12 Kasım 2012

Sabırsızlık...

Hafta sonu...
Trafikteyim..
Yoğunluk müthiş!

İstanbul trafiği ile karşılaştırılmaz ama yollar dar olunca araçlar haliyle kuyruğa diziliyor. Gökdelenin hemen çaprazında Fasih Kayabalı Caddesi'ndeyim. Oradan dönüp Hastane Caddesi'ne çıkmak asıl niyetim. Sonrasında kızım Ahsen'i de alıp kısmetse stada gidip maçı izleyeceğim. Kırmızı ışıkta beklerken gözüm yaya geçidinde yaşlı bir çiftte. Elleri ve ayakları titreye titreye bekliyorlar. Bir fırsatını bulup karşıya geçme derdindeler. Yanlarından geçenlerin hiç ama hiç umrunda değiller. Herkes bir dünya telaşına düşmüş hızlı bir şekilde akıp gidiyor. Derken yaşlı çift nefeslendikten sonra karşıya geçmek için yürümeye başladılar. Aynı anda bizim tarafta da yeşil ışık yandı. Aracımı hareket ettirsem çift yolun yarısındalar ve aracı görünce telaşlanacak belkide panikleyip düşecekler. 

Bekledim geçmelerini...

Yaşlı çift geçti ama arkamda kıyamet kopuyor. Kornalara basanlardan ve bağıranlardan korkmadım değil. Çıkıp olanı anlatmaya çalışıyorum ama yaşananları onlarda gördüler. Kimisi kızdı kimisi hakaret etti. Araca binip yoluma devam ettim. Genç olanlardan birisi yanımdan hızlıca geçip beni solladı hatta ileride önüme kırdı. Eğer cahil biri olsam çıkıp tekme tokat kavga edeceğiz. Ya sabır dedim ve yoluma devam ettim. 

Ama düşünüyorum... 
Benim suçum yada kabahatim yaşlı bir çifte yol vermekti. Onların suçu ise sabırsızlıklarıydı. Belki haklıydılar, belki yetişecekleri önemli bir işleri vardı ama benim onlara yaşattığım zaman kaybı en fazla 2 dakikaydı. 

Bu sabırsızlık son senelerde bizde bir hastalık haline dönüşmüş durumda. Herkeste bir telaş, herkeste bir acil durum. Lokantada yemek söyleyeninden, dolmuş şoförüne kadar...

Bu durum çok sevdiğim hatta eşimin asıl evin orası dediği statlarda da mevcut. Hele ki bizim Yaşlı Mabed Tevfik Sırrı'da da! 

Elinde çekirdek poşeti maç izlemeye gelmiş. Her pozisyonda bir küfür, kendince bir yorum. Sorsan sahadaki küfrettiği oyuncunun ismini dahi bilmiyor. Ama Fenerbahçe, Galatasaray yada Beşiktaş kadrosunu ezbere bilir. Soruyorum neden küfrediyorsun diye cevap hazır; Oynamıyor şe...sizler diyor. 

Yahu arkadaş ne bekliyorsun? Herkes bu takım şampiyon olmalı teyakkuzunda! Bu takım bu günlere gelene kadar bizim ne kadar sabrettiğimizi Allah biliyor. Gerisi hikaye... Biz sabrı taa 90'lı yıllarda öğrendik. 2.ligde, 3.ligde çamur sahalarda mücadele eden futbolcularımızı izlerken onlara her daim saygı duyduk. Sabır kelimesi sadece lügatımızda kalmadı. İçimize işledi. Halada işlemeye devam ediyor.

Aslında o sabırsızlara da kızmamak gerek. Adamlar gözlerini açtıklarında sadece 3 büyüklerin şampiyonluklarını izlediler. Bir Baba Tahir'i, bir Fazlı ağabeyi, bir Şeytan Tarkan'ı, bir Kral Levent'i, bir Şafak Bayman'ı izlemediler. Bir Kaptan Selim'in mücadelesi ve akıttığı teri gazetelerde okumadılar. Bu ülkede hep İstanbul takımları konuşuldu spor programlarında hep onların maçları izlendi. Bir Mersin İdman Yurdu-Adana Demirspor, yada bir Malatyaspor-Elazığspor derbisi hiç bir zaman ulusal medyada konuşulmadı. Hal böyle olunca meydan her zaman ki gibi İstanbul beylerine kaldı.

Günlük hayatımızda yaşadığımız sabırsızlık artık yaşantımızın da bir detayı haline dönüşmeye başlaması, tıpkı geçen sezon bu lige çıkan Mersin İdman Yurdu'ndan şampiyonluk beklentisine girmek gibi... Elbette bu takım da yeri ve zamanı geldiğinde başarılı olacak belkide şampiyonluklar yaşayacak ama şuanda beklenti bu olmaması gerek! Siz İstanbul takımlarından alıştığınız şampiyonluklardan ötürü bizim maçlarımızda sabırsızlanıyorsunuz ama bunun farkında değilsiniz. Aslında siz taraftar bile değilsiniz!
Bir maç kaybedilince, ben artık maçlardan zevk almıyorum diyenlerden o kadar nefret etmeye başladım ki...
Neymiş bu beyefendi bir daha stada maç izlemeye gelmeyecekmiş. Neymiş bu takım için değmezmiş. Tıpkı günlük hayatımızda daha fazla yer tutan fast-food yiyecekleri gibi çabuk tüketilen bir taraftarlık anlayışımız bu!

