26 Ocak 2013

Saksağanlar


''Asla toptan daha hızlı olamazsın...''
Arsene Wenger'e benzeyen Nevcastle Menajer'i, Nunez'e böyle öğüt veriyordu GOAL filminde. Genç Meksikalı belki de O'nun sayesinde Real Madrid'e kadar uzanan bir kariyerin sahibi oluyordu. Tabi bunların hepsi bir senaryoydu. 3 serilik güzel bir filmin başlangıcı St. James' Park'ta başlıyordu.

İngiltere'nin en büyük 20. şehri olan Newcastle Upon Tyne'nin takımı olan Nevcastle United, Premier Lig kurulduğundan bu yana bu ligde Manchester United'den sonra şampiyon olan ikinci takım. O dönemlerde gol kralı  Alan Shearer, David Ginola ve Lens Ferdinand önderliğinde Manchester hemegonyasını kırıp şampiyon olmuşlardı. Sonraki senelerde hep zirve için lige start verdiler ama sonrası onlar için hayal kırıklığı oldu. Hatta bir ara yolları Championship'e kadar uzandı.

Ülkemizin de çok yabancı olduğu bir kulüp değil aslında Nevcastle. Emre Belezoğlu'ndan hatırlar futbol severler. Goal filmi biraz daha erken çekilse sanırım Emre'yi de görebilirdik filmin bir karesinde. Taraftarları çok fanatik ve her maçta statları dolu.52.387 kişilik kapasitesiyle İngiltere'de en fazla 3.seyirci topluluğu! Ülkenin en iyi taraftar grubu diyebiliriz. Sadece taraftarların Nevcastle United için çıkardıkları 2 adet dergi mevcut. Şehirde her şeyden önce Nevcastle United geliyor. Öyleki sevdaları onlara yasaları bile çiğnetmiş durumda. Otoyolda hız sınırını geçen Emre Belezoğlu'na sırf takımlarında oynadığı için ceza kesmeyen trafik polisleri var. Sistemli bir ülkede olmayacak bir iş!

Takımlarını bu kadar çok seven Saksağanlar'ın son zamanlarda ayrı bir sıkıntıları var. Kadrolarındaki Fransız ihtilali. Öyleki 12 İngiliz'in yanında 10 tane de Fransız futbolcu mevcut. Soyunma odasındaki konuşulan dil yakın zaman da İngilizce'den Fransızca'ya döndü. Ligde kadrosunda en fazla Fransız futbolcu barındıran kulüp konumundalar. Bir dönem sürekli Fransızları transfer eden Arsene Wenger'i geçmiş bulunmaktadırlar. Kadrolarında ki Cabaye, Ben Arfa, Obertan, Amalfitano ve Marveaux'a ilaveten Gouffran, Massadio Haidara, Mapou Yanga-Mbiwa ve Mathieu Debuchy'iyi eklediler. Bu oyuncuların haricinde Senegalli Papis Cisse, Brundili Bigirimana, Fil Dişili Tiote ve Cezayirli Abeid'de Fransızca konuşanlardan.

Franzıcaydı, İngilizceydi derken asıl mevzu olan Sissoko transferine gelelim. Alen Pardew ligin ilk yarısında genelde 4-4-2 ile oynadı. Zaman zaman 4-3-3 ve 4-1-4-1'e dönse de beklentisini karşılamadı. Demba Ba ve Papiss Cisse gibi iki kaliteli forveti olunca 4-4-2 kaçınılmazdı ama Pardew'in kafasındaki şablon bu değildi aslında. Ben Pardew ve Martin O'Neil'in stillerini birbirine çok benzetiyorum. Üç aşağı üç yukarı istedikleri belli. Oyuncu tercihleri de bu sebeple benzer özellikler taşıyor.  İki ezeli rakip olan Sunderland ve Nevcastle United'ın başında iki benzer teknik adamın olması da ayrı bir heyecan.

Pardew'in sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan Sissoko'yu transfer etmesi de Demba Ba'nın gidişinden sonra biraz da zoraki olarak tek forvete dönecek olmasından ötürüdür. Kaliteli bitiricilik az olunca kısıtlı kullanmakta mecburi oluyor. Sissoko'nun Cabeye ve Tiote'nun arkasında kullanılması ve forvette de Cisse'nin tek başına kullanılması, Pardew'in de formatı 4-4-2'den 4-1-4-1'e çevirmesi aslında kafasındaki düşünceleri uygulaması demektir. Birde Coloccini'nin ailevi sorunlarını çözerse Nevcastle United tadından yenmez bir takım olacak gibi.

Beşiktaş Neden Santrafor Alır?


Aslında başlık şöyle olmalıydı : ''Beşiktaş Batuhan'ı Neden Kadroda Tutar?''

Şu ana kadar kariyerinde 95 maça çıkıp 25 gol atmış. Yalnız mesleğine ve rakibine saygısı olmayan şımarık, ukala bir kişilik. Beşiktaş harıl harıl santrfor arıyor ama 2007 yılından itibaren süper ligde boy gösteren ve artık tecrübeli olarak görebileceğimiz Batuhan düşünülmüyor! İyiki de düşünülmüyor. Bana kalırsa bu adamın Beşiktaş gibi geleneklerine bağlı bir kulüpte lisanslı bir futbolcu olması bile fazla...

Batuhan demişken bakıyorum bu sezon Beşiktaş formasıyla kupada dahil toplam 15 maça çıkmış. 502 dakika sahada kalmış ki buda maç başına sahada ortalama 35 dakika kaldığı anlamına gelir. Pektemek sakat, Almedia sakat... Takımlar sezon başı bir planlama yaparlar ve çok acil bir durum olmaz ise genelde takıma takviye yapmazlar. Batuhan'da sezon başında takıma alınırken belli ki Pektemek ve Almedia'nın yedeği olarak düşünüldü. Peki O'na tam ihtiyaç olduğu bir dönemde neden kullanılmaz? 

Aslında Aybaba ve teknik ekibin Batuhan'ı kullanmama nedenleri belli. Şahsen bende teknik adam olsam Batuhan'ı yedek kulübesine dahi olsa transfer etmem. Peki o zaman; 
Beşiktaş neden Batuhan'ı kadroda tutar? 
Sezon başından beridir bu sorunun cevabını arıyorum... 

25 Ocak 2013

Sahte 9


Beşiktaş'a Rasim Kara'dan ötürü geçmişte duyduğum bir sempati var. Bunu inkar edecek değilim. Yalnız öyle fanatik dozda da değil... Bu sene şampiyon olmalarını isterim. Oynadıkları futbol da bana ayrı bir keyif veriyor zira... Hani sahaya çıktıklarında rakiplerini, gerçekten avını bekleyen bir kartal edasıyla karşılıyorlar. Teknik adam ve oyuncu kaynaşması fazlasıyla mevcut. Her iki unsur da birbirlerini tamamlıyor. Samet Aybaba'ya da ayrı bir parantez açmak lazım ki kendisine her daim saygı duymuşumdur. Trabzonspor'un başındayken şampiyon olmalarını o kadar çok isterdim ki... 

Her neyse!..
Konumuz Dentinho. Hani Aykut Kocaman'ın bir kaç sezon önce sportif direktör olduğu dönem de almak için epey çaba gösterdiği Brezilyalı. Dişlerinden ötürü Ronaldinho'ya benzetilen. Aslında futbol stilleri de birbirlerine çokta yabancı değil. Benzer özellikleri ziyadesiyle mevcut. En önemlisi ikisi de hani şu sıralar moda olan sahte 9 numaralardan. Beşiktaş Shaktar'dan 1 yıllığına kiraladı. İyi bir iş mi yaptı derseniz; benim tercihim ilk önce Brezilya asıllı Hırvat Eduardo olurdu aslında.

Neden mi?

Hani atalarımız derler ya; ''Dönen tekere çomak sokulmaz'' diye... Sezon başında FEDA dediler ve bunda da epey başarılı oldular. Olcay, Fernandes ve Oğuzhan ile epey iyi bir görüntü sergiliyorlar. Bu üçlüye zaman zaman Holosko ve İbrahim Toraman'da ekstra katkı sağlıyor. Sivok'u zaten anlatacak değilim. Almedia derseniz aynı tas aynı hamam! Bireysel olarak tam bir takım oyuncusu ama ötesi yok. Zaten Almedia'nın defoları da şu takım görüntüsünde pekte öyle ince bir ayrıntı gibi durmuyor. Arada kaynıyor sizin anlıyacağınız. Oyun kurgusu ve mevcut oyuncular şuan da ligimizin çok tersi bir formatta. Sezonun ilk yarısındaki Beşiktaş görüntüsü tam bir Avrupalı takım görüntüsünde. Eldeki malzemeyle sahada yapacaklarının maksimumunu yapıyorlar. Yalnız iyi bir bitiricileri eksik. Mesela Nobre şuanda kadrolarında olsa gol sayıları ve puan sıralamaları birbirine doğru orantılı olarak artacak. Ama yok işte. Almedia bir yere kadar geliyor ama neredeyse boş kaleye gol atmakta bile çok zorlanıyor. Zaten Almedia tipi santrforlar artık tercih edilme konusunda alt sıralardalar.

Bu oyun şablonunda Olcay ve Oğuzhan'da çok ayrı bir görüntü sergiliyorlar. Mesela Oğuzhan şuanda Avrupalı kulüplerin aradığı tipte bir oyuncu. Arsenal'de bu yüzden O'nu tercih etti ama Wenger'in elindeki malzemeyi Oğuzhan yerine tercih etmesi.... Aslında Jose Mourinho'nun Nuri ile yapmak istediğini Samet Aybaba ligin ilk yarısında Oğuzhan ile fazlasıyla yaptı. Zaten Beşiktaş takımının kadro olarak yetersizliği Oğuzhan'ın sahadaki can alıcı rolü ile kapatıldı. Makalele tipi oyuncuların son zamanlarda zirve yaptığı günümüzde Oğuzhan gibi topla dans eden oyuncuların olması total futbol adına beni en çok sevindiren gelişme. Bunu biraz daha açmak adına Trabzonspor'dan bir örnek vereyim: Ligin ilk yarısında en az pozisyon veren ve en az gol yiyen takımların başında Trabzonspor geliyor. Yalnız az gol yemeleri onların daha az pozisyona girmelerine neden oluyor. Bunun başlıca sebebi Makalele'nin biraz daha fazla defansif olanı Didier Zokora'dır. Mesela Şenol Güneş Zokora yada Aykut Akgün yerine futbolu daha kreatif oynayan Soner Aydoğdu'yu orta saha da ilk tercihi olarak kullansa, Trabzonspor'un futbolu da pozitif yönde değişir. Sapara ve ya Adrian'da rakip saha da daha fazla rol alırlar. Şenol Güneş'in nerdeyse çift ön liberolu tercihi rakip alan da top yapacak  (tercihe göre) Sapara, Adrian ve Alanzinho'nun atağa neredeyse 2. bölgede başlamalarına neden oluyor. Hal böyle olunca 3. bölgede çok etkili olamayan bir Trabzonspor izliyoruz.

Tekrar Dentinho'ya dönelim.
Beşiktaş madem bu oyuncuyu alacaktı Quresma'yı neden gönder di? Biliyorum Q7 mevzusu farklı ama ben saha içi için konuşuyorum. Çünkü geldiği günden beri çizgiye hapsedilmiş bir Q7 izledim ben. Oysa Q7 vinger özellikleri olan ve adam eksilterek içe katedebilen bir oyuncu. Hatırlayın Tello'yu! Ertuğrul Sağlam döneminde sol beke hapsedilmiş bir Tello vardı! Birde Mustafa Denizli döneminde 10 numaraya soyunmuş bir Tello! Siz hangisini tercih ederdiniz mesela? Ben Mustafa Denizli dönemindeki Tello'ya hayrandım. İşte tercihler takım kurgusu için bu kadar hayati mesele taşıyor. Mesela Alex Ferguson Ronaldo'yu ilk yıllarında çizgide kullanıyordu. Keza Frank Rijkaard'da Q7'yi Barcelona'da aynı şekilde çizgide kullanmayı tercih etmişti. Birbirine stil ve mental olarak çok benzeyen bu iki oyuncudan daha sonra Ronaldo başarılı oldu. Çünkü, Ferguson Ronaldo'nun özelliklerini biliyordu ve O'nu rakip ceza sahası içinde tam bir gol makinesine dönüştürdü. Dikkat ederseniz Querasma ise Porto'dan sonra ne Inter'de, ne Chelsea'da, ne de Beşiktaş'ta farklı bir rolde kullanılmadı. Çoğumuzun beğenmeyip eleştirdiği Ziya Doğan, yıllar önce  Yattara'nın çizgi de kalmamasını ve sürekli içe katetmesini saha kenarında bağırdı durdu. Çünkü golü sadece santrafordan beklemek saha içinde yapılacak en büyük hataydı. Şampiyonluk yolundaki en büyük gereksinim ''GOL'' dü.

Dentinho'da, yukarıda bahsettiğim gibi safkan bir 9 numara değil. Kanatlarda ve yardımcı forvet olarak daha başarılı olan bir isim. Öyle harika bir bitirici değil. Lucescu'da Dentinho'yu değil de asıl mevkisi orta saha olan Henrix Mixt'aryan'ı ileri uçta daha fazla tercih etti. Beşiktaş'ın şuanda acil ihtiyacı olan iyi bir bitirici. Takımın zaten gol pozisyonuna girememek gibi bir derdi yok. Hali hazırda Fernandes, Olcay ve Oğuzhan bu rolü layıkıyla oynuyorlar. Hatta geriden gelen Sivok bile... Öyleyse acil olan sahte 9 değilde safkan 9 olandı. Eğer siz Dentinho'yu alıyorsanız oyun şablonunuzu da ona göre tekrar inşa etmeniz lazım. Aksi taktirde ataların dediği gibi ''Dönen tekere çomak sokarsınız!''



23 Ocak 2013

Orduspor Maçı; Futbolcu Performansları


David Bicik : Takımın yeni transferi olan Bicik , oyunun genelinde yaptığı kurtarışlar ve pozisyonlardaki dikkatli davranışları ile geçer not aldı .Özellikle karşılaşmanın ikinci yarısındaki Orduspor'un hücumdaki baskılı futbolu karşısında zorlanan Mersin defansının zaman zaman yaptığı hatalarda yaptığı doğru hamleler ile göz doldurdu.Bicik ilerleyen haftalar için umut verdi diyebiliriz.

Stepanov : Dün Ordu deplasmanında izlediğimiz Stepanov, ilk yarıdaki performansından çok farklıydı.Bu farkı yaratan unsurlar, yeni transfer Mitrovic ile olan uyumu, birebir pozisyonlarda daha çok mücadele etmesi ve defans arkasına atılan toplarda daha dikkatli olmasıydı.

Ivan de Souza : Ivan Ordu karşısında hem defansif, hem de ofansif özelliklerini sahaya yansıtarak, takımın itici gücü oldu.Yaptığı kıvrak hareketler ve attığı önemli paslar ile Mersin İdmanyurdu'nun rakip kalede pozisyonlar bulmasına önemli katkı sağlayan İvan, tam not aldı diyebiliriz.

Serkan Yanık : Kupa maçlarında stoper sıkıntısından dolayı defansın göbeğinde görev alan Serkan, Ordu deplasmanında asıl mevkisi olan sağ bekte başladı.Serkan Yanık mücadeleci oyun karakterini sahaya yansıtarak Barral , Stancu ve Monje gibi önemli isimleri zorlayarak takım defansına katkıda bulundu.Zaman zaman da kanattan yaptığı bindirmeler ile hücuma destek veren Serkan, iyi bir maç çıkarttı.

Milan Mitrović : Performansı merakla beklenen yeni transfer Mitrović , rakip Orduspor'un Mersin kalesinde tehlike doğurduğu hemen hemen her pozisyonda doğru zamanlamalarda yaptığı müdahaleler ile göz doldurdu.Sanki sezon başından beri Mersin İdmanyurdu'nda forma giyiyormuş gibi oynayan ve Stepanov ile iyi bir ikili olmayı başarabilen Mitrović, gelecek haftalar için umut verdi.

