en fazla arzuladığımız maçlardan biri bu maçtır.Kim kazanırsa kazansın, kim şampiyon olursa olsun bizim açımızdan hiç bir önemi yok.Tek isteğimiz kaybedenin kazananı alkışladığı, kazananında saygı çerçevesinde şampiyonluğunu kutlaması ve rakibini kucaklamasıdır.Umarım dileklerimiz kabul olurda bizde maçtan sonra faklı bir analiz yapmış oluruz.

Onur ERTÜRK


10 Mayıs 2012

Avrupa Kupası Finalinde Bir Türk ve Türk Bayrağı

 Dün kü maç ile ilgili yazılacak çok şey var. Mesela geniş bir maç analizi.Mesela Falcao'nun müthiş performansı.Mesela Madrid'in 2010 yılındaki Kupa 2 zaferinden sonra o müthiş kadrodan hiç bir oyuncunun dünkü maçta olmaması.Mesela yine Madrid'in geçen sezon ki ilk 11'inden bu sezon %95'ini kaybetmesi gibi bir çok konuyu ele alabilirdik.Ama gerek yok.Ayrıca kupayı Madrid'in ( Arda dışında) yada Bilbao'nun kazanmasının da bizim açımızdan bir getirisi yok.Bize bu kupadan kalan sadece sağ taraftaki fotoğraf...

Kupayı elinde tutan sima yabancı değil...Daha bir kaç sezon önce Avrupa'da final oynamadan Galatasaray'dan ayrılmam diyen Arda... Ve maalesef biz ülke olarak kıymetini bilemeden O'nu bu ülkeden kaçırdık.Hayalini dahi gerçekleştirmesine fırsat bile vermeden!.. Her yaptığını basında malzeme olarak kullandık.Aslında bir yerde Arda için iyide oldu.Kaçtı kurtuldu.Belki o baskılar olmasa Arda'nın da böyle yağlı bir ülkeden gitme gibi bir fikri olmazdı.Gitti kafasının rahat olduğu bir memlekette çıktı oynadı topunu.Dünde bunun mükafatını resimde de gördüğünüz gibi hayali olan bir kupayı ellerinde havaya kaldırarak aldı.

Alt yapısında oynadığı dönemlerde Galatasaray'da almıştı ama o kupa seremonisi için çok küçüktü.Kupayı, Zenit'in kazandığı dönemde Fatih Tekke'nin ellerinde havalandığında ismini daha yeni ezberletiyordu bizlere.Şimdi ise futbolunun zirvesinde.. Mütevazı davranmadı ve kariyeri açısından çok önemli bir başarı kazandı.Hem de Falcao'nun ikinci golünde önemli bir pas vererek.Fatih Tekke'den sonra yurt dışında ecnebi bir takımın formasıyla kupa kazanan 2.ci Türk oyuncu olarak tarihede geçti.Peki  Arda gitmeyip Türkiye'de kalsaydı hayali gerçekleşirmiydi sizce? Bir çoğunumuzda cevap hayır dır kesin.Düşünsenize gündemde bir de 5 sene Avrupa kupalarına katılmama meselesi varken...

9 Mayıs 2012

Savaşın Yarattığı Yıldız; İbrahim Sehic

Sezon sonu bireysel olarak futbolcu performansları incelemesi yapalım dedik.İlk performans değerlendirmesi tercihini de İbrahim Sehic'ten yana kullandık.Boum ile de devam edeceğiz.Kısa ve öz olarak değerlendirmeye özen gösterdik ama yazının içinde Sehic gibi bir yıldız olunca epey zorlandık.İşte sizler için Sehic değerlendirmemiz.
Bir çok sporsever O'nun ismini bu sezon öğrendi ama O henüz 17 yaşındayken İtalyan devi Juventus'un kapısından döndüğünde bir çok kulüp O'nu takibe almıştı bile.Zayıf bir fiziği vardı ama ceza sahası hakimiyeti, hava toplarındaki başarısı, pozisyon sezgisi ve yan toplardaki başarılı kurtarışları, O'nu diğer kalecilerden ayırıyordu.Öyle ki henüz 21 yaşında takımının kaptanlığına getirilmiş ve Željezničar kulübü tarihinin en genç kaptanı unvanını almıştı.6 yaşında başladığı futbolda uzun süre sol bek olarak görev almış, bir gün antrenmanda sakatlanan kalecinin yerine geçici olarak geçince bir anda kariyerine kaleci olarak devam etmek zorunda kalmış.Tek umut kapısı futbol olmuş.Kendine futbolu bir kurtuluş yolu olarak seçmiş.Babasını Bosna savaşında kaybeden yıldız oyuncu annesi ve kız kardeşine bakmak için dört elle futbola sarılmış.

