8 Eylül 2012

Messi!


''Eğer Messi cennette oynarsa , bunu izlemek için ölebilirim ''

Brasil 2014 - Hollanda : 2 - 0 : Türkiye / Olması Gerektiği Gibi

Benzer sıkıntıları yaşayan iki takımdan; futbolu daha iyi bilen, futbola bizden daha fazla yatırım yapan, uluslararası maç tecrübesi daha fazla olan, büyük diye tabir ettiğimiz liglerde oyuncusu daha fazla olan ve sahada en azından ne oynayacağını bilen taraf olan Hollanda kazandı.Bunda büyütülecek, yadırganacak yada hayıflanacak bir şey yok.Futbol doğrular oyunudur ve doğruyu en fazla kim yaparsa o kazanır.Tıpkı 2+2'nin 4 ettiği gibi.

Maçta şöyle oynadık böyle oynadık, Hollanda'yı en zayıf zamanında yakaladık gibi şeylere fazla girmeyeceğim.Zira en zayıf haliyle yakaladığımız dünkü Hollanda, bu halinden daha güçlü olduğu Euro 2012 Grup Eleme maçlarındaki Almanya karşısında nasıl perişan olduğunu hep beraber görmüştük.Peki biz dünkü performansımızla Almanya karşısına çıksaydık ne olurduk? Hiç tahmin ettiniz mi? Dün zayıf yaftası yapıştırdığımız Hollanda bile şu görüntüsüyle bizden en az iki gömlek üstünken biz nasıl kendi kendimize efeleniyoruz bir türlü aklım almıyor.

Biz şerefli mağlubiyetlere, rakip ceza sahasına girdiğimiz hatta korner atınca gol atmış kadar sevindiğimiz günleri çok çabuk unuttuk.

Avrupalı, bir yerleşim birimi inşa ederken önce altyapısını hazırlar.Elektrik, su, doğal gaz, telefon hattını önceden hazırlar bina tamamlanınca da hizmete sunar.Sen sadece gidip dilekçe verirsin bu hizmetlerden faydalanmak için.Onlarda 2 saat içerisinde otomatik olarak hizmetine sunar.Çünkü bütün altyapısı hazırdır.Sadece işlev yapılmayı bekler.Bizde ise işler tam tersine yürür.Adam önce gelir izin filan almadan iki tuğla ile derme çatma bir ev yapar.Sonra seçimler yaklaştı mı alır oturma iznini, elektriğini, suyunu...

İşte futbolda Avrupa'da bu şekilde işliyor.Önce altyapıda oyuncular işleniyor.A takım için altyapılarını sağlam alıyorlar.Hollanda en alt kademeden itibaren ne oynayacağını bilerek yetişirken bizim en iyi futbolcumuz olarak gördüğümüz Arda, 20'sinden sonra öğreniyor nerde durması gerektiğini.Hal böyle olunca as kadrosundan farklı olarak 6 yeni oyuncusuyla seni rahat bir oyunla yeniyor.Bunun için hayıflanmaya gerek yok.Birde biz en zayıf haliyle yakaladık bu maçı kesinlikle kazanmalıydık diye avunmayalım.Maçta oynamadığı diye en çok tartışılan isim olan Selçuk 28'ine merdiven dayamışken şurda iki sezondur kıymeti anlaşılan bir oyuncu.Bilmem anlatabiliyor muyum...

Biz futbol tarihinde San Marino olma yolunda ilerlerken bireysel katkılarla futbolda bir yer edinme çabasına girdik.1990 yıllarda altyapımız çok kötü eksiklerimiz var tespitinde bulunurken sene 2012 oldu hala aynı eksiklikleri konuşuyoruz.En üst kademe liginde yer alıpta tesisi olmayan kaç kulüp vardır Avrupa liglerinde.Almanya'da 2. ligde hatta 3. ligde senin statlarından daha modern ve daha iyi statlar var.Tesis konusuna ise hiç girmiyorum.Durum ortada.Bu sebeple maç 2-0 alehimize bitti.Yani olması gerektiği gibi...

Farklı bir sonuç yada tam tersi bir durum olsaydı buda futbolun doğasına aykırı olurdu.Unutmayalım ki; vermeden almak sadece Allah'a mensuptur.

