9 Ocak 2013

İlk Yarının Ardından

Ülke olarak üretmeyen bir milletiz. Düşünsenize toprağa ektiğimiz tohumu bile bizden kat ve kat küçük olan İsrail'den alıyoruz. Çok verimli topraklara sahip olmamızın yanında çok az üreten bir ülke olmamızı çok az kişi tartışıyor bu ülkede.  Zaten en iyi yaptığımız iş tartışmak. Ama gereksiz ve boş konularda! Bileninde bilmeyeninde ortak paydası bu! Şu sıralar moda olan Gangnam Style şarkısı gibi hangi kanalı açarsan aç bir alevli tartışmanın içerisinde buluyorsun kendini.


Tarımda, bilimde, sanayide olduğu gibi futbolda da üretemiyoruz. Ne demişti Samet Aybaba; '' 70 milyonluk ülkede bir sol bek bulamıyoruz.''

Haklıda aslında... Zira hala Abdullah Ercan'ı ve Hakan Ünsal'ı hatırlıyoruz, sol bek denilince...

Mesela bizim apartmanın karşısındaki apartmanda bir çocuk var. Yaşı 8 yada 9 ama ben kefilim. Bu çocuğa şans verilirse ( tabii iyi bir eğitimden geçirilirse ) iyi bir sol-sağ kanat oyuncusu olacaktır. Tıpkı Philip Lahm gibi...

Neyse bu konu bitmez biz asıl meselemize dönelim...

Bu aralar beni tanıyan herkes nerede karşıma çıksa Giray Bulak'ı soruyor. Benim fikrim niye bu kadar önemli bunu da anlamış değilim. Bende diğerleri gibi olaya farklı bir gözle bakamıyorum bu aralar maalesef. Çünkü takımdaki asıl sıkıntı işi bilmeyen yöneticilerin işi bildiklerini sanıp saçma sapan yaptığı transferler. Hal böyle olunca Giray Bulak gelmiş, Ersun Yanal gelmiş, Ottmar Hizfeld gelmiş ne fark eder.


Mesela Almanya Bundesliga'yı takip edenler iyi bilirler, maçtan sonra futbolculara bazı testler yapılır. Ne kadar kalori yakmış ve ne kadar sıvı kaybetmiş diye. Buna bağlı olarak futbolcuya bir program uygulanır. Bu sayede oyuncunun performans düşüklüğü minimize edilir. Yani Bundesliga'da oynayan bir futbolcudan öyle inişli çıkışlı bir performans izlemeniz çok kolay rastlanabilecek bir durum olmaktan çıkartılır.

Bizde ise bu tip işler yok denecek kadar azdır. Hatta yoktur! İstanbul beylerinde bile böyle bir çalışmanın olduğuna dair bir bulguya rastlamadım. Oysa bir çok kulübümüzde artık bu tip imkanların yaratılabileceği bir maddi kaynak var. Federasyon'un kulüplere ciddi teşvikleri var. Geçen sezon İBB takımının yayın gelirinden aldığı pay 16,6 milyon dolar. Bu ödenek geçen sezon Portekiz şampiyonu olan Porto'da ise 16,1 milyon dolar. Arada çok bir fark yok ve Porto'nun aldığı miktar İBB'nin aldığından daha az. Fakat ortaya konulan performans ve futbolcu satışları arasındaki fark; adeta uçurum.

Tamam Porto ile İBB kıyaslanamaz ama bazı konularda Porto ile yarışılabilir. Ben İBB takımının bir scout ekinin olduğunu ve profesyonel olarak ülkerde oyuncu analizleri yaptığına inanmıyorum. Abdullah Avcı'nın böyle bir çalışması vardı ve çok kaliteli yabancıları ligime kazandırdılar ama Avcı gittikten sonra İBB yönetiminin böyle bir çalışmaya devam ettiğine dair hiç bir bilgi gelmedi yada basından okumadık. Oysa çok ciddi bir maddi kaynağa sahip olan Belediye takımının oyuncu getirmekte pekte zorlanacağını zannetmiyorum. İstanbul gibi bir şehirde kim yaşamak istemez ki? Hemde geldiğin takımda herhangi bir taraftar baskısının olmadığını düşünürsek...

Mersin İdman Yurdu'nda da işler farklı yürümüyor. Tam 4 senedir kurumsallaşma hikayeleri dinliyoruz. Birde tesis yapacağız ama bürokrasiyi aşamıyoruz lakırtıları var. Yahu siz iktidar partisinin Mersin'de ki teşkilatının kurucularısınız nasıl oluyorda bir türlü bürokratik engelleri aşamıyor sunuz? Bir tesis yapmak ne kadar zor bu şehirde. Tam 30 senedir bir çivi çakılamadı! Gerçi kulübün hala bir internet sitesi bile yokken tesisi nasıl yapacak bu yönetim?

Giray Bulak konusuna gelelim. Giray Hoca çok ketum bir isimdir. Fazla konuşmayan bir yapısı var. Oyuncularıyla samimi ilişkiler kurabilen ve iletişimi iyi olan bir isim. Yalnız bir teknik adamdan daha çok bir eğitimcidir Giray Bulak. Gençler üzerinde çok faydalı olabilecek bir spor adamı. Yani Giray Bulak A takıma değilde alt yapıya gelseydi geleceğe daha iyi bir gözle bakardım. A takıma nasıl bir katkısı olacak diye sorarsanız şuanda çokta kestiremiyorum. Lakin ikinci yarının ilk 3 haftası çok önemli. Üst üste alınacak başarılı sonuçlar ligdeki kaderimizi çok etkileyecektir. Onun için Giray Bulak'ın nasıl bir yol izleyeceğini ikinci yarıdaki ilk 3 maç belirleyecek. Yani; Orduspor deplasmanı, içerideki Sivasspor ve Eskişehir deplasmanı! 

Gelde çık işin içinden şimdi...




Hiç yorum yok: