28 Temmuz 2012

Sezon Öncesi Mersin İdman Yurdu Vol:2

Serinin ilk yazısında ki şuradan okuyabilirsiniz, hem takımın genel görüntüsünü hem de teknik ekip ve yönetimin yeni sezona  nasıl bir mental yapı ile hazırlandığına kısaca değinmiştik.Yeni sezon öncesi ufaktan da kadro değerlendirmesi yapmıştık.Yazının bu serisinde ise kulübün geçmişten gelen kurumsal yapısını değerlendirelim istedim.

2008 yılında Başkan Hüseyin Çalışkan'ın istifası üzerine o dönemlerde Mersin Milletvekili olan Kürşat Tüzmen'in ricası üzerine göreve gelen Ali Kahramanlı önderliğinde yeni bir yapılanmaya gidildi.Altyapıdan gelen isimler kadroya monte edilip sonrasında Kürşat Tüzmen'in de desteğini arkasına alan Mersin İdman Yurdu, Zafer Biryol ve Altan Aksoy gibi kariyerli futbolculara hem de 2. lig 3. grupta oynarken imza attırdı.İki ünlü oyuncunun maliyeti o dönemde gelen şampiyonluk ile yaklaşık 2 Milyon Türk Lira'sına mal oldu.

Son maçta gelen şampiyonluk sonrası Bankasya 1. ligin yolunu tutan takımımız, 2. ligde iken altyapısından oluşturduğu iskelet kadroya önemli takviyeler yaptı.Fuat Onur, Nurullah Kaya, Tunç, Sami İzican, Sertaş Şahin, Veysel Kılıç gibi kendi değerlerinin yanına Zafer Şahin, Fatih Egedik, Kerem İnan, Caner Ağca, Faruk Atalay, Joseph Boum, Mustafa Aydın ve Fatih Şen gibi deneyimli isimleri katarak Bankasya 1. ligdeki ilk sezonunda son maçta ligde kalmayı garantiledi.Aynı sezonda Serhat Güller ve Ergün Penbe ile çalışan kulübümüz yeni sezonda yine kendi evladı sayılabilecek bir isimi takımın başına getirdi; Yüksel Yeşilova.

Yüksel Yeşilova önderliğinde yeni sezona yine bir çok isim kadroya katılarak başlandı.Şehmuz Özer, Yunus Altun, Bangura, Hüseyin Yoğurtçu, Hasan Üçüncü, Musa Kuş, Gurbanov ve Eser Altın gibi yine ligin deneyimli isimleri tercih edildi.Tabi bu zaman zarfında bir önceki sezon son maçta ligde kalan takımımız da mevcut yönetimden sadece 3 kişi kalmıştı.Ortada bir başarısızlık vardı ve bir kaç kişi haricinde taşın altına elini sokan kimse yoktu.Lig başladı ve yönetim lig arasında genel kurula gitme kararı aldı.Ardından yine bir şansızlık dizisi yaşanmaya başlandı.Oyuncumuz Mustafa Aydın trafik kazası geçirmiş ve yoğun bakıma alınmıştı.Birde Yüksel Hoca'nın Samsun maçında ağabeyi tarafından bıçaklanma olayını izledik.

Yönetimde kimse kalmamış, berbat bir saha zemini ve tesisi olmayan bir takımdı Mersin İdman Yurdu.Hocası sahada bıçaklanmış ve her geçen hafta kaybeden bir görüntüdeydi.Mustafa Aydın'ın da kaza haberi bizleri gerçekten derinden yaralamıştı.Bunlara birde Belediye Başkanı Macit Özcan'ın icra memurlarını kulübe göndermesi bizlere adeta şok etkisi yaratmıştı.Başkan Ali Kahramanlı tüm bu olumsuzluklara dur demek adına Nurullah Sağlam'ı göreve getirdi.Sağlam'da göreve geldiği ilk sezonda son maçını bay geçtiği halde geriden gelerek şampiyon oldu.Yaşattığı mutluluk inanılmazdı.Kulüpte genel kurul yapmış yeni bir yönetim iş başı yapmıştı.

2011-2012 sezonu öncesini kısaca özetledikten sonra tekrar yeni sezon öncesine dönelim.

2011-12 sezonunu da kısaca özetlemek istersek; ''Başlangıcı rüya gibi, ortası kabus gibi, sonları ise alaca karanlık geçti.''Tabi birde Fenerbahçe'den sonraki en başarılı yönetimimiz var.Bu klişe sözü de atlamayalım.