7 Eylül 2012

Brasil 2014 Yolu - Hollanda Maçı

Abdullah Avcı ve talebeleri bugün yeni bir başlangıç yeni bir umut için yola koyulacaklar. Anadolu insanında gelenektir, yola çıkan yolcuya yolluk yada azık hazırlanır. Bu tabir yöre yöre değişse de amaç ve niyet aynıdır. Avcı ve talebelerinin yolculuğu için gerekli olan yolluk yada azıkta moral ve motivasyondur. Bundan bir kaç hafta önce Avcı için buda olmayacak yaftası yapıştıran klişe yazarlar yada medya mensupları bugün kesin kazanırız ifadesini kullanmaktan hiç de geri kalmamışlar.

Maalesef...

Yol uzun, rakipler dişli. Brezilya yolunda bugün ilk durağımız Hollanda. Total  futbol felsefesinin mucitleri. Premier Lig, Bundesliga, Serie A liglerinde oynayan çok kaliteli futbolcuları var. Avrupa Şampiyonlukları ve Dünya Kupası Finali oynamışlıkları var. Sen kalkıptı biz bunları kesin yeneriz ukalalığına giremezsin. Önce bunu kabul etmemiz gerekli. Uçuk kaçık hayallere gerek yok. Biz ciddiyetimizi koruyup rakibimize son derece saygılı olmalı ve buna göre mental olarak maça hazırlanmalıyız.

Rakibimiz Portakallar son zamanlarda sıkıntılı. Bunu kendileri de kabul ediyorlar. Bir sene önce Dünya İkincisi iken son Avrupa Şampiyonası'nda üst üste aldıkları 3 mağlubiyetle bir anda 15. sıraya gerilediler. Son hazırlık maçlarında da Belçika karşısında dağıldılar ve sahadan 4-2 mağlup ayrıldılar. Bu detaylar önemli ama rakibin gücü konusunda ölçü değil. Senin kadronda şuanda bir Premier Lig yada Bundesliga gol kralı yok. ( Van Persie ve Huntelaar'dan bahsediyorum) Gardını buna göre almalısın.


Peki Hollanda'nın hiç mi kusuru yok diyebilirsiniz. Haklısınız da. Onlarında şuanda bir çok zaafı var. Belki de Onları en kötü zamanların da bile yakalamış olabiliriz. Mesela ileri üçlüsü Robben, Sneijder,Van Persie kendilerine oynayan ve ulusal arenada kendi prestijlerinin peşinde olan isimler. Huntelaar mı yoksa Robin ven Persie mi yanılgısını fazlasıyla yaşıyorlar. 4-2-3-1 formatıyla oynadıkları için ileri 4'lü ile geri dörtlü arasındaki bağlantıyı iyi kuramayan bir orta saha ikilisine sahipler. Ömer Üründül deyimiyle söyleyecek olursak bloklar arası bağları çok zayıf. Bir dönem Eric Gerets'in Galatarsaray'da oynadığı 4-1-5 formasyonunun bir benzeri de Hollanda Milli Takımı'nda mevcut.

İleri üç elemanları ne kadar kaliteli ise savunma elemanları o kadar kalibresi düşük isimler. Mesela bir sağ bek sıkıntıları hat safhada. Keza sol bekleri içinde aynı sıkıntıları mevcut. Tandemde oynayan oyuncuları arasında bir kademe anlayışı yok denecek kadar az. Mesela Euro 2012 grup elemelerindeki ilk maçlarında Danimarka'nın Krohn-Dehli'nin ayağından bulduğu gol bize Hollanda savunmasını çok iyi anlatıyor. Aynı turnuvada Almanya adına Mario Gomez'in elini kolunu sallayarak Hollanda ağlarına iki gol gönderdiğini de unutmayalım. Birde son hazırlık maçında Belçika karşısında defansları evlere şenlik bir görüntü sergiledi. Zor gol atan bir takım olan Belçika Hollanda ağlarına 4 gol yolladı. Bu zaafı orta sahadan Selçuk ve Nuri'nin ayağından çıkacak ölümcül ara pasları ve Umut ve Burak'ın defans arkası koşularıyla lehimize çevirebiliriz.

