4 Ocak 2013

Pato'nun Corinthians Transferi ve Arkasındaki Gizem

Milan, sezon başında Beşiktaş misali FEDA dedi ama ciddi ciddi bunun temellerini de atmayı ihmal etmedi. Kademe kademe takımın maddi külliyatı yüksek isimlerini ciddi meblağlar karşılığında elden çıkardı ve önemli bir ölçüde nefes almayı sağladı. Sezon başındaki İbrahimovic ve Thiago Silva'nın PSG'ye gitmesine kimse şaşırmadı ama Pato'nun devre arasında ülkesinin takımlarından Corinthians'a 15 milyon Euro karşılığında transfer olması epey ses getirdi.

Nedeni ise;
Pato yıllardır bilinen ve piyasası olan bir isim olmasına rağmen henüz 23 yaşında. Milan O'nu 17 yaşında transfer ettiğinde oynatmak için tam 6 ay beklemek zorunda kalmıştı. 18 yaşını doldurmadığı için Çizme'de futbol oynamasına imkan yoktu. Sonrasında Pato'ya efsane Shevcenko'nun 7 numarası verilecek ciddi bir beklenti içine sokuldu.Oyuncuda zaman zaman hakkını verdi ama genele bakılırsa beklentinin altında kaldığıda bir gerçek. Fifa'nın geleceği parlak 25 oyuncu listesinde yer almasına rağmen sanırım beklenen adımı atamaması Pato ile Milan'ın yollarının ayrılmasına neden oldu.

Şimdi moda; Brezilyalı'ların ülkesine dönmesi ve orada futbol hayatlarına devam etmesi... Pato içinde konuşulan senaryo bu ama gerçek bu değil.

 Şöyle açıklayalalım;
Abramovich, Chelsea'yı satın aldığı dönemde 30'lu yaşlarındaydı. Çok ciddi paralar harcadı ve Chelsea'yı M.United ve Arsenal'in arasına sokmayı başardı. Hatta Liverpool'u da bu dönemde geçtiler. 50 yıl sonra şampiyonluk yaşadılar. Hemen hemen aynı dönemlerde de Brezilya'da benzer bir hareketlilik yaşandı. Carlos Tevez ve Javier Mascherano toplamda 50 milyon Euro'nun üstünde bir bonservis bedeli ile Corinthians'a transfer oldular. Hemde Avrupa'da bir çok kulüp onlara talipken ve Brezilya'da büyük bir ekonomik kriz yaşanırken. Tabi transferin arkasında ünlü yatırım fonu olan MSI Şirketi ve o dönemlerde Rusya'dan sürgün edilen iş adamı Boris Berezovsky ile ortağı Kia Joorabchian ismi geçti ama Kafdağı'nın görünen yüzü başkaydı. FIFA'nın kuralları gereği aynı anda iki kulübün sahibi olamayan Roman Abramovich! Bu transferlerin arkasında meşhur Rus iş adamı vardı.Bir çok gazetede de ve medyada çıkmasına rağmen bu iddia bir türlü kanıtlanamadı. Sadece lafta kaldı. Abramovich'in ismi hem Zenith ile hem de Corinthians ile zikredildi ama ötesine geçilemedi.

Şimdi Pato ile bu konunun ne alakası var ona gelelim. Carlo Ancelotti Chelsea'nın başındayken Pato için çok ısrar etti ama alamadı. Pato'nun sistemi için en uygun forvet olduğunu düşünüyordu. Zaten Pato'da en parlak dönemini Ancelotti'nin, Milan'ın başında görev yaptığı sürede yaşadı. Lakin Abromovich'in Pato'ya olan ilgisi, Ancelotti'nin Chelsea'ye teknik adam olmasından öncesine yani; Abramovich'in yakın arkadaşı Kia Joorabchian'ın Güney Amerika'da faaliyet gösterdiği dönemlerde Pato'nun müthiş Internacional günlerine kadar dayanır. Pato'yu, 2007 yılında Milan'ın elini çabuk tutmasından ötürü alamamıştı ama şimdi işler Abramovich için daha kolay gibi görünüyor.
  Zamanında Pato'yu almak yerine Tevez ve Mascherano'ya yatırım yapan Abramovich şimdilerde şansını farklı bir şekilde deneme peşinde. Bakalım bizim küçük Pato Brezilya Serie A'da nasıl bir performans sergileyecek. Önceleri Katolik oldukları için Brezilya'lıların pekte tercih etmediği ama Arsenal'de forma giyen Denilson'un kırdığı bu tabuya sonraları bir çok Brezilya'lıda forma giyerek katkı sağlamıştı. Pato'da Brezilya'da göstereceği performansla şansını bir kezde Premier Lig'de deneyecektir.