Murat Ceylan : Ben Yahia'nın Afrika Kupası'nda olması, kuşkusuz en çok Murat Ceylan'a yaradı.Nurullah Sağlam döneminde çok fazla forma şansı bulamayan deneyimli oyuncu, dün Ordu'da ilk yarıda iyi mücadele etti; üretkenlik anlamında da hücuma katkıda bulundu fakat II.yarı için aynı şeyleri söylemek mümkün değil..Maçın II. yarısındaki Orduspor'un atakları ve orta sahayı seri paslarla geçmelerinde, Murat Ceylan & Hakan Bayraktar ikilisinin fiziksel olarak oyundan düşmeleri doğrudan etken oldu diyebiliriz.Kısacası dün Ordu'da iki farklı Murat Ceylan izledik denilebilir.

Hakan Bayraktar : Takımın ihtiyar delikanlısı Hakan Bayraktar , lige verilen arada "Gitti, gidecek." derken takımdan ayrıldı ve takıma geri döndü. Giray Bulak sezonun II. yarısında Hakan Bayraktar'ı takımında ısrarla görmek istedi. Hakan da dün Ordu karşısında oynadığı futbol ve verdiği mücadele ile joker oyuncu olduğunu bir kez daha gösterdi. 36 yaşında bir oyuncu düşünün; yeri geliyor asıl mevkisinde oynamıyor, yeri geliyor kendinden yaşça genç oyunculardan daha fazla koşuyor..Hakan bu takımın vazgeçilmez bir oyuncusu.90 dakika oyuncusu olmayabilir.Burada hamleyi yapması gereken oyuncunun antrenörüdür.Eğer antrenör 36 yaşında bir oyuncuyu 90 dakika oynatıp maçın son bölümünde oyundan düştüğünü görmesine rağmen oyundan almıyorsa suçu oyuncuda görmek doğru olmaz.

Juan Emmanuel Culio : Takımın hücumda beklentileri en yüksek oyuncusu Culio, yine beklentilerin altında bir performans sergiledi. Dün saha içinde rakip oyuncularla, saha dışında da Orduspor taraftarı ile mücadele eden Arjantinli oyuncu, Umbides'ı geçmekte zorlandı; Ali Çamdalı ile girdiği birebir pozisyonlarda etkisiz kaldı. İlk devre oynadığı tüm maçlarda olduğu gibi , sezonun II. yarısının henüz ilk maçı olan Orduspor maçında da agresif tavırları ile dikkat çekti ve hakemle çok sık diyaloğa girip sarı kart gördü.

Burhan Eşer : Süper Lig'de Mersin İdman Yurdu forması ile ilk maçına çıkan Burhan, beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi. Sağ kanattan gelişen ataklarda önemli tehlikeler yaratan oyuncu, zaman zaman da forvet arkasında Nobre'yi gol pozisyonlarına sokmaya çalıştı. Nduka'nın attığı golde doğrudan etkisi olan Burhan, ilerleyen haftalarda da takımın hücumda etkin rol oynayacak ismi olacak gibi görünüyor.

Nduka Ozokwo : Takımın başına Giray Bulak'ın geçmesiyle daha fazla forma şansı bulan Nduka, kendisini kanıtlamak için elinden geleni yapıyor.Ordu deplasmanında da ilk 11'de sahaya çıkan oyuncu, Agustín ve Roversio karşısında oldukça etkiliydi. Attığı golde, Burhan'ın gönderdiği topta defans arkasına iyi sarkıp, topu kontrol ettikten sonra yaptığı gol vuruşu, kendisini gün geçtikçe geliştirdiğinin bir göstergesi. Nduka takımın önemli bir parçasıdır. Zaman zaman gereksiz top kayıpları yapıyor olsa da , düzenli forma şansı buldukça bu hataları aşabilecek düzeyde bir oyuncu olduğu bir gerçek.

Mert Nobre : Ligin ilk yarısında oldukça iyi bir performans sergileyip 9 gol atarak devre arası transferinin gözde ismi olan Nobre, Mersin İdmanyurdu'nda kaldı ve takımı ile iyi bir kamp dönemi geçirdi. Dün oynanan maçta istediği topları almakta zorlanan deneyimli oyuncu, çok net gol pozisyonları bulamadı. Buna rağmen sık sık orta sahaya gelip top alan ve ataklara yön veren Nobre, istekli ve hırslı oyunu ile dikkat çekti.

21 Ocak 2013

Orduspor - Mersin İdman Yurdu Maç Analizi


Gönül isterdi ki alınacak 3 puanla birlikte yazımızı keyifle yazalım. Ama şu satırları yazarken bile zorlanıyor insan. Maçtan önce içimden iyi oyun ve 3 puan geçiyordu, biri oldu diğeri ise maalesef bizim hala yapmakta ısrar ettiğimiz hatalar yüzünden olmadı.

Maçtan önce Tanju’nin yerine Serkan hamlesi dışında beklediğim bir 11 ile sahaya dizildik. İlk yarı hem Nduka hem de Burhan ile rakip kaleye yüklendik, direkten dönen toplar golün sinyalini verdi ve Nduka ile golü bulduk.  Aslında oynamamız gerektiği gibi oynadık. Geçen sene deplasmanda oynadığı oyunla herkesin takdirini kazanan Mersin İdman Yurdu’nu gördük.




İkinci yarı 70’e kadar yapmamız gerekeni yaptık ve oyunun temposunu düşürmeye çalıştık ama Giray Hoca oyuncu değişikliğinde çok geç kaldı, özellikle ayağına aldığı her topu bir türlü bırakmayan Culio’nun alınıp ileride top tutma özelliği olan Mehmet Yıldız hamlesi olabilirdi. 70’den sonra takımın orta sahası çöktü. Suçlu olarak yine Hakan Bayraktar’ı göstermek istemiyorum çünkü bu maç elinden geleni yaptı fakat artık 90 dakikayı kaldıramıyor. Bir an önce Gosso’nun o bölgeyi alması lazım. Keza Hakan Bayraktar 60’dan sonra direnci düşen orta saha için iyi bir yedek olacaktır.

70’den sonra bizim geriye çekilmemizden sonra Ordu yüklendi fakat etkili atakları bulamadı en sonunda da golü buldular. Maalesef ve maalesef bu bizim son dakikalarda yediğimiz 6. maç oldu. Diğerlerini de hatırlarsak;

Fenerbahçe 2 - 1 Mersin Yurdu | 89 ' da gol yedik
Mersin İdman Yurdu 1 - 2 Kayserispor | 80 ' da gol yedik
Kasımpaşa 2 - 2 Mersin İdman Yurdu | 90'da iki gol yedik
Antalyaspor1 - 0Mersin İdman Yurdu |83'de gol yedik
Gaziantep 2 - 1 Mersin İdman Yurdu | 86 'da gol yedık


Gelelim kısa kısa oyuncu analizlerine:

-David Bicik’in İlk maçı olmasına rağmen kesinlikle kalede güven verdi. Kendisi hakkında yapılan olumlu yorumların ne denli haklı olduğunu bize gösterdi. Golde yapabileceği bir şey yoktu.

- Serkan Yanık: bu maçta elinden geleni yaptı fakat dikkat ederseniz Serkan arkaya adam kaçırma olaylarındaki sıkıntısını bir türlü gideremedi, hücuma ara ara çıkarak katkı yapmaya çalıştı.Kesinlikle takımda canla başla oyunculardan biriydi fakat bana sorarsanız ben hala o bölgede Tanju’nun daha isabetli olduğunu düşünüyorum.

- Stepanov: Kimsenin göremediği kahraman diyelim ona. Çok az kişi farkındadır belki Stepanov’un ne kadar yürekten oynadığını. Kapasitesi sınırlı mı bu tartışılır, ama kesinlikle ilk devrenin son maçlarında çok iyi performans sergiledi bugün de olduğu gibi. Defanstan ileriye top çıkarma anlamında Stepanov olması gereken yerde devam etmeli yani ilk 11'de

- Milan Mitroviç: İlk maçıydı haliyle biraz tedirgindi. Birebir mücadelelerde riske girmemeye çalıştı, Stepanov onu ara ara uyardı. Hava toplarında fena değildi. Onun haricinde daha fazla konuşmak için diğer maçları da izlememiz lazım. Çünkü Ordu savunmayı aman aman zorlayacak hamlelerde bulunmadı.

-Ivan De Souza: Maçın en iyisiydi. Rıdvan Dilmen’in de dediği gibi çok temiz oynuyor. Gerçekten hem savunmada hem hücumda Türkiye’de böyle yerli bir oyuncu olsa her takımda oynar. Ivan bek mi oynasın açık mı sorusunun cevabını bugün daha net aldık. Savunmada oynadığında hücuma da yardım edebiliyor kendi bölgesine de. Mustafa Keçeli mümkünse hiç dönmesin. 

