15 Aralık 2012

İnanca olan Saygı


Fotoğraf Camp Nou yada bizim bildiğimiz adıyla Nou Camp Stadı'ndan. Fotoğrafta görünen kare ufak bir klise. Futbolcuların maçtan önce dua yapmaları düşüncesi ile tasarlanmış. Hoş bir estantene zira bunun bir benzerini Sivasspor'da şampiyonluk kovaladığı dönemlerde yeni yaptırdığı tesislerde yapmıştı. Hatta Musevi olan Pini Balili içinde bir çözüm aramışlardı. Bu ve bunun gibi maneviyata önem verilen yapılar ve hamleler futbol adına güzel estanteneler. Öyleki futbolun asla futbol olmadığına dair güzel örnekler...

ZTK Grup Fikstürü

Ligde iyi gitmememizden ötürü ZT Kupası'nı pekte yazmadım. Hatta Gençlerbirliği önünde galip geleceğimizi bile düşünmedim. Öyle yada böyle ağır aksak çeyrek finale kadar geldik. Bundan sonrası biraz da şansa kalmış diyebiliriz.

Şimdi grubumuzdaki rakiplerimize bir dikkat çekelim. Eskişehirspor, Antalyaspor ve Trabzonspor. Üç ekipte ligde iyi giden takımlar. Biz onların aksine pekte iyi gitmiyoruz. Bu durum onlar içinde bizim içinde hem avantaj hemde dezavantaj.

Avantaj ve dezavantaj faktörünü iyi kullanan takım finalde Fenerbahçe'nin rakibi olur gibime geliyor. Belki finali kim oynar tahminin erken yapmış gibi oldum ama...

Tekrar rakiplerimize dönecek olursak, bu üç takımın kadro kalitesi ve derinlikleri bize göre daha iyi. Ama maçların büyük kısmınında devre arasında oynanacak olması ve yeni transferlerin takıma uyum açısından daha fazla forma şansı bulacaklarını düşünürsek sanki bizim için küçükte olsa bir ışık doğacak gibi.

Rakiplerimizin aksine biz daha oturmuş kadroyla oynarız. Nereden biliyorum derseniz, Nurullah Sağlam'ın ZT Kupası'na bakış açısı çok farklı. O bu kupayı kariyeri açısından kısa vadede zirve olarak görüyor. Zaten grup aşamasına gelene kadar bir çok maçta da genelde as oyuncularını tercih etti. Buda Sağlam'ın kupa aşkını fazlasıyla kanıtlıyor. Bu aşamadan sonrada sürpriz peşinde koşmasını da yadırgamamak gerekir.

Umarım Nurullah Hoca'nın kupa iştahı lige de yansırda en azından ligin kalan kısmında hüsranla yaşamayız.


Yine mi Pep!..


“Sezon sonuna kadar devam edecek bir sözleşmem var. Guardiola’nın sezon sonunda takımın başına geçmesinden memnuniyet duyarım”

Bu sözlerin sahibi bir İspanyol, bir Real Madrid'li.... 
Rafael Benitez'dir kendisi...

Maç Önü : Mersin İdman Yurdu - Akhisar


Zurnanın zurt dediği yerdeyiz. Bugün saat 16.00'da Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda direk rakiplerimizden Akhisar Belediyespor'la karışılaşacağız. Onların bir maç eksiği var ve aramızdaki puan farkı sadece 1. Bundan yaklaşık 40 gün önce yani 6 Kasım'da ligin 12. haftasında bir post atmıştım. Dilerseniz şuradan bir göz atabilirsiniz. Orada bahsettiğimiz konu tamda buydu. Büyük takımlarla oynadığımız maçlar bitti asıl rakibimiz olan takımlarla karışılaşacağız demiştik. Maalesef bunlardan umduğumuzu bulamadık. Üstelik bitmek bilmeyen yeni krizleri de kapımıza taşıdık.

Geçen haftaya kadar Nurullah Sağlam'ın sürekli arkasında durmuştum. Lakin geçen haftaki Elazığ maçı sonrası ben bile kan değişimi takıma faydalı olur mu diye ziyadesiyle düşünmeye başlamıştım. Dün itibariyle de ben bile artık ne istediğimi bilmeyen bir yapıya büründüm. Öyleki kulüp o kadar karışmış ki sanırız Dallas dizisinin futbol versiyonu oynanıyor. Biri, ''transferi siz yaptınız benim kurduğum takımı bozdunuz bu suç sizin'' diyor diğeri, ''ya bi git işine arkadaş'' diyor. İşin içindeki müdahil gruplardan hiç bahsetmesek yeridir yani.

Maalesef bu kulüp entrikalarla dolu bir hal aldı. 86 yıllık mazisi olan Türkiye Kupası finali gören, ikinci ligden milli takıma golcü gönderen takımı sırf iktidar olma peşinde koşanlar kendi elleriyle bitirmeye ulaşıyorlar.

Maalesef...

Gelelim asıl mevzuya... Aslında yarın maçtan daha fazla konuşulacak konular olacak ama bu maç bir yerde tamam mı devam mı maçı bizim için. Yani olmazsa olmaz.! 6 puanlık değil 12 hatta 15 puanlık bir maç. Abartmıyorum çünkü Elazığspor ve Gaziantep'in, Karabükspor ile Sivasspor'un karşılaştıkları hafta ve bunlardan 3 tanesi direk bizim rakibimiz. O maçlardan gelecek sonuçlara göre ligin dibi biraz daha netleşecek. Haftaya da Gaziantep deplasmanımızın olduğunu unutmayalım.

Bu maçtan sonra büyük bir ihtimalle istifası beklenen Nurullah Sağlam, istifa etmeyecek. En azından benim düşüncem bu yönde. Takıma devre arasında 5-6 yeni takviye yapmayı düşünen Sağlam bu maçı ve Gaziantep maçını aldığı taktirde şehrin havasını da değişeceğini çok iyi biliyor. Ligde kalıp kupada da zirveye doğru yürümenin ince hesaplarını yapıyor. Sonrası bir ihtimal kupa yoluyla avrupa maçları görebilir miyiz ümidi var..

Şimdi hayal zamanı değil arkadaş biz ligde kalalım yeter diyenleriniz vardır elbet... İnanın bende onlardan farklı düşünmüyorum ama bazı ufak detaylarında bir çok faktörü değiştireceği düşüncesindeyim. Amacım pembe tablolar çizerek sizleri yanıltmak değil ama ümidimizi de yitirmemek.

Bu minvalde ayrı bir parantez açmakta fayda görüyorum. Bugünkü maça sırf hocayı ve yönetimi istifaya çağırıp sahadaki futbolcuya küfür etmeye gelecek olanlar var. Son 3-4 gündür sokaktaki insanların nabzını ölçen arkadaşlarımın görüşü bu yönde. Lütfen arkadaşlar böyle bir davranışta şimdilik bulunmayın. Şimdilik diyorum ama sonrasında da yapmayın. Hatta tam tersi bir tutum sergileyin ki sahadaki futbolcuda sizden güç alsın. O zaman belki kaybolan ruhları geri gelir...

14 Aralık 2012

Hayallerimizi Düşürme


Pankart... Bir çocuk için oyuncak, bir asker için tezkere, bir öğrenci için mezuniyet neyse taraftar için de pankart odur.  Yüreğinde taşıdığı armaya bazen aşkını, bazen tepkisini, bazen de en ince mesajı o yolla verir. Futbolcular sahaya çıktığında verilecek en güzel mesajdır pankart.  Tribünlerin olmazsa olmazıdır. En güzel görsellikler, en güzel birliktelikler onunla gösterilir.

Malum takımımız kötü gidiyor. Burak Tuğ,Yavuz Koca ve Muzaffer Eraydın kardeşlerimiz kendi zamanlarından, kendi harçlığından feda ederek verilecek en anlamlı mesajlardan birini pankarta dökmüşler. Yarın bu pankart tribünlerde olacak, umarız ruhsuz oyuncular bunu görür de biraz da olsa kendilerine gelirler ve bu armaya yakışan mücadeleyi sergilerler.

Ahmet Selim KAHRAMAN
Twitter: @Ahmet_Selim

Futbolun Öteki Yüzü ; Samet Aybaba & Ersun Yanal

Bir tarafta futbolun bilimsel çalışmalarını kendine metot olarak kabul etmiş daha yolun başında, futbol literatüründe tıfıl olarak kabul edebileceğimiz Ersun Yanal, diğer tarafta futbolun tabir-i caizse tozunu yutmuş, eski toprak, gelenekçi, babacan insan ve mütevazı kişilik, Samet Aybaba...

Bu ikili ne zaman karşı karşıya gelse bana hep finali Antalya'da oynanan 2002-03 sezonu Türkiye Kupası'ni getirir. 1990'lı yılların başından itibaren futbola olan ilgimden midir nedir yada yaratılışımdan ötürü müdür bilmiyorum ama ben hep futbolun farklı yüzüne şahitlik etmişimdir. Hani son dakikada gol atıp takım arkadaşlarıyla sevinmek yerine sarı kartı göreceğini bildiği halde ısrarla seyircisiyle buluşmak için tel örgülere tırmanan takımın 9 numaralı golcüsü gibi...

O kupa finalinde de futbolun öteki yüzüne şahitlik etmiştim. Buda benim futbola birazda duygusal bakmama neden olur. O finalden evvel son derece şaşalı bir Ersun Yanal vardı. Gençlerbirliği ile çok iyi bir ikili olmuşlardı ve her kulvarda başarılı bir şekilde yürüyorlardı. Hatta şampiyonluk kovalıyorlardı ligde. Diğer tarafta ise son derece mütevazı bir kişilik olan Samet Aybaba vardı. O dönemlerde bitmiş bir Trabzonspor'u almış Alişen Kandil'lerle var olma çabası güdüyordu.

Ersun Yanal ise sonraları milli takıma kadar uzanacak bir kariyerin başlarındaydı...

O kupa finalini çok üstün bir oyunla Samet Aybaba'nın evlatları kazandı. Hemde bir sonraki sezon aynı başarıyı yakalayarak. Samet Aybaba uğradığı haksızlıktan ötürü görevi bırakacaktı bırakmasına ama O'nun kurduğu takım ligde şampiyonluk kovalayacak, gelecek yıllarında iskeletini oluşturacak Trabzon halkının tekrar gurur tablosu olacaktı.

Ersun Yanal ise bir Hakan Şükür furyasında adeta kaybolup gidecekti. Başarısız bir milli takım serüveninin ardından gıpta ile bakılan adam artık istenmeyen ve öteki adam olacaktı. Sonraları O'nunda yolu Trabzon'a düşecek bu defa O'nun kurduğu kadro ve oluşturduğu iskelet bugünlerin Trabzonspor'unu oluşturacaktı.

Belki o kupa finalinde ve bir sonraki finalde Ersun Yanal'ın bilimsel çalışmalarla desteklediği yapısı, Samet Aybaba'nın gelenekçi yapısına boyun eğecekti ama ilerleyen zaman diliminde asla yenilmeyen bir yapıya dönüşecekti. İki farklı metot güden ama her ikiside aynı kapıya çıkan iki farklı kişilik iki farklı teknik direktör... İki farklı başarı öyküsü...

İşte futbolun öteki yüzü buydu... Aslında varolan, başarıya endeksli olmayan bir yapı ve bunun getirileri! Bu sezon FEDA diyerek yola çıkan ve basketbol koçları misali Fernandes etrafında bir takım oluşturan Samet Aybaba, futbolun yeşil çimlerinde ismi çokta duyulmayan lakin futbolu beyni ile yönetmeyi çok iyi bilen Ersun Yanal. İkiside başarılı, ikiside bu sezon Avrupa'da mart ayını görecek olan takımlarımızın ateşine odun atan isimler.

Onların bu sezon ligimize kattıkları çok görülmeyen ama yadsımaları ileriki zamanda daha fazla anlaşılacak olan getiriler. Mesela sezon başında ( Fenerbahçe ve Galatasaray'ın çok üst düzey transferleriyle rakipleri arasındaki güç dengesini fazlasıyla açmaları sonucu ) La liga olma yolunda hızla ilerleyen ligimiz bu iki teknik adamın ( yanlarına Mehmet Özdilek'i de ekleyebiliriz aslında ) görülmeyen sihirli dokunuşlarıyla adeta Fransa Ligi Ligue 1'e dönüşüverdi. Şuanda lig lideri Galatasaray ile lig 8. si Bursaspor arasındaki puan farkının sadece 7 olması tesadüf olmasa gerek...

Sezon başında spor otoritelerinin bu iki takım hakkında kısaca özet geçtikleri düşünülünce, bugünkü konumları bize aslında futbolun öteki yüzünü fazlasıyla gösteriyor... İşte bu sebepten ötürü futbol fazlasıyla hayatın ta kendisidir!


13 Aralık 2012

Bir Ölür Bin Dirilir

Yeni bir soluk, yeni bir nefes...