"Bahisleriniz için sizlere güvenilir oranlar ile günlük bonus ve promosyonlar sunan Superbahis'in sitesine buradan ulaşabilirsiniz"


Debuchy & Newcastle United


Sözleşme 5,5 yıllık ve nereden bakarsanız bakın harika bir transfer. Tam bir takım oyuncusu... Birde şu görüntüsü Wesley Sneijder'i andırmış sanki...


Fotoğraf için kaynak: http://www.epl4arabs.com

2 Ocak 2013

Superclasicos & Bıyık Modası


1976 senesi Moumental Stadı'ndaki Boca-River derbisinden bir kare... Sağdaki elaman efsane Leopoldo Luque... Hani şimdilerde dizilerde ve özellikle Everton'lı oyuncularda sıkça rastladığımız bıyık modasına taa o zamanlardan uyanlardan...

Leopoldo Luque


Yattara Meselesi ve Bilgin Gökberk

Nurullah Sağlam'a sordum: ''Nedir bu Yattara'nın sakatlığı hocam'' dedim. Sağolsun Nurullah Sağlam'da tüm içtenliğiyle samimi bir cevap verdi: '' Sanırım sezon başında bize geldiğinde sakattı Hasancığım'' dedi. Burada ince bir ayrıntı var aslında. Kurumsallaşamamanın getirdiği dezavantaj. Bizim sakatlığını tespit edemediğimiz, sırf isminden ötürü aldığımız oyuncuyu sezon başında Bursaspor, bu sebeple almadı büyük ihtimalle...


Ziya Doğan'ın Trabzonspor'un başında olduğu dönemlerde, Yattara hafiften ışıltılı günlerinde.. O vakit Erdoğan Arıkan'lı, Ömer Üründül'lü, Bilgin Gökberk'li Stadyum programını izliyorum. Konu Yattara'dan açıldı ve laf döndü dolaştı Bilgin Gökberk'e geldi. Gökberk'te her zamanki üslubuyla cevap verdi;


''Yani bu adam İbrahima Yattara. Adam Güney Afrika'da doğmuş ve doğum tarihini bile doğru tespit etme garantimiz yok. Yani ne bekliyoruz ki? Belki şuanda 26-27 yaşında görünen adam belkide 30-35 yaşındadır. Yani bilemeyiz ki. Bu adam Yattara yani. Evveliyatını bilmemizin garanti olmadığı bir memleketten geliyor.''

Zerre haz almadığım bir kişiliktir Bilgin Gökberk ama burada tam bamteline dokunmuş zira...
Doğru söze ne hacet.
Sahi İbrahim Yattara nerede?
Bilen varsa...

1 Ocak 2013

Borussia Dortmund'u Neden Bu Kadar Seviyoruz?

Genelde futbol tutkusuyla yaşayan taraftarların kendi ülkesi dışında hastası olduğu, formasını atkısını taşıdığı bir takım vardır. O takım onun efsanesidir, başka bir heyecanıdır.

Benim efsanem de Real Madrid idi. Beni bu takıma küçük yaşlardan beri bağlayan en önemli faktör kuşkusuz o dönemin yıldızlarıydı...

Başta Figo ve Zidane olmak üzere Makalele,Raul,Morientes,Guti,Ivan Helguera'lı o efsane kadro....

Beni o takıma aşık eden ve sırf tekrarını izlemek için cumartesi saat 1'de o programın başına kitleyen o efsane kadroyu unutmak mümkün mü ?



Yıllar geçtikçe bir de Dortmund ile tanıştık. Yeni jenerasyonuz, haliyle bazı takımların geçmişteki performanslarını görmeyince yenisini görünce şaşırıyoruz. Ama yine de Dortmund'u Galatasaray'ın Avrupa'da başarılı olduğu dönemden muhtemelen çoğumuz hatırlıyoruzdur.

Müthiş derecede sempati duymaya başladığım bir takım oldu. Hani Real Madrid gücenmesin ama bu takıma bağlanmam bir başka oldu. Sadece futbolcuları ya da teknik adamı mıydı ? Hayır, hem yönetimi hem başkanı hem de taraftarı...

Bugün Ekşi Sözlük'te bir yazarın entrysini gördüm ve bu takımın ne kadar bu kadar sempatik olduğunu bir kere daha anladım ve o kareleri sizinle de paylaşmak istedim:

Şu anda Avrupa'nın en üst düzey liginde mücadele etmesine ve dünya çapında futbol oynamasına rağmen
noel baba kıyafeti giyip hastanedeki çocukları sevindirecek kadar alçak gönüllü ve imaj sevdasından uzak bir teknik direktöre;


bir trende, kapının yanında yere oturacak kadar rahat ve egosuz futbolculara ( Götze ve Reus )


maç sırasında eşofmanını çekip yedek kulübesine inip oyuncusuyla sohbet edecek kadar rahat ve kompleksiz bir başkana 


10 yaşındaki ufak bir taraftarın 80 bin kişinin önünde gitarını çalmasını isteyecek kadar kafa dengi yöneticilere


ve her şeyin farkında olan bir taraftar grubuna
(sağ üstteki pankartlar: dünyayı para yönetiyor ama burayı bvb yönetiyor
alttaki pankart: modern futbola karşı)


sahip muhteşem kulüptür.

Yeni bir yazıda görüşmek üzere.

Juventus!..


1997-98 sezonunda Kiev'de Dinamo Kiev'i 4-1 yendikleri maçtan önce...

31 Aralık 2012

Bir Zamanlar Mersin İdman Yurdu


 Osman Arpacıoğlu, Fikret Özdil, Akın Aysaçlı, Erol Evcimen, Muharrem Algıç, Erol Durmuşlu, Alp Sümeralp, Ayhan Öz, Refik Çoğum, Mustafa Yürür, Cihat Erbil.

Günümüzde PTT 1. Lig diye anılan, 1966-67 sezonunda 2. Lig'de mücadele eden kadromuz. O sezon sonunda şampiyon olmuş ve 1. lige çıkmıştık. Osman Arpacıoğlu ve arkadaşları önderliğinde çok başarılı bir sezon geçirmiş, şampiyon olmuş ve bununla da yetinmeyip 30 Haziran 1697 tarihinde Ankara'da 19 Mayıs Stadı'nda Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası'nı kazanan Denizgücü'nü 2-0 yenerek Başbakanlık Kupası'nı ilk kez müzemize götürmüştük.

O efsane kadroyu bugün tekrar anmamızın yegane bir sebebi var. Son zamanlarda iyice kaybettikleri aidiyet duygusunu tekrar hatırlamalarını istiyorum. Umarım 1925 yılında kurulmuş ve 87 yıllık bir tarihe sahip olan bir kulüpte oynadıklarını hatırlarlar...

Ve umarım o kadronun yaşadıkları zorlukların yarısını yaşamayan, günümüz futbolcu topluluğu bunu en ince detaylarına kadar süzüp kendilerine bir pay çıkarırlar...

Nurullah Sağlam Röportajı Sonrası...


Zor bir süreçti ve emek isteyen bir projeydi. Dile kolay bu an için tam 3 sene beklemek... Her ne koşul olursa olsun başarmanın mutlu bir sevinci var içimde. Aslında yaptığım işin ne kadar büyük olduğunu röportajdan sonra gelen tebrik mesajlarından daha iyi anladım. Buradan bu konuda bana destek olan herkese çok teşekkür ederim...Röportaj anında ve sonrasında yaşadıklarımı müsait bir zamanda sizlerlede paylaşacağım. Özellikle röportajda yayınlanmayan ama Nurullah Sağlam'ın benimle paylaştıkları konuları... Şimdilik bunun zamanı değil...

Röportaja ulaşmak için şuraya tıklamanız yeterli...

