22 Aralık 2012

Messi ..!


Var mı başka kırılması imkansız bir rekor...

Sene 2012 ve 1 seneye sığdırılmış tam 91 gol...

21 Aralık 2012

Nurullah Sağlam İle Röportaj


Geçtiğimiz salı günü blogda yazdığımız Göremediklerimiz ve Nurullah Sağlam postumuza sosyal medyadan teşekkürlerini ilen Nurullah Sağlam ile kısmetse pazar günü Gaziantep'te maçtan önce bir röportaj yapacağız. Uzun zamandır hayal ettiğim ama bir türlü gerçekleştiremediğim bir projeydi aslında bu. Kendisi ile dün son kez görüştük ve bu röportajı kararlaştırdık. Çok özel konulara gireceğiz zira hocamızda uygun görürse...

Sizlerinde eğer soru, övgü ve görüşleriniz varsa yorum kısmınada yazabilir mailde atabilir.
Bekliyorum...


20 Aralık 2012

Teşekkürler Beceriksizler Ordusu


Teşekkürler...




Abdullah Halman, Ergin Keleş,Hasan Üçüncü, Mustafa Keçeli, Mustafa Sarp, Nurullah Kaya, Taylan Eliaçık, Robak ve Murat Ceylan....

9 tanesini toplasan bir tane J.Boum bir tane Mert Nobre onu bırak bir tane Nduka etmeyecek adamlara kulübün kasasından ödediğiniz paralar haram zıkkım olsun.

Ankara'da Gençlerbirliği maçı galibiyetinden sonra yüzleri asılan sevgili yönetim;
O çöpe attığınız paraların her kuruşu İNŞALLAH çoluğunuzdan çocuğunuzdan tek tek çıkar.

Hayatımda ilk defa bir Mersin maçını yarıda bıraktım. Sizler ve sizlerin zihniyeti yüzünden bu takımı tutmaktan, kafamızı öne eğmekten bıktık.

Giray Bulak ile yukarılara tırmanmayı hedefliyorsunuz değil mi ? Bugün tırmadın peki yarın ?

Üzülüyorum, şu şehirde birbirini yemekten, bu kulünü rant kapısı görmekten sizleri protesto edemeyecek bir taraftar kitlesi var. Koşturun istediğiniz gibi atları.

Ama unutmayın herkesin adaleti şaşar da Allah'ın adaleti asla şaşmaz. Bir gün bunlar tek tek çıkar...

Ve dilerim o günleri görmek bize nasip olur.

Teşekkürler beceriksiz,işbilmez,kamyoncu zihniyeti... Teşekkürler beceriksizler ordusu....

Vİtesse : 10 - 1 ADO 20 & Marco van Ginkel'in Bakışları


Ortadaki futbolcu Marco van Ginkel. Dakika 14 ve takımının 2. golünü atıyor. Devamında gözleri skor tabelasında. Sonrasını kestiremiyor tabi. 90 dakika bittiğinde;

Vitesse : 10 - 1 ADO 20

Giray Bulak ve Mersin İdman Yurdu Geleceği



Giray Bulak, Yılmaz Vural, Güvenç Kurtar ve Ziya Doğan…

Teknik direktörler konusunda çok da detaylı bilgiye sahip olmayan birisiyim. Fakat bu dört ismi muhtemelen  çoğu futbolsever kolay kolay unutmaz. Bu isimler hafızamıza nasıl kazındı peki?

Biraz ağır olacak ama ben şöyle ifade etmek istiyorum:

Gelecekten pek bir beklentisi olmayan, özel sektörde ya da yurtdışında kariyer yapmak yerine sadece Devlet dairesinde çalışmayı hedefleyen insanlar olur ya, işte ben onlara benzetiyorum bu hocaları.

Anadolu’yu Devlet düşünün, bu hocalar da memur…  Oradan oraya sürüklenip ellerindeki başarısızlık katsayısı çoktan tavan yapmış memurlar. Normalde bunlara sarı zarf verilmesi lazım ama biz onları baş tacı yapmaya devam ediyoruz. Bu tabirin ağır olduğunun farkındayım. Fakat bu ülkede futboldan anlamayıp yöneticilik yapan şahsı muhteremlerin eseridir bunlar. Bu yüzden bu cümlelerden ağır olan bir şey varsa o da onların yaptıklarıdır.

Takımı doğru düzgün planlamadan, gelecekteki yapılaşma ve kurumsallaşma kavramından tamamen uzak yöneticilerimizin B planı hep bu isimler oldu. Üstelik o B planının daha önce diğer takımlarda başarıya ulaşmadığını görmediler, görmezden geldiler. 
Bu dört isim B planlarının hep baş aktörlerinden oldular. Bu ve bu tarz isimler yüzünden ne arkadan iyi bir scout ekibimiz ne de iyi yöneticiler geldi. Bu işin eğitimini almış ama sırf deneyimsiz olduğu için görülemeyen isimlerin yerini hep bu şahıslar aldı.

Ne sabretmeyi, şans vermeyi öğrenebildik ne de kurumsallaşmayı. Yerimizde saymayı adet edindik kendimize. Sonra bir baktık ki Rum takımları UEFA sıralamasından bizi yakalamış. Biz ona rağmen Fenerbahçe,Galatasaray,Beşiktaş Anadolu takımları karşısında puan kaybettikçe televizyonlarda boy gösteren futbol magazincileri “ligimiz çok zorlu ve  kaliteli” yorumlarına devam ettiler.
Gayet biliyorsunuz o şebekleri…
Futbolculuktan hallice yorumcular ve futbolun diğer şov adamları…

Esas konumuza dönelim isterseniz. Malumunuz Mersin İdman Yurdu başarısız geçen ilk yarı periyodunun hemen öncesinde Nurullah Sağlam ile yollarını ayırdı. Bu ayrılık aslında beklenen bir ayrılıktı ancak süreci daha farklı oldu.  Dün adaylar arasından seçilebilecek en talihsiz aday Giray Bulak ile 1,5 yıllık anlaşma imzalandı. Giray Bulak’ın kariyerine dikkatlice bakalım isterseniz?





İlk 8’i hedefliyoruz demişti Ali Kahramanlı. Kendisi bu kariyere sahip olan birisiyle mi hedefliyor ?
Evliya Çelebi yaşasaydı Seyahatname’yi muhtemelen Yılmaz Vural ile Giray Bulak’a yazdırırdı. Gittiği her takımdan sorunlu ayrılan, 1 sezondan fazlasını göremeyen, gördüğünde de ertesi sezon devam ettiği takımlarda daha beterini görmüş bir hoca ile ilk 8’i hedeflemek  fıkra mı yoksa kamera şakası mı şahsen çözemedim. Madem böyle birisiyle anlaşılacaktı neden Nurullah Sağlam gönderildi? Giray Bulak’ın ne artısı vardı bu takıma getirildi? Hadi kariyerini bir yere koyalım, gittiği takımlardaki sistemini izleyen taraftarlara soralım. Hepsinin cevabı benzer:  “geçmiş olsun.”Yönetim bu transferle günü kurtarmayı ve geleceği görecek kapasiteye sahip olmadığını bir kere daha gösterdi. Onlar malum partinin şakşakçılığına devam edip bu partiyi reklam ve siyasi amaç olarak kullanmaya devam etsinler. Eğer bu taraftarın sizden yana bir hakkı varsa, şahsen benim haram zıkkım olsun.


Taraftar mı? Aynı tribüne girdiği insanlara ana avrat sövecek kadar haysiyetsizleşenler, kuzey-güney diye birbirlerini yemeye devam etsinler. Nurullah Sağlam’ın istifa etme sürecinde ve istifa sonrasında ağza alınmayacak küfürleri ve kutlamaları yapıp SADECE Facebook’ta yönetim istifa desinler.  Taraftarın birbirini yemekten yönetimi sorgulayacak mecali bile kalmamış. Bu taraftar değil miydi 2.Lig’de tesis basıp galibiyetleri getiren adam. Ne oldu da böyle oldu? Değişen neydi?  Bu takım Süper Lig’den düştüğünde mi aklınıza gelecek tepki vermek? Eğer taraftar sihirli bir değnek bekliyorsa bu Giray Bulak ve yönetim olmayacak bundan emin olabilirler. Bu sözlerim her zaman gerçekten Mersin İdman Yurdu’na gönülden bağlı insanlara değil, malum çakallara.

Fazlasıyla muhalif bir yazı olduğunun farkındayım ancak görünen köy kılavuz istemez. İnşallah Giray Bulak konusunda yanılırım ancak gelecek pek de aydınlık değil.

Başta bu kulübü sadece reklamlarına alet eden beceriksizler ordusuna,  son olarak da bu süreçte başrol oynayanlara teşekkür etmeyi borç bilirim. Bir kulüp nasıl “yönetilmemeli “ en net biçimde gösteriyorsunuz, Fenerbahçe’den sonraki en iyi(!) yönetim !

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle, esen kalın.

18 Aralık 2012

Futbolda Belediyecilik Zihniyeti

Belediyecilik zihniyeti...

