12 Aralık 2013

Hangi Ricardo?





Ricardo Andrade Quaresma Bernardo...
Ülkemizde Q7 diye çokça dillendirildi. Çok şey beklenildi ama akıllarda kalan sadece meşhur trivela vuruşlarıydı. Şimdilerde çok itici bir spor yorumcusu olan Ümit Özat'ın zamanında sol kanattan sağ ayağının tersiyle yaptığı ortaları eleştiren zihniyet Q7'nin trivelasını öve öve bitirememişti.

Ricardo Domingos Barbosa Pereira...
O'nu tanıyan pek yok aslında. O'da Portekizli ve adaşı Querasma ile aynı mevkinin oyuncusu. Oyun stilleri o kadar çok benziyor ki... Tıpkı isimlerinin Ricardo olması gibi. Yalnız Pereira'nın trivelası şu sıralar pek yok.

Konumuz Porto'nun transfer politikasıydı ama biz yine işin magazinsel boyutuna daldık. Ümit Özat'ı bile yad ettik.Her neyse..

Geçenlerde ajanslara düştü. Querasma ocak ayında Porto'ya geri dönecek diye bir haber... Gerçeklik payı nedir bilmiyorum ama Portekizli bloggerlar Porto B takımında oynayan Pereira'nın Querasma transferiyle önünün kesilmesini istemiyorlar. Nedeni çok açık. Ricardolardan Querasma olanı 30'u bitti 31'e girecek. Son 5 sezonda ise ne verdiği meçhul! Ricardolardan Pereira olan ise henüz 20 yaşında. Şöhret basamaklarını yavaş yavaş tırmanıyor. Tıpkı Q7 gibi Sporting Lizbon altyapısı çıkışlı. Milli takım düzeyinde hemen her kategoride oynadı. En son maçını İsrail U21 takıma karşı oynadı.

Ve..
Bu yaz başında Porto'ya 3 yıl imza attı. Yanında Tiago Filipe Sousa Nóbrega Rodrigues'i de getirdi. Rodriges'i ise şimdilik bir kenara not alın. Gelecekte adını duyduğunuzda yanında milyon dolara transfer oldu klişesini de duyarsınız...

Şimdi başlığa tekrar geçelim. Porto için her potansiyel genç oyuncu milyon dolar demekken 31 yaşına gelmiş ''Ricardo Andrade Quaresma Bernardo'' mu? Yoksa 20 yaşında ve selefi Q7 ile aynı stilde olan ve de potansiyel milyon dolar olan ''Ricardo Domingos Barbosa Pereira'' mı?

16 Kasım 2013

Spor33.com Ailesine Katıldım!

Biliyorum uzun zamandır bloga post giremedim. Zaten son zamanlarda da blog yazan pek kalmadı. Ama ben gelenek devam etsin istiyorum. Blogu kapatmak gibi bir düşüncem yok ama buraya da haksızlık ediyorum. Tv programı, işler güçler derken pek yazamadım. Lakin dün itibariyle sevgili Volkan Toslak ile yeni bir iş birliği içerisine girdim. Artık spor33.com'da yazacağım. Blog da devem edecek tabii..

Son zamanlarda Mersin'de büyük bir atılım içine girdim. Bildiğiniz gibi yerel bir kanalda spor programı yapıyorum. Önümüzdeki ay yine yerel bir radyo kanalında farklı bir programa başlıyorum. Hem süper lig, hem de 1.lig, zaman zamanda Avrupa Futbolu konuşacağız. 

Zaten tv programımız ağırlıklı Mersin İdman Yurdu üzerine.Blogda yazamadıklarımızı orada canlı olarak konuşuyoruz. Her hafta farklı isimleri ekrana çıkarmaya çalışıyoruz. Mersin'deki yerel basın ağırlığını giderek artırma hevesiyle bundan sonra spor33.com'da yazılarım olacak. Umarım hepimiz için hayırlı olur...

23 Ekim 2013

Kriz Kapıda Değil Ensemizde!

Öncelikle şunu belirtmekte fayda görüyorum...

Bu blog kapanmadı inşallah kapanmayacak. Ben hayatta olduğum sürece azda olsa bir şeyler yazmaya devam edeceğim. Malumunuz bu aralar Önlibero Programı ve diğer çalışmalarımdan ötürü zaman kavramıyla aramız limoni. Yani yetişemediğim için blog da çok fazla yazma imkanım olmadı. Ama fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Takip edenlerden keza Allah razı olsun.

Bu hatırlatma girişinden sonra dönelim asıl meseleye...

Takım pazartesi gününe kadar iyi gidiyordu. Ne olduysa pazartesi günü kara bulutlar üstümüze çöktü. Denizlispor mağlubiyeti görünürde olmayan bir çok sıkıntıyı gün yüzüne çıkardı. Kaptan Ali Tandoğan'ın maç sonunda yayıncı kuruluşa yaptığı açıklamalar gerçekten çok acı acı beynimize kazındı. Takımda çok ciddi bir para sıkıntısı var. Oyuncuların birçoğu bırakın maaşlarını, maç başı paralarını, transfer döneminde imza attıkları peşinatları dahi alamamış durumda. Hakan Kutlu bu sezonu geçtim geçen sezonki alacaklarını dahi tahsil edemedi.


Personel desen ayları geçtim neredeyse senesi doldu maaş alamadılar. Başkan yalnız başına didinip duruyor. Elini cebine atan hiç bir yönetici yok. Takım üst üste 4 hafta galip gelince hemen protokol tribününde gövde gösterisi yapanlar iş eli cebe atmaya gelince casper misali kayboluyorlar.

Çok büyük paralara kurulmayan bu kadro ligin tozunu atarken asli görevini yapmayan işgüzarlar yüzünden belki de koca bir sezon heba olacak. Bu pazar Demirspor maçından sonra büyük ihtimalle bazı önemli kararlar alınacak. Takımla yollarını ayıracak bir çok isim olacak. Şuanda takıma sıcak para girişi olması lazım ama bir lira gelir olmadığı gibi borç dağlar kadar büyüyor...

Geçen sezon bir çok oyuncunun isyanına neden olan maddi kriz bu sezonda yakamızı bırakmadı. Bu gidişlede bırakacak gibi değil. Bakan desteğini çekti çünkü seçim yaklaşıyor paralarını harcayacakları mecra belli. Vali, belediye şuan için hiç bir şey yapmıyorlar. Taraftar desen desteğini kesti. Kombine satışı 18'de kaldı. Stat geliri sıfır noktasında. Tv geliri, iddaa gelirlerinin yeri yurdu yok. Başkanında artık elini cebine atacak durumu kalmadı. Yani halimiz şuan için anlatamayacak kadar sıkıntılı bir durumda.

Pazar günü Demirspor derbisine çıkacağız. Şuan için oyuncular çok sıkıntılılar ama aslan gibi mücadele etmeye hazırlar. Hepsi çok karakterli insanlar. Takım gerçekten tam bir aile olmuş. Kendi aralarında sıkıntılarını çözüyorlar ve dışarı hiç bir şey yansıtmıyorlar. Ama dönüp içlerine baktığınızda maddi krizden ötürü çok sıkıntılılar. Geçen sezonki oyuncu grubu olsaydı şu sıralar çoktan basında manşet olmuştuk ama bu sezonki oyuncularımızda böyle bir isyan şimdilik söz konusu değil. Ama yarının ne getireceğini kimse bilmiyor.

Şimdilik bu kadar yazıyorum çünkü oyuncu arkadaşlara ve Hakan Kutlu'ya söz verdim. Daha fazlasını dile getiremiyorum ama şimdilik... Demirspor maçından sonra her şeye hazırlıklı olalım!..

24 Eylül 2013

Mehmet Yıldız'ın Koşusu...

''Gidemediğin yer senin değildir.''
Henüz 6. haftayı geride bırakıyoruz ama çok önemli bir 3 puanı aldık evimize dönüyoruz...
Mehmet Yıldız gibi elimizde çok değerli bir isim var. Bu adam bize eminim ki şampiyonluğu getirecek. Zaten şampiyon olamazsak oturup şapkayı önümüze koyup halimize ağlamamız lazım.

Neden mi?
Bu kadro bu ligin en kaliteli kadrolarından. İlk üç kadrodan biri bizde. Elimizde çok önemli isimler var. Bize tek lazım olan unsur ''takım havası'' yaratmaktı... dünkü atılan son dakika golü getirdi.

Şampiyonluk virajlı bir yoldur. Bazı virajları geçmek sizi rahatlatır, morallendirir. Son dakika golleri de böyledir. Dün biz en önemli rakiplerimizden birini son dakika golüyle hemde deplasmanda yendik.

Bazı hatalarımız yok mu?

Maalesef sürekli gündemde tuttuğumuz tandem olayımız dün yine sahnedeydi. Özellikle yediğimiz ilk gol çok talihsizdi. Mahmut Bezgin'in ters elini kullanamayışı bu sezon başımızı epey ağrıtacak. Birde Mahmut'ta çok hızlı bir düşüş var ki kaleci antrenörümüz Ganhcev'e bu konuda çok büyük iş düşüyor.

İkinci gol ise tam bir bek hatası. Anıl'ın savunduğu sol kanat resmen rakip için koridor oldu. Soldan gelen ortaya ters kademeye giremeyen ve rakibini kaçıran sağ bek Ali Tandoğan'ın hatası goldeki en büyük etkendi. Efe-Mitrovic ikilisi hava toplarında etkili fakat araya atılan toplarda çok büyük zafiyet gösteriyorlar.

Maçta güzel ve önemli detaylarda vardı bizim için...

En önemli detay takımın Laval'sız oynaması. Fikstür avantajımızı iyi kullandık ve zayıf K.Maraşspor karşısında Laval'ın yokluğunu Ben Yahia ile doldurduk. Bu maçta daha iyi gördüğüm Ben Yahia'da ayağındaki pası atmış. Sahada hem ruhu hemde kendisinin olması bizi farklı kılan unsurlardan...

Maçtaki en can alıcı detay ise; Güven'in golünde Mehmet Yıldız'ın yaptığı ters koşu. Mustafa Sarp'ı alıp götürmese Güven belkide gol vuruşunu yapamayacaktı. Golde Güven'i ne kadar alkışladıysak en az Mehmet Yıldız'ı da o kadar alkışlamamız lazım.

Murat Ceylan'ı da es geçmeyelim. Zira O, bu takımın kahramanı. Küçük boyuna rağmen sahada çok büyük işler yapıyor. Kırmızı Şeytanlar'a buradan bir isteğimi iletmek istiyorum: Tribünde çok acil bir şekilde Murat Ceylan için koreografi yapmanız lazım. Bu oyuncuyu onurlandıracaktır. Bunu lütfen es geçmeyin.