-Murat Ceylan: Hırsıyla ve mücadelesiyle eski performansına göz kırpıyor. Sahanın hemen hemen her yerinde gördük. Özellikle topu ileriye taşıma noktasında daha aktifti.Tek sıkıntısı kendini kontrol edebilmeyi öğrenmek.

-Hakan Bayraktar: Dediğim gibi, elinden geleni yaptı fakat ondan alabileceğimiz verim dakika 60’a kadar. Hakan bu takımda iyi bir yedek önlibero olur.



-Culio: Evet fiziksel üstünlüğü var, tekniği de var fakat bu ayağında topu tutma hastalığından kurtulmadıkça Culio bu takıma zarar veriyor. Savunmadaki yardımı takdire şayan, özellikle bu maç psikolojik anlamda onun adına daha da zordu ama dediğim gibi bu huyundan vazgeçmedikçe yedek kulübesinin yolu yakındır.

-Nduka: Şık bir gol attı mücadele etti,elinden geleni yaptı. Takımda diğer oyuncuları görmeyip Nduka’ya yüklenenler otursunlar futbol bilgilerini bir kere daha gözden geçirsinler.

-Burhan Eşer: Özellikle sağ kanattan yaptığı bindirmelerle etkili pozisyonlar yaratmaya çalıştı. Çok çalıştı maçın iyilerindendi. Maç eksiğini giderdikçe performansını 90 dakikaya yayacaktır.

-Nobre: Her zamanki gibi hava toplarında cebelleşti, pozisyonlara girmeye çalıştı, pozisyon başlattı. Kendisini daha fazla topla buluştursak çok daha farklı olacak ama takım oturana kadar sabredeceğiz.




Takıma Gosso ile Ozan İpek’in katılacağını düşünürsek ve İdman Yurdu bu oyununu iç sahada daha etkili biçimde oynarsa gelecek haftalara daha da umutla bakabiliriz.  

Zaten Mert Nobre’nin maç sonu açıklaması takımın ne kadar inandığını anlatıyor:

Galibiyet için her şeyi yaptığıma ve var gücümle savaştığıma inanıyorum. Bu beraberlik bizim için bir yenilgidir. Son dakikalarda yediğimiz gol bizi çok üzdü ancak sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz." 


Pazar günü dolsun stat, yenelim Sivas’ı her şeye yeniden başlayalım.
Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle.
  

Röportaj: Nurullah Sağlam

Aslında her şey blog da yayınladığım bir yazı üzerine başladı. Sosyal medyadan bana ulaşan Nurullah Hoca bu yazı için teşekkürlerini ilettiğinde bende şansımı bir kez daha denemek istedim. Mersin’de uzun zamandır uğraşmama rağmen bir türlü başaramadığım bir projeydi bu röportaj… Ligin ilk yarısının son müsabakası olan Gaziantepspor-Mersin İdman Yurdu maçından önce gerçekleştirdik.

Pazar günü sabahın erken saatinde yola koyuldum. Sağolsun, Nurullah Sağlam hocamız beni otogardan alma nezaketinde bulundu. Kendisi ile birçok mekanda röportaj yapma imkanımız varken, O beni doğduğu mahallede misafir etti. Gaziantep’in salaş bir semtiydi belki ama Sakıp Özberk’i, Bünyamin Süral’i, Erol Azgın’ı, Nurullah Sağlam’ı Türk futboluna kazandırmıştı.

Bizi orada Nurullah Hocanın çocukluk arkadaşı Arif ağabey karşıladı. Çok sempatik biriydi, röportaj süresince bizi misafir edip ikramda bulundu. Zamanımız az olmasından ötürü hemen röportaja koyulduk. Sağlam da tüm içtenliğiyle sorularıma cevap verdi. Yaklaşık dört saat kadar süren birlikteliğimizde birçok konuya değindik, bugüne kadar basına yansımayan birçok detayı konuştuk.

Hasan Doğan: Ülkemizde teknik adamlık zor bir meslek ve bir istikrar sorunu var. Avrupa’da Sir Alex Ferguson gibi, Arsene Wenger gibi, Thomas Schaff gibi örnekler var. Neden bizim ülkemizde istisnalar dışında böyle örnekler yok?

Nurullah Sağlam: Türkiye’deki en büyük sorun sistem karmaşasıdır. Yani geldiğim ilk günden itibaren Mersin’e farklı bir sistem, farklı bir kurumsal yapı oturtmayı hedefledim ama maalesef bunu başaramadık. Çok küçük değişiklikler yapabildik, çünkü ancak buna gücümüz yetti. İlk geldiğim sene ligde 5 ya da 6. haftada Kartal maçından sonra yaptığımız basın toplantısında şunu net bir dille ifade ettim, “Tesis yoksa ben de yokum” dedim.
Sonrasında sayın vali devreye girdi, Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna da bize özel bir arsa temin etti. Sonrasında kota farkının çok yüksek olmasından ötürü vazgeçildi. Bir de o dönemde şampiyonluk yolunda ilerleyen bir takıma bu tesisisin en fazla 5-10 sene hizmet edeceğini düşündük. Ondan sonra mutlaka bir tesise daha ihtiyaç olacağını düşünerek farklı alternatifler üretmeye başladık. Şimdiki yapılan stadın oralarda yaklaşık bir 40-44 dönüm arası bir arsa tahsis edilmişti ama işte kimileri iskan dedi, kimileri bilmem ne dedi. Bir türlü ok yaydan çıkmadı. Yani mesela bizim stadın çimlerini ve antrenman yaptığımız tesislerin sahalarını yenilerken kimin kapısını çalsam bizi boş çevirmedi. Kamyon istedik, mazot istedik, hafriyat istedik, iş makineleri istedik. Başka şehirlerde kulüpler trilyonlara yaptıramazken biz o yenilemeleri kulübe nerdeyse sıfır maliyetle bitirdik. Bütün bunlara rağmen bir sistem karmaşası olduğundan küçük olumsuzluklarda dahi kulüplerin antrenör değişikliği tercihi ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bir değişim oluyor ve uzun süreli istikrarlı çalışmalar ortaya çıkmıyor.

Gaziantepspor sonrasında Mersin İdman Yurdu’na kadar anlaştığınız takımlarda genelde kısa süreli bir teknik adamlık serüveniniz var.

Öncelikle ben çalıştığım her yerde istikrarlı bir gidişat istedim, parayı gözeten bir isim asla olmadım. Gaziantepspor, Konyaspor, Denizlispor, Mersin İdman Yurdu’nda yani bu takımların hepsinde küçük olmayan çok yüksek meblağların üstünü çizerek ayrıldım. Bunu söylememdeki gaye şu; kimse beni parayı gözeterek çalışan bir teknik adam olarak addedemez.

“Antep tarihinin en güzel günleriydi”
Siz Gazianteplisiniz. Burada doğup büyüdünüz, Gaziantepspor’da oynadınız ve sonrasında ayrıldınız. Futbolu bıraktıktan sonra bu teknik adam olarak hizmet ettiniz. Göreve başlarken altyapı gruplarında mı görev aldınız yoksa direk A takımı size teslim edildi?

Öncelikle teknik direktörlük kurslarına gitmeme vesile olan kişi sayın Celal Doğan’dır. Altyapıda 15 gün çalıştım, sonrasında Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’da görevlendirdiler. Burada 1 yıl çalıştım. Sonrasında Gaziantepspor’da 2,5 yıl asistan antrenör olarak görev yaptım. Bu 2,5 yıllık zaman zarfında dünyada gitmediğim ve görmediğim yer kalmadı. Oyuncu araştırma bazında… Tabi bu görev verilirken sadece oyuncu seyretmedik, antrenman da seyrettik. Dünya’nın en üst düzey antrenörlerini çok yakından tanıma şansımız oldu. Buralarda gördüğümüz, seyrettiğimiz, konuştuğumuz ve paylaştığımız her şeyi şans geldiğinde burada hayata geçirmeye çalıştık. Göreve ilk başladığımda zaten bu takımın kurumsal yapısıyla alakalı kararların altına imza atanlardan birisi olduğumdan göreve başladığımda takımı en ince detaylarına kadar iyi bilen adamlardan bir tanesiydim. Daha ilk senemizde 57 puanla lig dördüncüsü olduk. İkinci senemizde yine aynı çizgimizi koruduk ve yine 57 puanla UEFA Kupası’na katıldık, belli ki Gaziantepspor tarihinin en güzel günlerini yaşadık.