Biliyorum, muhtemelen hepinizin aklına İBB takımı geldi.
Bir anket yapsak ve desek ki "Spor Toto Süper Lig'de en antipatik takım kimdir ?"
Büyük çoğunluk cevap olarak muhtemelen İBB takımını işaretleyecektir. Sebep nedir sorsak da muhtemelen taraftardan yoksunluk ve belediyecilik zihniyeti olur

Peki belediyecilik zihniyeti sadece İBB ile mi kısıtlı ? Kesinlikle hayır.
İBB şu an, bize genel olarak belediyeciliğin futbolun içine bu kadar derinden girip, sonucu ortaya çıkan sevimsizliği gösteriyor. Kendi evinde hemen hemen bütün maçlarını deplasmanda yapan bir takım bir futbolseveri nasıl memnun edebilir ki?  Bu buz dağının en fazla görünen kısmı. Bir de görünmeyen kısmı var, yani diğer Belediye takımları. Çoğu futbolsever Belediyecilik zihniyetinin İBB ile sınırlı olduğunu düşünüyor ki bu çok çok büyük bir yanılgı. Bugün nacizane diğer belediye takımlarından ve bunların Türk Futbolu'na verdiği zarardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum Belediye takımları mevcut koşulda tamamen Türk Futbolu'na zarar verip zedelemekten başka bir işe yaramayan kurumlardır.

Bugün NTV Spor'da Devrim Çetin'i izlerken çok doğru bir söz söyledi:  "Türkiye'de çok fazla profesyonel kulüp var. Örnek aldığımız Almanya'da bu kadar takım yok"

Normalde Belediye'den spor anlamında ne beklersiniz ? İnsanları sporlara amatör olarak teşvik edip bunlara gereken ortamı hazırlamasını.(En azından ben bunu beklerim). Peki Belediye zihniyeti ne yapıyor ? Ona vereceği paranın kat be kat fazlasını takım kurmaya harcıyor. İnsanların ödediği vergiden alınan paralar nereye gidiyor?  Profesyonel futbol takımı kurup, getirdiği oyunculara. Milyon dolarlar gidiyor bunlara. Bunları hesabını kim veriyor ? Kimse.. Hatta bunlar üzerinden çok da güzel şovunu yapıyorlar ki kimden bahsettiğimi az çok anlamışsınızdır.

Bugün TFF'nin sitesinde gezinirken bir kere daha alt liglerde, özellikle de 3. Lig'de mücadele eden belediye takımlarına baktım. İsterseniz bir de beraber göz atalım.

                                                      Burası Spor Toto 3. Lig 1. Grup:


Burası Spor Toto 3. Lig 2. Grup:



Burası Spor Toto 3. Lig 3. Grup:



14 tane belediye takımı var benim gördüğüm kadarıyla.

Şimdi belediye takımlarının verdiği zararların diğer boyutuna bakalım:

1. grupta liderin adı: Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor.
Hemen 3.Grupta son sıradaki takıma bakalım: Diyarbakırspor. Diyarbakırspor muhtemelen Türk Futbolu'ndan silenecek noktaya çoktan geldi. Zamanında şehrin milletvekillerine, zenginlerine çok çağrı yapıldı ve kayıtsız kalındı. Peki belediyecilik zihniyeti o arada ne yaptı ? Diyarbakırspor'un düşüşündeki fırsatı lehlerine çevirerek belediye futbol takımına yatırım yaptı.

3. Grupta 9. sırada Çorum Belediyespor var. Hemen 1. Grup'ta son sırada yer alan takıma bakalım. Çorumspor. İşte bir belediyecilik zihniyetini getirdiklerini görüyorsunuz. Çorumspor iyi gittiği ve Bank Asya'ya yaklaştığı o dönemin ertesinde ne oldu da buralara düştü ? Cevabını bulmak çok da zor değil.

Eğer bu yapılaşma devam ederse yakında bütün şehir takımlarının son eki "belediyespor" diye bitecek. Zannetmeyin o şehrin halkı o takıma destek verir. Bugün Çorumlular Çorum Belediyespor'a , Diyarbakırlılar Diyarbakırspor'a kan kusuyorlar. Çünkü kendi takımlarına bu kadar kayıtsız kalıp bu zihniyete hizmet edenleri gayet net görüyorlar.

Türk Futbolu malesef bu zihniyetlerden arınmadıkça ne altyapımız gelişir, ne futbol kalitemiz.Bu takımlar belki çok iyi futbolcular çıkarabilir ama kendi şehrinin insanının desteğini göremedikten sonra neye yarar ?

Yeni bir yazıda görüşmek üzere, esen kalın.