15 Eylül 2013

Manisa Maçının Ardından

Yazımı yazmayı planlarken nereden ve nasıl başlayacağıma bir türlü karar veremedim. Esasında bütün planım belliydi. Maçın ikinci yarısına kadar almam gereken notları dakika dakika almama rağmen ikinci yarıda yediğimiz basit goller ve oynanan oyun moralimi bozdu ve notları bir kenara koyup esas konuşulması gereken konuları ele almanın doğru olacağını düşündüm. Keza yine üzerinde durmak istediğim birkaç önemli nokta var.

İlk yarıda kırmızı karta kadar oynanan güzel oyunu konuşabiliriz mesela, rakibe pozisyon vermeyen alan daraltan ve oyunu ileriye yıkan İdman Yurdu’nu. Ya da her şeyin bir anda tersine dönüşünü…

Her şey güzel başlamışken ve sahada istediğimiz oyunu oynarken saçma sapan 2 tane kırmızı kart gören yaramaza çocuğumuzdan başlayalım o zaman, Raheem Lawal’dan. Bu maçın yıldızı olacakken mağlubiyette başrol oynayanlardan.

Herkes sahaya atılan yabancı maddelerden sonra aldığı kartı konuşuyor ancak ben ilk karta takıldım sevgili renktaşlarım. Bu nasıl bir sorumsuzluk, bu ne gereksiz bir karttır? Sen orta sahanın ortasında oynayan bir oyuncusun. Defans bloğundaki bir oyuncu sarı kart gördüğünde nasıl tedirginlik yaşıyorsa sen de onu yaşarsın, yaşamalısın da. Sarı kartını gerektiği anda genellikle de rakip seni az adamla yakalamışken görürsün. Ofsayt pozisyonundan sonra topu sertçe vuran oyuncuların %100’ü sarı kart görmüşken o kartı görmek tamamen amatörlüktür, sorumsuzluktur. Üstelik  bunu bile bile sahaya atılan yabancı maddeyi tribünlere geri fırlatmanın ise mantıklı bir izahatı kesinlikle olamaz. Yönetim Lawal’a bir para cezası kesmez ve uyarıda bulunmazsa Lawal’ın disiplinsiz davranışlarının devam edeceği fikrindeyim. Ancak bunu yaparken Lawal’ı küstürmemeliyiz ki umarım yanlışının farkına o da varacaktır.

mersin-idman-yurdu.jpg2346765399mersin-idman-yurdu

Gelelim diğer faciaya. Savunmamız… Ordu maçının daha çok bir orta saha mücadelesi şeklinde geçmesi ve Karşıyaka karşısındaki iyi oyunumuz ve rakibin etkisiz olması savunmamızın sıkıntıları bize unutturur gibi oldu. Halbuki iki maçta da bariz kademe hataları göze çarpıyordu. Özellikle en aksayan yerimiz sol bekte Anıl’ın performansı kötüydü, ilk yarı iyi olmasına rağmen ikinci yarı kendi bölgesi resmen koridora döndü. Keza Efe ve Mitroviç’e gollerde dikkat edersiniz kademe sorununun göze çarptığını göreceksiniz.

Şimdi sahada beklentileri karşılayamayan oyunculara yönelelim:

Güven Varol… Bir şeyler yapmaya çalıştı, mücadele de etti, keza saha içinde en fazla topla buluşan isimlerden biriydi fakat  takım arkadaşlarının çoğu pas tercihini kendisinden yana kullanmasına rağmen aldığı topların neredeyse hiçbirini etkili anlamda kullanamadı. Adem Güven ise tamamen fiyasko, başka da bir kelime kullanmaya gerek duymuyorum  Veli Acar kendisine verilen şansı iyi değerlendiremedi, bu takımın orta sahasında o kapasiteyle ne kadar verimli olur gerçekten şüpheli.Son olarak da Mahmut Temür’e değinmek istiyorum. Kendisinden bu kadar büyük beklentiler varken sizce de artık sazı eline alma zamanı geldi de geçmiyor mu? Kırmızı kart pozisyonuna kadar neredeyse ismini duyamadık, hatta yanılmıyorsam varlığından köşe vuruşu sayesinde haberdar olduk.Anıl ise ilk yarı fena olmamasına rağmen ikinci yarı adeta dağıldı, en şaşırdığım nokta da burası oldu.

Haftaya Ben Yahia için çok büyük bir fırsat olacak. Daha önce de ifade etmiştim Boum ile birlikte küme düşmemizde katkısı olsan başaktörlerden biriydi. İlk sezonları muhteşem geçen bu iki oyuncu Süper Lig’deki ikinci sezonumuz yani küme düştüğümüz sene maalesef beklentilerin çok çok altında kalmıştı. Ben Yahia için önünde en az 1 belki de 2 ya da 3 maç bir sınav olacak. Eğer başarıyla geçerse Lawal bir nebze şımarıklığı üstünden atabilir.

Son olarak Hakan Hoca’nın Eren hamlesinde geç kaldığını düşünüyorum.  Kırmızı kart pozisyonundan sonra ben de olsam sahadan Mahmut’u çıkarırdım. Bir de artık Nurullah’ın bu takımda ilk 11′de oynaması gerekiyor.

Haftaya Maraş maçımız var. Maraş'ın analizini Adanaspor maçlarından sonra daha detaylı ele almayı düşünüyorum. İyi haftalar,esen kalın.

26 Ağustos 2013

Malum Pozisyon ve Kenan Şahin!


Şu pozisyonu alsak 100 kişiye göstersek ve bu pozisyon nasıl sonuçlanmıştır diye bir soru yöneltsek muhtemelen tamamına yakını "gol ile sonuçlanmıştır." cevabını verecektir.

O pozisyonda hepimiz kahrolduk, hepimiz üzüldük ancak ne sevinebilmeyi becerebiliyoruz ne de üzülebilmeyi.

Maçtan sonra sıcağı sıcağına verilen tepkiler bir nebze anlaşılır.

Ancak bugün sosyal medyada taraftarların verdiği tepkilere bakınca sanırım dün biz bir şampiyonluk maçına çıktık ve bu pozisyon gol olmadığı için Süper Lig'e çıkamadık.

Daha ilk maçımız. İLK...  Hadi orada burada tepki veriyorsunuz, adama Twitter hesabından saçma sapan mesajlar yağdırmak neyin kafası çok merak ediyorum.

Emin olun Kenan Şahin de o golü kaçırdığı için kahrolmuştur belki de gözüne uyku girmemiştir, biraz vicdan biraz insanlık...

İşimize geleni söylemek ne kadar da kolay. Nduka'dan, Ömer Kalkan'dan, Güven Varol'dan,Emrah'dan bir tane bahseden bulamazsın ama bütün günah keçisi Emrah...

Daha ilk maçtan böyle yaparsak vay bizim halimize...

Orduspor - Mersin İdman Yurdu Maç Analizi

Öncelikle 2013-14 sezonunun hakkımızda hayırlı olmasını canı gönülden dileyerek yazıma başlamak istiyorum. İlk maç,ilk heyecan,ilk buluşma... İnsan ister istemez maç saatine doğru dakikaları sayıyor. Fakat daha ilk maçtan kulübün amatör kafadan kurtulamadığına bir kere daha şahit olup kahroluyoruz.

Yazımda sahada oynanan oyun ve belirli oyuncuların performanslarını ele alıp gelecek haftalar üzerindeki durumumuzu yazacağım. Fakat ondan önce yazmayı düşündüğüm bir nokta var ki insanın canını fazlasıyla sıkan türden.

Dün hatırlarsanız maç kadrosu açıklandığında hepimizin gözleri Mahmut Temür, Wissem Ben Yahia ve Adem Güven'i aradı. Mehmet Yıldız'ın kadroda olmayışı zaten sürpriz değildi, çünkü takıma henüz yeni katılmıştı.

Ben Yahia'nın ise yabancı kontejanına takıldığını gördük. Peki ya Adem Güven ve Mahmut?

Twitter'daki @miycomtr hesabından yapılan açıklama fazlasıyla ilginçti:

"Mahmut Temür,  Coşkun Kayhan ve Adem Güven ise lisans işlemleri yetişmediği için kadroda yer almadı."

Bu nasıl bir amatörlük bu nasıl bir işbilmezlik örneğidir aklım hayalim almıyor.Gerek yerel basında oyuncu performanslarını yazan gerekse antremanları izleyen taraftarlarımızın hepsi Mahmut'tan söz ederken siz bu oyuncunun lisans işlemlerini nasıl çıkartamazsınız? Bu oyuncu uzun süreden beri kampta ve takımla beraber hazırlık maçlarında görev alırken bu sürede sizin bahane olarak ortaya attığınız "evraklar" nasıl yetişmez?

Yurtdışından 1 günde getirilip aynı gün içerisinde lisans işlemleri tamamlanıp ertesi gün ilk 11'de sahaya çıkan futbolculara şahit olunca bunların mazeretlerine kulak asmak inanın içimden hiç ama hiç gelmiyor.

Mersin İdman Yurdu Kulüp Yönetimi daha ilk maçtan geçen seneden dersler almadığını bizlere ispat ettiğine göre geriye kalan maçlarda Allah hepimize sabır versin diyor ve maç analizine geçiyorum:


Orduspor takımının geçen hafta Adanaspor önündeki şovunu görmemize rağmen Ordu'ya fazlasıyla iddiali gidiyorduk. Sebebi de Adanaspor'un sahada oynadığı rezili rüsva oyunun Ordu'nun skorundaki katkısıydı Keza Orduspor taraftarları da bunun bilincinde ve bizimle oynayacağı maçın onlar açısından çok zor geçeceğini iyi biliyorlardı.

90 dakikalık süre içerisinde anladık ki taraftar boşuna "SOL AÇIK - FORVET" demiyor. Kenan'ın dün saç baş yolduran kaçırdığı  o golü bir yana koyarsak, sahada elinden gelen mücadeleyi verdi. Şu an için onun yeterli olup olmadığını söylemek erken olur, çünkü fazla pozisyona sokulamadı. Mehmet Yıldız eski formundan bir hayli uzaktayken ondan ne denli verim alınabilir o  da ayrı bir soru.

"En iyi sezonundan daha iyi kamp dönemi geçirdi" denilen Nduka malesef ve malesef rezilleri oynadı. Ona verilen şans bu takımda kimseye verilmedi ancak ondan istenilen verim bir türlü alınamadı, bundan sonra da alınacağı konusunda derin endişelere sahibim.

Sol bekte görev yapan Murat Kalkan hem savunmada hem de ileriye çıkışlarda çok kötüydü.Eğer aldığım duyumlar doğruysa oraya bir transfer gelecek zaten gelmeli de. Yoksa orası gelecek maçlarda otobana döner.

İlk yarıdaki berbat oyun,ikinci yarıda oynana oyunla biraz yüzleri güldürse de aslında bunun sakatlanan Orduspor oyuncuları ile de doğrudan ilişkisi vardı. Peki hep mi karamsar tablolar vardı tabi ki hayır. Onlardan daha fazla olup bizleri umutlandıran gelişmeler de yok değildi:

Dün özellikle savunmada Mitroviç ve Efe'nin performansları muhteşemdi. Özellikle Mitroviç en kritik anlarda tehlikenin büyümesine hep engel oldu. İnşallah bu ikili bu performanslarını daimi olarak sürdürür.

Orta sahada Raheem Lawal geçen seneden bildiğimiz gibiydi. Yeri geldiğinde kritik müdahelelerde bulundu, yeri geldiğinde de takımı hücuma çıkarmaya çalışıp bir köprü vazifesini üstlendi.

Dün Hakan Hoca'nın Eren Tozlu hamlesi hücum hattında biraz daha hareketlenmemize katkı sağladı, ancak Nurullah konusunda hocamızın geç kaldığını düşünüyorum.

Gelecek haftalar için benim görüşüm Nduka'nın kızağa çekilip Ben Yahia'nin ilk 11'e girmesi yönünde olacak. Geçen sezon Adana Demirspor'da harikalar yaratan ve orada taraftarların sevdiği ilk Mersinli olan Nurullah Kaya kesinlikle bu takımda oynamalı.  Mahmut Temür eğer 10 numara pozisyonunda eline ipleri alırsa ileri uç hattı daha fazla pozisyona girecektir.  

Bir taraftar  olarak gelecek haftalar açısından umutluyum, ancak hazır süre varken:

"SOL AÇIK - FORVET"

Son olarak Türkiye'nin bir ucundan bir ucuna giden Şeytanlar'a bir kere daha teşekkürle bitirelim.

Esen kalın..

Ordu'nun Derelerindeki Mersin İdman Yurdu

Sevgili Hasan kardeşim bugünkü yazısında doğru noktalara parmak basmış. Takımın içini iyi bildiği için dediklerinde her zaman haklılık vardır. Transferdeki sıkıntılar, kamp programları, yönetimin takıma ilgisi vs vs.. O konulara pek girmeyeceğim. Gözümüzün gördüğüne odaklanalım.

Geçenlerde eski emektar Mersin topçusu babamla bir cenazede eski dostlarımızdan Hacı Baba'ya rastladık. Hacı Baba Birinci'yi tanımayanınız yoktur. Hemen bir İdman Yurdu sohbeti açıldı. Mersin İdman Yurdu'ndan umutlu olmadığımı, transferlerin bizi üst sıralarda tutamayacağını söyledim. Herkes Süper Lig kalitesine yakın takım kurarken, Mersin İdman Yurdu bazı bölgelerde çok eksik diye düşünüyordum. Ama Hacı Baba'nın tepkisi karşısında şaşırdım. Hacı Baba bize çok iyi takım yaptığımızı, gördüklerinden çok umutlu olduğunu söyledi. Ordu maçında anlaşılır herşey diyerek ayrıldık.

Daha önce dediğim gibi hiç umutlu olmayarak maçı izlemeye başladım. Deplasmanda Adanaspor'a 4 tane atan takıma deplasmana gitmiştik sonuçta.


Maçta 10-15 dakikalık Ordu baskısını bir kenara koyarsak, diğer bölümlerde Mersin İdman Yurdu'nu beğendim. İnanılmaz mücadele eden, çok koşan bir takım yaratmış Hakan Kutlu. PTT 1.Lig'in mücadeleci yapısının hakkını veren bir takım gördüm sahada.

MAHMUT BEZGİN

ALİ TANDOĞAN               MITROVIC            EFE             MURAT KALKAN

GÜVEN VAROL     MURAT CEYLAN    LAWAL 
             NDUKA                                                                         EMRAH BOZKURT
                                                                                                      (EREN TOZLU)
KENAN ŞAHİN 

4-5-1 düzeninde zaman zaman da 4-3-3'e kayan bir sistemle oynadı Mersin İdman Yurdu. Ortasahada kalabalık, çok koşan, mücadele eden ve sert oynayan bir takım vardı. Maçın belli bölümleri hariç çok iyi oynadılar. Kenan Şahin o golü atsa belki de şu an hedeflerimize daha umutla bakıyorduk. Kaleciyi geçmişken sağına almak için zaman harcayacağına, soluyla kaleye yuvarlasa oynadığımız oyunun ve mücadelenin hakkını alacaktık. Kenan da farkındaydı durumun, arkadaşlarının Kenan'ın yanına koşup onu teselli etmeleri de güzel anlardı.

Kaliteli bir Türk hücumcu alıp, futbol fakiri Nduka yerine Ben Yahia'yı monte ettiğimizde hersey çok daha güzel olur. Mehmet Temur bu boşluğu doldurur mu muamma. FB'den Recep Niyaz gibi, BJK'den Muhammed Demirci gibi İstanbul takımlarında yer bulamayan potasiyelli gençleri kiralama yoluna gitmek çok faydalı olurdu. Ama bu yönetimin transfer konusundaki beceriksizliği herkesin malumu.

Ben Mersin İdman Yurdu'nu ilk maç için beğendim. Ama henüz çok erken. Bir de iç sahada gole yönelik oynarken görmek lazım.

Jose'nin Bahtı Bir Kez Daha Açılır mı?


Şimdi zamanı mıydı diye düşünebilirsiniz aslında. Herif takımın başına geçeli 2 ay oldu neredeyse.. Aslında 6 ay öncesinden belliydi de...

Bay kibir abidesi Jose Mourinho'dan bahsediyorum. Bugün Chelsea başında Manchester United deplasmanına çıkıyor. Aslına bakarsanız Sir Alex Fergusson'dan sonra takımın başına geçebileceğini düşünüyordum. Hatta Sir'in bu konuda bazı demeçleri de olmuştu geçmiş zamanlarda ama O, yedi yıl aradan sonra tekrar Maviler'i tercih etti.

Porto'dan sonraki durağı olan Maviler'de başlarda çok iyi işler çıkaran Jose Mourinho, sonrasında bir Shevchenko transferiyle resmen çöküşü yaşamıştı. Gerçekten asıl olan bu muydu? Sadece Shevchenko muydu Jose'nin hazin sonuna mal olan?

Bence hayır...

Premier Lig kurulduğundan bu yana bir Manchester United gerçeği vardır. Sir Alex öyle bir hegomanya kurmuştu ki tarih bile bunu reddedemez. Her döneme imza atan Manchester United... Yani Kırmızı Şeytanlar istemediği sürece başka takımın şampiyonluğu beklenemez duruma geldi.

Porto'dan Devler Ligi'ni kazanarak gelen ve yıllık 9 milyona imza atan Jose, o dönemde resmen manager oyunu oynuyordu. Rus patronu sayesinde alınabilecek ne kadar oyuncu varsa kadrosuna katan Mourinho, Mavilere 50 yıl sonra ilk şampiyonluğunu yaşatmıştı. Evet başarılıydı ama derinlerine indiğinde arka planda yatan sebepler Mourinho'nun lehine idi.

Kırmızı Şeytanlar o dönemde bir kabuk değişimine gitmişlerdi. Para harcamak istemeyen Amerikalı patronları da Jose'nin ekmeğine yağ sürmüştü. Fergusson'un kadrosu o kadar kötü değildi ama etrafa milyonlar saçarak transfer yapma gibi bir lüksleri de yoktu. Ronaldo henüz yirmili yaşlarının başındaydı ve o kıvrak zekasını henüz sahaya yansıtamıyordu. Ruud van Nistelrooy'da Gabriel Heinze ile Real Madrid hayallerini gerçekleştirme peşindeydiler. Diego Forlan'ın kadroda olduğunu kendi taraftarları bile hatırlamıyordu. Pique bugünkü Barcelona performansından çok uzakta, Ferdinand ise sakatlıktan bir türlü başını kaldıramıyordu. Birde kaleci problemlerini unutmamalı...

Chelsea'nin ezeli rakibi Arsenal ise bir önceki sezon 50 maçlık yenilmezlik serüvenini kötü bir hakem yönetimiyle kaybetmiş ve hala etkisinden kurtulamamıştı. Bugün kü Manchester City'nin ise esamesi bile okunmuyordu. Yani Jose'nin tek rakibi Kırmızı Şeytanlar'dı. Elindeki maddi imkanlarla iki sezon üst üste şampiyon olan Jose, sonraki sezonlarda Manchester United'in tekrar kendine gelmesiyle şampiyonluktaki hegomanyasını çabuk yitirmişti. Kırmızı Şeytanlar'da önce lig şampiyonluğunu, ardından FA Cup ve sonrasında Devler Ligi'ni kazanarak Jose'ye tadında bırak mesajı veriyordu..

Bugün Jose Mourinho yine Premier Lig'de. Ve karşısında bulabileceği en büyük ve en önemli rakibi olan Ferguson yok. David Moyes'in de Jose'ye karşı galibiyeti yok. Yine şans faktörü Bay Kibir'in yanında ve bugün Old Trafford'dan alacağı galibiyet O'nun tekrar bahtının açılmasını ve Real Madrid'de yaşadığı ezilme hissiyatının tekrar moral motivasyona dönüşmesini sağlayabilir...

Şimdilik Tadını Alamadık!

Sustuk, bekledik...
Sıra geldi yazmaya...
Ordu deplasmanında PTT 1.Lig'e dün itibariyle merhaba dedik. Cumartesi akşamı takımımız bu sezon ilk maçını Karşıyaka ile oynayacak. Aslına bakarsanız Karşıyaka ne kadar bizim için yabancı bir takım ise Mersin İdman Yurdu'da o kadar yabancı olacak.



Neden mi?
Yeni sezon hazırlıkları dediler aldılar takımı Davraz'a götürdüler. Amenna... Arkasından Kızılcaham seferi yaptılar. Takımı şehre getirdiler ama bize izleme imkanı bile sunmadan tekrar Ankara yollarına düştüler. Bizim Başkan'ın bu teknik adamlardan çektiği nedir anlayamadım! Nurullah Sağlam zamanında Antep İdman Yurdu olmuştu takım şimdi de Ankara'nın bağları...

Anlayan anladı meseleyi fazla uzatmayalım!