Hollanda takımı şuanda ne kadar iyiyse bir o kadar da kötü. Yani maçı kolayda kazanabiliriz, farkta yiyebiliriz. Tamamiyle ipler bizim elimizde değil. Bunun farkında olmalı ve oyuna hükmeden taraf biz olmalıyız. Hollanda'nın en büyük silahı olan top kullanma inisiyatifi bizde olmalı. Pas yapmalarına müsaade etmemeliyiz. Fizik gücümüzü iyi kullanmalı gereksiz faul ve kartlardan uzak durmalıyız. Kolay faul alabilen Robben, Sneijder, Robin van Persie gibi oyunculara karşı gereksiz hamlelerden uzak durmalıyız. 


Son cümlelerimizi de Luis Van Gaal için sarf edelim. Bu zamana kadar Hollanda Milli Takımı teknik adamaları içinde en başarılısı olarak kabul edilen Bert  van Marwijk'in istifası sonrası göreve gelen kurt teknik adam göreve ikinci kez geldi. Çok kurnaz ve taktik dehası olan van Gaal birinci dönemindeki başarısızlıktan sonra bu görevi bir Onur mücadelesine çevirdi. Bu mücadelesi bizim için sahadaki oyunculardan daha tehlikeli bunu da asla unutmayalım. 


Efsane FC Sidney'de


24 yıllık profesyonel futbol hayatına (şimdilik 24 yıl) sadece 2 takım girmişti. Bunlardan Torino ekibinde tam 19 yıl futbol oynadı. Artık veda zamanı da gelmişti. Yaş 37 olmuş ve artık istenmeyen adam olmuştu. Ama O istemiyordu bırakmayı. Çünkü hayatında en iyi bildiği işi yapıyordu. Bir ara benimde ''Onurlu Takımlar'' listemde zirvelerde yer alan Celtic ile ismi anılsa da efsanemiz Avustralya'nın yollarını tuttu.

FC Sidney Kulübü ile 2 yıllık sözleşmeye yukarıda gördüğünüz fotoğrafta imzayı attı. Yıllık 2 milyon dolara yakın bir ücret kazanacak. Juve'liler O'nun kendi formaları altında futbolu bırakıp bir efsane olarak anmak istiyorlardı ama kısmet böyle imiş. Totti ve İnzaghi efsanemizin arkasından Serie A'dan ayrılmasına üzüldüklerini belirtmişler.

Bu transfere üzülenler dışında sevinenlerde oldu. Mesela Türk Lokumu Tugay Kerimoğlu'nun Blackburn Rowers'ten takım arkadaşı Brett Emerton; ''Bu anlaşmanın şehir ve kulüp tarihi için ne kadar önemli olduğunu ifade etmem çok zor.'' demiş. Emerton'la benzer fikirlerde olan Avustralya Futbol Federasyonu Ceo'su Ben Buckley ise ''Bu anlaşma Avustralya Futbol'un hem ekonomik hemde gelişmesine yönelik en iyi adımlardan birisidir.'' dedi.

Bakalım efsanemizin bir sonraki kararı ne olacak.Acaba bırakacak mı yoksa durmak yok mu diyecek...





Artık Yeter!


1988 yılından bu yana aynı jargon ve birbirinin aynısı açıklamalar.
Sağcınız ,solcunuz, liberalistiniz, komünistiniz, faşistiniz ne biliyim demokratınız her neyse hangi kalıptaysanız...
Artık YETER!..

 

5 Eylül 2012

Ediz Bahtiyaroğlu - Acının Rengi Olmuyormuş!

Geçen cuma akşamı Eskişehirspor ile oynadığımız lig maçının son dakikasında oyuna girmesi için ismi anons edildiğinde bir kez daha Ediz'i hatırlamıştım. Ankaraspor ile iyi bir çıkış yakalayan Ediz, daha sonra milli takım tercihini Boşnak asıllı olduğu için Bosna-Hersek'ten yana kullanınca hafızamızda yer edinmişti. Sonrasında Bucaspor ve Ankaragücü'nde düşen performansını izledik.