Yeni Teknik Direktör Kim Olacak

Metin Diyadin, Hagi, Carvalhal, Ziya Doğan, Hakan Kutlu, Daum filan derken teknik adam meselesi yarın çözülecek. Tabi bir aksilik olmaz ise. Öncelikle şunu belirtelim ki yeni teknik direktörümüz kesinlikle yerli olacak. Yani Daum, Hagi ve Carvalhal dışındaki isimlere odaklanın derim ben... Bu teknik adamın ismi basında bizimle telaffuz edildimi bilmiyorum ama başka bir kulüple net bir şekilde anıldı. Buda şimdilik bir ipucu olsun..

Bu bilgiye dün akşam ulaşabildim zira kulüpten kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Başkan Ali Kahramanlı olayı bizzat kendi yönetiyor. Anlaştığı iki isim var. Bunlardan birinin adı başka bir kulüple geçiyor ama hocanın gönlü orayı istemiyor. Aradaki hatır gönül ilişkilerini çözebilirlerse yeni teknik adamımız yarın şehirde olacak.O olmaz ise Metin Diyadin yeni teknik direktör diyebiliriz. Zira yerel basında çıkan ifadeler kesinlikle Diyadin'e ait değilmiş. En azından bana bu bilgileri ulaştıran kişinin ifadesi bu yönde. Diyadin'le geçen görüşme gayet olumlu geçmiş.



Diğer adaylardan Giray Bulak ve Ziya Doğan şuanda ikinci planda olan isimler. Henüz bir görüşme gerçekleşmemiş ama bugün yeni gelişmeler olabilir. Basında çıkan bir diğer aday Hakan Kutlu ile hiç bir görüşme yapılmamış. Yani şu aşamada tercih edilen bir isim değil. Bende sosyal medyadan takipleştiğim Hakan Kutlu'dan çok özel bilgiler aldım. Kendisi gerçekten Mersin'e sempatisi olan ve göreve talip olan bir isim. Zaten takımdaki isimlerden bir çoğu ile daha önce çalışmış bir isim. Mersin'den teklif bekliyor ama olmazsa anlaştığı bir takım var.

Bana bu çok özel bilgileri ulaştıran Vedat Serin'e tekrar teşekkür ediyorum. Çok detaya giremedim çünkü bu hem onu hemde beni sıkıntıya sokar. Öyle ki kapalı kapılar ardında konuşulan her şeyi ifade etmek bizim harcımız değil. Dost sohbetlerinde konuşulanlar o anda sadece akıllarda kalır. Yazıya dökülmesi şu aşamada kişileri zora sokar. Zaten bu bilgileri verirken bu hususa çok dikkat etmemi rica etti. Bende O'nun ricasını kıramıyorum. Zaten kendisi özel işlerinden ötürü şu anda İstanbul'da ama yakın bir zamanda Mersin'de olacak ve bu blogda Mersin İdman Yurdu ile alakalı özel bilgileri bizimle paylaşacak.

Bu arada Hakan Kutlu hocamızdan da bir röportaj sözü almış bulunmaktayız. Olurda Mersin'e yolu düşer ise...


Göremediklerimiz ve Nurullah Sağlam


 Lise yıllarımda fotoğraf sanatına ilgi duymaya başlamıştım. Her geçen gün katlanarak artan ilgim beni bir kaç mahalle aşağıdaki fotoğraf stüdyosuna müptela etmişti. Okul biter bitmez soluğu bu stüdyoda alıyor ve akşamın karanlığı çökene kadar önünden ayrılmıyordum. Tıpkı karşı komşumuz Muhasebeci Mehmet Ağabey'in hafta sonlarında evinin kapısının önünde beklediğim gibi...

Mehmet Ağabey hafta sonlarında Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç olursa sokakta ne kadar çoluk çocuk varsa hepsini toplar maça götürürdü. Mersin İdman Yurdu'na taraftar lazım gençler diyerek başka sokaktaki çocuklarıda getirmemizi tembihlerdi. Onunla maç izlemek ayrı bir keyifti zira kazandığımızda cebindeki bütün parayla bizlere tantuni yedirirdi. Güzel günlerdi ve Mehmet Ağabey olmasa biz belkide bugün İstanbul beylerini yazar çizer olurduk. Ruhu şad olsun nur içinde yatsın...

Demem o ki;
Bazı kazanımlar emek verilmeden maalesef gerçekleşmiyor. Benim fotoğrafçılığı, karanlık odada baskı yapmayı yada kalem rötuşunu öğrenirken yaşadıklarımı sadece Allah bilir. Mersin İdman Yurdu'nun da bugünlere hangi zorluklarla geldiğini sadece onunla yaşayanlar bilir. Misal 2008-09 sezonunda Belediye Vanspor- Eyüpspor maçındaki o olaylar olmasa bugün süper lig arenasında değilde hala alt liglerde oynuyor olabilirdik. O maçın kararı açıklanmadan önce hiç kimsenin zafere olan inancı kaybolmamıştı ama kimsede Vanspor'un hükmen mağlup olacağını tahmin etmiyordu.