Ordu her zaman bize ters gelen bir takımdır benim gözümde. Askerlik dönüşünde 2008-09 sezonun da bana ilk şoku Tevfik Sırrı Gür Stadı'nda yaşattıklarından beridir sevmediği bir takım. Adanaspor karşısında aldıkları 4-0'lık net galibiyetin etkisiyle dün sahada moralli idiler. Bu maçta da iyi oynadılar. Lakin taktikleri çok zekice idi. Yeni kurulmuş bir takım karşısında ilk 10 dakika beklediler. Bizim takımın şifresini çözünce de ilk yarı epey terlettiler bizi. Mersin'de havada sıcak olunca üstümüzü değiştirmemiz kaçınılmaz oldu!

İlk yarı ilk 10 dakika haricinde gayet organize bir Orduspor izledik. Kenan Şahin'in ağır kalıp boş kaleye golü atamaması dışında oyunda hep Orduspor vardı. Uzatma anlarında dahi biraz dikkatli olsalar 1 puan değil 3 puan alabilirlerdi. Keza aynı detay bizim içinde geçerliydi. Biraz dikkatli olsak hedeflemediğimiz ama olursa yok demeyeceğimiz 3 puanı alabilirdik. 

Hakan Kutlu'nun elindeki malzeme dün itibariyle 1 puana razıydı onu da aldı. Dünkü maçta Mahmut Temur olsaydı her şey daha farklı olabilirdi ama benim gözüm en çok Ben Yahia'yı aradı. Birde Eren Tozlu'yu artık bir teknik adam da santrfor olarak düşünse diye düşünmedim değil...

 

19 Ağustos 2013

Ey Korkmayanlar!

Yazmayalı 40 günü geçmiş... Bu zaman zarfında gerçekten blogdan uzak kalmışım. Bir ara blog kadrosunu genişletmiştik ama onlarda modaya uyup tatil moduna girmişler. Ben onlar yazarlar ümidiyle ne transferlere değindim nede takım analizleri yaptım. Dediğim gibi onlarda tatil moduna girmiş olacaklar ki yazmamışlar...


Neyse sağlık olsun diyelim...

Fazla uzatmadan mevzuya girmek istiyorum. Sosyal medyadan takip eden arkadaşlar bilirler... Yaklaşık 1 yıldır süre gelen bir projem var. Şehirdeki bir boşluğu doldurma hevesindeyim. Sağolsun bu konuda yerel medyadan da değerli işverenler de destek oldular. En başta Rüstem Kaya Tepe beyefendi taşın altına elini koydu ve bize her türlü desteği sundu. Her hafta cuma günleri Kaya Bey'in yayın organları olan İçel TV, İçel Fm ve Mersin FM'de ortak bir yayın gerçeleştireceğim. Programımızın ismi ''Önlibero''. İsim babası sevgili Ali Ece abimiz. Kendisi de her türlü desteği verenlerden. Birde Ntvspor Radyo'dan ''Tandem'' programından Cüneyt Kaşeler abimiz. O'nun da bu konuda desteğini aldık. Teşekkürlerimi bu mecradan bir kez daha iletiyorum.

Program şimdilik 1 saat olacak. Duruma göre 2 saate kadar çıkarmayı planlıyorum. Konu çok aslında. O konuda hiç bir sıkıntım yok. Malum mevcut yönetim olsun, şehrin takıma ilgisizliği olsun bize yeterli doneleri fazlasıyla sunuyorlar. Hoş olmasa da...

Geçen hafta Macit Özcan Tesisleri'ndeki amatör sporculara malzeme dağıtım seronomisi sırasında programımıza startı verdik. İlk yayın bu hafta cuma akşamı olacak. Konumuz bu sezon akademi liglerine katılamayan Mersin İdman Yurdu'nu yönetenlerin zihniyetini ele almaktı ama altyapıdan söz aldığımız arkadaşlar nu konuda geçtiğimiz cumartesi günü bize kötü bir sürpriz yaptılar. Programa katılamayacaklarını çünkü altyapıdaki hocalarının buna müsaade etmediklerini şahsıma ilettiler. Yani bir yerde geleceklerini tehlikeye atmak istemediler!

Oysa onları korkutan zihniyetin kendi geleceklerini çaldıklarından hiç ama hiç haberleri yok! Çıkıp anlatacakları konular belki yarın gelecek nesilin kurtuluşu olabileceğini kestiremediler. Maalesef... Neyse onlarında canı sağolsun.

Ben her ne olursa olsun bu konuda bildiğim yoldan vazgeçmeyeceğim. Bu hafta şartları zorlayarakta olsa Mersin İdman Yurdu'nun akademik liglere katılamamasını, altyapı sorunlarını programımda ele alacağım.

Korkmayan ve özgürce düşüncelerini anlatacak yürekli insanlarla...

1 Temmuz 2013

Şah-Mat


Şöyle tipine baktığınızda bir ara Galatasaray'da oynayan Franck Ribery'ye benzetebiliyorsunuz... Ama gözünüz aşina olunca çokta benzemiyormuş diyorsunuz. 

Fotoğrafta gördüğümüz futbolcu Hector Herrera. Meksika Milli Takımı ile Londra Olimpiyatları'nda altın madalya kazanarak şampiyon olmuş ekibin kısaca ''beyni'' oluyor kendileri. Şimdi size nasıl bir oyuncu olduğunu anlatacak değilim. Hangi ayağını nasıl kullandığından çok futbolu sahada beyni ile oynayanlardan. Kafası gerçekten çok çalışıyor. Keza O'nu transfer edenlerinde... Herrera'yı 1 sezondur takip edip haklarının %80'ini sadece 8 milyon euroya alan futbol kulübüne de Porto diyoruz biz. Hatta O'nun için şuanda belirledikleri serbest kalma maddesi 40 milyon euro.

Artık fazla söze gerek yok. Çünkü Porto muhabbetleri artık sıkmaya başladı farkındayım ve bu yüzden yazacak değilim. Artık anı yaşayalım diyorum...


18 Haziran 2013

Transferler ve Kongre Öncesi


                Malumunuz eğer bir futbol organizasyonu yoksa futbolseverler için yaz mevsiminin tek karşılığı transfer ve yapılanma oluyor. Ligden düşmemizin kesinleşmesinin ardından yine burada kimlerin kalması gerektiğini kimlerin gitmesi gerektiğini yazmıştım. Benim en favori listemde

                 Ivan de Souza - Joseph Boum - Nduka - Raheem Lawal -Ben Yahia - Mitroviç vardı.

                Bu oyunculardan Mitroviç – Lawal – Ben Yahia ve Nduka’nın takımda kaldığı açıklanmıştı. Nereden bakarsanız bakın bu oyuncuların PTT 1.Lig düzeyi için yeterli olduğu fazlasıyla aşikar. Keza, Nduka’nın PTT 1.Lig’de neler yaptığını, neler yapabileceğini çok iyi biliyoruz. Takıma ikinci devre katılan Raheem Lawal’ın orta sahada pas organizasyonlarından ne denli katkı verdiğini hepimiz gördük, zira o gittikten sonra Adana Demirspor orta sahası fazlasıyla bocaladı.  Ben Yahia’nın ise bu takımda kalması şahsen beni fazlasıyla sevindirdi. Özellikle geçen seneki bu düşüşte katkısı olan oyunculardan biriydi. Lakin biz onun neler yaptığını Süper Lig’de ilk sezonumuzda gördük. Bu sene belki de onun kendini affettirme senesi olacak.

                Hakan Kutlu’nun bu kararda rol oynaması ve yapılan transferlerdeki etkisinin ne denki fayda sağladığını görüyoruz. Geçen senelerde hatırlarsanız transfer gündeminde oyuncuları dillendirip elinden kaçıran, transfer sezonunun bitmesine yakın oyuncu bulacağım diye emeklilik yaşına gelmiş futbolcuları getiren bir kulüp vardı.  Bu sene şimdiye dek Emrah Bozkurt, Kenan Şahin, Mahmut Temur transferleri yapıldı. 


                  Mahmut Temur için şu an konuşmanın erken olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en sıradan en vasat topçularının bile videolarda bir Messi, İniesta olarak göründüğünü biliyoruz. Fakat bu oyuncuyla fazla kulübün ilgilenmesi ve onu izleyenlerin yaptıkları yorumlar ciddi anlamda bu oyuncudan beklentileri yükseltiyor. Gelelim Emrah ve Kenan transferlerine. Ne yalan söyleyeyim, ben bu kulüpten böyle mantıklı transfer beklemezdim. Kenan Şahin ve Emrah Bozkurt’un Erciyes’te verdiklerini gördükten sonra yeniden şampiyonluk için kurulacak kadroya bu iki ismin alınması son derece isabetli bir tercih olmuş. Özellikle Emrah’ın kesinlikle PTT 1.Lig’in en iyi forvetlerinden biri olduğu görüşündeyim.  Şu anda transfer çalışmaları devam ediyor ve gündemdeki isimlerin çoğu bu takıma katkı verecek isimler.

                Gelelim kongreye… Göstermelik kongre desek daha doğru olur sanırım. Muhtemelen Kahramanlı tek aday olarak çıkacak ve yeniden başkan seçilecektir. Ona çok da kızmıyorum aslında. Düşünsenize onu sorgulayacak bir tane aday bile çıkmadı, çıkamadı. Sadece kendi gündemimizde yarattığımız Hüseyin Çalışkan ki onun bile 2 gün sonra yalanlandığını hepimiz duyduk.  Normal zamanda orada burada eleştirileri ardı arkasına sıralayan kesimler ne yönetimde ne de başkanlıkta bir koltuğa talip. Bu blogda yönetimi ve başkanı en fazla eleştiren birisi olarak soruyorum sizlere, daha 1 tane aday bile bu adamların karşısına çıkamıyorken bu adamların istediği gibi at koşturmasına kızmamız garip değil mi?

Türkiye’nin büyükşehirlerinden Mersin’de Mersin İdman Yurdu’na sahip çıkacak 1 tane başkan adayı çıkamıyorsa eğer yazıklar olsun bu şehirden ceplerini doldurup en ufak katkıyı veremeyenlere. 



Son olarak daha Mersin’deki adamın bile zar zor haberinin olduğu Akdeniz Oyunları başlıyor, hayırlı uğurlu olsun. Bu oyunlardan sonra gelecek yeni stat ve tesislerimiz de takımımıza hayırlı olsun, umarım altyapı konusundaki ilerleme çalışmalarının başlangıcı olur.

Esen kalın…

17 Haziran 2013

Bravo Mehmet Özdilek


Bu blogu takip edenler bilirler.. Hiç haz almam Mehmet Özdilek'ten ama bu konuda alkışı hak etti açıkçası. Hatırlarmısınız bilmiyorum ama Nurullah Sağlam göreve başladıktan hemen sonra, Kartalspor'u İstanbul'da 1-0 yendiğimiz maçtan sonra şöyle demişti: ''Tesis yoksa bende yokum!''