Komşumuzun oğlunun üstünde tam 1000 km ötedeki takımın formasını, yada yukarıda bahsi geçen bir maçtan sonra sıkıntı duyan ve takımdan soğumaya başlayan taraftar profilini görmek artık elzem olmaya başladı. Aslında bu Mersin'in sorunu değil. Hemen hemen tüm Anadolu'nun sorunu. Yeni yeni filizlenen Anadolu takımlarının sorunu. Ve o filizlenen Anadolu takımlarının taraftar bulamama nedeni.. 

Sadece sabırsızlık...

Serinin İlk Ayağı - Mersin İdman Yurdu & Galatasaray

Bundan yaklaşık bir hafta önce şurada attığımız postta kalan 7 haftanın ligdeki kaderimizi belirlemede başlangıç olacağını yazmıştık. 7 Haftalık bir seride başlangıç Galatasaray maçıydı ve 1 puan bile altın değerindeydi. Yenilseydik te çok büyük yara almayacaktık keza rakip forvet hattı ( Umut-Burak ikilisi ) bizim ligde attığımız toplam gol sayısından (12 gol ) 2 adet fazlaydılar. Ayrıca rakip hafta arasında Şampiyonlar Ligi'nde hem de deplasmanda çok önemli bir galibiyet almış ve moraller tavan yapmıştı.

Biz ise lige ilk 8 hedefi ile çıkmış ama ligin  daha 11. haftasında küme düşmeme asıl hedefimiz olmuştu...

Şimdi şapkamızı çıkarıp şöyle bir önümüze koyalım!..
Siz, dile kolay tam 29 sene alt liglerde mücadele etmişsiniz, uzun bir aradan sonra en üst kademe ligi olan Süper Lig'de 2. sezonunuzu yaşıyorsunuz, rakibiniz tarihi boyunca hiç alt liglerde mücadele etmemiş, Türkiye'nin en fazla taraftara sahip kulüplerinden biri, 100 yıldan fazla bir tarihi olan ve Avrupa'da kupa kazanmış bir kulüp. Geçen sezonu şampiyon kapatmış ve sadece lig performansına göre kazandığı toplam miktar 35.180.465 $.  Yayın gelirleri, sponsorlar ve forma satışları gibi diğer bir çok gelir hariç. Buna birde devler liginden gelecek ödemeleri eklersek...

Bizim geçen sezon ki lig performansından kazandığımız miktar sadece 13.447.011 $. Herhangi bir forma geliri olmadığı gibi sponsor gelirimiz ise yok denecek kadar az. Bizimle ligde geçen sezon aynı geliri elde eden Orduspor İspanya'dan transfer yapabiliyorken biz ise genelde bonservisi olmayan ve yaşı ilerlemiş oyuncuları kadromuza katabildik. Bizim alamadığımız Bobo, son iki haftada takımı Kayserispor'u taşırken, Bobo'ya alternatif olarak kadromuza kattığımız Ergin Keleş'in siftahının olmamasıda bizim durumumuzu fazlasıyla özetliyordu.

Bizim en büyük şansımız ise Nurullah Sağlam gibi gerçekten bu ligi bilen, futbolu bilen bir teknik adama sahip olmamızdı. Her ne kadar orta sahayı 36'lık Hakan Bayraktar'a teslim ederek takımı bir hayli yavaşlatsa da bizim en büyük şansımızdı Nurullah Sağlam. Maçta bir çok kişi Ergin Keleş solda oynar mı diye hayıflanırken, Culio'nun göbekte ne kadar faydalı olduğunu göremediler. İvan'ı sol önde oynatma nedeni de göbekte daha etkili olan Culio idi. Ligin liderine karşı 4 hücumcu ile oynamakta Nurullah Sağlam cesareti idi. Rakip alanda çok etkili olan ve kadro kalitesi açısından Fenerbahçe ile zirveyi çeken Galatasaray'a karşı bu kadar cesur oynamak bize 1 puanı getiren etkendi.

Defans yapamayan ve çok önemli iki oyuncusu eksik olan takımını geride başlatmanın intihar olacağını iyi bilen Nurullah Sağlam'ın bu maça kadar hala şehirde hala tartışılıyor olmasıda sanırım bizim kendi ayıbımızdı. ( Takımın iyi defans yapamaması da Nurullah Sağlam'ın kendi ayıbıdır oda tartışılacak bir başka konu. )
 
Şimdi serinin ilk ayağı olan Galatasaray maçından 1 puanı aldık ve rakip Bursaspor. Maç deplasmanda ve Boum'un cezası sona ererken, Mustafa Sarp bu maça bir aksilik olmaz ise yetişecek. Bursa deplasmanından da alınacak bir puan çok önemli olacak. Çünkü bizim şuanda rakiplerimiz ne Galatasaray ne de Bursaspor'du. Bu iki takımdan alacağımız puan yada puanlar bize ekstra olacaktı. Serinin ikinci ayağıda umarım kayıpsız atlatılır.

Burada biz taraftara düşen ise biraz sabır ve hep destek tam destek sadece...