O meşhur sezonun ardından bu taraftarlar rica üzerine buldukları vasıtalarla şehri uyandırmaya çalışıyor sokak sokak gezerek şampiyonluk kutlamaları yapılacağını ve takıma sahip çıkılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı. Ne var ki bu çağrıya ses verenler yine bilindik takım sevdalılarıydı. Çok tasvip etmediğim ama saygı duyabileceğim bir davranışı o dönemler Mersin Milletvekili olan Kürşat Tüzmen yapmıştı. Aynı döneme rastlayan benzer bir davranışı da Galatasaray adına Adnan Polat sergilemişti. Her iki şahısta ( biri Mersin İdman Yurdu diğeri Galatasaray adına ) takımları adına gece düzenleyip gelen para babalarından ne kopardılarsa yine takımlarına harcamışlardı. Bize 2. ligdeki şampiyonluğu getiren golü atan Zafer Biryol o gecenin bir eseriydi mesela...

Her şey iyi ve güzeldi aslında. En azından dışarıdan öyle görünüyordu. Sahili olan bir şehir, cezerye, deniz, tantuni, sıcak akdeniz akşamları ve yaşanabilir güzellikte bir şehir. Böyle bir tablonun arkasında da Mersin İdman Yurdu vardı. Dediğim gibi dışarıdan futbol severlere böyle görünüyordu ama işin aslı hiçte öyle bilindiği gibi değildi. Mesela 1982-83 sezonunda bir gol daha fazla atamadığımız için tam 29 sene beklemek zorunda kaldık. Tesislerimizde o günlerden sonra koltuk sevdalıları yüzünden yıkıldı. Yeniden bir tesis için hala bekliyoruz. Gelen herkes günü birlik yaşadı ve bunu Mersin İdman Yurdu'na da yaşattı.

Ama...
Nurullah Sağlam farklıydı. Ondan öncekilere benzemiyordu hiç. Mesela Ercan Albay takımı şampiyon yaparak bir üst lige çıkarmıştı ama ondan önce gelen Abdülkerim Durmaz'ın inşaa ettiği yapının üstüne hiç bir şey koyamamıştı. Evet takımı şampiyon yapmıştı ama elindeki kadroyla daha fazlasını başarabilirdi. Son maça ve son dakikaya kadar bizlere ecel terleri döktürmeyebilirdi...

Mesela Serhat Güller... Bizlere bir tesadüf sonucu Joseph Boum'u kazandırmıştı ama gerisin geriye kocaman bir hiç! Kendisine sunulanı servis yapmakla yetinmişti sadece. Yüksel Yeşilova'da öyleydi. Giresunspor'da görev yaparken Türk futboluna Ricardo Pedriel'i kazandıran hoca bizlere ailevi meselelerinden ötürü hiç bir şey verememişti. Arkasından birde skandal bir bıçaklanma olayı... Kısa süren Ergün Pembe macerasına hiç girmesek yeridir yani. 10.sırada aldığı bir takımı nerdeyse ligden düşürecekti. Allah yardımcımız olduda ligde kaldık.

Ama dediğim gibi Nurullah Sağlam başkaydı. Geldiği ilk gün pozitif futbol oynayacağız dedi ve bunun temelini sahanın çimlerini düzelterek başladı. Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda maç izleyenler bilirler. Hangi hoca geldiyse o patates tarlasını andıran görüntüye hiç bir çare üretmediler. Hep 1990'lı yıllardan önceki futbol anlayışını takıma benimsettiler. Bizim statda 3 pas üst üste yapabilen takım sayısı her halde bir elin parmaklarını geçmezdi. Hele orta sahadaki çukur hala tüylerimi diken diken ediyor.

Takım desen geceleri düğün yapılan mekanda kampa giriyor sabah kadar süren zurna sesleriyle maça hazırlanıyordu. Bir futbolcusu trafik kazası geçirmiş yaşam mücadelesi veriyor, hocası ise maç oynandığı esnada yedek kulübesinde ağabeyi tarafından bıçaklanıyordu. Yönetimi ise bir rica üzerine göreve gelmiş burada ismini duyurup belediye başkanı yada milletvekili olma derdindeydi. Altyapısı yoktu ve altyapısında oynatacağı oyuncusuna forma bile vermiyordu.