Sene 2011'in başlarıydı bu açıklama geldiğinde... O günden itibaren bir tek kazma vurulmadı tesisleşme adına. Hep siyasi açıklamalar geldi, başlıyoruz açıklaması geldi ama bir türlü başlanılamadı! Yapılamadı!

Arkadaşlar tesis yoksa futbolcu transfer etmekte yetiştirmekte çok zor! Artık devir değişti. Para elbette çok önemli bir faktör ama parayı bulmak adına futbolcu yetiştirip satmak daha önemli. Porto'nun son 10 yıldaki transfer geliri 363 milyon euro! Biz ise elimizdeki Joseph Boum'u pazarlamaktan bile aciz bir durumda ve tesisi olmayan bir kulüp konumundayız.

Gelelim asıl meseleye... Mehmet Özdilek bilindiği üzere Antalyaspor'la yollarını ayırdı. Boşta kalan teknik adama Karabükspor talip oldu. Hani deplasmanda oynadığımız maçta bize MİY kümeye diye bağıran güya kardeş bilinen kulüp! Neyse Amigo Tuncay Ağabey'in hatırını düşünerek Karabük faslını geçip asıl meseleye tekrar döneyim.

Mehmet Hoca geçen haftaki görüşmeden sonra Karabükspor'a ret cevabı verdi. Sebep olaraktan tesisleşmenin olmamasını gösterdi. Tesisi olmayan bir kulüpte çalışamayacağını belirtti. Alnından öpülecek bir davranış gösterdi. Şimdi Mehmet Hoca'nın açtığı yoldan diğer teknik adamlarda yürüse bu ülkedeki en büyük kanayan yara iyileşecek ama futbolumuzdaki sözüm ona kene teşbihli teknik adamlar var iken bu iş çok zor keza...

Mehmet Özdilek ret cevabı verir ama kariyerinde 20-30 küsür farklı takımda çalışmış teknik adamlar göreve tabir-i caizse hooop atlar. İşte bu olmamalı. Bizim yerli teknik adamlar bunu bir prensip olarak kabul görmeli. Tesisini yapmayan yada yapmak adına çaba sarf etmeyen takımlarla çalışmamalı.

Ben kendimi bildim bileli biz tesis inşaa etmeye çalışırız. Her sene aynı nakaratlar okunur durur. Ali Kahramanlı beyefendi de aynı nakaratları göreve geldiğinden beridir okuyor. Bu sezon bitireceklerine dair basından okumaya başladık yine. Lakin hala kazma dahi vurulmuş değil!

Bize de Mehmet Özdilekler lazım gibi...

En Güzel Mabedler...


Yetmez ama Evet!


100 Points


Kısaca Adriano Correia


Villa and Cristiano


15 Haziran 2013

Eren Tozlu: Süper Lig Çok Farklı!

Akdeniz Oyunları, yeni statdı derken gündem epey yoğun. Birde bunların yanında küme düşmenin verdiği mutsuzluk... Atamadım hala kafamdan bu sezonu... Arada güzel işlerde çıkarmadık değil hani. Eren Tozlu ile kısa ama güzel bir söyleşi yaptık...

Sevgili Eren, formasını giydiğin takımın Mersin İdman Yurdu bu sezon küme düştü. Sen hem kendi performansını hem de genel olarak takım performansını nasıl değerlendiriyorsun?

Sezon başında transfer olduğumda takımın büyük işler başaracağına inanıyordum. İsim olarak çok iyi transferler yaptık ama sezonu istediğimiz noktada bitiremedik. Benim açımdan da verimli bir yıl olduğu söylenemez, yeteri kadar takıma katkı sağlayamadım.

Bu sezon 3 farklı teknik adamla çalıştın. Ortadaki başarısızlığın bir sebebi de bu olabilir mi?

Evet, bu sezon 3 farklı hocayla çalıştık. Her birinin oyun anlayışı farklıydı ve bir türlü istediğimiz istikrarı sağlayamadık. Başarısızlığın nedenini sadece hocalara yüklemek yanlış olur. Biz futbolcular olarak yeterli performansı gösteremedik.

Sezon başında transfer döneminin son dakikalarında transferin gerçekleşti. Hatta Nurullah Sağlam’ın bizlere anlattığına göre son ana kadar sana başka bir takım bile aranmış. Neler yaşadın o günlerde?

Transfer döneminin başlamasıyla birlikte takıma katılmıştım ama transfer döneminin bitmesine saatler kala lisansım çıktı. Nurullah Sağlam’ın da dediği gibi son dakikaya kadar lisansım çıkmadığı için takım aradık. Eski kulübüm Giresunspor’a yetiştirme bedelim son gün yatınca transferim gerçekleşti.

Süper Lig tecrübesi farklı
Geçen sezon 1.Lig’de gol kralı oldun. Bu sezon ise çok fazla forma şansı bulamadın. Gelişimin açısından bunu bir sorun gibi görüyor musun?

Hayır görmüyorum. Yeteri kadar forma şansı bulamadım ama Süper Lig tecrübesi yaşadım. Bunun da kariyerim açısından ilerleyen sezonlarda bana katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Süper Lig’de PTT 1.Lig arasında ne farklar görüyor, bir golcü için Süper Lig’in zorlukları neler?

Her iki ligin de ayrı zorlukları var tabi ama Süper Lig daha farklı yabancı oyuncuların fazla oluşu, oyun bilgileri olsun Avrupa deneyimi yaşamış oyuncuların olmaları Süper Lig’i farklı kılıyor. Bank Asya’da daha çok mücadeleye dayalı futbol oynanıyor.

Sana göre başarıyı getiren faktörler nedir?

Başarıyı getiren faktörler çalışmak ve özgüven…
Peki gelelim takımda ki geleceğine. Bildiğim kadarıyla Hakan Kutlu takımda önümüzdeki sezonda takımda devam ederse seninle çalışmak istiyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Tabii ki bende Hakan Kutlu hocamla yeni sezonda da çalışmak isterim. Lig henüz yeni bitti ve ilerleyen zaman zarfında her şey açıklığa kavuşur.

En uçta daha rahatım
Sahadayken hangi mevkide kendini başarılı görüyorsun?

Bu sene daha çok kanatlarda görev aldım ama benim asıl mevkim ve kendimi en rahat hissettiğim yer santrfor mevkisi…

Bu zamana kadar çalıştığın hocalardan senin üzerinde büyük emekleri olduğunu düşündüklerin kimler?

Bütün çalıştığım hocalarımın hemen hepsinin bende emeği oldu ama özellikle isim vermem gerekirse Erhan Altın, Nurullah Sağlam ve Levent Eriş ön plana çıkan isimler.

Takımda en iyi anlaştığın oyuncular kimler? Antrenman ve maçlar dışında boş kalan vakitlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Takımda herkesle aram çok iyiydi hepsi karakterli ve iyi insanlardı ama en iyi anlaştığım arkadaşım Tanju Kayhan, Can Erdem ve Serkan Yanık’tı. Onlara buradan bir kez daha selam gönderiyorum.

Peki Eren… Her şey için Hayatım Futbol Dergisi adına sana teşekkür ediyorum. Umarım önümüzdeki sezon her şey istediğin gibi olur. Sana şimdiden başarılar dileriz.

Güzel ve iyi temennileriniz için ben de size teşekkür ediyorum. İyi çalışmalar…

22 Mayıs 2013

Benjamin Jeannot


Alt yaş gruplarında takımınız adına 594 gol atınca ister istemez dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Futbolun akil adamları sizden beklenti içine giriyor mütemadiyen... Her ne kadar alt yaş grup maçlarıda olsa 594 gol atmak öyle her babayiğidin harcı değil!

Derken kulübünüz tarihini değiştirecek bir adım atıyor ve sizi 16 yaşınızda kulüp tarihinin en genç profesyoneli yapacak sözleşmeyi önünüze servis ediyor. Artık siz Nancy kulüp tarihinin en genç futbolcususunuz ve yaşınız 16! Yani futbola başladıktan tam 9 sene sonra belkide Fransa futboluna yön vereceklerden biri olma yolundasınız...

Evet bu genç Fransız kahramanımızın adı; BENJAMIN JEANNOT

Benjamin Jeannot, 1999 yılında doğduğu şehrin yerel takımı olan Dommartin-les-Toul AS'de henüz 7 yaşında futbola başladı. Yaşıtlarına göre biraz daha fizikli olunca antrenörü onu, önceleri defansta denedi fakat onun golcü yeteneğini farketmeleri uzun sürmedi. Ardından 2002 yılında Nancy takımının alt yapısına katıldı. Golcü yeteğinden bir şey kaybetmediğini burada da ıspatlayan Fransız, altyapının çeşitli kategorilerinde 594 gol atınca Nancy yetkilileride ellerindeki büyük balığı kaçırmamak adına hemen 3 yıllık profesyonel sözleşmeyi imzalattılar...

Tabi bu yeteneği işleyip büyük paralara satmak isteyen Nancy, işi biraz erkenden tutup Jeannot'u kurtlar sofrasına erken sununca yeteneğimizin bocalama dönemide çok erken başladı. Henüz 17 yaşında kendisine 10 numaralı forma verilmesi düşünülen Jeannot, imrenilen altyapı kariyerinin tersi bir performans sergileyince kiralık günleride erken başlamış oldu.

Bu arada Fransa Milli Takımı altyaş kategorilerinde de istenilenden çok uzak bir performans gösteren Jeannot bu sezon soluğu Ligue 2'de alabildi. Châteauroux takımının forvet hattına takviye amaçlı düşünlen Jeannot, yine kendisinden beklenenin tersini yapıp 33 maçta forma giyme başarısı gösterdi. 11 gol ve 6 asist de çabası.

Kendisinden ne beklendiyse tersini yapan Jeannot, bundan bir kaç yıl önce başaramadığını şu sıralar sanki başaracak gibi. Çok zor bir lig olan Ligue 2'de 33 maçta forma giymek ve 11 gol 6 asistlik performans sergilemek onun bir kez daha Ligue 1'de bir şans daha hakettiğini gösteriyor. on bir dip not verip yazımızı tamamlayalım. Jeannot'un sözleşmesi 30.06.2013 tarihinde sona eriyor.



Ronaldo, Cesc, Song...


Fotğraf Cristiano Ronaldo'nun Manchester United, Alex Song ve Cesc Fabregas'ın Arsenal günlerinden...