Son dönemde Bosna Hersek'li kalecilerin yükselen trendine bu sezon ki performansıyla zirveye adeta demir atan Sehic, takımının ligde kalmasındaki başrol oyuncularından.Öyle ki defans oyuncuları O kalede olduğunda kendilerini 1 kat daha fazla güvende hissediyorlar.Takımda en iyi anlaştığı oyuncu O'nun yedeği Cengiz Biçer.Cengiz'in de Avrupa'da doğup büyümesi ve o kültürü bilmesi sanırım bu dostluktaki baş faktör.Sehic'in diğer takım arkadaşlarıyla da ilişkileri gayet iyi.Sehic'e olan güven sadece saha içinde değil saha kenarında mevcut.Sağlam'ın performansını en çok beğendiği 3 isimden biri Sehic.Bu başarılı performansını sadece lig içinde değil ulusal takımda da devam ettiriyor.Uzun bir süre ümit milli takımının kaptanlığını yapan Sehic a takıma terfi edenlerden.Şu ana kadar beklediği gibi forma şansı bulamamış olsa da ilerleyen zamanda 1 numaralı formanın en büyük favorisi.

Takımımızla şu anda 2 yıllık daha sözleşmesi olan Sehic, Hakan Arıkan'ında takımdan ayrılmasıyla kalenin artık tek sahibi diyebiliriz.Taraftarında adeta sevgilisi olan Boşnak kaleci bundan bir süre önce Kırmızı Şeytanlar Derneği'mizide Cengiz Biçer ile ziyaret etmiş bir kez daha gönülleri feth etmişti. Yükselen performansını bu sezonda devam ettirdiği taktirde takımda tutmamız gerçekten çok zor olacak gibi.Keza şu anda bile Ukrayna ve Rusya'dan ciddi taliplileri kapımızda bekliyorlar...

Bülent Korkmaz & Karabükspor


Bülent Korkmaz;

Gerçekten cesur yürek diyebileceğimiz türden bir oyuncu.Hala futbol oynama şansı varken O, başka renklere hizmet etmemek adına futbolu bıraktı.Hele yukarıdaki fotoğrafı, çok koyu fanatik Fenerbahçe'li babamı bile kendine hayran bırakmıştı.Gerçekten futbolumuzda ender rastlanan bir kişilikti Bülent Korkmaz.

Futbolu bıraktıktan sonra Anakara 19 Mayıs Stadı'nda görmüştüm kendisini bir maçtan sonra.Müsait olduğunu görünce fotoğraf çektirmek istemişim ama kabul etmemişti.Bu defa yolumuz Onur Abimle beraber Kayseri Kadir Has Stadı'na düştü.Kader ya işte.. Yayıncı kuruluş için yorum yapıyordu.Bizim bulunduğumuz yerde hemen kanalın stüdyosunun altındaydı.Bu defa kararlıydık fotoğraf için... Önce devre arasını bekleyin dedi.Daha sonra devre arasında yanına gittiğimizde şiddetli bir şekilde bizi tersledi.Belki kendince haklıydı ama bizim amacımızda sadece bir fotoğraftı.Kabul etmemesini anlarız ama terslenmeyi asla kabul etmeyiz.
Kendisine olan hayranlığımız bu şekilde ciddi bir sekteye uğradı.Sonraları Bülent Hoca'nın yolu geldi Karabükspor'a düştü.Karabükspor ile içerde oynayacağız.Lig hemen hemen bitmiş artık formalite maçı olacak karşılaşma.İki takımında bir iddiası kalmamıştı.Bu defa olayın gerçekleştiği yer Tevfik Sırrı Gür Stadı ama bizim bu kez  fotoğraf çektirme gibi bir derdimiz yok.Hoş Onur Abimizde 6 aydır Şili'de.Yanımda olsa bile onunda fotoğraf çektireceğini sanmıyorum.