Böyle kaotik bir ortamda göreve kendi isteğiyle talip olan Nurullah Sağlam, ligin devre arasında bir sürü iddialar eşliğinde kendi bildiğini okuyor ve kendi takımını oluşturuyordu. Bir sezon önce Boluspor'u taşıyan ve kimsenin göremediği Adem Büyük ve Nduka'yı takımına alıp her hafta yükselerek son haftada maç oynamadan lig şampiyonu olarak takımını bir üst lige taşıyordu. Başarılıydı ve herkes O'nun bu kısa sürede başardıklarına inanamıyordu. Şehri tek yürek yapmış, yeniden kenetlemişti.

Bitmiş denilen bir takımı yeniden şahlandırmak zor bir işti ama bunu başaran kişiydi. Herkesin O'na güveni tamdı kredisi de sonsuzdu. En azından o günlerde öyleydi.

Arkasından 29 senelik özlemin sona erdiği sezon harika bir başlangıç yaptı ve ligin ilk yarısı biterken taraftarı bu defa avrupa kupası heyecanına sokmuştu. Her şey iyi ve güzel gidiyordu. Taki o skandal patlak verene kadar. Şehrin önde gelenlerinin olduğu toplantıda futbolcuların para skandalı her şeyi alt üst etmiş adeta şehre dinamit etkisi yapmışlardı. Yönetimin basiretsizliği ve krizi idare edememesi herkesin iştahını kaçırmıştı. Sezon sonunda takımın yarısını gönderen yönetim bir nevi kendince rövanşı alıyordu.

Ama Nurullah Sağlam kararlıydı. İştahı kaçar gibi olmuştu ama ne pahasına olursa olsun bu şehirde başarılı olacak ve ismini zirveye taşıyacaktı. Yaşanan skandalın ardından sular durulunca kendi yoluna devam etti. İlk iş olarak söz aldığı ve kimsenin cesaret dahi edemediği tesis problemini halletmek için başkanın kapısını aşındıracak ve ne olursa olsun bu problemi çözecekti. Valiyi, belediye başkanını ve milletvekillerini bu sorunu çözmeleri için sürekli aradı ve bu gündemi her daim taze tuttu. Arkasından kuracağı takımla ligde zirve hesapları yapıyordu.

Bobo, Otman Bakkal, Miguel, Uğur Boral ve Özer Hurmacı. Bu 5 isimin muhakkak takıma katılmasını istiyordu. Çünkü zirveye oynayacak bir takımı ancak iyi futbolcularla oluşturabilirdi. Ama yönetimde bazı kriterleri uygulamak adına Sağlam'a olumlu cevap vermiyordu. Olmaz demiyordu ama sürekli ürettiği yeni bahanelerle Sağlam'ı oyalıyordu. Derken Bobo az bir farkla Kayseri'ye kaptırılıyor Otman Bakkal'da Rusya yolunu tutuyordu. Özer tüm çabalara rağmen ikna olmamış, Miguel'de şehre gelmesine rağmen eşi yüzünden ülkesine geri dönmüştü. Elde bir tek Uğur Boral kalmıştı ama onuda FEDA diyen Beşiktaş kapmıştı.

Alternatiflere yönelen Nurullah Sağlam önce Pino'da hüsrana uğruyor sonrada Alanzinho'dan ret cevabı alınca yine bildik oyuncularına mecbur kalıyordu. Ayrıca kötü geçen bir sezon başı kampından sonra tüm iştahını da kaybediyordu. Transfer gününün sonlarına doğru Culio hamlesiyle rahat bir nefes alıyordu ama Arjantinli'nin sahadaki gösterdiği performans Sağlam'ı bir kez daha hüsrana uğratıyordu. İştahsız yemek yiyen insan aç olsa dahi doymazdı. Yediği yemektende keyif almazdı. Nurullah Sağlam'da öyle oldu. İştahsız girdiği sezonda aldığı seri mağlubiyetler O'nu bir anda şehirde de istenmeyen adam ilan etti. Önce istifa etti ama yönetim bu enkazı kaldıracak başka bir teknik adam bulamayacağını bildiği için hocanın istifasını kabul etmedi.

Zorlamayla yoluna devan eden Sağlam, büyük hayallerle geldiği şehirden artık sıkılmaya başladı. Zorla güzellik olmuyordu maalesef. İstifa etse de araya konulan hatırdan ötürü geri adım atıyordu her defasında. Ama zorla dayatma bir yere kadar sürdü. Yönetimdeki muhalefette her geçen gün elini güçlendirince kaçınılmaz son start verdi. Sonraki süre zaten malumunuz...