18 Mayıs 2013

Elvedalar Gecesi

Günler günlerin ardından
Seni unutmak mecburiyetindeyim
Seni sevmeler cumhuriyetinde
Gözyaşlarım
Gözyaşlarım kafiye olsun diye değil
               
Bir İdman Yurdulu abimden öğrenmiştim bu şarkıyı, yine bir İdman Yurdu yenilgisinin ardından, yine buhranlı bir akşamın ardından… Öyle tercüman olmuştu ki duygularımıza, her yenilgiden sonra bu şarkıya daha fazla sarılır oldum, her dinlediğimde de dedim ki “ulan sanki bizim için bestelenmiş bu şarkı”, sanki alın bunu her kahrolduğunuzda dinleyin der gibiydi:

“ Gözyaşlarımız bitti mi sandın?”  Ve sen İdman Yurdu, ve sen biricik sevdamız ve sen biricik aşkımız…  2 senelik Süper Lig kahroluşumuzda hep bu şarkıya mahkum ettin bizi.

Dün  normal bir sporsever açısından gazozuna oynanan maçtan farkı yoktu Mersin İdman Yurdu – Gaziantespor maçının, hoş dışarıdan bakıldığında pek de haksız sayılmazdı. Oysa 29 senelik özlemin 2 seneye sığdırılışının bir sonuydu, belki bir vedaydı, belki de bir geri dönüştü belki de boğazımıza düğümlenen kelimelerin hüzünlü hikayesi.


Oysa yağmur, çamur demeden kilometreler tepen, bütün sevinçleri, bütün umutları İdman Yurdu olanlar ne ümitlerle de beklemişti bugünleri. Nereden bilebilirlerdi ki her 90 dakikanın sonuna daha da kahrolacağını, nereden bilebilirdi ki uzaktan bir peri masalını andıran o ligin adaletsizlik, peşkeş, huzursuzluk olacağını. Onlar vedaya hazırlamıştı kendini ama onlar için dün ayrı bir veda vardı: “Tevfik Sırrı Gür”



Belki onun vedası İnönü kadar şaşalı olmayacaktı bu taraflı basında, belki sadece spor gazetelerinin son faylarının en alt satırında bir dipnot olacaktı, ancak Tevfik Sırrı Gür’ün en az bir Ali Samiyen, en az bir İnönü kadar emektar olduğunu en iyi o şehrin insanları ve bu renklere gönül verenler bilecekti.  88 yıllık tarihinde kırmızı-lacivert renklerin en büyük sırdaşıydı Tevfik Sırrı Gür. Kâh sevinçleri kâh acıları biriktirdi içinde hiç usanmadan. Ve dün son kez veda etti kırmızı lacivert renklere. 
Tıpkı teması olan veda şiiri gibi:

Vedalar zordur gözyaşı değince tene…
Sevdalar zordur imkansızlıklar değince yüreklere…
Ve sensin yine bu düştüğüm yol
Bavulum sen
Biletim sen
Başımızı amansızca dayadığım şu otobüs camı sen
Geçip giden yol çizgileri sen…
Zoraki vedalar vardır ya hani sevgili
Başı sonu sen…



O deniz kenarındaki masumiyetin yerini artık koca koca yapılar alacak, taraftar oradan her geçtiğinde içi burkulacak, alışmak kolay olur mu bilinmez fakat Mersin İdman Yurdur artık maçlarını 25 bin kişilik stadında oynayacak. Akdeniz Olimpiyatları sayesinde hem güzel bir stadı hem de tesisi olacak, umarız bu faktörlerle özlemini çektiğimiz günlere tekrar ulaşırız, esen kalın.

21 Nisan 2013

Elbet Bir Gün Buluşacağız!


Nerede baksanız nerde tutsanız zordur aslında bir takımın düşüşün ardından umutsuz gözlerle seyretmek, iki satır bir şeyler karalamak. Aslında o sona hep hazırlamışsınızdır kendinizi ama gene de içinize bir buhran çöker,  uykularınız kaçar…

Sevemedik Süper Lig’i, sevemedik yalancı tarafsızlıklar gölgesinde oynanan kirli oyunları, sevemedik kendi taraftarına peşkeş çekenleri, sevemedik 90 dakika sonlarını, kahroluşları…



Dedik ya hazırlamıştık bu sona kendimizi diye, yine de gün “Mersin İdman Yurdu Küme Düştü” haberlerini gördükçe kahrolduk hepimiz, başımızı nereye çevirsek dört duvar üzerimize üzerimize geldi, ne satırlar ne sözler teselli edebilirdi bizi ya işte öyle. O an belki de tek tesellimiz iki dudağımız arasına yerleştirdiğimiz umut sözcükleriydi ya hani, onlar bile fayda etmedi dün.

Olsun dedik, gözlerimi kırpmadan o şanlı armaya defalarca baktık, “olsun be” dedik, olsun..
Alt ligde aşık olmadık mı biz sana şimdi terk edelim?

Sonra açtık bizi en fazla anlayan şarkıyı;
“Elbet bir gün buluşacağız
Bu böyle yarım kalmayacak
İkimizin de saçları ak
Öyle durup bakışacağız.”

29 senelik hayal, 29 senelik bekleyiş, 29 senelik özlem 2 senede sona erdi.
Oysa ne hayallerle beklemişti insanlar bu günleri, ne umutlarla…

Tokatla, Marmarisle, Alanyayla, Beykozla oynarken acaba bir gün bizde görebilecek miyiz bu günleri diye sormuştuk hep kendimize. Gördük, kahrolduk ve kahroluşumuzu izleyerek dönüyoruz




Şimdi büyük oyunların gölgesinde oynanan kahpe oyunları terk edip alışık olduğumuz yere geri dönüyoruz, bir daha geri döner miyiz bilinmez ama biz hep o satırı mırıldanmaya devam edeceğiz:

“Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak…”

17 Nisan 2013

Bazen Susmak İyidir...

Yazmıyorum epey zamandır. Bir taraftar için zor bir dönem ve kendimizi toparlamamız gerekli. Artık düştük gibi bir şey... Ötesi 1. lig. Avutuyoruz kendimizi... Adana var, Demirspor var, Konya var diye...

Özledik aslında... ''Nalçacı biz geldik bu senede geleceğiz demiştik...'' gibi ve benzeri tezaruhatları. Unutulur mu hiç Konya baskınları, tren yolunda Demirsporlu'lardan yediğimiz taşlar, hatta attığımız  taşlar...

5 Ocak Stadı'nın muslukları hala hatıra olarak evlerde bekliyor. Günü gelince asıl sahiplerine iade edilecek. Adanalı'lar samimi bir şekilde dile getiriyorlar... Bizleri çok özlemişler! Duygular karşılıklı yani...

Ee.. Bizde diyoruz ki şimdilik susmak iyidir ama zamanı gelince konuşacağımız ve konuşulacak çok şey var...

Total Futbol


9 Nisan 2013

Mutluluk...


Eşi Montse ile Vilanova...

Türk Futbolunun Karanlık Yüzü



Yıllardır medyada sıkça tartışılan; konuşulan bir gündemdir Anadolu futbolunun bir türlü ilerleme kaydedememesi.Sürekli de ligde yabancı kontenjanının fazla olması, Anadolu takımlarının sponsor gelirlerinin diğer kulüplere göre daha düşük seviyelerde olması gibi çeşitli nedenler sürülür öne. Dün akşam oynanan Galatasaray-Mersin İdman Yurdu maçı sonrası ise çok fazla gündeme getirilmeyen; daha doğrusu gündeme getirilmesinin belirli kesimlerce rahatsızlık duyulduğu İstanbul takımlarının Anadolu'ya karşı kollandığı gerçeği bir kez daha ortaya çıktı.

Saha kenarında bir antrenör..Milenyumda gerek Avrupa'da, gerek Türkiye'de aldığı başarılardan sonra dünyanın parmakla gösterdiği bir antrenör..Çizmede Milan'ı, Fiorentina'yı çalıştırmış; Türk Milli Takımı'nı Avrupa 4.sü yaparak kariyerinde zirveye ulaşmış bir antrenör..Fatih Terim'den bahsediyorum..Hani şu "İmparator" dediğimiz.

İmparator'un karizması hafta içi Madrid'de çizildi.Dün akşam da henüz 3. dakikada geriye düşüp bir de takımı 10 kişi kalınca kriz geçirdi.Hakemin kararlarını tartışmaya gerek yok.Süleyman Abay kariyeri boyunca belki de en iyi maçını yönetiyordu ilk 45 dakika.Fakat II. yarıda Terim'in ve Galatasaray'lı Melo, Hamit gibi kariyerli oyuncularının saha içinde yaptığı Fair-Play dışı hareketler hakemin yönetimine doğrudan etki yaptı.

Terim tribüne gönderildiğinde çok fazla şaşırmadık.Bizi asıl hayrete düşüren Hasan Şaş ve Ümit Davala'nın anlam veremediğimiz tepkileriydi..Sanki Süleyman Abay Galatasaray'a karşı psikolojik bir hareket yürütüyormuş gibi hakeme ve karşılaşmanın dördüncü hakemine ağır çıkışları yüzünden sırasıyla Hasan Şaş ve Ümit Davala da tribüne gönderildiğinde Galatasaray zaten skor olarak üstünlüğü ele geçirmiş ve amacına çoktan ulaşmıştı..

Maç 3-1 Galatasaray'ın üstünlüğü ile tamamlandıktan sonra Mersin İdmanyurdu'lu oyuncular maç sonrası rakip takımın oyuncularını tebrik ettiler.Sahada sürekli sert hareketlere, II. yarıda hakem tarafından verilen yanlış kararlara , kısacası yapılan tüm oyunlara rağmen bu büyüklüğü gösterdiler. Hakan Kutlu maç sonrası basın toplantısında üslubunu koruyarak çok güzel bir konuşma yaptı. Bugün, bu konuşma basında çok fazla yer bulmamasına rağmen tüm Türkiye Kutlu'yu ve ekibini tebrik ediyor ve örnek gösteriyor.Kutlu'nun da dediği gibi bazen kaybederken bazı şeyler kazanılır..

TFF-MAHKEMELER-PARLAMENTO

Türk futbolunun gelişimi için mücadele edecektiniz; sanırım Türk futbolu dediğimiz zaman anladığınız tek şey şike davaları, 3 büyüklerin ligdeki konumu ve havuzdaki payları gibi konular.