Dün akşam bir kez daha Ediz'i hatırladık.Bu defa Necati, Eskişehirspor'a imza töreninde forma bulunamadığı için Ediz'in formasını sırtında taşıyordu. Hatta ikili sosyal medyada forma muhabbeti yapmış, Ediz, Necati'ye formam da gözün mü var diye takılmış. Sonrası ise Ediz'in vefat haberi...

Acının rengi olmuyormuş. Türk futbolunun ve hepimizin başı sağolsun.


Güle güle Edis Bahtijarević...

4 Eylül 2012

Markalaşan Rusya Ligi ve Witsel & Hulk Transferleri

2000'li yılların başında Rus ekonomisinin özelleştirilmesi ile paralel olarak gelişen Rus futbolu, Cska Moskova'nın 2005 yılında aldığı Uefa Kupası ile de adeta başarı zirvesi yaptı.Özelleştirmeyle beraber bir çok Rus futbol kulübü de zengin iş adamlarının iştahını kabartmış ve para harcamak (yada aklamak) için istedikleri ortam oluşmuştu.Pahalı transfer furyası başlamış ama başarıda bununla beraber gelmişti.Belki milyon dolarlar havada uçuşuyordu ama ülke futbolu da buna paralel olarak yükseliyordu.Önce Cska Moskova sonrasında da Zenit takımları Uefa Kupası'nı kazandılar.Rus milli takımı Avrupa Şampiyonaları'nda hem total futbol felsefesi hem de gördüğü çeyrek final ve yarı finallerle adından söz ettirdi.

Pahalı transfer furyası hafızam beni yanıltmıyor ise Dinamo Moskova ile başladı.Euro 2004 sonrası Portekizli Maniche ve şu günlerde Psg takımının 42 milyon euro bonservis ödeyerek kadrosuna kattığı Thiago Silva Rusya Premier liginin yolunu tutan isimlerdi.(Bu iki isimin yanında bir futbolcu daha vardı ama ismi şuanda aklıma gelmiyor.Sanırım O'da Portekizliydi) Sonrasında  Brezilya pazarına yönelen Cska Moskova, Wagner Love ve Daniel Carvalho'yu kadrosuna kattı.Pahalı transferler haricinde İvica Olic ve Milos Krasic'te yatırım amaçlı alınan önemli oyunculardan bazılarıydı.Şuanda hala Cska Moskova kadrosunda olan Odiah'ta yine o dönemlerde alınan geleceğe yönelik transferlerden biriydi.

Gazprom'un desteğini  2000'li yılların başında almaya başlayan Zenit Kulübü  ise 1999 yılında Rusya Kupası'nı kazanarak başladığı çıkışını yine Rusya Kupası'nda 2002'de final oynayarak taçlandırdı.2003 yılında ligi ikinci sırada bitirirlerken Rusya Lig Kupası'nı (İngiltere'deki Lig Kupası'na benzer  bir kupa) müzelerine götürdüler.Gelişme evresini tamamladıktan sonra önce ligdeki ilk şampiyonluğunu (2007 yılında) ardından da Uefa Kupasını (2008 yılında) kazandı.Uefa Kupası'nı kazandığı sezon aynı zamanda Avrupa Süper Kupası'nı da kazanmıştı.(O kadroda Fatih Tekke'de forma giyiyordu.)

Cska ve Zenit'in programlı ve doğru yapılanma ile elde ettikleri başarıların arkasında elbette finansal desteğin önemi büyük.Soğuk savaş döneminden sonra dağılan S.S.C:B'nin lig olarakta eski popülerliği kalmamıştı.Özellikle iklim koşullarının ağır olması futbolcular için Rusya Ligi'ni çok cazip kılmıyordu.Bunu aşmaları için gerekli olan ise paraydı.Rusya Devleti'nin de ekonomisinin kötü olması kulüplere gerekli kaynağı aktaramamasına neden oluyordu.Zaten 1992 yılında kurulan ligde sadece Moskova takımlarının şampiyon olmasının da nedeni buydu.Bu gelenek önce Zenit sonra da Rubin Kazan tarafından bozuldu.Bunu bozan en büyük etken ise paraydı.Tıpkı Roberto Carlos'u, Eto'o'yu, Anzhi'ye getiren unsur olduğu gibi.