Aslında geçen hafta oynadığımız Gençlerbirliği kupa maçından önce Sağlam'a bazı sözler verilmişti. Devre arasında en az 5 transfer sözü alan Sağlam'a ne olduysa Gençlerbirliği maçını kazandıktan sonra oldu. Alınan galibiyetle gelen çeyrek final hocaya bir özgüven getirdi ve bir anda gemileri yakmasına sebep oldu. Artık dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ama finalide iyi yapmak istiyordu. Takip eden günlerde ligdeki ilk maçı olan Akhisar Belediyespor'u yenerek bize ve bu camiaya hoşçakal dedi.

Nurullah Sağlam zorlu bir sürece girmişti. Büyük hedefleri vardı. Kendi istediği sistemi kuracak ve adından söz ettirecekti. Belkide bizimle şampiyonluk hayalleri kuruyordu geleceğe yönelik. Bizim buralarda başarıda, başarısızlıkta hem kısa sürede kazanılabilen hemde çabuk unutulan şeylerdi... Nurullah Sağlam'ın da unuttuğu yada dikkatinden kaçan detayda tamda buydu! Güzel anılar bıraktı ama... Kötü olanları ise hatırlamak istemiyoruz. O yine yaptı yapacağını ve bize güzel bir seda ile hoşçakal dedi.

Bizde istemezdik bu masal böyle bitsin ama artık bu şehirde gerçekten istenmeyen adam olmuştu. Umarım biz bu sene ligde kalırızda bizi şampiyon yapan Nurullah Sağlam'da her daim güzel hatırlanır. Aksi taktirde yönetim ile oluşturdukları şu tablo ebediyen hatırlanacaktır...


La Liga & Barcelona


"Bizden farklı bir ligde oynayan bir takıma karşı kaybettik. Şu bir gerçek ki Barcelona bu ligi artık sıkıcı kılıyor"

4-1 kaybettikleri maçın ardından Diego Simeone...

16 Aralık 2012

Gündem - Yeni Teknik Direktör

Malum, Nurullah Sağlam’ın gidişinden sonra herkes yeni teknik direktörümüzü merak ediyor. Taraftar açısından, böyle konularda imza aşamasına kadar kimseye güvenmemek en doğru hamle olacaktır. Özellikle teknik direktör seçimlerinde futbolcu transferlerini aratmayacak hatta ondan daha güçlü iddialar ortaya atılır. Gelgelelim bu iddialar pek gerçekle bağdaşmaz. Anlaşıldı denilen hocanın daha haberi yoktur, ya da gündemdeki isimler sırf haber niteliği taşımak için ortaya atılırlar. Gene de işin içinde transfer olunca fikir belirtmeden olmazdı. 

Bugün yerel basında çıkan habere göre yönetim kurulu toplantısından ilk olarak yabancı hoca olmayacak mesajı verilmiş. İkinci olarak da sırasıyla Metin Diyadin, Giray Bulak, Tayfur Havutçu ve Hakan Kutlu ile görüşülüp bu isimlerden biri ile anlaşılacağı söylenmiş.


Bizi bu durumdan kurtaracak olan aslında hoca değil. Benim en çok merak ettiğim konu bu takıma gelecek hocanın bu yönetime ne kadar dayanacağı ya da ne kadar sözünü geçireceği. Nurullah Sağlam’ın gidişini şiddetle isteyen arkadaşların unuttuğu noktalardan biri de buydu. Çünkü Nurullah Hoca alınan oyunculardan yalnızca Eren Tozlu ve Serkan Yanık’ı istemişti, geri kalanlar yönetimin transferleri. Neden? Çünkü ne Bobo ne Otman Bakkal ne de listede yer alan diğer isimler alınamadı. Nurullah Hocayı en fazla savunan fakat sonra takımdan gitmesinin en isabetli olacağını söyleyenlerden biriyim. Bunu söylememin sebebi ise özellikle bu sene yapılan yanlış oyuncu dizilimi, oyuncu seçimleri ve bir türlü vazgeçilemeyen “Antepleşmecilik.” Bunda suç sadece tabi ki Nurullah Hocanın değildi. 35 yaş üstü Hakan Bayraktar’a tahammül eden sadece biz değildik. Her şey geride kaldı ama bu satırları unutmamak gerek. Çünkü yeni gelecek hocanın yönetim ile diyalogunu çok merak ediyorum.

Metin Diyadin kesinlikle adaylar arasında süksesi daha yüksek ve son senelerde kendini kanıtlamış hocalardan.  Yalnız, daha önce de çalıştırdığı kulüplerde yönetim ile ters düşen birisiydi, bence bu sefer baştan önlemini almayı isteyecektir. Benim en çok merak ettiğim konu da şu: Karabükspor’u kabul etmeyen Metin Diyadin bu takımda çalışmak istediğinde en büyük nedeni ne olacak? Neticede para sıkıntısı olmayan ve nispeten daha kurumsal olan bir Karabük varken neden bizle çalışmak istesin?