Bu ülke 10 yıldır Fatih Terim'i, Aziz Yıldırım'ı, Milli Takım'ı tartışıyor; onları konuşuyor.
" Aziz Yıldırım serbest kalsın mı; ceza alsın mı ?"
" Fatih Terim'in cezası ertelensin mi ertelenmesin mi ?"
" Milli Takım'ı kim çalıştırmalı ? "

10 yılda futbolda "Ayşegül'ün Maceraları" gibi yaşamadığımız hiçbir şey kalmadı.Onlar her şey oldu veya olsun..Peki Tür futboluna ne oldu ? Türk futbolu ne olacak ?
Anadolu takımlarının önü ne zaman açılacak ?
Havuz sisteminde ne zaman adaletli bir sistem sağlanacak ?
Yayıncı kuruluşlar ne zaman tarafsızlığını ilan edecek ?..

Bu sorulara mantıklı cevaplar verilmeden; Anadolu'nun hakkını Anadolu'ya vermeden, TFF'nin ve şu çok övünülen Spor Bakanlığı'nın yaptığı kulağa hoş gelen açıklamaların hiçbir değeri yok.

"Aynası iştir kişinin; lafa bakılmaz ! "

Yukarıdaki ara başlıktaki sadece bir kurum bile kafasını kaldırıp ya da içine döndürüp kendini esir ettiği zihinsel zincirlerini kırabilirse büyük bir zafer kazanılmış sayarım !

Bir şey anladınız mı ?

8 Nisan 2013

Olmadı Hocam! Yakışmadı...


Sahada Fatih Terim şovu vardı evet... Bunu 4 yaşındaki kızım bile gördü. Baba bu adam ne yapmaya çalışıyor diye bana destek bile oldu. Yaşım 28 ve bu ilk değil. Terim bunu defalarca yaptı-yapıyor-yapacak. Kendi de diyor zaten. Ben kendime ne yakışıyorsa onu yaptım diye. Ondan zaten daha ılımlı bir hareket beklemiyorum ama en azından maçı izleyen çocukların olduğunu biri ona hatırlatmalı...

Benim asıl sitemim Hakan Kutlu hocamıza. Maç sonu açıklamaları gerçekten taktire şayandı ama 1-0 önde olduğumuz ve rakibimizin 10 kişi kaldığı bir maçta takımı geriye yaslayıp, oyuncuları iyice strese sokması bana göre kabul edilemez. Kutlu'yu çok seviyorum ve bu takımın başında en çok görmek istediğim teknik adamların başında gelir. Lakin kazanabileceğimiz bir maçı daha ikinci yarının başında rakibe kendi eliyle teslim etti. Belki O'nun da bu konuda mantıklı bir açıklaması vardır...

Uzun uzun yazacak değilim ama tekrar başa dönüp Fatih Terim'e bir soru sormak istiyorum; 9 Nisan'da oynayacakları Real Madrid maçı da İstanbul'da TT Arena Stadı'nda oynanacak. Maçın hakemi kim bilmiyorum hatta ilgilenmiyorumda. Benim sorum Terim, Real maçında da Süleyman Abay gibi bir yönetim sergileyecek hakem olursa aynı tepkileri verecek mi yada verebilecek mi? Hani kendisine ne yakışıyorsa onu yapıyor ya, olası bir hakem faciasında aynı şekilde hareket etsin ben çıkıp gerçekten Terim'e ömrümün sonuna kadar destek olacağım.

Şunu da biliyorum ki; bu yazımın arkasından taraflı kişiler yorum yapacaklar ve kendilerince Terim'in davranışlarında haklı olduğunu yazacaklar. Terim'in yaptıklarını kendilerince mantıklı bir şekilde savunacaklar. Hatta kimisi ileri gidip hakaretler edecek. Ben burada Fatih Terim'e haksızlık yapıldı yada Terim yaptıklarında haklıydı gibi konulara girmedim. Ben sadece 50 küsur yaşa gelmiş ve toplumda belirli bir yeri olan bir spor kulübünün ve o spor kulübünün bir çalışanının yaptığı ve sergilediği davranışın ne kadar yanlış olduğunu ve de bu yanlışın da ısrarla devam ettiğini anlatmaya çalıştım. Unutmayalım ki maçları sadece sizler izlemiyorsunuz. 4-5 yaşlarında hayata yeni tutunmaya başlamış ve kendisine bir taraftar kimliği arayan çocuklarımız da izliyor. Bunu asla unutmayın!
 

5 Nisan 2013

Kim Kalsın Kim Gitsin?

Malumunuz, lig taraftar için bitti. Bu takıma gerçekten gönül veren taraftarlar bir an önce o samimi ligin planlarını yapıyor: PTT 1. Lig

Bu ligden çok da güzel anılarla ayrılmayacağız aklımızda kalan ufak güzel hatıralar dışında...

Taraftarın da söylediği gibi "Şöyle bir baktık bize müsaade, selamünaleyküm PTT 1.Lig"

Her ne kadar bizim için lig bitse de, oyuncular ve teknik direktörümüz Hakan Kutlu için ligin sonuna kadar oynanacak güzel oyun ve alınacak galibiyetler önemli. Alınacak galibiyetler hem kasamızı doldurur hemde moral motivasyon açısından seneye güzel bir hazırlık olur. Fakat bunlardan daha önemlisi ise kuşkusuz "Bu takımda seneye kim kalmalı, kimler gitmeli?" sorusunun cevabı olacak.

Dışarıdan bakıldığında kadromuzun ne kadar kaliteli olduğunu görmek çok da zor değil. Keza gerek sosyal medyada, gerek Tribün Dergi gibi taraftar platformlarında sene başlarında kimse bu takımın küme düşeceğine ihtimal bile vermezdi. Hele hele devre arasında yapılan transferlerden sonra yorumlar bu takımın o bölgeden kurtulacağı konusunda netleşmişti. Fakat öyle olmadı. Artık ligdeki konumunuzu yapılan transferler değil sahadaki "mücadele" faktörü belirliyor. Sonuç olarak, kadro kalitesi olarak zirveye oynayacak Mersin İdman Yurdu sahada mücadele kavramından uzak kalınca sonuçları böyle oldu.

Ali Kahramanlı bırakır mı bırakmaz mı bilinmez fakat kalsa da gitse de kulübün borç altında kalacağı aşikar. Ali Kahramanlı ve ekibi mevcut durumda takımı bırakıp giderse kuşkusuz en büyük sebebi o ve onun beceriksiz kadrosunun yapmış olduğu transferler var.

Ne olursa olsun Ali Kahramanlı bu takımı bırakıp gitse bile bu takıma yaptırdığı borçların hesabını vermeden adım bile attırılmamalı. Yoksa sonumuzun bir Kocaeli,Sakarya, Diyarbakır olması içten bile değil...

Peki gelelim seneye kimler kalsın kimler gitsin sorusunu ele almaya.

Volkan Toslak'ın Spor 33'de de yazdığı gibi:

Süper Lig’den düştüğünüz ilk sene sözleşmesi devam eden 6 yabancı oyuncuyu oynatabiliyorsunuz. Eğer Başkan Ali Kahramanlı aday olacaksa bu şansı iyi değerlendirmeli. Eğer olmayacaksa göreve talip olan Yönetim bu şansı iyi değerlendirmeli. Kulübün borcuna göre iyi transferler yapıp bu 6 yabancı oyuncu kriteriyle yeniden Süper Lig’e çıkmanın yolları aranmalı.

Gelelim kadromuzdaki yabancı oyunculara: (Kadro dışı bırakılanları yazmıyorum)

Ivan De Souza  -  Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2014
David Bicik       -  Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2014
Raheem Lawal   - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2016
İbrahim Sehiç     - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2016
Joseph Boum     - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2013
Milan Stepanov  - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2014
Milan Mitroviç    - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2016
Nduka Ozokwo  - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2014
Ben Yahia           - Sözleşme Bitiş Tarihi: Mayıs 2014


Gerçekçi konuşmak gerekirse Ivan ve Bicik kesinlikle Süper Lig ortalamasının üzerinde olan oyunculardan ilk ikisi. Belki abartı gibi görünebilir fakat Fenerbahçe'nin sol beki Ziegler ve Hasan Ali ile Ivan'ı karşılaştırın desem? Ivan'ın hücuma çıkışları bu iki oyuncudan çok çok daha iyi. Temiz oynuyor ve her maç standartını koruyor.



Ivan 2014 Mayıs'a kadar bizimle sözleşmesi bulunuyor. Bu bizim için çok güzel bir haber. Eğer oyuncu Süper Lig'den teklif alır da gitmek için diretirse iyi bir ücrete satabiliriz diye düşünüyorum. Ancak gönlümden geçen bu oyuncunun bizimle beraber yola devam etmesi olur.



Gelelim Bicik'e. Kabul etmek gerekir ki hepiniz arama motoruna Bicik yazdığınızda karşınıza sadece bir pop sanatçısı çıkmıştı. Futbolcu olduğu şahsen sadece Vikipedia'dan öğrenmiştik. O süreçte bu oyuncunun avukatına bir Eskişehirsporlu arkadaşımız sayesinde denk geldik. Kendisi kuşkunuz olmasın çok iyi bir transfer yaptınız dedi. Kendisinin haksız çıkmadığını gördük. Mersin İdman Yurdu kalesine top geldiğinde her zaman yüreğimiz hoplardı, bu tabuyu kıran Bicik oldu. Anadolu takımlarında hala kaleci sıkıntısı devam ettiğini göz öne alırsak muhtemelen onun da Süper Lig'den bir takımdan teklif alacağını düşünüyorum.

"Takımda kalmasını ister misin?" diye sorsalar hem evet hem hayır derim. Evet deme sebebimiz zaten malum. Gelelim hayır sebebimize. Sahada 3 tane yabancı olacağını düşünürsek bunlardan 1 tanesini kaleciden yana kullanmanın pek de sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Birazdan Nduka,Ben Yahia,Stepanov ve Joseph'e de değineceğim fakat bu 2 oyuncu ilk 11'de başladığı zaman bir de kaleciyi eklerseniz başka yabancı oynatamayacaksınız. Bu yüzden her ne kadar gitmesi bizi üzecek olsa da Bicik'in gitmesinden yanayım.



Raheem Lawal...  Adana Demirspor'da yıldızı parlayan ve orada yaptığın katkıyla herkesin dikkatini çeken Raheem Lawal'ın bu takımda kalması taraftarıyım. Gerek o ligden gelmiş olması, ve belki de alt ligde her takımı ihtiyacı olan bir oyuncu profiline sahip olması en büyük etken. Her ne kadar onu takıma geç dahil etsek de kısa sürede elinden geleni yaptı. Özellikle takımın pas alışverişlerinde kendisinden faydalanabiliriz. 6 kişilik o listede kesinlikle olması gereken ilk isim Raheem Lawal.