Nefes: Vatan Sağolsun, sinema sektörüne farklı bir vizyon, farklı bir konu anlayışı getirdi. Yıllardır söylenen ama bir türlü vizyona aktarılamayan, ülkemizin kanayan yarası, karakol baskınlarının ve dağdaki askerin yalnız başına mücadelesinin anlatıldığı Nefes filmi, bir çoğumuzu ağlatmıştı. Dağ filmi ise içinde hayattan kesitlerin daha fazla olduğu, zaman zaman güldüren zaman zamanda ağlatan bir yapım olmuş. Özellikle Ufuk Bayraktar rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Hatta filmi alıp götüren ve finali yapan isim olmuş. Nefes filminde ise daha çok tanınmayan oyuncular olduğu için başroldeki Mete Yüzbaşı rolünü oynayan Mete Horozoğlu çok ön planda kalmıştı ama Dağ filmi yan rolleri çok iyi işlemiş. Burada hakkını teslim etmek gerekir...

Aslında film 16 Kasım'da vizyona girmişti ama benim bu filme vakit ayırmam Antalya deplasmanından önce yani 1 Aralık'ta olabildi. Film Nefes : Vatan Sağolsun filminden daha kısa, 90 dakika. Nefes filminin aksine biraz daha fazla kahramanlık duygusu içeriyor. Zaten filmin sloganı da '' Bir ölür bin dirilir. '' Filmin başından itibaren bu seyirciye adeta ezberletiyor. Özellikle askerini korumak adına kendinden vazgeçen Yüzbaşı Yaşar ve Kıdemli Başçavuş Kemal karakterleri bu konuda çok iyi örnek teşkil etmiş. Bu arada filmin kahramanlarının da ilk karşılaşmalarından itibaren birbirlerine karşı tutum ve davranışları da çok usta işi olmuş. Senaryoda burada hakkını vermiş.


Yazının başında da değindiğim gibi Arıza Bekir rolü herhangi bir dizide işlenmiş olsa bugün çoktan fenomen olurdu. Filmin diğer kahramanı Oğuz karakterini oynayan Çağlar Ertuğrul ise sanki biraz senaryoya ısınamamış gibi. Oyuncunun rolünü çok donuk ifadelerle oynaması gözden kaçmayan bir detay. Oyuncu tercihinde biraz daha düşünülse sanki daha iyi iş çıkarmış hissi bana fazlasıyla verdi. Artık yönetmen Alper Çağlar'ın emeğine saygımdan ötürü çokta detay yazmayacağım.

Nefes ile kıyasladığımızda Dağ filmi, daha özgün ifadelerle daha sade bir anlatımla seyirciye hoş vakit geçiriyor lakin bir sivil hayattan kesit, birde üniformalı hayattan kesitler çok dikkat isteyen gözlerle izlenmediği vakit izleyiciyi filmden uzaklaştırıyor. Nefes filmindeki devamlılığın aksine Dağ filminde önce yüklem arkasından özne verilmiş. Bunuda atlamamakta fayda var.

Gelelim asıl meselemize...
Filmi izlemeden önce ''Nefes gölgede kalacak, bu zamana kadar izlediğiniz tüm asker filmlerini unutun'' klişesini görmüştüm. Filme ilgim birazda bu yüzden artmıştı. İzledim ve bende çokta fazlasıyla iz bıraktı. En azından final sahnesinden bir önceki sahnede acaba ben olsam o durumda ne yapardım diye kendime sıkça sorduğum bir soru ile karşılaştım. Bu çok önemli bir detay aslında. Film size bunu fazlasıyla veriyor. Sırf bu yüzden bile izlemenizi tavsiye ederim. Birde Arıza Bekir'in böcekle olan imtihanını..



11 Aralık 2012

Aşk Huracan Tribünlerinde # 2

Huracan tribünlerinden Ignasio Mauro Caputo bizimle yeni bir wallpaperlar paylaştı...

Bu defa panaromik...



Yıkılamayan Tabular

Bu aralar gündem belli... Nurullah Sağlam istifa...

Peki istifa ne kadar çözüm olur bu takıma... Şöyle bir düşünün derim. Bende dahil bir anlık kızgınlıkla hocaya yüklendik ama sorunun tek çözümü Nurullah Sağlam'ın gitmesi midir?

Nurullah Sağlam az malzeme ile çok verim alabilen bir teknik adamdır. Gaziantepspor ile başardıkları ortada. Sonrasında gözle görülür bir düşüş var ama yine yaptıkları yapacaklarının teminatı sayılır. Geçen sezonlarda bizide alıp getirdiği nokta belli ama bu sezon yanlış giden bazı şeyler var.