Kurumsallık adına kulüpte neler yapıldığına geçecek olursak, önce Miy Store açıldı, ardından amatör branşlara el atıldı, Miy Spor Life isminde kulüp dergisi çıkartıldı ama tesis sorunu hala çözülemedi.Birde kulübün ne kadar borcu var, hangi oyuncu kaça alındı bu konularda bir ''üstü örtme'' söz konusu.


Miy Store hakkında bir şeyler yazmayacağım çünkü bakkal dükkanı gibi bir mağaza.Fazla üzerinde durmaya gerek yok.Hiç açılmaması daha iyi olurdu.Beklentileri karşılayamadılar bu konuda.

Miy Spor Life dergimiz ise, içerik bakımından güzel ama doyurucu değil.Kısa kısa ve derinlik olmayan bir dergi.Analiz anlamında sınıfta kalanlardan.Birde başlarda ücretli ve abonelik sistemi ile çalışıyorlardı sonrası ise ücretsiz olarak dağıtılmaya başlandı.Buda ayrı bir soru işareti.

Tesis sorunumuz ise hala muallakta.Toroslar Belediyesi'nin tahsis ettiği 90 dönümlük alanı pas geçen yönetimimiz, Yenişehir Belediyesi bünyesin de bulduğu araziye ise imar iznini bir türlü çıkaramadı.Ortada bürokratik engellerin olduğu bir gerçek ama bu kadar uzaması da yine yönetimin basiretsizliği gibi.

Amatör branşlarda ise bir kıpırdanma var.Bu konuda yönetimin uyguladığı politika şimdilik geçer not aldı.Hentbolda yeni bir başlangıç yapıldı.Umarım diğer branşlarda da yeni yeni çalışmalar yapılır.Mesela, basketbol dalında, Mersin Büyükşehir bayan ve erkek basketbol takımı 1. ligde.Yine Büyükşehir'in sponsorluğu bünyesinde isim değiştirilecek yola devam edilebilir.Bu sayede hem kulübün marka değeri yükselir hem de bünyesinde bir çok sporcu barındıran bir spor kulübü hüviyetine kavuşulur.

Gelelim Fenerbahçe'den sonraki en başarılı ikinci yönetim olan yönetim kurulumuza.Burda Mehmet Işık, Salih Baysal ve Başkan dışında gerçekten emek sarf eden başka kimse yok.Bu isimlere birde Celal Ata'yı ekleyebiliriz.Diğer isimler ise kış uykusundan bir türlü uyanamayan isimler.Bu konuda kendilerine uyarı yapılmasına rağmen uyumakta ısrar ediyorlar.Kırmızı Şeytanlar tribün lideri Aydın Demirci önderliğinde bu isimlerin iş yerlerinde eylemler yapılıyor ama ülkemizdeki yüzsüzlük gibi bir alışkanlık olduğundan bu uykucular bu eylemleri üzerlerine alınmayıp uyumaya devam ediyorlar.
Bu konudaki bir eleştirimde transfer komitesine olsun.Bobo transferinde yaşananları yazma gereği duymadım.Keza Yattara transferinde yaşananlar ise gerçekten trajikti.Önce anlaşıldı, sonra kesin olarak vazgeçildi denildi ardından imza atıldı.Başka kulüplerin yönetimlerine ders olacak olaylar yaşanmakta.Umarım bu ve bu gibi durumlar bir daha yaşanmaz.

Kurumsallaşma adına bir kaç adım atan yönetim kurulumuz şu sıralar duraklama dönemine girdi.Kulübün maddi verilerine şimdilik ulaşamıyoruz.Bu konuda umarım daha şeffaf davranılır.Kulübü denetleyen bir mekanizma var mı bunu da şuan itibariyle bilmiyoruz.Bu konuda da şeffaf adımlar atılması temennimiz.Son olaraktan kulübümüze maddi kaynak sağlayacak hamleler bekliyoruz.En başta forma sorunu çözülmeli.Daha sonra kulüp ürünlerinin lisanslı olarak satıldığı bir mağaza istiyoruz.Çeşitliliği bol olan bir mağaza.Kulübümüzün ismini taşıyan ürünler, marka değerini yükseltecek projeler bekliyoruz.Kurumsallaşma adına şimdilik isteklerimiz bu yönde.

Bir sonraki değerlendirmemiz transferler hakkında olacak.