Peki başarıyı ve istikrarı yakalamak adına elinize güzel bir fırsat geçmişken neden görevi bıraktınız?

Burada da ilk dönem ayrılma nedenim kurumsal yapının bozulmasından kaynaklandı. Özellikle o dönem ki başkanımız Celal Doğan, aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkanıydı ve seçimleri kaybetmesi takımın geleceği adına bende soru işaretleri oluşturdu. Başkan bana ‘ayrılma’ demesine rağmen tüm ısrarına rağmen son oynadığımız maçtan sonra Gaziantepspor’dan ayrıldığımı ve her şey için kendisine ve Gaziantepspor’a teşekkür ettiğimi söyledim ve ayrıldım.

“Plan ilk sene çıkmak değildi”
İki sene önce Mersin İdman Yurdu’nun başına geçtiniz. Aslında o sezon Yüksel Yeşilova ile yeni bir yapılanma başlanmıştı. Önce stoper Mustafa Aydın’ın trafik kazası ardından Samsunspor maçında Yüksel Hocanın bıçaklanması olayı yaşandı. Devre arasında adeta takımı baştan kurup 29 senelik özlemimizi bitirdiniz. Başarıyı getiren faktörler neydi?

Yok, şimdi öyle değil. Şöyle düzelteyim. Sezon başında beni aramışlardı ama ben o zaman Süper Lig takımlarından bir tanesi ile görüşüyordum. Eğer bu takım olmazsa konuşabileceğimizi söyledim ve süre istedim. Tabi bu bir haftada Yüksel hoca ile görüştüler ve anlaştılar. Daha sonra beni yine aradılar ama yine olmadı. Yüksel hoca takımın başındaydı, dolayısıyla ben görüşmenin doğru olmayacağını ifade ettim. Sonrasında hoca ayrılınca Gaziantep’e geldiler 4-5 yönetici. Burada planlar ve projeler üzerine konuştuk. İşte; o senenin yani ilk senenin bir yapılanma süreci olduğunu, Süper Lig gibi bir hedefin olmayacağını söylediler. Anlaştık ama tabi göreve başladıktan sonra bir seri yakaladık. İkinci yarıya başlarken devre arasında yaptığımız takviyeler tuttu ve ardından şampiyonluk geldi.

tahmini espriydi”
Geçen sezon başında Hürriyet Gazetesi’ne verdiğiniz röportajda “Biz lige çıktık ve Fenerbahçe bu sezon Türkiye Kupası’nı kazanacak” dediniz. Bu bir tahmin miydi yoksa sadece bir espri miydi?

Tahmin ve espriydi. Yani Fenerbahçe’nin Türkiye Kupası’nı alma şansı her zaman yüksek biliyorsunuz. Anadolu takımları için konuşuyorum, diğer takımların şansı yüzde 10 ise Fenerbahçe’nin şansı minimum yüzde 30’dur. Bu senede kupada yoluna devam eden takımlardan bir tanesi Fenerbahçe.

O dönemdeki transferleriniz çok konulmuştu hocam. Devre arasında birçok oyuncuyla yollar ayrıldı ve toplam 13 transfer yapıldı.

Aslında birçoğu İbrahim Ege gibi oynarsa para kazanacak oyunculardı. Ayrıca Adem Büyük’e kiralama bedeli dışında bir lira bonservis bedeli ödemedik, o da 50 ila 100 bin lira gibi bir bedeldi.

Çıktığımız ilk sezonda yine bildiğiniz ve inandığınız oyuncuları aldınız ama bir önceki sezonun devre arasında aldığınız oyuncuların hemen hepsini gönderdiniz. Bu sezon Süper Lig’e çıkan Akhisar gibi kadro muhafaza edilemez miydi? Örnek olarak 1.Lig’de Burak Karaduman çok başarılı maçlar çıkarmıştı.

Burak, 3 ya da 4 maç oynadı ve sakatlandı. Oynadığı maçlarda çok başarılıydı ama çapraz bağları kopmuştu. Tabi yaşam tarzı da önemli, her sakatlığın bir nedeni var. Şehir çok sosyal bir kent ve iradesine sahip olamayan gençleri kaybetmek çok kolay… Özellikle isim vermeyeyim ama taraftarın özellikle üstünde bastıra bastıra istediği birkaç oyuncunun bu konuda zaafları vardı.

“Adem Büyük’e 1 milyon istediler”
Peki takımla kimyası tutmuş, 12 golle takımı Süper Lig’e taşıyan ve taraftarında sevgilisi olmuş Adem Büyük neden transfer edilemedi? Gelirlerle ilgili bir sıkıntı mıydı?

Adem Büyük olayı biraz farklı. Adem için kulübü 1 milyon lira bonservis istedi. Geldiğim günden itibaren sadece 3 oyuncuya bonservis ödedik. Birisi kaleci Sehic, birisi Ben Yahia, biri de Danilo Bueno. Hepsi 300 bin dolar civarındaydı. Bonservisli oyuncu almak bizim için biraz sıkıntılı olurdu. Çok geniş bütçelerle çalışmak her antrenörün isteği ama bizim büyük paralara oyuncu alma şansımız hiç olmadı. Kasamızda 1 kuruş para olmadığı için gelip geri dönen oyuncular oldu. İlk günden itibaren eleştirildiğim en büyük konu yaşı büyük oyuncuları tercih etmemdi. Mevcut kadromuzda genç bir oyuncumuz var, Eren Tozlu. Onun transferi birçok şeyi anlatır mesela. Biz Eren’in yetiştirme bedelini son gün transfer sezonun bitmesine 5 dakika kala zor bela tedarik ettik. Yanılmıyorsam 300 bin lira gibi bir paraydı. Bu para bulunana kadar son gün biz Eren’le oturduk akşama kadar Eren’i gönderebileceğimiz bir takım aradık. Sezon başında gönderilme sebebi ise sezon başında yönetimin onu istememesiydi.

Mersin İdman Yurdu ligin en çok pas yapan ikinci takımıydı fakat ileride çoğalmakta ve rakip kalede pozisyon bulmakta çok zorlandı. Burada yaşı itibariyle eleştirilen Hakan Bayraktar’ın ve diğer orta saha oyuncularının yetersiz kaldığını düşünüyor musunuz?

Şimdi bu sistemde özellikle dişlilerin birbirini tamamlaması çok önemli ki bu seneki dişliler birbirini tamamlayamadı. Geçen sezon dişliler oturmuştu ama arada aksayan dişliler olmasına rağmen özellikle ilk yarıdaki istikrarı ikinci yarıda devam ettiremedik. Buradaki istikrardan kastım sadece saha içi değil eksikliklerin zamanında tedarik edilmesi, artı oyuncuların kafasındaki ekonomik soru işaretlerinin giderilmesi çünkü aldığımız oyuncuların yaş ortalaması yüksekti ve doğal olarak ilk kriterleri ekonomikti.
Ayrıca biz bazı oyuncuları mesela Hakan Bayraktar’ı takımda tutarken direk oynatmak için değil de antrenman kalitelisini yükseltsin diye tuttuk. Hakan Bayraktar böyle bir oyuncu mesela antrenmanda yaptığı pas yüzdesi dahil genç oyunculara ışık tutar, pişmesini sağlar. Biz mesela Hakan’ı oyunun son 15-20 dakikasında pas yaparak zaman çalma ya da pas yaparak temaşa zevkini artırma düşüncesiyle son dakikalarda kullanmayı düşünüyorduk. Zaten kendisiyle de bunu görüşmüştüm ama maalesef elimizdeki malzeme Hakan’ın önüne geçemedi.

Alternatif olarak Danilo Bueno ve Murat Ceylan fazla şans bulamadı ama… Yine Konya’dan Hüseyin Şimşek’in bir sorusu var. Geçen sezon ki Tonia Tisdell mevzusu sürüyor.