Mesela...
Sezon başında yanlış bir takım kurgusu yaptı ve bunda ısrar ediyor. 15 maçlık periyotta kadro derinliğinin az olmasından ötürü çokta farklılıklar sergileyemedi.  Belki kendince haklı nedenleri var.

Ama...
Oyuncu tercihlerinde çokta adil davranmadı. Bunuda atlamamak gerekir. Culio ile sürekli üstünde durduğu 4-3-3 versiyonu Hakan Bayraktar'ın ağır temposundan ötürü işleyiş kazanamadı. Bueno ve Murat Ceylan en azından o bölgede daha fazla süre alabilirlerdi. Buda takım kurgusuna en azından yeni bir işlev kazandırır ve pozisyon üretmekte zorlanan takım bir nebze olsun nefes alabilirdi.

Birde Eren Tozlu meselesi var. Eren, statik bir forvet tipinde görünse de çok gezen ve rakip defansları çok rahatsız eden bir oyuncu. Bir nevi Tuncay Şanlı tipi diyebiliriz. Nobre'nin artık nam-ı almış yürümüş. Rakip defans oyuncuları O'nu zaman zaman iki kişiyle marke ediyor. Bu durumda orta sahadan sürpriz yapacak oyuncu takımına faydalı olabilir. Lakin bizde o tip bir oyuncu yada o cesareti gösterecek bir isim henüz çıkmadı. O zaman yapılacak iş belli. Nobre'ye alternatif olacak bir forvet oyuncu...

Takım pozisyon üretemiyor. Yani futbolun meyvesi olan gol bulmakta zorlanıyor. Gol yemede ise sorun yok. Maşallah her hafta boşumuz yok. O zaman yediğinden fazlasını atman gerekli ki maçı kazanasın. mevcut sistemde Culio bu işi yapsın diye bekleniyor ama O'da hiç sevmediği bölge olan kenara yakın oynuyor. Üretkenliği azalıyor bu durumda. Aslında Sağlam hatadan döner gibi olmuştu... Galatasaray maçında denediği sistem aslında takıma uymuştu ama ordada Ergin Keleş tercihi yanlıştı. Orda Eren Tozlu olmalıydı. Tabii bu benim fikrim. Mesela altyapıdan gelen Mahmut'ta sol çizgide denenebilirdi. Tercih meselesi yani.

Şimdi görünen o ki Nurullah Sağlam en azından devre arasına kadar bu takımın başında kalacak. Benim aldığım bilgide bu yönde. Sağlam devre arasına kadar topladığı kadar puan toplama derdinde. Sonrası devre arasında en az 5 futbolcu garantisi istemiş. Bunun yanında devre arasında bir kaç isimlede yolları ayıracak. Gerekli hamleler mi bunlar derseniz... 
Sanırım evet.

Takımın 30 milyon kadar tabi TL cinsinden borcu varmış. Yönetimin açıklaması bu. Sezon başında UEFA Kriterleri diye bir laf geveliyorlardı ama şimdi paçaları tutuştu ve gözleri artık hiç bir şeyi görmüyor. İkinci yarı takımı baştan aşağıya yenilerlerse şaşırmayın...

Peki bu tabu ne zaman yıkılacak? Neden sezon başı kampları başlamadan transferler bitmez yada neden transfer tüm sezon boyunca hiçbir takımda bitmez? Bu bir tabu ve bu kanunu Türkiye'de bozmak çok zor.

Bu takım sezon  başını hiç bir şekilde iyi geçirmedi. Kamplarda istenilen verim alınamadı. Özellikle Slovakya kampı tam bir fiyasko oldu. İyi geçirilmeyen bir transfer sezonu, ardından iyi geçirilmeyen bir sezon başı kampları. Oysa biz geçen sezonu erken kapatmıştık. Diğer takımlar harıl harıl yeni sezonda oynatmayı düşündükleri oyuncuları denerken biz yatma derdindeydik. Yeni sezon ve yeni hedefler demek ki pek iştahını açmamış bizim yönetimin ve Nurullah Sağlam'ın.

O zaman biz burda boş yere türkü çığırıyoruz. Plan ve program yapmayıp günlük yaşayan insanların olduğu yerde başarı zaten beklenemez ki... Aslında bir teknik adam aynı sezonda iki takım çalıştıramaz diye bir kural getireceksin ve bu tabuyu yıkacaksın. Yoksa Nurullah Sağlam Mersin'den kovulur gider Akhisar'a kurtarıcı olur. Sonrası ise yeni Yılmaz Vural'lar...

10 Aralık 2012

Taraftar, Beklentiler ve Kırmızı Şeytanlar

Başlıkta taraftar dedim çünkü kendisini sadece taraftar olarak gören bir kesim maalesef Mersin'de yok! En azından olaya Mersin İdman Yurdu gözüyle bakan yok...

Stada gelen taraftar ne o zaman diyeceksiniz haklı olarak... Kırmızı Şeytanlar Grubu dışında gerçekten gönlünde tek takım olan bir taraftara rastlamak maalesef Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda mümkün görünmüyor. 1982-83 sezonunda tek gol yüzünden tam 29 sene bekleyen bu şehirde gerçek bir taraftar kimliği oluşturmak ligde bir şampiyonluk yaşamadan mümkünde görünmüyor. 

Ligde Trabzonspor'dan sonra şampiyonluk yaşayan tek takım olan Bursaspor bile bir çok maçını yarısı boş tribünlerde oynuyor. Bu arada Kayseri'ye de çokta kızmamak gerek. Onlarda en azından süper ligdeki bir çok takım kadar taraftar topluyorlar ama statları büyük olduğu için görünmüyor.

Birde kurumsallaşma mevzusu vardı bak onu unuttum. Haliyle ligde ilk 8 hedef olunca... Ağlanacak halimiz varda bakmayın işte. Asıl mevzuya gelmek çaba aldı bugün. Sosyal medyadan sorular geliyor... Abi takımın hali n'olcak, takımda yeni bir gelişme var mı diye falan filan... Şimdi ben tam 3 gündür arıyorum basın sözcümüzü ama şahsın bana cevabı; '' elimde bitirmem gereken mimarı projeler var.  Mümkünse sonra görüşelim. '' Hani reklamda diyor ya, var mı böyle bir şey!.. 

Arkadaş sen kimsin? Takımın basın sözcüsü... Senin bizi aydınlatman gerekmez mi? Takım ligde yokları oynuyor, gelecek adına bir tek ışık yok! En güvendiğimiz isim olan Nurullah Sağlam, kaybettiği Elazığ maçı sonrası saçma sapan açıklamalar yapıyor. Yahu ne hallere düştük böyle biz. Başkan Ali Kahramanlı'da Fenerbahçe'den sonraki en güçlü ikinci yönetim bizde diyordu geçen sene. Acaba şu durumu hiç görmüyor mu?


Store açtık içinde lisanslı, hadi lisansı geçtim adam akıllı bir tek ürün yok! Stat meselesi arap saçına döndü. Her gün icra memurları işçilerden daha fazla mesai yapıyor. Altyapı yok. Mustafa Ongun'un eline teslim edilmiş geleceği ne olacak bekleyip duruyoruz. Tesis zaten hiç olmadı. Altyapıdan hocalarla konuştum. Halleri perişan. Şehirdeki yetenekleri bir bir dışarı kaptırıyoruz diye dert yanıyorlar. En son 15 yaşında bir gencimizi Gençlerbirliği'ne kaptırmışız. Diğerleri içinde sırada bekleyenler olduğunu da belirtelim.

Tekrar taraftara dönelim. Bu hafta yoğun bir eleştiri bombardımanı tribünlerde olacak. Bilen bilmeyen atıp tutacak. Kimisi hocayı asacak, kimisi topçuları... Hedefler belli; Murat Erdoğan, Mustafa Sarp ve Hakan Bayraktar. Nobre'de eğer biraz formsuz çıkarsa maça onada söver sayarlar. Haa birde ellerindeki çekirdek poşetini ekleyeyim. O detayı atlarsak olmaz.


Tribünlerimizde paramparça olmuş durumda. İki ayrı taraftar grubu var ve stat da bütünlük sağlamak söz konusu bile değil. Biri ak diyorsa diğeri kara diyor. Haliyle bir tezaruhat kirliliği oluşuyor. Takım zaten bitmiş tükenmiş gibi. Ayakta duracak mücadele edecek güçleri yok. Haftanın bu ilk gününde canınızı bu kadar sıkmak istemezdim ama...

Taraftarın sürekli kızdığı ve eleştirdiği Murat Erdoğan'a bir kulak verelim. Oyuncu sezon başında aslında çok anlamlı bir cümle kurdu ama bir çoğumuz maalesef bunu kaçırdı. Oyuncu; '' Bundan tam 10 sene öncede burda oynamıştım ve bugün baktığımda 10 senede değişen hiç bir şeyin olmadığını gördüm.''

Maalesef durumumuz bu...