23 Temmuz 2012

Takım Slovenya Yolcusu...


Davraz kampı bittikten sonraki takıma verilen 4 günlük ara izin bitti.Takımımız İstanbul'da toplanıp akşam saatlerinde Slovenya'ya gidecek.15 gün boyunca sürecek olan Slovenya kampından sonra takımdan gönderilecek isimler netleşecek...

Egemen Korkmaz ve Gavurluk Meselesi!

Geçtiğimiz sezonda tam 50 maçta forma giyen ve ''feda'' demeyen Egemen Korkmaz için Beşiktaş Başkanı Fikret Orman; "Egemen zaten bize söyledi. Ben dedi 'gavurum' dedi. Ben de 'yabancıyım' dedi. 'Yabancı futbolcular nasıl parasını alıyorsa ben de alacağım' dedi. Ben Beşiktaşlı falan değilim, yabancı nasılsa ben de öyleyim dedi. Doğru söylüyor olabilir. Kendi tarafından baktığında. Ben profesyonelim diyor. Şahsi olarak hiç görüşmedim kendisiyle, arkadaşlar görüştü." demiş.



Aklınca Egemen'in kararına saygı duyuyoruz demek için böyle bir demeç vermiş ama asıl amacı ezeli rakipleri Fenerbahçe'ye transfer olan Egemen Korkmaz'ı taraftarın önüne atmak.

Böyle davranışlara her zaman kızıyorum.Hakkını isteyen bir oyuncuya yapılan muamele hiç hoş değil.Oysa Egemen geçen sezon tam 50 maçta terinin son damlasına kadar sahada mücadele etti.Yan gelip yatanların ise aldıkları meblağ ortada...

Q7 denilen şahsa da bu sezon teklif edilen rakamda ortada...
Star Gazetesinden alıntıdır...
 ''Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, Ricardo Quaresma'ya yıllık 2 milyon euro teklif ettiklerini, fakat Portekizli futbolcunun bunu reddettiğini söyledi.''

Artık yabancılara tanıdığımız toleransı bir daha gözden geçirmemiz gerekiyor ey başkan...lar!..

2000 Ruhu ve Günümüz Galatasaray'ı

Euro 96 England sonrası Galatasaray Fatih Terim'i göreve getirmiş ve İlie, Filipescu, Hagi, Vedat İnceefe, Ümit Davala gibi oyuncular transfer edilmişti.Mevcut kadroda da Tugay, Bülent, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Okan Buruk, Fethi, Suat, Arif ve Mert Korkmaz gibi oyuncular vardı.Bir sene sonrada Popescu gibi bir önemli oyuncu transfer edilmiş ve Emre Belezoğlu'da kadroya monte edilmişti.Arkasından gelen uyum ve birliktelik, Galatasaraylıların 2000 ruhu diye tabir ettikleri kadroyu ve Uefa Kupası'nı getirmişti. O mevcut iskelet kadro ile de bir çeyrek final ve bir Dünya üçünlüğü kazanılmıştı.

2011-2012 sezonu öncesi, bir dünya kupası elemeleri hüsranından sonra yine Fatih Terim ve Galatasaray'ın yolları kesişti.Tıpkı 1996-97 sezonunda olduğu gibi...

1996-1997 sezonundaki ilk buluşmada Galatasaray gönderdiği oyunculardan 1.7 milyon euro kazanırken, aldığı oyuculara ise 9,25 milyon euro bonservis ödemişti.Aradaki fark 7,55 milyon euro idi.


2011-2012 sezonunda ise gönderilen oyuncular ve alınan oyuncular arasındaki fark 3,545 milyon euro oldu.Her ne kadar rakamlar Galatasaray'ın aleyhine de olsa ilk sezonlarda gelen şampiyonluklar uygulanan politikanın doğru olduğunu gösteriyor.Ayrıca hem 1996-97 hemde 2011-12 sezonundan önce gelen başarısızlıkları da unutmamak gerekir.Bur da hem Ünal Aysal yönetimi hem de Faruk Süren yönetimi başarılı olmuşlardır.

Şimdi yeni bir sezona hazırlanıyoruz.Takımlar transferler yapıyor kadrolarını güçlendiriyorlar.Burda dikkatimi çeken Fenerbahçe ve Galatasaray'ın uyguladığı yerlileşme politikası.Mesela Fenerbahçe, kalede Volkan ve Mert ile, sağ bekte Gökhan Gönül ve Orhan Şam'la, tandemde Egemen, Bekir ve Serdar Kesimal ile, sol bekte de Hasan Ali ve Özgür Çek ile defans hattını %90 oranında yerli oyunculara teslim etmiş durumda.Keza orta sahasında da yabana atılmayacak kadar yerli oyuncu rotasyonu söz konusu.