Maç başladı.O da ne.. Bülent Hoca anlamsız bir şekilde acayip bir hırs yapmış adeta saha kenarında çıldırıyor.Bizde O'nun bulunduğu kulübenin hemen arkasında oturuyoruz.Yanımızda Karabükspor'un efsane amigosu Tuncay Abi.Giymiş 78 numaralı Karabük formasını dostça maç izliyoruz.Dakikalar ilerledikçe Korkmaz'ın saha kenarı şovu dahada bir çekilmez hal alıyor.Hakemin her kararına itiraz ediyor sürekli bağırıyor adeta taraftarımızın sinir telleriyle oynuyordu.Oysa maçta hem skor olarak hemde performans olarak öndeler.Bariz bir üstünlükleri söz konusu ama Bülent Hoca her nedense kendini adeta parçalıyor.Hepimiz şaşkın ama artık sinirli bir şekilde olayı izliyoruz.

Tabi herkeste öfke kontrolü yok.Bir yandan saha kenarında Korkmaz şov, bir yandan tribünlerden gelen tepkiler...Maç bitti.Karabük kazandı.Tribünlerde dostluk görüntüleri var ama saha kenarında hiç istenmeyen görüntüler.Hiç bir anlamı olmayan bir maçta bu kadar şovdan sonra ister istemez Bülent Korkmaz'dan iyice soğudum.Stattan çıktım eve gidiyorum.Bir yandan da yanımdan geçenleri dinliyorum.Onlarda benden kat be kat fazlasıyla Bülent Hoca'dan konuşuyorlar şikayet ediyorlar.Gerçekten kendinimi kaptırmıştı yoksa şov mu yapıyordu bilemiyorum ama taraftardan aldığı tepkiler gerçekten çok ciddiydi.O anda yaptığı hareketlerde çok anlamsızdı.Tabii bizce...

O maçtan sonra epey zaman geçti Ve aynı Bülent Hoca dün itibariyle takımdan gönderildi.Sebebini bilmiyorum.Karabükspor'lu dostlarımızın da konu ile ilgili bilgisi yok.Oysa Korkmaz'ın.Karabükspor'u aldığı nokta belli, getirdiği nokta belli.Gidişine (her ne kadar artık sempati duymasamda) üzüldüm gerçekten.Oysa takım ile kimyası tutmuş gibiydi.Bir çok transfere rağmen kısa sürede takım uyumunu yakalamış ve Karabükspor adına olumlu bir performans sergilemişti.Kısmet bu kadarmış demek ki... Bizim açımızdan geriye sadece saha kenarında ki şovu kaldı.Bir kaç kezde başarısız fotoğraf çektirme girişimimiz.Her ne kadar tatlı anılar bırakmasa da bizde, Bülent Korkmaz'a bundan sonraki kariyerinde başarılar dileyelim...