Şimdi istatistiklere bakalım, Bueno’nun geçen sene gelip orta alanda, 2. bölge tabir ettiğimiz yerde riskli oynamasından ötürü yediğimiz 4 gol var. Şimdi herkes sadece ofansif anlamda yaptığı katkıdan dolayı değerlendirme yapıyor ama biz öyle değiliz. Dünyanın en iyi savunma anlayışı bana göre topu rakibe vermemektir. Topu rakibe ne kadar az verirseniz rakip de size o kadar az atak yapar. Dolayısıyla zaman zaman basitlikten kaçıp riskli paslar atarsanız pozisyon yersiniz ki Bueno’nun en büyük dezavantajı budur. Zaten istatistiklere bakın dünyada yenilen gollerin en az yüzde 50’si topu rakibe kaptırdıktan sonraki ilk 7 saniyede içerisinde yenilen gollerdir. Murat Ceylan ise son iki senesini sıkıntılı geçiren bir adam ve biz çok cüzi bir parayla ve bonservis bedeli olmadan aldık. Biz geçen sezon Tisdell’e imza attırdık, Tisdell arkasına gitti Ankaraspor’a da imza attı. Bu hatayı yapmamış olsa bizim bonservisli oyuncumuz olacaktı ama olmadı. Eğer biz art niyetli olsaydık Tisdell 1 sene futbol oynayamayacaktı.

Hocam bir de yaşlı oyuncu tercihiniz var.

Dediğim gibi, mesela başka bir takım Eren’i almak için Mersin İdman Yurdu yönetiminin kapısını çalsa bonservis bedeli olarak çok yüksek meblağlar ödemek zorunda. Dolayısıyla diğer kulüplerden genç oyuncu almanın da bir bedeli var. Şimdi biz Adem Büyük için mesela 1 milyon lira veremedik. Onun yerine 200 bin liraya Beto’yu alabildik ama attığı gollerle bize çok puan kazandırdı.

“Antrenmanda Yattara dahi Pino’dan 5 kat daha iyiydi”
Sezon başında Ali Kahramanlı’nın ilk 8 hedefi sizce gerçekçi miydi?

Başkanın böyle bir açıklaması olabilir ama ben hiçbir zaman böyle bir şey söylemedim. Hedef ortak ve gerçekçi olmalı. Başkanın ya da bir basın sözcüsünün ilk sekize gireceğiz, UEFA’ya gideceğiz demesi yeterli değildi. Bunu teknik adamın ve futbolcunun aynı anda telaffuz etmesi gerekir. Bence başkan burada bir gaflet içerisinde söylemiş olabilir. Özellikle sezon başında kamp sürecinde takımın yeterli olmadığını, ligde sıkıntı yaşayabileceğini ben başkana ilettim çünkü yapılan transferleri özellikle Pino mesela, kamptan bile göndermek zorunda kaldım. Yattara dahi Pino’dan 5 kat daha iyiydi. Çalışmayı sevmiyordu.
“İsyanın ne yeri, ne zamanıydı”

Geçen sezon ki yaşanan para krizinde çok üzüldüğünüzü biliyoruz. O kriz yaşanmasaydı bugün MİY daha farklı yerlerde olur muydu? Bir de basın başrolde Nobre ile Zurita var deniyordu, doğru mu?

Açık konuşmak gerekirse sıkıntılar zaten o olaydan sonra başladı, takımın uyum ve ahengi bozuldu. Bu olayı oyuncular haklı olduğu halde asla tasvip etmedim ve asla katkıda bulunmadım. Bunu da açık ve net bir ifadeyle belirttim. Hatta oyuncularımın yüzüne de söyledim. Ne yeriydi, ne de zamanıydı. Olayda Zurita yoktu. Kaptan olduğu için kalkmak zorunda kaldı.

Bu arada yeri gelmişken bir taraftar sorusu var. Konya’dan Hüseyin Şimşek; “İbrahim Kaş bu para krizinden dolayı mı gönderildi” diye sormuş.

İbrahim farklı bir çocuk… Zaten Bursaspor’un oyuncusuydu ve bizde kiralık oynamıştı. Yaşam tarzı olarak asi bir yapısı vardı ama benim en çok sevdiğim oyuncularımdandı. Yalnız yönetimin Beto gibi sezon başında çok istediği bir oyuncu değildi.

Anladığım kadarıyla sezon başında gönderilen isimlerin birçoğunda sizden onay alınmamış. Oysa o kadroyla ilk yarıda 27 puan toplamıştınız.

Kaleci Hakan, Erhan Güven, Beto, Mortiz, Zurita, Erman Özgür yani geçen sezonki iskelet kadrodan bazı oyuncuların kalması için başkana çok ısrar ettim ama benden daha fazla çevresindeki insanları dinledi. Maalesef o iskeletin bozulması bizi bu durumlara getirdi. İkinci yarıya başlarken o arada başkanın kardeşi Mehmet Kahramanlı’nın vefat etmesi bizim bütün dengemizi bozdu. Başkandan bizim isteklerimiz olacaktı mesela, bu olaydan ötürü gidip transfer isteyemedik, para talep edemedik. Aslında o vefat, toplantıdaki para krizinden daha fazla takımı etkiledi. Şunu da ifade edeyim, başkan dışında yönetimde elini cebine atan yoktu. Zaten bunu başkan da sık sık dile getiriyordu.

“Ligin en zayıf yönetimi MİY’de”
Peki başkan Ali Kahramanlı’nın “Fenerbahçe’den sonraki ligdeki en güçlü ikinci yönetim biziz” söylemine katılıyor musunuz?

Şimdi bana sorsa başkanı dışarıda tutuyorum, şu anda ligin en zayıf yönetimi Mersin İdman Yurdu’nda. Bence başkanın acilen bir kongre yapıp yanına daha sağlam adamları alıp yoluna devam etmesi gerekir. Zaten başkan da devre arasında böyle bir kongrenin planlamasını yapıyor.

Kötü bir sezon başı kampı yaşandı. Bir de merakla beklenen Roma maçı vardı lakin oynanamadı. Bunun sebebi kötü geçen sezon başı kampı mıydı?

Hem geç yapılan transferlerle, hem de kamp organizasyonlarıyla ilgili sıkıntılarımız oldu. Organizasyonu yaparken bize danışmışlardı ama bilgimiz dışında birçok maç iptal oldu. Kamp başında da söyledim, ‘Antalyaspor’la, Karabükspor’la oynayacaksak Slovakya’ya gitmemize ne gerek var’ dedim. Bir hazırlık maçı için gittik, tam 3 saat saha aradık bulamadık. İnanın hiçbir getirisi olmayan amatör maçların dahi oynanmayacağı bir zeminlerde özel maçlar yaptık.

“Tesisimiz düğün salonuydu”
Tesis için bireysel olarak bu konuda çok çaba gösterdiğinizi biliyorum. Gerekli olan imkanların olmasına rağmen neden bu konuda reel bir adım atılmadı. Hala düğün salonu olarak kullanılan bir mekanda maçlara hazırlanıyoruz.

Zaten en büyük sorunlarımızdan biri olan oyuncuları iyi motive edemememizin nedeni buydu. Biz Boluspor’la şampiyonluk maçına çıkacakken gece iki tane aynı anda düğün vardı. O zamanki Emniyet Müdürü Hikmet Bey vardı, onu aradım. Dedim abi gözünü seveyim şu düğünün birini yarım saat bir saat evvel bitirebilirsen bize çok makbule geçer dedim. Sağ olsun olaya Hikmet ağabey el attı da çocukların 1 saat erken yatmalarına vesile oldu. Yani biz bu şartlar altında birçok maça çıktık.

Altyapısı olmayan bir kulüp, tesisi yok ve herhangi bir kurumsal yapısı yok. Bu şartlar altında siz bu takımı Süper Lig arenasına nasıl taşıdınız? Üstelik ilk senenizde de ligde kalarak…

Her şeyden önce biz iyi bir aile olduk. Macit Özcan Tesisleri’nde kalan çocuklarla ben ve yardımcılarım oraya bir kazan aldık, dışarıya bir ocak yaptık. Yemeğimizi kendimiz pişirip hep beraber yedik çoğu zaman. İşte bu takıma farklı bir birliktelik ve beraberlik getirdi. Küçük işler gibi görünüyor ama birlikte yapılan futbolun dışındaki işler bize önemli başarılar kazandırdı. Biz maalesef bu aile ortamını bu sene yakalayamadık. Özellikle yaşı büyük oyuncuları aldık negatif etkilenmesinler diye ama birkaç oyuncu bana şunu net bir ifadeyle belirttiler: “Hocam, biz burada maça motive olamıyoruz.” Ben daha önce çalıştığım tüm takımlarda mesela bekar oyuncuların ev tutmasına müsaade etmezdim. Her oyuncu tesisteki odasında zaman geçirirdi, ben bile eğer ailemi oraya götürmemişsem gece 10:30’da tesislerde olurdum. Konuşurduk, beraber tavla oynardık ama bu sene iki üç oyuncum dışında orada kalan kimse yoktu. Yani ilişkiler daha da koptu.