Galatasaray'da Fenerbahçe'ye benzer bir politika uygulamakta.Belli bölgelerde yoğunluk Türk oyuncularda.Burda TFF'nin bir kaç sezon sonra kademeli olarak yabancı oyuncu azaltma politikası etkili ama asıl etken yerli oyuncu uyumundan gelecek olan takım olma hüviyetidir.Galatasaray'ın önemli (Uefa Kupası ve Süper Kupa) başarılarındaki asıl etken yerli oyuncuların oluşturduğu kadro uyumundan gelen takım bütünlüğüydü.Bu bütünlüğe sonrasında Hagi ve Popescu'da uymuş ve büyük zaferler kazanılmıştı.

Fatih Terim ikinci Florya serüveninde yapamadığını bu defa üçüncü serüveninde başardı.Ama bir farkla... Geçen sezonki gelen şampiyonluk yerli uyumundan daha çok karakterli oyuncuların uyumundan gelmişti.Elmander, Selçuk, Ujfalusi, Muslera, Eboue gibi bir çok karakterli oyuncuya diğer isimler ayak uydurunca şampiyonlukta geldi.Bu uyuma gittiği her takımdan gönderilen Engin Baytar bile uyum sağladı.Bu sezonda karakter uyumunun yanına yerli ve birbirini tanıyan isimler eklendi.Danny ve Amrabat'ta çok kaliteli isimler ama Umut ve Burak transferleri bu iki isimden daha önemlidir.


Selçuk, Umut, Engin ve Burak gibi daha önce birbirleriyle bir kaç sezon oynayan isimler kadroda.Yani Fatih Hoca, 1996 yılında uygulamaya koyduğu ama 2000 yılında tam olarak meyvesini yediği projeyi bu defa uzun süreli beklemek yerine hemen uygulamaya koymuş oldu.Takımı yeniden fetih etmek yerine fetihi dışarıdan yaptı.Bana göre başarılı bir hamle oldu.Ayrıca hali hazırda hem yerli rotasyonu hemde kadro kalitesiyle pusuda bekleyen Fenerbahçe gibi önemli ve ezeli bir rakip varken.

Gelelim 2000 ruhuna.Takımlar belli dönemlerde belli jenerasyonlar yakalarlar ve belli başarılar kazanırlar.Önemli olan daimiliktir.Buda Real Madrid gibi, Barcelona gibi, Milan gibi v.s büyük takımları ortaya çıkarır.Bu takımların mazisine baktığımızda 50 sene öncesinden Avrupa Şampiyonlukları olduğunu görürüz.Yakaladıkları jenerasyonlara baktığımızda muhakkak ki o dönemin milli takımlarına direk etki etmiştir.Örnek olarak verirsek Galatasaray'ın 2000 ruhu bir çeyrek final ve bir Dünya üçüncülüğü, Fenerbahçe'nin Zico ile yakaladığı jenerasyon ise bir Avrupa üçüncülüğü getirmişti.Günümüz de ise Barcelona'nın iskelet kadrosu 5 senede 3 büyük turnuva kazandırmıştır.

Burda önemli olan takım olabilmektir.Buda birbirini tanıyan ve bilen oyunculardan olur.İstisnai durumlar elbette vardır ama istikrar her dönem başarıyı beraberinde getirir.Galatasaray'ın bu sezon ki politikası bana göre çok doğrudur.Mevcut iskelet kadrosuna yaptığı tanıdık takviyeler ile başarıyı beklemek doğrudur.Başarıda bu yolla kazanılır.Bunun bilincinde olan bir teknik ekip ve teknik ekip ile paralel çalışan bir yönetim, Galatasaray'ın 1996 yılında uygulamaya koyduğu ve 2000 yılında yakaladığı çizgiye çok yakın durmakta.

Sürekli bahsi geçen 2000 ruhu sanırım bir yada iki sezon içerisinde tekrar canlanacaktır.Bu 2000 ruhu kadrodaki oyuncuların tıpkısını bulmakla değil, takım olmak ve karakterini sahaya yansıtmakla oluşur.Bunu da bir dip not olarak belirtelim...

Onur Ertük