8 Mayıs 2012

Günlerden 8 Mayıs


8 Mayıs 2011.
Güneş yavaş yavaş doğuyor.
Hava sıcaklığı ortalama seviyede.
Her maçtan önce uğradığımız parktayız... Hafiften keyif çakırız.
Sabahı nasıl ettik inanın hatırlayanımız bir iki kişi.
Gözler kan çanağı olmuş ama yüzlerimizi boyayarak kamufule etmeye çalışıyoruz.
Yalnız biz değil şehir geceden itibaren ayakta.
Sabaha kadar şişe sesi susmamış.
Heyecan dorukta.
Galibiyete inancımız tam ama acaba demektende kendimizi alamıyoruz.
Stadın etrafı, sabahın erken saati olmasına rağmen kalabalık.
Kimisi hayal kuruyor, kimisi simit satıyor, kimisi karaborsa bilet..
Kimisi forma, atkı, bere...
Herkeste tatlı bir telaş ama heyecanları dorukta.
Kapıya yerleştirdiğimiz elemanlardan bilgi alıyoruz.
Henüz içeri alınma yok.
Geceden içeri taraftarlar girmiş onları çıkarmaya çalışıyor güvenlikçiler.
Maç saat 14.00'da...
Maça tam olarak 8 saat var daha...
Gidip kahvaltı yapalım dedik ama nafile.
Kimsenin boğazından bir lokma geçmiyor heyecandan.
Herkes maç başlasa artık havasında.
Bir kaç saat stat etrafında turladıktan sonra sıraya giriyoruz.
En önde bizim sıraya yerleştirdiğimiz elemanlar var ama iğne atsan yere düşmez.
O derece kalabalık.
Gergin bekleyiş devam ediyor.
Kapılar açılmıyor ve sinirler gergin.
Tam 3 saat sırada bekledikten sonra nihayet stadın havasını soluyoruz.
Saat 11 yada 12 suları.
Maçın başlamasına daha saatler var.
Tevfik Sırrı Gür Stadı gelin gibi süslenmiş.
Kolay değil ki O'nunda hasreti canına tak etmiş.
Bir kez daha süper lig havasını solumak, bir süper lig maçına daha ev sahipliği yapmak hevesinde.
Kim istemiyor ki süper ligi...
Stat git gide kalabalıklaşıyor.
Koltuk sayısı gelenleri karşılamaz.1 koltuğa 2 kişi oturmak zorunda kalıyoruz.
Merdivenler bile doldu ve taşmak üzere...
Herkes üst üste oturuyor nerdeyse..
Konuk Boluspor taraftarı şaşkın bir ifadeyle Kırmızı Şeytanları izliyor.
Sahayı incelemeye çıkan Bolusporlu futbolcularda...
Bilmiyorum daha önce hiç böyle bir atmosferle karşılaşmışlar mıydı?
Onlarında yüzlerinde farklı bir ifade vardı.
Sağ bekleri Erdem yanındaki futbolcu arkadaşına eliyle taraftarı gösteriyor.
Yok böyle taraftar!
Derken tünelden 99 numara Adem Büyük görünüyor.
Arkasından Faruk, Hüseyin, Şehmuz, antrenör Serkan Damla, Nurullah Hoca..
Herkes bir bütün olmuş adeta tek vücut.
Zemini kontrol ediyor aralarında sohbet ediyorlar.
Simge isim Hacı Amca'nın siması gözüme çarpıyor.
Gururlu ve kendinden emin..
29 yıllık özlem bitecek der gibi bakıyor tribünlere...
Sonrasını hayal etmiyor insan o anda.
Anlık düşüncelere kapılıyor gidiyor...
Bank asya müziği çalmaya başlıyor bir anda statta.
Belli ki müzikte son kez diyor.Başka yok artık çalmayacaksınız beni bir daha diyor..
Isınma hareketleri, müzikti derken Ulusal Marşımız...
O da ayrı bir edalı bugün.
Ayrı bir çoşkulu...
Bizimle beraber rotası süper lig Kutsalımızın da...
Oda ne?
Beklenen an geldi...
Başlama düdüğü...
Heyecan zirvelerde...
Sağlı sollu ataklar ama top filelerle bir türlü buluşmuyor..
Herkes kendinden emin ama dualarda ediliyor.
Manevi hislerin yoğunlaştığı bir anda...
Gollll...
Adem Büyük.
Aslan...o aslan diyor yanımdaki Rizeli...
Ben o anda hatırladığım kadarıyla önümdekinin omzundaydıım..
Kimse kızmıyor birbirine...Herkes sarılıyor...Kimisi ağlamaya erken başlamış bile...
Devre arası geliyor ardı sıra...
Soluk alıyoruz...
İkinci yarı başlıyor ben yerimi kaybetmişim maalesef...
Olsun merdivende olsa ambiyans değişmiyor...
Yanımda Nurullah Kaya'nın amcası var.
Beraber izliyoruz ikinci yarıyı...
Yorumda yapıyoruz.
Sohbet bir yandan devam ediyor diğer yandan Nduka...
Atıyor Afrika Aslanı..
Durum 2-0 nettttt...
Bir türlü dakikalar geçmiyor.
Süper ligi garantiledik ama son düdük çalmadıktan sonra ne anlamı var ki...
Derken oda ne..
Hakem omuzlarda...
Kaptan Kerem abi yere kapanmış şükrediyor...
Futbolcular üzerine gelen binlerce taraftardan kaçma telaşına düşmüş...
Taraftarda forma derdine..
Sahada binlerce taraftar oluyor bir anda..
Bürokraside zaferi sahiplenme peşinde...
Kim tipler sizin konuşmanızı...
Akıyoruz Mersin İdman Yurdu meydanına...
Zafer sarhoşu olmuşuz adeta...
Sonrası malum...
Yakarız demiştik yaktık...