İbrahim Sehiç.. Hakan Hoca ona büyük bir şans verdi ancak o da biliyor ki önünde Bicik gibi bir kaleci varken bu saatten sonra sakatlık ya da kart dışında sahada yer alması imkansıza yakın. Geçen sezon herkesin sevgilisi haline gelen Sehiç bu sene yaptığı basit hatalarla bizi en çok üzenlerin başında geldi. Ondan bu saatten sonra medet ummak ve 6 kişilik kontejanda yer vermek ne kadar doğru olur bilinmez ancak şahsi görüşüm kendisiyle yolların ayrılması yönünde olacak.



Joseph Boum... Her kulüpte diğerlerinden önce söylediğiniz bir isim vardır ya işte o İdman Yurdu taraftarı için Boum'du. Onu çok da anlatmaya gerek yok hepimiz tanıyoruz aslında. Belki gözünüzden kaçmıştır ama Joseph bu sene sakatlıkları haricinde o alışkın olduğumuz performanstan biraz uzaktı. Yine de çoğu maçta o performansına rağmen çok kritik müdahelelerde bulundu. Lafı çok da uzatmak yersiz aslında hepimiz biliyoruz  Joseph'in neler yaptıklarını ve neler yapacağını. Eğer bu takımda 6 kontejan varsa 1. sıraya Joseph Boum yazılmalıdır.



Milan Stepanov... Mersin İdman Yurdu'na geldiği gün Bursasporlu taraftarların size adam gibi adam gönderiyoruz demişti. Yedek kalmayı dert etmez çıkar aslanlar gibi savaşır demişlerdi gerçekten de öyle. Özellikle ligin ikinci yarısındaki Mitroviç ile uyumları iyi olsa da kendisinin zaman ayarsız bir bomba olduğunu da söylememiz gerekir. Maç içerisinde elinden geleni yapsa da kişiler hataları yüzünden yediğimiz golleri unutmamak gerek. Fakat buna rağmen hiçbir zaman günah keçisi olmadı. En büyük etken sahada gösterdiği mücadele idi.



Milan Mitroviç... İkinci yarı Stepanov ile olan uyumuna herkesin dikkat çektiği aşikar. Fakat ben herkesin aksine Mitroviç'i bir türlü sevemeyenlerden oldum. Evet pozisyon alımı olsun yerinde durması gerektiği yer olsun tamam. Fakat bazen bir savunma oyuncusundan alkışlanacak hareketler beklersiniz.İşte Mitroviç bunlardan uzak. Stepanov gibi onda olan Sırp disiplinini de unutmamak gerek. Ülkesine geri döner mi dönmez mi bilinmez fakat Joseph'in kalması durumunda ilk 11 konusunda diğer yabancı hakkımızı savunmadan yana kullanmanın pek isabetli olacağını düşünmüyorum. Mitroviç'in de yedek kulübüsinde oturacağını pek zannetmiyorum. Ancak devam etmesi durumunda 6 kişilik listede iyi bir Joseph alternatifi olabilir



Nduka Ozokwo... 2 sezonluk Süper Lig zamanında her daim savunduğum isimlerin başındadır Nduka. Kıvrak vücudu ve enerjisi ile her zaman İdman Yurdu için elinden geleni esirgemeyenlerin başındadır. Emin olun onun kadar da sorgulanan başka futbolcu olmamıştır, fakat o her zaman sahaya çıktığında mücadelesini bizlere gösterdi. Her ne olursa olsun bu takımda kalmalı, ona ihtiyacımız var.


Ben Yahia.. Gelelim Ben Yahia efendiye.. Kimse kusura bakmasın kendisi bu takımdaki düşüşün baş sebeplerindendir. Geçen sene yaptığı katkı ve oynadığı oyun ile herkesin gönlüne taht kuran bu oyuncu bu sene oynadığı neredeyse hiç bir maçta vasatı dahi aşamadı. Oysa ki Afrika Kupası'ndan döndüğü gün herkes onun orta sahayı toparlayacağını düşündü fakat öyle olmadı. Oyun içinde yalancı mücadelelere girip ara ara hücumda 1-2 katkı ile 90 dakikayı tamamladı. Her şeye rağmen biz Ben Yahia'nın neler yaptığı ve neler yapacağını da biliyoruz. Anlaşılırsa onun kalması da kalması taraftarıyım.

Özetle; bana sorarsanız kalması gereken 6 oyuncu

Ivan de Souza - Joseph Boum - Nduka - Raheem Lawal -Ben Yahia - Mitroviç

Kadro - Süreç düşünüldüğünde kalması gereken muhtemel 3 isim:

Joseph -  Nduka - Lawal

Tabi yönetim bu futbolcuları alacaklarına karşılık bırakır ya da bir acemilik ve işbilmezlik örneği gösterirse işler değişir. Nedir bu acemilik ve işbilmezlik örneği ? Bu futbolcuları satmak ve yerini dolduramamak.

Yakın zamanda yerli futbolcular ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum,esen kalın.

2 Nisan 2013

Beyler; Küme Düştük!


Blog yazarlarından  Vedat Serin; Gençlerbirliği maçından sonra biz küme düştük demişti ama ben Fenerbahçe maçından sonra düştüğümüzü düşünüyorum. O maçta yaşananlar ve yaşadıklarımızla bu ligin bize fazla geldiğini belirtmekte fayda var. 29 sene bekleyişin sonu ne yazık ki hazin oldu.

Haftalarca düşmeyeceğiz diye bağırdık durduk ama mantıklı düşününce gerçeği görmek çok acı verici. Maalesef düştük. Bunu kabullenmek zor oluyor ama son atımlık barutumuzu da dün kullanamadık. Yanlış bir sezon başı planlaması, hatalı transferler, yanlış giden politika ve iş bilirlik yapmalar v.s bunların hepsi boş. Bizim düşmemizin asıl nedeni yine bizleriz.

Koskoca şehirde doğru düzgün bir spor adamımız yok! Kulübe kendi şehrimizde bulabileceğimiz bir başkan adayımız bile yok. Belediye Başkanımız bile Adanalı! Biz kalkıp neyi yada neleri savunacağız ki?

Kiralık tesislerde hemen her hafta yeni bir skandalla antrenman yapan futbolcuları suçlamak sadece suçumuza kılıf aramaktır. Altyapısı olmayan, altyapıda oynayan çocukların aç aç maça çıktıkları, kulüp personelinin aylardır maaş almadığı bir ortamdan bahsediyorum arkadaşlar! Açın bakın google arama motoruna; kulübün daha resmi bir sitesi bile yok!

Basın sözcüsünün Yattara olayını benden duyduğu bir ortamdan söz ediyorum! Var mı daha ötesi? Sabah oyuncusu darp ediliyor, kulübün basın sözcüsü akşam olayı benden duyuyor! 

Futbolcu para alamadığı için eylem yapıyor... Futbol Şube sorumlumuz gözümüzün önünde cereyan eden olayı bizlere yalan yanlış anlatıyor... Başkan ise ayrı bir dünyada yaşıyor zaten. Mikrofon gördümü başlıyor saçma sapan atıp tutmaya...

Yattara olayı yaşadık daha bir kaç gün önce. Bu olay gösterdi ki bizim daha epey bir zamana ihtiyacımız var. Önce biz kendi içimizde bir takım olalım. Kuzey, güney, doğru, batı diye parçalara bölünmeyelim. Her hafta yeni bir taraftar grubu kurmayalım. Binlerce parçaya bölünmeyelim.

Bilmiyorum farkında mısınız ama küme düştük...

Şafak:Lig Sonu

Daha önce de burada belirttiğim gibi sezon sonuna kadar Mersin İdman Yurdu maçlarının analizini yapmayı pek düşünmüyorum. Şu durumda gerçekten insanın yazası bile gelmiyor.

Eğer bir yerde " İdman Yurdu" adı varsa orada her zaman ihtimaller konuşulur ya, dün o %1'lik ihtimal de kalmadı. Olsun, zaten gerçekçi bakıldığında biz çoktan düşmüştük.

Buna rağmen sahada iyi oynayan bir Mersin İdman Yurdu gördük, verilmeyen penaltı ve adil olmayan kartları es geçmeyelim diyeceğim de şu dakikadan sonra bunları gündeme getirsek ne getirmesek ne. Güçlü bir lobimizin olmayışı ve sezon başından beri yapılan hakem hataları bir yana artık geriye kalan maçlar 0 ihtimalle formalite icabı oynanacak.

Dünkü maç, sahada oynana oyun,kartlar,verilmeyen penaltıyı bir kenara koyup esas konumuza gelelim:
Tribünler

Alt ligde kötü tribün yapılan günler oldu, hatta çok az kemik adamla tribün yapıldığı günler oldu ama dünkü tribün sayıyı da baz alırsak tam bir REZALET...

Biz bu takımın taraftarını etrafımıza anlatırken " iyi günde kötü günde" diye anlatmadık mı? Bu takımın taraftarı kötü günde bile gelir desteğini esirgemez demedik mi?

Ağır olacak ama bedava biletle tribüne giren adamın susmaya hakkı yok. Sen " Şeytanlar Grubu" ismini kullanıyorsan eğer bunun hakkını vermek zorundasın.

Dün "Kuzey Kale Arkası" tamamen rezillikti. Orada olan herkes sadece maçı seyretti göstermelik ara ara tezahürat girdi.

Keza "Güney Kale Arkası da" öyle. Onlar yine ara ara tezahürat girip Beşiktaşlıları susturmaya çalıştılar ama nafile.

Dün taraftardan utandığım sahne Bursa diye bağırıldığı andı. Yıllarda orada burada bizim kapasitemize erişeyemecek olan bazı takımların taraftarı Ads,Tarsus atkısı açtığında hep yadırgayan biz olmadık mı?

Bursa diye bağırmak bu tribünün ne hale düştüğünü gösteren en güzel resimdi aslında

Takımdan önce taraftarın küme düştüğünü geç görmüşüz biz.

Alın alt lige düşüyoruz, vurun,kesin hatta öldürün birbirinizi. Göstermelik de olsa 1 maç bile birleşemediniz, Tevfik Sırrır Gür'e gelen rakip takımlar 1 maç bile baskı hissedemedi..

Seneye en az 1 adana takımıyla maçımız var, bu tribünlerle mi derbi yaşatacağız insanlara?

Tek temennim şu ligin bir an önce bitmesi, başkan  ve yönetimin defolması.

Son olarak; Mersin'in ekmeğini yiyip, deplasman tribününde "Mersin Kümeye" diye bağıran karakter,şeref ve haysiyet yoksunları şu takımın düşmesine bir yandan da seviniyorum, çünkü artık 33 değil 34 maçı da televizyondan seyredip kendinize hala "Taraftar" demeye devam edeceksiniz.