Messi



Kaynak:La Masia

İlk Yarı İstatiklerimiz



SKOR İSTATİSTİKLERİ

Ağırlıklı Puan: 1.11
Yenikken Alınan Puan: 3
Öndeyken Verilen Puan: 7
Önde Oynama Süresi: 16.11
Berabere Oynama Süresi: 51.04
Yenik Oynama Süresi: 22.46
Atılan Toplam Gol: 18
Öndeyken Atılan Gol: 2
Berabereyken Atılan Gol: 8
Yenikken Atılan Gol: 8

Gol Sayıları (En Fazla Atanlar)
Nobre: 9
Ben Yahia: 2
Culio: 2

LİG PERFORMANSI

Kaleye Şutlar: 161 ( Öndeyken:17,Beraberlikte:85,Yenik durumda:59 )
* Kaleye atılan şutlara göz attığımızda, takımın ilk yarıda oynadığı maçlarda öne geçtiği dakikalarda savunmaya çekildiğini görüyoruz.
Atılan Goller: 18 ( Öndeyken:2,Beraberlikte:8,Yenik durumda8)

OYUNCU İSTATİSTİKLERİ

* Mersin İdmanyurdu'nda ilk yarının en çok eleştirilen oyuncusu Hakan Bayraktar, ligde 17 maçın 17'sindede görev aldı.Hakan, 17 maça da ilk 11'de başladı ve toplam 1423 dk. oyunda kaldı.

* Mersin İdmanyurdu'nda İbrahim Sehiç ligde çıktığı 14 maç ile, takımının kalesini en fazla koruyan ismi oldu.Sehiç ilk 11'de başladığı 14 maçta kalesinde 28 gol gördü.Kalesine 161 şut gönderilen Boşnak file bekçisi, bu şutların 33'ünü kurtarmayı başarabildi.

* Mersin İdmanyurdu'nda Milan Stepanov, oynadığı 14 maç ve toplam 1100 dk. süre ile takımının defansında en fazla oynayan oyuncu oldu.Rakiplerinden gelen 53 topu kesen ve ceza alanı içerisinde 62 defansif hareketi ve 76 kez rakip atağı durdurması ile göze çarpan Stepanov , diğer defans oyuncularını gölgede bıraktı.

* Mersin İdmanyurdu'nda Nduka 10'u sonradan dahil olduğu, çıktığı 15 maçta topu rakip alana 48 kez taşıdı.53 gol girişimi olan Nduka, rakip kaleye 11 şut gönderdi.

* Mersin İdmanyurdu'nda takımdan gönderilecekler listesinde yer alan Ergin Keleş, ilk 11'de 3, sonradan dahil olduğu yani oynadığı 11 lig maçında 12 gol girişiminde bulundu. Rakip kalelere sadece 5 şut gönderebilen Ergin, bu şutlarla gole ulaşamadı.

* Mersin idmanyurdu'nda Emmanuel Culio, ilk yarıda inişli çıkışlı bir performans sergiledi.Oynadığı 16 lig maçında ceza alanına 116 top ulaştıran Culio, hücum bölgesine 88 pas gönderdi.16 maçta 79 gol girişimi ve kaleye gönderdiği 28 şutu bulunan Culio'nun ligde 2 golü bulunuyor. Bu rakamlar Culio'nun hücumda ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor.

* Mersin İdmanyurdu'nda Mert Nobre, sakatlığı nedeniyle oynayamadığı ilk hafta maçı olan Orduspor karşılaşması dışındaki 16 maçın 16'sında da ilk 11'de yer aldı.Bu 16 maçta 1415 dk. sahada kalan Nobre, 81 gol girişiminde bulundu.Rakip kalelere 30 şut gönderen oyuncu, 9 isabet yakaladı ve bu sayı ile ligin gol krallığı sıralamasında 2. sırada yer almayı başardı.Yıldız futbolcunun, savunmada %25.48 , orta sahada da %45.88 oranında oynamış olması, takımın geriye yaslandığı dakikalarda da savunmaya yardımcı olduğunu ve oyunu açtığını ortaya koyuyor.