Finansal destek elbette önemli bir etken ama buna paralel olarak gelen sportif başarıları da es geçmememiz gerekli.Mesela Gökdeniz'li Rubin Kazan'ın iki sezon önce gruplarda Barcelona'yı yenerek Şampiyonlar Ligi'nde ses getiren performansı buna iyi bir örnek.Ya da en son 2001 yılında şampiyon olan Spartak Moskova'nın temsilcimiz Fenerbahçe'yi elemesi gibi.Rus takımları belli ki ellerine geçen kaynakları iyi kullanıyorlar.Mesela şuanda Fenerbahçe'nin bonservisine 7 milyon, Juventus'un ise 15 milyon euro ödediği Krasic'i 2004 yılında Vojvodina'dan aldıklarında ödedikleri rakam çok cüzi idi.20 yaşında aldıkları Krasic'i hem oynatarak sportif başarı elde ettiler hemde satarak kasalarını zengin ettiler.(Aynı taktiği Wagner Love'de de denediler ama oyuncunun disiplinsizliğinden dolayı umduklarını bulamadılar.)

Rus Devleti akıllı bir politika ile marka değeri kaybolan ligini tekrar ses getiren bir lig haline getirdi.Finansal destekli takımlarda doğru adımlarla Avrupa'da başarılı bir şekilde yollarına devam ediyorlar.Hem de Hulk ve Witsel gibi büyük takımların iştahını kabartan oyuncuları da transfer edebiliyorlar.Biri 23 diğeri 26 yaşında ve Avrupa'da bir çok talibi olan bu iki önemli oyuncuyu Türkiye'de hayal dahi edemezken bizim oyuncularımızın çokta iştahlanmadığı Rusya Ligi'nde izleyeceğiz artık...

Not:
Portekiz Kulüpleri Porto ve Benfica ise bu iki transferden sonra kasalarına net olarak 60 milyon euroyu koydular.Onlarda üretmeye devam ediyorlar.Nede olsa tüketici çok...

Dipnot:
Merkezi Moskova'da olmasına rağmen Gazprom'un neden St. Petersburg şehrinin Takımı Zenit'e sponsor olduğunu da araştırmak lazım.Acaba bu konunun Rusya Devlet Başkanı Putin ve Medvedev'in St. Petersburg'lu olmasıyla derin bir bağlantısı varmıdır ki?

3 Eylül 2012

Ronaldo: Mutsuzum!


Acaba bu mutsuzluğun aşağıdaki ödül ile bir alakası var mıdır...


Taraftar Analizleri I Miy: 1-3 :Eskişehirspor



REZİLLİKLER SİLSİLESİ…

Esasında bu yazımda maç ile ilgili analiz yapmayı planlıyordum ancak yaşanan gelişmeleri ve arpa boyu bile ilerlemediğimizi görünce inanın insanın içindeki bütün heyecan bir anda kayboluyor. Sebebi sadece takım değil. Öyle olsa “olsun,telafi ederiz ” der, en azından umudumuzu koruruz. Ancak görünen sorunları dile getirdiğimiz zaman takım neredeyse ikinci plana düşüyor.


                Maçın olduğu gün bizim maçtan önce Gençlerbirliği – Orduspor maçı vardı. Ben ilk defa Gençlerbirliği tribünlerini o kadar dolu gördüm. Maç bitti, bizim maçın yayını devreye girdi. Görülen tablo rezillikti. TFF 2.Lig’de 40-50 bin kişilik bir ilçenin stadının hali gibiydi. Taraftarın cebinden çıkacak fazla paraya gözünü diken sevgili yönetim resmen şehri kendine küstürmüş. Yazıklar olsun, yazıklar olsun ki kökeni Mersin bile olmayan bu adamlar, bu takımın üstünden ticari anlamda nemalanıp, kurumsallaşmadan bihaber olması  yetmiyormuş gibi, uyguladığı bilet fiyatı politikasını devam ettirerek bu takıma gönül verenleri takımdan soğutuyor. Bir kendine bak önce.Sen daha kurumsallaşma konusunda Bank Asya’daki çoğu takımdan gerisin.  Süper Lig’de uzun yıllardır mücadelesini sürdüren diğer takımlardan 2 kat hatta bazılarından 20 kat fazla bilet fiyatı vermenin etiklikle ahlakla uzaktan yakından alakası olamaz. Bugün Anadolu’da 1-2 liraya satılan kale arkası biletleri var. O kulüplerin yöneticilerinin bunu yapmakta ki amacı insanları maça çekmek, seyir zevkini yükseltmek. Peki ya siz ne yapıyorsunuz Ali Kahramanlı ve ekibi ? Fahiş fiyatlarla bu insanları maçtan soğutuyorsunuz. Size bilet fiyatını 1-2 lira yapın diyen yok. Bunun bir Anadolu maçında uygulanacak aralığı kale arkası 5-10 lira maraton 15-20 lira şeklindedir.  O bilet fiyatlarını uyguladın ne oldu? Kaç ortalama oynadı bu stat?  Asbaşkan ve Başkan çıkmış şimdi de transfer yapılacak deniyor. Bu zamana kadar aklınız neredeydi? Ben söyleyeyim, aklınızda sadece Gaziantep’te hazırlık maçı yapmaktı. Malum Mersin sizin üvey evladınız !  Sezon açılışı yapmaktan bile acizsiniz. Sizin en iyi yaptığınız şey, bu takım üzerinden ticari ilişkilerinizi ve reklamlarınızı yürütmek

                Sıkıntılar sadece yönetim istifa demekle biter mi? Neden bu insanlar bu kadar rahat meydan buluyorlar peki? Cevabı uzaklarda aramayın; kendi içerisinde artık kaç parçaya bölündüğü bilinmeyen taraftarlar yüzünden. Tek ses, tek birlik olmayı beceremediniz. En az yönetim kadar sizler de suçlusunuz. Bu takımı 2. Lig’de destekleyip yollarına düşenleri, bu takımın gerçek emekçilerini bu takımdan soğuttunuz. Kendi içinizdeki kavgaları çözemediniz ortak tepki veremediniz. Eserinizle gurur duyabilirsiniz.
                Son olarak Sayın Nurullah Sağlam’ın maç sonu açıklamaları tam bir facia. “Oyuncu arkadaşlarımız bizi transfer yapmaya zorluyor” açıklaması kadar acemice bir açıklama olamaz.(Hoş, artık şanssızdık(!) açıklamasını duymuyoruz) Bu transferlerin hepsi sizin eseriniz değil mi? Size tam yetki verilmişken gittiniz, SSK’ya merdiven dayamış Hakan Bayraktar’da ısrar ettiniz. Geçen seneden beri altyapıdan 1 tane oyuncuyu denemeden sezonu bitirdiniz Takıma doldurduğunuz Antepliyi Gaziantepspor bile doldurmadı.  Son dönemlerini yaşayan Mustafa Keçeli’nin yedeği yok! Oyuna kurtarıcı olarak soktuğunuz adam Aydın Toscalı. Size verilen krediyi hangi Anadolu takımı kendi hocasına verdi ? Kusura bakmayın kimse Mersin İdman Yurdu kulübünden daha büyük değildir. 

               
Takım mı? Şunlardan sonra insanda takım ile ilgili yazı yazacak heves bırakmıyorlar. Takımı ele zaten alsak bu yazı bitmez. Özet geçmek gerekirse; geçen haftaki yazımda takımdan umutlu olduğumu söylemiştim. Şu oynana rezil oyuna ve hatalara rağmen hala da öyleyim ama bir an önce Yattara ve Mustafa Sarp’ın takıma dönmesi gerekiyor. Yönetim transfer yapacakmış, pek umutlu değilim ama öncelik savunma olmalı. Defans bloğu S.O.S veriyor. Buna çözüm bulunmazsa daha çok acemice goller yeriz. Önümüzde bir ara ve ardından Fenerbahçe maçı var. Geçen sene kötü gittiğimiz dönemde iyi oynadığımız bir Galatasaray maçı vardı. Takımın kendine gelmesi adına Fenerbahçe maçı bizim için bir fırsat. Bu ara umarım bize yarar ve alınacak galibiyetle moralimiz az da olsa düzelir.
  
 Görüşmek dileğiyle.
Ahmet Selim KAHRAMAN
Twitter: @Ahmet_Selim