Guardiola'ya Veda ve Vefa

Hani hep deriz, vefa sadece İstanbul'da bir semt adı değildir diye...Peki na kadar vefalıyız derseniz durup düşünüyorum! Örneklerimiz çok az.Vefa bizim için artık İstanbul'da sadece bir semt adı olma yolunda hızla ilerliyor.Tabi bu durum Katalanlar için böyle olmadı.Bu defa içlerinden biri olan Guardiola'ya vefa örneklerini çok güzel bir vedayla gösterdiler.Oysa lig şampiyonluğunu ezeli rakiplerine kaptırmalarına rağmen...
Bu kadar güzel bir uğurlamaya Guardiola'da son derece mütevazı bir şekilde karşılık verdi.Sanki 5 yılda 13 kupayı O'nun oluşturduğu takım kazanmamış gibi taraftarlara futbolcularını övdü ve 'Bende sizin içinizden biriyim.Onları sizin gibi sadece sahada izledim.Bu çocuklar 5 yılda çok önemli işlere imza attılar.' diyerek son derece şık bir övgüde bulundu.Futbolcularda tüm maç boyunca attıkları tüm gollerden sonra Pep'e olan saygılarını gösterdiler.Ne diyelim ki tüm bu güzelliklerden sonra fazla söze gerek var mı? Hele ki pazar günü yaşadıklarımızdan sonra... Bizde böyle uğurlamalar pek olmuyor olmazda.Biz yine uzaktan imrenerek izleyelim...

7 Mayıs 2012

Qerasma Felipe Melo ve Diego Milito

Bu sezon İtalya'da yılın altın bidonu seçilen Milito durdu durdu Milan'a patladı ve taraftarın gönlüne taht kurdu.İtalya'da her sezon geleneksel olarak düzenlenen ve bir nevi İtalya futbolunun kötü oscarı olan altın bidon ödülü geçtiğimiz aylarda Milito'ya layık görülmüştü.İtalya'da her sezon beklentinin altında performans gösteren oyunculara verilen ödülü, bu zamana kadar gösterdiği ya da gösteremediği performansla sonuna kadar hak eden Arjantinli bir nevi dün gece ismini kurtardı.Biri penaltıdan olmak üzere hat-trick yapan Milito'nun, daha önce bu ödüle layık görülen Beşiktaş'lı Q7 ve Galatasaray'lı Melo gibi yolu Türkiye düşer mi acaba diye içimden bir geçirdim.Gerçi biz her transfer döneminde basın olarak kendisini 3 büyüklere getiriyoruz ama bu defa gerçekten gelir mi diye bir ortam yoklaması yapalım dedim...

City, United'in İzinden Gidiyor!


Manchester şehrinin mavili takımı City uzun yıllar süren sessizliğini bu sezon bozacak gibi.Dünkü Nevcastle galibiyetiyle Premier Lig'deki ilk şampiyonluğuna uzanmalarına az kaldı.Premier Lig kurulmadan önce son şampiyonluklarını 1967-68 sezonunda kazanan şehrin asıl sahipleri ( şehir haklının %58 i City'yi destekliyor) bu senede nihayet uzun zamandır arzu ettikleri birinciliği kazanacaklar.Yıllardır Kırmızı Şeytanların gölgesinde kalan Mavililer bu sene şeytanın bacağını kırdılar.Sportif başarı açısından da rakiplerine ligdeki iki maçta da hezimet yaşattılar.Hele Old Trafford'daki galibiyet onlar için zaferin zirvesi oldu.Bu iki önemli galibiyeti birde sezon sonu alacakları şampiyonluk kupası ile taçlandırmaları onlar için ayrı bir gurur tablosu olsa gerek.

City bu sezon ki performansını uzun yıllar devam ettirdiği taktirde ezeli rakibinin tarihi başarılarını yakalayabilir.Bu şimdilik hemen olacak bir şey değil.Yalnız City rakibini hemen yakalayacağı bir konu buldu.O da forma tedarikçisi.Umbro firması ile olan sözleşmeleri önümüzdeki sezon sona eriyor.Onlarda ezeli rakipleri gibi Umbro'dan Nıke geçiş yapanlardan.Bugün sitelerinden şu haberi geçtiler.İşin ilginç olan kısmı ise tabiki tesadüfte olabilir, United'ınde Umbro ile olan sözleşmesi bitince Nıke tercih etmesiydi.City'nin tercihi elbette kendini bağlar ama keşke ezeli rakiplerinin forma tedarikçisinin (Nike'in) de rakibi olan Adidas'ı tercih etselerdi ama neyse artık.Nıke firması City'ye önümüzdeki günlerde nasıl bir tasarım yapacak çok merak ediyorum.Heyecanla bekliyoruz.