* Mersin İdmanyurdu'nda Wissem Ben Yahia, görev aldığı 16 maçta hücum bölgesine 99, hücumda 123 pas gönderdi.Kendine has bir stili olan Tunus'lu ortasaha oyuncusu, 75 gol girişiminde bulundu; rakip kaleye 28 şut gönderdi ve 2 gol kaydetti.

* Mersin İdmanyurdu'nda yeni sezon öncesi büyük umutlarla alınan ve ilerleyen haftalarda sakatlığı nedeniyle büyük hayal kırıklığı yaratan Yattara, sadece 4 maçta forma giyebildi.Bu 5 maçta 210 dk. sahada kalan Gine'li oyuncu, 17 gol girişiminde bulundu.Rakip kaleye 7 şut gönderen Yattara, golle tanışamadı.

Analiz: Defansif ve ofansif hareketleri gösteren bu rakamların, Mersin İdmanyurdu'nun puan cetvelindeki yeriyle uyumlu olduğu görülebiliyor.Mersin İdmanyurdu'nda Ligin 2. yarısı öncesi gönderilecek oyuncular ve takıma yeni kazandırılacak oyuncuların isimleri yavaş yavaş netleşiyor.Yeni gelecek oyuncular eğer uyum sorununu çabuk aşarlarsa ve Giray Bulak takıma özgüven aşılarsa, ligin ikinci yarısının zor geçmesini beklediğimiz ilk 5 haftayı en az kayıplaşılabilir.

30 Aralık 2012

İlk Yarı İtibariyle: Taraftar

Malumunuz devre arası olunca ve maçtan uzak kalınca genelde transfer söylentileri ile zamanımızı geçiriyoruz. Hocamızı ve takımımızdaki değerlendirmelerden sonra devre arası itibariyle biraz tribünümüzü, iç sıkıntıların yansımalarını ve dışarıdan nasıl gözüküyoruz buna bakalım istedim.

Biraz geriye gidelim istiyorum, hani şu şampiyonluktan önceki dönemlere. O dönem Tavşanlı, Samsun, Gaziantep Belediye ile ilk 2 savaşının içerisindeydik. İşte o dönemde Yılmaz Özdil bizden  şu ifadelerle bahsetmişti:  

Şehirde atmosfer harika, yenilseler bile kimsenin morali bozulmuyor. Ahali Süper Lig’i istiyor... En büyük primi Mersinli topçular alıyor. Büyük itici güç bu... Kadro kaliteli. Hoca Nurullah Sağlam, sağlam... Devre arasında doğru takviyeler yaptılar. Samsun ve Tavşanlı’yla beraber ilk ikinin en büyük adayı... Ben öbür takımların yerinde olsam, Mersin ilk ikiye girsin diye dua ederim. Çünkü, Play Off’a kalırsa, Mersin çıkar.

“Ahali” yani Mersin içinde her ırktan, her tipten, her yaş grubundan insanı barından bir memleket. O memleket önce inandı, sonra topçuları inanırdı sonra Süper Lig’de ilk senesi yapılanmak olan eski hocamızı.
O son düdüğe kadar sanırım herkes şaşkındı. O taraftar ki bu 29 senelik hasretin bitmesinde en önemli rol oynayanlardandı. Şampiyonluğun en güzel özeti neydi peki ? 

                                                                Kesinlikle şu başlıktı:



Eski günleri teker teker niye açıyoruz ? O dönemlerin heyecanını hala içimizde yaşıyoruz çünkü. 2 senedir ortada olan taraftar performanslarını görünce o dönemleri daha da çok özlüyoruz.

Süper Lig ile birlikte taraftarın performansı neredeyse yarı yarıya düştü.
Bunun sebebi ise 2 senedir devam eden 2 temel sıkıntı:

1-) Taraftarın ikiye bölünmesi


2-) Yönetimin bilet politikası


Bu seneki Sivas deplasmanında ikiye bölünmüş taraftarı görünce adeta taraftarı olduğum takımdan utandım. Resmen Yunan askeri- Türk askeri moduna girip araya teller girmiş. Açıkçası o gün bu durumu hemen hemen herkes ayıpladı ve dışarıdan aldığımız yorumlar hiç de hoş olmadı.