Hakan Kutlu’nun Ankaragücü’nde gösterdiği duruş ve karakter örneğini unutmak mümkün değil.
 Elindeki dar imkanlarla kimse ondan bir mucize de beklemiyordu,öyle de oldu. Şu an için Hakan Kutlu kapalı kutu. Bu takımı bu durumdan kurtarır mı şüpheli ama takım için bir abi, bir gönül sevdalısı olacağından şüphem yok.


Giray Bulak iddiaları bana pek inandırıcı gelmedi açıkçası. Trabzon ile yolunda giden bir kariyeri var. Teknik direktörlük dönemlerinin pek de parlak geçtiğini söyleyemeyiz. Açık konuşmak gerekirse bir taraftar olarak Giray Bulak'ı takımımın başında görmek istemem. O enerjiye sahip olmadığını düşünüyorum.


Gelelim Tayfur Havutçu'ya. Şike sürecinde yaşadıklarından sonra tekrar Beşiktaş'ın başına geçtiğinde her konuda eleştirilmişti. Aslında bu tamamiyle deneyimsizlikten geliyordu. Henüz bir Anadolu takımı çalıştırmadan direkt Beşiktaş'ın başında yapabilecekleri az çok belliydi. Haliyle beklentileri karşılayamadı. Üstelik Beşiktaş'tan giderken gerek taraftar gerekse yöneticileri kendine düşman belletmesi en büyük handikabı oldu. Halbuki ona o süreçte en çok desten çıkanda Beşiktaş taraftarıydı. Çok eleştirilen Carvalhal bile ondan daha olumlu tepkiler almıştı. Açıkçası Tayfur Havutçu'nun bu takımda başarılı olacağını ve takıma düzlüğe çıkaracağı konusunda bir fikre sahip değilim. Bu teknik kapasiteden daha çok bir deneyimsizlik ile alakalı. Kendisi Bülent Korkmaz gibi bir yol çizmeliydi. Geri kalan anlamda açıkçası o da kapalı kutu.

Son olarak; kim gelirse gelsin umarım kurumsallaşma sürecine başrol oynar, kurduğu takımla bize futbol keyfini yaşatır. Şu an bu takımın taraftarının en çok görmek istediği temek iki konu da bu.

Esen kalın.

Yılın En iyi Fransızları



Yılın En iyi Fransızları

Geleneksel olarak FranceFootball tarafından seçilen yıllın en iyileri belli olmaya başladı. Platini, Zidane, Henry, Blanc, Vieira, Thuram... gibi eski yıldızların jürilik yaptığı komisyon en iyi Fransız teknik adam ve Fransız futbolcuyu açıkladı. Yıllın takımı, yıllın yabancı futbolcusu, yıllın gelecek vaadeden futbolcu, Ligue 2'nin en iyi futbolcusu gibi ödüllerin sahipleri ise salı günü yapılacak basın toplantısında açıklanacak.

Montpellier tarihinde ilk kez şampiyon yapan Rene Girard verilen oyların 95 tanesini alarak yıllın en iyi Fransız teknik adamı oldu. Oyların 43 tanesini alan Bordeaux teknik adamı Francis Gillot ise ikinci oldu.

En fazla oy alan 5 Teknik adam
1. Girard 95 puan (Montpellier)
2. Gillot 43 puan (Bordeaux)
3. Garde 39 puan (Lyon)
4. Galtier 28 puan (Asse)
5. Deschamps 27 puan (Marsilya)

Yıllın en iyi Fransız futbolcusu ise Barcelonayı geçerek Ispanyada şampiyon olan Real Madrid adına 21 gol atan Karim Benzema oldu. Benzema'dan sonra en çok oyu Franck Ribery aldı.

En fazla oy alan 5 futbolcu
1. Benzema 109 puan ( R. Madrid)
2. Ribéry 101 puan (Bayern)
3. Lloris 62 puan ( eski Lyonlu yeni Tottenhamlı)
4. Giroud 56 puan ( eski Montpellierli yeni Arsenallı )
5. Valbuena 41 puan (Marsilya)

Güle Güle Bizi Hayallerimize Kavuşturan Adam

Doğru muydu yanlış mıydı artık bu tartışmaya girmek yersiz. İsteyen istediği gibi hatırlayabilir, ancak ben Nurullah Sağlam adı geçtiğinde onu bizim 29 senelik hayallerimizi karşımıza getiren adam olarak hatırlayacağım.

Ah be hocam, keşke giderken bu kadar duygulandırmasaydın bizi.

Yolun açık olsun...