“Kendi izleme ekibi var”
Bir dost sohbetinde sizin yüzlerce oyuncuyu takip ettiğinizi ve bunların datasını tuttuğunuz duymuştum. Gerçekten böyle bir çalışmanız var mı?

Tabi boş zamanlarımda özel bir programımız var. Yardımcılarım oradan oyuncuların analizlerini de çıkarıyor. Ekibimde test ve analiz uzmanlarım var. Hansel ve Taner bu işi yapıyorlar hatta en son ekibimize tercüman olarak aldığımız Barbaros’ta bu işi yapıyor. Onlar mesela dünyanın neresinde olursa olsun bir oyuncuyla alakalalı özellikle benim daha önce seyrettiğim oyuncuların maçlarını bu program üzerinden indirip önce onlar inceler, eğer benim zamanım varsa ben de izlerim. Benim takip edemediklerimi bu ekibim parçala yapıştır metodu ile oyuncuyu takibe devam etmemizi sağlar.

Peki sizden sonra MİY yönetiminin böyle bir yapılanması var mı ya da olacak mı?
Bilmiyorum ama Giray hocanın son 1-1,5 yılda Trabzonspor adına yurt dışında oyuncu seyretmesi ona ayrı bir portföy kazandırdı. Umarım yönetim bundan faydalanır ve Giray hocanın istediklerini yerine getirir. Çünkü başarı için tek şart bana göre budur. Yoksa başka çıkış yolu görünmüyor.

Yönetim Giray Bulak ile anlaşma yaptıktan sonra kendisi ile bir görüşmeniz oldu mu?
Tabi tabi görüştük. Giray abi ile pro lisans kurslarında beraberdik, Giray abi benim partnerimdi. Ekip çalışmasını birlikte yaptık çok sevdiğim ve çok takdir ettiğim bir ağabeyimdir. Yani Giray ağabeyin ismi ortaya atıldığında başkan benim de fikrime başvurdu. Ben onunla ilgili bilgileri de verdim. Giray ağabeye de kulüple ilgili bilgileri ama mesela oyuncularla ilgili bilgi vermedim çünkü takıma gelmeden önce bir ön yargı ile yaklaşsın istemedim. Zaten Giray Hoca da bazı şeyleri biliyor, hatta şu andaki kadrodaki isimlerin birçoğuyla daha önce çalışmıştı.

“Altyapı ve tesis sorunu çözülmediği sürece…”
Şu andaki en büyük sorunlarımızdan biri de altyapı. Sizin göreve getirdiğiniz Memduh Hoca ve Atıf Hoca ile bu sezon başında yollar ayrıldı. Bir de sizin altyapıyla hiç ilgilenmediğiniz gündeme geldi.

Aslında orda çok farklı konular var ama ben onlara hiç girmek istemiyorum. Diğer bir konu ise ben altyapıyla alakalı bütün proje ve programları yönetime sundum ama bir tanesi dahi hayata geçirilmedi. Bu sebeple altyapıyla alakalı ilişkimi tamamen kestim. Birde Memduh Hoca ve Atıf Hoca benim bilgim dışında kulüpten uzaklaştırılan isimler. Bunların benim bilgim dışında gönderilmeleri de altyapıyla ilgilenmememe neden oldu. Mersin İdman Yurdu mesela geçen sene ligde kaldı inşallah bu senede kalacak ama tesis ve altyapı sorununu çözmediği sürece belki 3 sene belki 5 sene daha bu ligde kalır ama eninde sonunda geldiği yere geri döner.
“Oyuncular dışarıdan yemek söylüyor”

Şehirdeki geleceği iyi olan yetenekli gençlerin sürekli Kayserispor’a ve Gençlerbirliği’ne transfer olduklarını biliyorum. Bu yetenekleri neden biz kullanamadık?

Bu sezon başında çok iyi bir oyuncuyu Kayserispor aldı. Çünkü babasına iş imkanı, maaş imkanı her şeyi sundular. Ben bu transferi onaylamadım hatta oyuncunun babası yanıma geldi ağladı, yine onaylamadım çünkü önemli bir oyuncu olacaktı ama sonrasında benim haberim olmadan bu transfer gerçekleşti. Bir de oyuncuyu tutmanız ve yetiştirmeniz için tesisinizin olması lazım. Oyuncu nerde antrenman yapacak? Nerde beslenecek? Önce bu sorunları çözmek gerekir. Şu anda A takımın beslenme problemi var, altyapı nasıl beslenecek? Gidin tesislerde A takımın bir gün öğle yemeğine misafir olun bakalım kaç oyuncu yemek yiyor, çıkan yemeği kaç oyuncu yiyor? Yani biz kampa girdiğimiz akşam yemeği için dışarıdan yemek söyleyen oyuncular oldu.

Transferlere tekrar dönecek olursak… Avrupa’da mücadele eden takımlar sezon başlamadan önce transferleri bitirirken ülkemizde “bizde transfer hiç bitmez” jargonunun etkili olduğunu görüyoruz. Devre arasında bile sürekli bir transfer furyası yaşanıyor.

Biz geçen sezon 8 Nisan’da şampiyon olduk, ondan sonraki 1 ay içerisinde ben bütün transferleri birebir başkanın ofisinde bitirdim çünkü bütün yetkiler bendeydi. Ayrıca kurduğum takım ligin en az bütçeli takımıydı. Birçok şansızlığımıza rağmen ilk yarıyı 27 puanla bitirdim. Fenerbahçe, , Eskişehir, Manisa gibi maçları da kazanabilirdik biraz şansımız olsaydı… Birçok maçı 10 kişi tamamladık. Bir de en büyük sıkıntımız Mersin’in bir hakem lobisinin olmaması. Bize en büyük sıkıntıyı hakemler yarattı. Lehimize yapılan bir hata olmadı, birçok maçta hakkımız olan puanları kaybettik.

“Tabata’yı istedik ama alamadık”
Peki transferlerde neden sürekli siyasilerin ismi geçer. Mesela Culio ve Nobre transferlerinde başrolde Zafer Çağlayan’ın olması sizi rahatsız etmiş miydi?

Ben siyasetle uğraşan birisi değilim o yüzden çok da rahatsızlık duymadım. Oyuncuyla beraber imza atarken fotoğrafta çıkacak kişi ben değilim yani. Bunu kulüp başkanları ve idareciler daha iyi bilirler. Yalnız futbolun siyasetle çok iç içe olması hoş bir durum değil ama şunu da inkar etmemek lazım, Nobre ve Culio transferlerinde sayın bakan Zafer Bey’in desteği yadsınamazdı. Bir de biz o dönem Nobre ve Tabata transferi için başkan Yıldırım Bey’i ziyarettik. Çok ısrar etmemize rağmen Tabata’yı alamadık. Hem oyuncuyu hem de kulübünü maddi anlamda ikna edemedik. O dönem biz Moritz’in yerine Tabata’yı alsaydık işler çok farklı olurdu. Yalnız Moritz’in kalitesinden hiç şüphem olmamasına rağmen şehrin sosyal yapısının ve oyuncunun profesyonel bir yaşam tarzının olmamasından ötürü futbolcudan istediğimiz verimi alamadık ama buna rağmen birçok maçta da katkı sağladı.

Bobo transferi neden gerçekleşmedi? Bir de Miguel ve Cleyton transferleri gelmişti gündeme…

Bobo çok yüksek maliyetli bir transferdi ve özellikle sistemi etkileyecek bir isimdi. Ha olmasın demedim ama olmasını da çok da istemedim. Nobre-Bobo’yu çift santrfor oynatmalısınız, o zaman da pas anlayışına dayalı oyunun dışına çıkıp uzun toplarla oynamak zorunda kalırsınız. Yani sistemi kökten değiştirmeniz gerekir. Bobo tek forvet oynadığında daha başarılı olan bir oyuncu ama Nobre’yi kesemezdim. Cleyton’u Mehmet Işık’la birlikte seyrettik ama bir maçlık performansı bize yeterli gelmedi. Temposunu lig için yeterli görmedik. Miguel ise şehre kadar geldi ama anlaşma sağlayamadık. Daha sonraki araştırmalarımda Miguel’in de yaşantı olarak biraz sıkıntılı olduğunu öğrendik ama buna rağmen biz kendisiyle çalışmak istemiştik.