Pazardan Sonra Süper Final'e 1 Kala

Türk Futbolu yavaş yavaş ve derinden katledilirken bazı kurumların zararı olmasın diye icat edilen süper final, son haftasında gerçekten süper final yapacak.Ortalık toz duman.Normal ligi 9 puan önde kapatan takım büyük bir ihtimalle önümüzdeki cumartesi günü ezeli rakibine şampiyonluğu kendi elleriyle verecek.3 Temmuz sonrası hangi Fenerbahçe'liye böyle bir finalin olacağını söyleseniz sanırım sizi altınlara boğardı.Düşünün ki şampiyonluk son maça kalmış ve kendi evinizdesiniz.Rakibinizde ezeli dostunuz(!) Galatasaray.Söylenecek çok fazla söz kalmadı.Artık söylemlerinde çok anlamı kalmadı.Bekleyip göreceğiz.

Süper finalin bir diğer ayağıda Trabzonspor-Fenerbahçe ilişkileri oldu.Zarar etmeyelim-ettirmeyelim mantığı, futbolumuzda her geçen gün büyüyen bir canavar yarattı.Türkiye gibi bir ülkede yaşamanın ne kadar zor olduğunu unutan insanlar, söyledikleriyle ve sonradan yanlış anlaşılmalarından dolayı(!) kendi elleriyle adına futbol terörü diyebileceğimiz bir canavar yarattılar.Önce konuşurlar taraftarı galeyana getirip iyice doldururlar sonra çıkıp sözlerim çarpıtıldı aslında ben öyle bir şey demedim diyip işin içinden çıkarlar.Ne yazık ki bu tip insanlar her daim türk futbolunda kendilerine bir misyon bulurlar.Ülkemizin acı ama gerçekleridir bunlar.

Dünkü maçlara dönecek olursak,önce Galatasaray-Beşiktaş maçına bakalım.Galatasaray rahat bir oyunla götürdüğü maçta 2-0 gibi net bir skoru yakaladı ama akıllar bir diğer maçta olunca ikinci yarıda konsantrasyon sorunu yaşadılar ve maçıda 2-0 dan 2-2 ye getirip işlerini son maça bıraktılar.Zor olanı başardılar bir yerde.Tabi burda tek etken kendileri de değildi.Onları buraya sürükleyen süreçte burda etkili olan bir diğer önemli faktördü.Geçen sezon ki yaşadıkları travmadan bu sezon çok başarılı bir şekilde çıkmışlardı ama süper finaldeki performansları istikrarsız oldu.Dünkü maçta istikrar adına Galatasaray açısından negatif sonuçlandı.İlk yarı iyi bir Galatasaray, ikinci yarı ise idare eden bir Galatasaray vardı sahada.Sonuç ise futbol işini ciddi yapanların kazandığı bir spor oldu.

Maçın Beşiktaş cephesinden baktığımızda ise, orda da bu sezon pek yapmadıkları bir olay yaşandı.Hem Carvalhal hem de Tayfur Havutçu'nun maç içerisinde yapmadığı hamle olan risk alma hamlesi yaşandı.Kötü oynayan bir Fernandes çıkarıldı ve çift forvete dönülerek maçı çevirdiler.Bu onlar için iyi ve güzel bir hamleydi ki hakkınıda aldılar ama bunu yapmak için tam 38 hafta beklediler.Yani tam bir geç kalınmışlık sendromu yaşadılar.Maçın bir diğer güzel tarafı ise takım oyuncularının kendi kalelerine atıtıkları gollerdi.Her iki takımda centilmenlik adına güzel bir örnek sergilediler.
Aynı centilmenlik olayı Trabzonspor ve Fenerbahçe maçında sergilenmedi maalesef.Bahsettiğim centilmenlik dışında asıl centilmenlik olayının 'C' si bile yoktu sahada.Tekmeler, küfürler, tehditler, çakmaklar, familyalar, sis bombaları ve çeşit çeşit cisimler sahadaydı.Sahadaki futbolcularında birbirlerine pek tahammülleri yoktu.Her zaman sakinliğiyle tanınan Colman bile daha maçın başında Emre Belezoğlu'na 2 sağlam tekme attı.Beni bilen bilir Emre'den gram haz almam ve en soğuk baktığım oyuncu profilidir ama gerçekten dün iyi sabır etti.Daha sonra psikolojisi eski haline döndü ama Colman'ın tekmelerinin yanına Zokora'nında tekmesinin eklendiğini de belirtmek isterim.Tam bir sinir harbi oldu maç.Şenol Hoca dahi tribünlere giderek taraftara yalvardı ama sinirler o kadar gergindi ki Şenol Hoca'nın bu gayreti bile pek işe yaramadı.
Birde bu kadar olayın olduğu yerde Fenerbahçe tercümanı Samet'inde olaylara müdahale ederek dahada gerginleştirmesi hoş olmadı.Aykut Kocaman'ın ilk iki goldeki sevinç gösterisine müdahale ederek sağduyulu davranması gecenin alkışı hak eden hareketiydi.Her ne kadar olayları yapanlar taraftarlar olsa da suçlu o taraftarı o psikolojiye bürüyenlerdir.Taraftarın hiç bir suçu yoktur bana göre.Bu kadar ekonomik zorlukların yaşandığı ülkemizde belkide tek umut kapısı renklerine gönül verdiği takım olan taraftarların üzerine bu kadar oynamak işin alçaklık boyutudur.Dişinden tırnağından artırarak tribüne giden o insanları bu kadar germeye ve üzmeye kimsenin hakkı yoktur.Yaşananlar son derece üzücüdür.Keşke olmasa dedirten cinstendir ama bunu sadece taraftarlara yıkmak işin söylemesi ayıp kaçan boyudur.

Son söz sevgili Cem Yılmaz'dan gelsin.Ne diyor sanatçı; ''Maymundan gelmedik ama...'' gerisini getirmiyorum çünkü anlayan anladı..

Gakkoşlar Süper Ligde! Şampiyon Elazığspor

Elazığspor bugün kardeş takımımız Bucaspor'u 2-1 yenip şampiyonluğunu ilan ederek süper lige çıkmayı garantiledi.Kendilerini kutlarız.Elazığspor'un hafızamızda farklı bir yeri vardır.Bir dönem Camspor forması giyen Mehmet Çolak abimizin Mersin'den sonraki durağı olmuştu Elazığspor.Hatta bir dönem 33 numaralı forması dahi hatıra olarak bize gelmişti.Tatlı bir anı diyelim.Geçen sezon Osman Özköylü ile Birinci lige yükselen Doğu ekibi, ilk sezonunda gayet başarılı bir grafik çizerek süper lige terfi etti.Bu zorlu yolda 3 farklı teknik adamla başarıya ulaştılar ama aynı metot ile süper ligde başarılı olmaları çok zor.Ayrıca gördüğüm ve duyduğum kadarıyla seyirci desteğide çok üst seviyede değil.Teknik ekip olarak süper lig seviyesindeler ama yönetim ve seyirci desteği olarakta bu çıtalarını yükseltmeleri gerekli.Şimdilik çok derinlere inmeden zafer kazanan Gakkoş'ları kutlayalım ve Mersin'deki tüm Gakkoş kardeşlerimize de başarılar dileyelim.Geniş bir analiz lig biter bitmez yayında olacak.Şimdilik bu kadar...

Juventus Şampiyon! Peki 28 mi 30 mu?

İtalya Serie A da 1 hafta kala Juventus nihayet şampiyonluğunu ilan etti.Şampiyonluk sayıları 27'den 28'emi yoksa 28'den 29'a mı çıktı henüz netleşmedi ama bu şampiyonluk anlam ve değer açısından diğerlerinden çok çok daha önemli oldu.2006'da patlak veren şike olaylarından sonra Torino ekibi'nin tekrar toparlanması tam 6 yıl sürdü.Bu sezon hiç mağlup olmadan geldikleri bu nokta gerçekten taktire şayan.Hafızam beni yanıltmıyorsa sezon başında Conte ile çıktıkları bu yolda ilk hedef şampiyonluk değildi ama bugün kazanılan başarıda hayır denmeyecek kadar değerli.Bu şampiyonluk öyküsünü uzun uzadıya yazmak gerekir ama bunu ilerleyen zamana bırakalım ve Bianconeri'lerin şampiyonluklarını bizde Mersin'den kutlayalım...