13 Şubat 2013

Teşekkürler Okay Karacan




Eski jenerasyonları bilmem de bizim jenerasyonun onla tanışması Formula 1 ile olmuştu. Onun sesiyle anlam bulan Formula 1 Cumartesi ve Pazar günlerimizin vazgeçilmeziydi. Hani Schumacher'in fırtınalar estirip podyumda en yüksek noktayı kimseye bırakmadığı, Ferrari'nin daha bilmem kaç yarış öncesinden şampiyonluğu garantilediği zamanlar. Montoya ve Schumacher çekişmelerinin en güzel sesiydi.

İngiltere Premier Ligi'ini ondan sonra bir türlü sevemedim. O soğuk ve ciddi seslerden farklı bir heyecan katardı bizlere. Araya kattığı ufak yorumlar maçın güzelliğini katlardı.

Bunları bir kenara koyalım, Okay Karacan nasıl sevildi sorusunun en güzel cevabı ekranlardaki hal ve tavırlarıdır. Bir insan 2 saat konuşur da hiç mi sıkmaz. İşte Okay Karacan da böyleydi. Her kelimesini ve cümlesini özenle seçen bir futbol adamı. Akşam vakti saçma sapan geyiklerle futbolu magazinleştirenlere inat o hep öyle kaldı. O naif ve kibar ses tonuyla...

Futbolu sadece futbol olarak değil onların yaşattığı güzellikleriyle ele alırdı. Futbolun sadece sahada oynanan 90 dakika oyun olmadığını bizlere defalarca hatırlatan adamdı kendisi.

Bursaspor şampiyon olamaz, bu baskıyı kaldıramaz dediklerinde ilk karşı çıkan yine Okay Karacan idi.


Bugün Zaman Gazatesi'nde çıkan yazısında Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe maçını ele almış kendisi. Mersin taraftarının haklı isyanına destek çıkmış. Anadolu takımlarının İstanbul takımları karşısında neden tam anlamıyla bir güç haline gelemediğinin en güzel kanıtlarını belirtmiş.

Umarız bizim kurumsal kafadan uzak, tamamen ceplerini doldurma odaklı hareket eden yöneticilerden bazıları da bu yazıyı okur ve kendilerine ders çıkarır. Her ne kadar zor olsa da !

İşte o yazı:

Veda sadece Tevfik Sırrı Gür Stadı’na değil

Mersin şehri harıl harıl Akdeniz Oyun-ları’na hazırlanıyor. Sokaktaki insan hareketli yaz için heyecanlı. Birkaç ay sonra yeni salonların yanı sıra Mersin’de muhteşem bir stadyum da yükseliyor olacak.
Ülkenin en önemli liman kentlerinden biri olması yanında son yıllarda civardan aldığı göçle büyüyen, çehresi değişip bir metropol olma yolunda ilerleyen şehir yıllar önce inşa edildiğinde Ortadoğu’nun en yüksek binalarından biri olan kent merkezindeki lüks otelin terasından bakıldığında yeşile aç, betonarme yığını fotoğrafıyla hüzün veriyor.
Yıllarca ikinci ligde yer aldıktan sonra 2 sezon önce Süper Lig’e taşınan Mersin İdman Yurdu’na ev sahipliği yapan Tevfik Sırrı Gür Stadı ise Türk futboluna veda etmeye hazırlanıyor. Akdeniz’e birkaç yüz metre mesafede, Boğaz’a komşuluğuyla dünyanın beğendiği İstanbul İnönü Stadı’na nazire yaparcasına tüm tribünleri kapalı düşük yükseklikli sevimli bir eski İngiliz stadı gibidir Tevfik Sırrı Gür.
Devletin şehirlerde başlattığı yeni tesis hamlesiyle eski tip statlar yerini devasa büyük lüks stadyumlara bırakıyor. Kısa bir süre sonra anılarımızın en tatlı tebessümlerini yaşatan o eski futbol harikası statları ancak fotoğraflarıyla anıyor olacağız.
Peki yeni stadyumların ruhunu yeniden inşa etmek, bedenini inşa etmek kadar kolay oluyor mu?
Şüphesiz hayır! Mersin’de hafta sonu Fenerbahçe ile oynanan maç için Tevfik Sırrı Gür Stadı’na gelen seyirci sayısını gördünüz. Tribünlerin neredeyse yarısı boştu. 75 lira olarak belirlenmiş kale arkası fiyatları haliyle Fenerbahçe’yi görmek, takımlarını desteklemek için gelmek isteyenlere engel olmuştu.
Oysa bu stat son kez bir Fenerbahçe maçına sahne olduktan sonra bir daha Kanarya’yı ağırlayamayacaktı. Gün bir sıradan lig maçından öte bir jübile hazırlığıyla taçlanabilir, tribünler elde edilecek üç kuruş fazla yerine gelecekte bu stadı bugünün anılarıyla hatırlayacak onlarca, yüzlerce çocuğu koltuklarında misafir edebilirdi.
Yaşlı stadın dört bir yanına çekilmiş çelik bariyerler, arkalarında mahzun gözlerle bakan yüzlerce taraftarı soyutlamıştı futbol oyunundan... Yarının Mersin İ. Yurdu taraftarı olacak minik kardeşler babalarının kucağında havaya sinen “içeri girilmez” hemşehrim kokusunu soluyordu.
Mersin yönetimi bu maçı bir karnavala, bir veda törenine çeviremez miydi? Seneye yeni stada gittiklerinde hangi çağrıyla taraftar toplayacaklar!
Nedense çocukların İstanbul takımlarını tutuyor olmasına hayretle bakıyoruz. İşte size çocukların haksız olmadığını gösteren bir örnek... Mersin geçen pazar birkaç yüz bin lira fazla kazanmak uğruna onlarca yüzlerce taraftar adayını İstanbul’a kaptırdı.
Ne de olsa çocuk eve gidip televizyondan gördüğü renklerden birini zahmetsizce tutabiliyor.
Kendi evinin önünde takımını desteklemeye gidemeyen çocuğun, televizyondaki çağrıya kulak vermesi meselesidir Türk futbolunun çaresizliği, başka bir şey değil!
Ey Anadolu takımları, İstanbul takımlarının kente gelişini paraya çevirmeye çok ihtiyacınız yok! Giderlerinizin yüzde 90’ı televizyon tarafından ödenirken, bu büyük maçları en azından neden kendi kentinizin çocuklarına olsun daha düşük fiyatlara açmıyorsunuz?!
Unutmayın, o çocuk bir kez adım atarsa o sahaya, bir kez duyarsa tribünün aşk şarkısını, bir kez görürse şehrin tek yumruk olduğu büyük orkestrayı kolay kolay terk etmez o gemiyi...
Yok mudur Türk futbolunun altyapıdan oyuncu yetiştiremediği gerçeği yanına bu meseleyi de ekleyecek aslan yürekli birileri !
Tüm kulüpler taraftar pastasından adil pay alma hakkına sahip olabiliyor mu?
Bazen televizyon, bazen gazete ve çoğu zaman da kulüp yönetmeyi transfer yapıp maç oynamaktan ibaret sayan yönetimlerin suçu yok mu?
Sözümüz Mersin’de taraftarın isyanına destek, Anadolu takımlarının tümüne bir dilek olsun...

Hiç yorum yok: