10 Ekim 2012

Alex Bir Milattı!

Türk futbolunda bir kaç milat vardır.1950 Dünya Kupası'na katılmamız, Berlin'de Turgay Şeren'e ''Panther of Berlin'' lakabını veren Batı Almanya zaferimiz, Fatih Terim önderliğindeki 1993 Akdeniz Oyunları şampiyonluğumuz, İngiltere'de düzenlenen 1996 yılındaki Avrupa Şampiyonası'na katılmamız, 2000 yılındaki Belçika'daki çeyrek finalimiz, 2002 Dünya Kupası üçüncülüğümüz, 2008 yarı finalimiz, Galatasaray'ın Uefa Kupası zaferi, Fenerbahçe'nin Zico önderliğindeki çeyrek finali gibi...

Bunların içinde saymadığım ama Türk Futbolu'nun Fatih Sultan Mehmet'i sayabileceğimiz ve belkide en önemli miladı olan Jupp Derwal'in 1984 yılında birçok Alman kulübünü reddederek Galatasaray'ın başına teknik direktör olarak gelmesiydi.Alman Hoca Batı Almanya teknik direktörü olarak 1980 Avrupa Şampiyonası'nı kazanmış ardından 1982 yılında İspanya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda İtalya'ya finalde kaybetmişti.Backgroundu çok sağlam olan Alman teknik adam ve O'nun yetiştirdiği Mustafa Denizli Türk Futbolu'nun yükselişinin fitilini ateşlemişler bizlere bugünleri miras bırakmışlardı.Oysa onlardan önce ''Şerefli mağlubiyetlere'' o kadar çok alışmıştık ki...

Korner yada rakip sahada attığımız bir taç atışına sevinirdik..

1990 yıllar futbolumuzun temellerini tekrar attığımız dönem oldu.90 yılların meyvesini 2000'li yılların başında Avrupa zaferleriyle taçlandırdık.Sonları Avrupa futbolu, Bosman kurallarıyla yeniden ve yeni bir rönesans dönemine girdi.Fakat biz bu yeni oluşumun içinde sürekli bir yer aradık.Tıpkı Asya ve Avrupa kıtaları arasında kalmış toplumumuz gibi.Bir şahlandık zirveye yürüdük, bir ayağımız kaydı tepetaklak olduk.Bizim yerimizin neresi olması gerektiğini tartıştık durduk.Zirvede yer alan bir takımı yendiğimizde sanki biz en iyisiymişiz gibi böbürlendik, sonra gidip kalibresi bizden daha düşük bir takıma yenilince kendimizi aşağılayıp durduk.Ortadaydık yani.. Tıpkı Ortaçağ'daki Avrupa gibi.

Türk futbolu gibi Fenerbahçe'de kendine sürekli yer arayanlardandı.Özellikle Fatih Terim ile 1990 yılların ortasından itibaren ligimizi domine eden ezeli rakibi Galatasaray'a karşı sürekli bir konum aradı kendine.Bir ara Mustafa Denizli ile çomak sokar gibi oldu ama devamlılık olmayınca çaresizce çırpındı.Çok büyük paralar harcadı.Her dönem kadrosunu baştan aşağıya yeniledi.Transfer rekorları kırdı ama olmadı bir türlü.Sonraları birden bire bir çare türetti kendince.Genç milli takımlarda oynayan yetenekli gençleri topladı ve onların başına da Pierre van Hooijdonk gibi bir lideri getirdi.Arkasından Tuncay Şanlı isimli bir Cesur Yürek çıktı.Esti fırtına gibi ama takımda bir lezzet eksikliği vardı.Hem Pierre hemde Tuncay takımı sırtlıyordu lakin bir 10 numarası yoktu Fenerbahçe'nin...

Fenerbahçe Jupp Derwal'ini arıyordu.Kendine yeni bir milat oluşturmak için...

Aziz Yıldırım hemen işe koyuldu.Güney Amerika'da Copa America turnuvasında Brezilya Milli Takımı'nın kaptanlığını yapan bir adam vardı.Alexsandro de Souza... Hakan Bilal Kutlualp'e ferman verdi.Gidin O'nu alın gelin buraya dedi.Maddi imkanlarıda vardı.Avrupa'dan bir çok takım talipken O Fenerbahçe'yi tercih etmişti.Duygusaldı.Aile babasıydı ve topraklarına fazlasıyla düşkündü.Kısa süren bir İtalya macerasından sonra tekrar gurbete çıkmak O'nu biraz ürkütüyordu.Fakat hakan Bilal Kutlualp'te çok ısrarcıydı.Dayanamadı Alex ve kararını verdi.İkinci kez çıktığı yeni macerasında O'nu havaalanında binlerce Sarı-Lacivert sevdalısının beklediğini görünce içindeki o ürperti kaybolmuştu.Çıktığı ilk lig maçında sanki yıllarıdır aynı taraftarın önünde oynuyormuş gibi karşılanmış, taraftar O'nu bağrına basmıştı.Artık O bizlerden biriydi.

Bizlerden biriydi çünkü buraya ayak uydurması hiç zor olmadı.Alex gelmeden Pierre ile bir birine düşmeleri için uğraşan basına inat takımda en iyi anlaştığı isim Hollandalı olmuştu.Hollandalı da O'nun hayranlarından biriydi.Öyleki antrenmana getirdiği oğlunun sırtında Alex'in 20 numaralı forması vardı.(Alex geldiği dönemde Tuncay 10 numarayı giymekteydi.) 


Copa America zaferinin ardından geldiği Türkiye'de zaferler kazanmaya erken başlamıştı.İlk senesinde şampiyonluk yaşamış, sonraki senelerde gol krallıkları, asist krallıkları ve yeni şampiyonluklar elde etmişti.Fakat meyve veren ağaç taşlanacaktı.Önceleri koşmuyor eleştirileri başladı, arkasından Brezilya çetesini kurdu dedikoduları geldi.Sonrasında teknik direktör aslında Alex denildi.Kim ne derse desin O hep zirvede kaldı.8 sene terlettiği formasıyla 245 maçta 136 gol attı 109 defada asist yaptı.Sizin anlayacağınız her maçta takımına 1 gol kazandırdı.

Sonrası ayrılık çanları çalmaya başladı.Kendisine en çok saygı duyan adam bu defa O'nu karşısına aldı.Fenerbahçe'den nasıl gönderildiğini unutan Aykut Kocaman için.Nifak tohumları atıldı bir kere artık geri dönüş olmazdı.Bir iki deneme yaptılar ama tutmadı.Sırf  Türkiye'deki koltuğu için Avrupa'dan vazgeçen Aziz Yıldırım Alex'i bir çırpıda gözden çıkarmıştı.Arka planda ellini kovuşturarak bekleyen Aykut Kocaman'ın istediği olmuştu.

Evet Alex artık yok.Belkide bunda kendisinin de hatası çoktu.Zaten 8 yıllık kariyerini 2 saatlik bir basın toplantısında açıklarken bunada değinmişti.Ama son 5-6 senedir yaptığı hatalarla bizi bile bıktıran Batuhan kadar bile kredisi yoktu.O'da bunu fark etti ve çok sevdiği çubuklu formasından ayrılmayı tercih etti.Duygusaldı.Kendisini asla yalnız bırakmayan ve EFSANE olarak gören taraftarını çok özleyecekti ama kendisine yapılan haksızlığa da göz yumamazdı.

Zico Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra hedeflerini Türkiye sınırlarıyla belirleyen başkanının makamına çıkıp neden hedef küçülttüklerini sorgulayacak kadar Fenerbahçeliydi.İsteseydi kendisinin arkasında saf tutan milyonlarca Fenerbahçeli taraftarın duygularını lehine çevirebilirdi ama O bunu seçmedi.Takımına zarar gelmesini istemedi.Oysa O'nu gönderenler aynı taraftarı kendisine karşı kışkırtmaya çalışanlardı.Taraftarın duygularını kendi çıkarları için kullanan insanlardı.

Basın toplantısını izlerken 124 dakika içerisinde bir dakika bile samimiyetsiz bir görüntü içerisine düşmedi.Bütün içtenliğiyle anlattı olup biteni.Detaylara takılmadı.Hata yaptığı konularıda anlattı hata yapanlarıda.Son isteğini de belirtti, en üzüntü duyduğu anıda...

Aslında Alex'in 124 dakika anlattıkları bize, futbolumuzu ve futbolumuzu yönetenlerin ne kadar eksik olduğunu öğretti.
Bizi ve futbolumuzu özetleyen son cümle;
Alex'in Fenerbahçe'ye kattıkları, getirdiği nokta ve bu takımdan nasıl gönderildiği...




9 Ekim 2012

Daha Gidecek Çok Yolumuz Var!

Senin hangi şartlarda bu kulüpte çalıştığını bilseler hakkında bu kadar rahat atıp tutmazlardı.Senin adının yanında istifa kelimesini bu kadar kolay zikredemezlerdi.Senin idman bittikten sonra tesislerde sahaları suladığını sırf oyuncuların için ne zahmetlere katlandığını bilseler inan gelip elini öper af dilerlerdi.Geldiğin günden beri bu kulüp için tesis tesis diye her gün başkanın kapısını aşındırdığını bilseler emin ol utanıp ağlarlardı...

Ama onlar için atıp tutmak kolay.Sallamak para ile değil ya...

Futboldan ne kadar anladıkları da ortada.Yoktan var etmek Allah'a mahsus ama seninde küllerinden doğan bir takım yarattığın ortadayken, sahadaki futbolcunun nasıl bir psikoloji ile futbol oynadığını bilmezken eline klavye geçer geçmez yazarlığa soyunan sözüm ona Mersin İdman Yurdu sevdalısı sonradan memleket sporlu olanlar için en kolay olan kelle istemek...

Arkadaş sende onlara istediklerini mi vereceksin?
Asla pes etme..
Çünkü arkanda bizler varız.
Bizler lig sevdalısı değil ARMA sevdalısı taraftarlarız!..

8 Ekim 2012

125. Yıl Şerefine...


Glasgow şehrinin önemli iki takımından biri olan Celtic kuruluşunun 125. yılı şerefine nostalji yapmış...