Türkiye'de taraftarın ikiye hatta üçe dörde bölündüğüne şahit olmuştuk da şu tabloyu hele hele deplasmanda ilk defa gördük. Bu tablo iç sahada da yaşanmaya devam ettikçe halk da maçlara gelmemeye başladı. Özellikle de tribün gruplarıyla beraber tezahürat tutan, varlığı önemli olan şehrin insanları...

Ben İstanbul'da yaşayan bir taraftarım, deplasman yapamadığımız durumlarda iç saha maçlarının çoğu ve deplasman maçlarının bazılarını televizyon başında izlemek zorunda kalıyorum. Şunu net ifade etmeliyim ki özellikle iç saha konusunda performansta büyük bir düşüş var.

Tabi ki emektar Tevfik Sırrı Gür'ün akustiğini de es geçmeyelim. Akustik maalesef tribünün performansını ve rakip üzerindeki baskıyı ciddi manada olumsuz yönde etkiliyor.

Bu şehir takım kötü gittiğinde onu asla terk etmedi. Hatta inadına daha bir iştahlı koştu o statlara. Hayattaki en büyük sevgilisiydi,diğerleri sadece ufak bir kaçamağıydı onun. En kırmızı -lacivert olanını seçti. Uğur getirsin dedi çubukluyu geçirdi sırtına arkadaşıyla kol kola girip bazen Tevfik Sırrı Gür'e bazen deplasman yollarına adadı kendini ve bu takımı o ligde tuttu. Sevinçten o ağladı. 
Hatırlasanıza Hacettepe maçını....

Bu taraftarın geçmişte yaptıklarını görünce potansiyelin olduğunu ama bir türlü ortaya çıkmadığına üzülüyor herkes. 



Devam edelim konumuza. 2. sebep malum yönetimin bilet politikası. Süper Lig'de nedense hemen hemen bütün Anadolu kulüpleri Galatasaray,Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarında fahiş bilet politikası uyguluyor. Bir önceki hafta 5-10 TL olan bilet ertesi hafta 70-80 hatta 100-120 TL'ye kadar çıkıyor.

Bunun adı alenen dolandırıcılık ve insanları keriz yerine koymaktır. Bu açık şekilde kendi evinizde deplasmanı yaşamayı kabullenmektir. Adana'da yaşayan bir Galatasaraylı için o bilet parası o kadar önemli değil belki.


Fakat inşaatta günlük yevmiyeyle çalışan amcam için paranın her kuruşu önemli. Keza, öğrenci birisi için de...
Asgari ücretle evini zar zor geçindiren emekçi için de...

Bu takımın gerçek emekçilerine yapılan bir zulümdür bu. Sırf bunun yüzünden tribüne, takıma küsen insanlar kesinlikle ve kesinlikle bu konuda haklı.

Böyle fahiş fiyatı uygulayıp ertesi hafta 5 TL'de stadın dolacağını düşünmek ise tamamen bir acemilik ve kurumsallıktan uzak zihniyet örneğidir. 





Son zamanlarda iki grup arasında sosyal medyada yapılan açıklamalar ve demeçler bu takıma küsen ama bir ışık bekleyen insanların heyecanını yine bitirmeye devam ediyor. İki taraftar grubunda da yer alan taraftarların ortak dileği tek ses olunması yönünde. Gerçekçi olmak lazım ki bu pek de mümkün görünmüyor.

Bu ayrılık devam ettikçe de muhtemelen iç sahada baskıyı kuramayacağız. Yeni stadın bile buna çözüm olacağını düşünmüyorum..

İlk yarı itibariyle iç saha performansımız bu temel iki sebepten dolayı kötüydü.

Deplasman performansımız ise eskisi kadar olmasa da kesinlikle takdire şayan. Saatlerce o yolu çekip, yenilgi halinde o yolun nasıl bitmek bilmediğini en iyi o çileyi çeken taraftarlar bilir.

Takımı her koşulda deplasmanda yalnız bırakmayan herkesin yüreğine, mücadelesine sağlık. Bu takım zirve mücadelesi yapmamasına rağmen o deplasman tribününü doldurmak her babayiğidin harcı değildir.

Hepimizin ortak dileği Kırmızı Şeytanlar'ın şahlanması... O günleri en yakın zamanda görmek dileğiyle...

Yeni bir yazıda görüşmek üzere.