Bu arada size Fransa’dan Fırat Demirtaş’ın bir sorusu var. Sezon başında Fransız basınında çıkan Max Gradel haberi gerçek miydi? Ahmet Selim Kahraman da Erdal–Robak takasını kim yaptı diye sormuş.

Bu oyuncuyu hiç tanımıyorum ve hiçbir görüşme yapmadım. Benim bilgim dışında görüşülmüş de olabilir çünkü biliyorsun bizde sezon başında transferlerle 4-5 idareci ilgilendi. Geçen sene sadece ben ilgileniyordum ama bu sene çok fazla ilgilenen oldu. Erdal bu sene yönetimle yeni bir anlaşma yaptı ama benim planlarımda Erdal olmadığı için gitmesine izin verdim. Robak’ı da iyi bir yedek olarak düşünerek onayladık ama o iyi bir yedek dahi olamadı.

Taraftarın bu sezonki sabırsızlığında da bu gerçekleşmeyen transferlerin etkisi fazlasıyla oldu. Tabi onlar olayların iç yüzünü bilmiyorlar ve yönetimi hedef alan açıklamalar yapıyorlar. Mesela siz geçen sezon Gençlerbirliği teknik direktörü Fuat Çapa gibi bir taraftar toplantısı düzenleyerek bunu onlara aktaramaz mıydınız?

Mersin’deki en büyük problem iki ayrı taraftar grubunun inanılmaz bir çekişme içerisinde olmasıdır. Bir grupla oturup bazı konuları paylaşsanız diğer grupla kötü olursunuz. Ben sana sorayım; sence aynı anda iki taraftar grubunu toplama imkanımız olur muydu?

Yok hocam olmazdı…
Yaa… Bak sen benden daha iyi biliyorsun bu konuları yani bence iki ayrı grubu aynı anda toplayamazdık.

Hocam yönetimin çok tutarsız bir bilet politikası var ayrıca. Taraftarında rahatsız olduğu konuların başında bu geliyor.

Aslında bunun adı biraz da basiretsizlik. Şimdi 29 sene sonra lige çıkıyorsun, arkasından şike olayları çıkıyor, lig geç başlıyor. Yaş ortalaması yüksek bir kadro kuruyorsun, farkında olmuyorsun 3 günde bir maç oynuyorsun. Arkasından sahanda oynadığın ilk maçta turnikelerinin kötü yapılması, planlamanın kötü yapılması, gelen eğitimli insanların gözlerine biber gazı sıkılması, bunların hepsi mustarip olunan konular. Üstüne bir de bilet fiyatlarındaki istikrarsızlık… Yani bilet fiyatları bir kulüp gelir olarak görebileceği bir kalem olmamalı. Maalesef Türkiye’de bu böyle… Bilet gelirleri sadece giderleri karşılasa yeterlidir. Halbuki bilet fiyatları düşük olsaydı ve gerçekten takıma gönül veren insanların stada gelmesini sağlayabilseydik her şey çok daha farklı olurdu.

“İsmail Köybaşı altyapıda bile oynamıyordu”
Peki Mersin İdman Yurdu’nu hiç Kayserispor gibi bir proje takımı olarak hayal ettiniz mi?

İyi yönetilen bir kulübü her teknik adam ister. Mesela ilk teknik adamlık başlangıcımda Türkiye’nin en iyi yönetilen, sistemi, kurumsal yapısı en iyi oturmuş takımların başında gelen Gaziantepspor la başladım. Yaptığımız işlerin hepsi ortada ve Türk futboluna kazandırdığımız gençler de ortada. Mersin’de şartlar buna müsaade etmedi. Mesela Antep’e geldiğim ikinci dönemimde altyapıda dahi oynamayan bir İsmail Köybaşı’nı aldım, 1 sene oynattım ve sonrasında Beşiktaş’a 6,5 milyon avroya sattılar. Milyon dolara tek istediğim transferdi Tabata bir sene oynadı ve ben ayrıldıktan sonra 8,5 milyon avroya Beşiktaş aldı.
Ben altyapının maçlarına gidip 2-3 kez seyrettim, ondan sonra gitmedim. Sebebi ise Mersin’in en büyük kanayan yarası altyapıdaki oyuncularının gerekli eğitimi almamalarıdır. Ayrıca bununla birlikte yaşam tarzlarının da bir profesyonel futbolcuya bağdaşacak şekilde olmamasıdır. Yoksa biz geçen sezondan itibaren Cenker’i, Emre’yi, Tunç’u, Mahmut’u, Abdulkadir’i zaman zaman kadromuza aldık. Pazardan aldığınız bir sebzeyi bile servis etmeden önce pişirmeniz gereklidir.

Hocam altyapımız yetersizdi dediniz. Peki neden bizde Kayserispor gibi Gençlerbirliği gibi gurbetçi oyuncular alınıp, oynatılıp, pazarlama yoluna gidilmedi.

Tesis… Bizim buraya getireceğimiz birçok gurbetçi oyuncu kaçar giderdi. Tesis işin yüzde 70’i Hasancığım. Tesis olmazsa olmaz. Biz mevcut oyuncuları dahi kampa alırken sıkıntılara düşüyorduk. Yani orası ( Macit Özcan Tesisleri ) Süper Lig kulübünün antrenman yapacağı, oyuncu yetiştireceği yer değil yani. Biz Rus bayan atletlerle beraber aynı anda kampa giren bir ekiptik yani. Ben 20-22 yaşındaki bir oyuncuyu böyle bir durumda nasıl motive edebilirdim ki…

Joseph Boum’u siz almadınız ama onun isminin bu kadar çok telaffuz edilmesinde katkınız çok büyük…

Joseph biz geldiğimizde sol açıkta oynuyordu. Ben ısrarla stoperde denedim ve kendisi de önceleri inanmamasına rağmen sonrasında dediklerimizi yaptı ve şu anda Mersin İdman Yurdu için büyük kazanç. Daha ben oldum demesi için çok erken ve bu futboldaki en büyük tehlike, Boum da şu anda bunu yaşıyor. Mesela Joseph bu sezon yaptığımız antrenmanların nerdeyse yarısına çıkmadı. Sakatlığını bahane etti. Çok güçlü ve kuvvetli bir oyuncu olmasına rağmen bu sene o görüntüsünden epey uzaktı.

Yeri gelmişken Eren Tozlu’dan bahsedelim biraz. Kendisi futbol stili olarak Tuncay Şanlı’yı andırıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Ben Eren’in çok başarılı olacağına inanıyorum, her şeyden önce çok beyefendi birisi… İlk geldiğinde çok zayıftı ve çelimsizdi ama şuanda her şeyden önce çok kuvvetli oldu. Adamlığı 10 numara zaten mesela ben Giresun’da kupa maçından sonra bizzat anne ve babasına teşekkür etmek için yanlarına gittim. Böyle beyefendi birini yetiştirdikleri için.

Hocam kadro derinliğinin bu kadar az olmasının sebebi tamamen transfer bütçesi miydi? 13-14 oyuncu kullandınız sadece.

Az değil ki, 29 tane oyuncu vardı. Ben hayatım boyunca bu kadar fazla bir kadroyla hiç çalışmadım. 13-14 tanesi yeterli oldu demek ki…

“Sezon başı iki kulüpten teklif geldi”
Her ne olursa olsun bu sezon başında bu takımla yola çıkarak ateşten bir gömlek giydiniz.

Şimdi bak ben sana söyle söyleyeyim; sezon başında beni bir iki Süper Lig kulübü istedi. Mersin’i bırakıp gidebilirdim ama gitseydim Mersin’in gözünde yakaladığım ‘doğru adam’ imajını zedelerdim. Satıp giden adan olurdum yani. Dolayısıyla bunu göze alamadığım, şehirle bir bağ kurduğum için gitmedim. Gitseydim tek suçlu ben olurdum. Şimdi bir şeyler kaybettim ama en azından satıp giden adam değilim. Doğru zamanda tekrar çalışabilirim yani. Kapının bana hala açık olduğunu biliyorum.

İstifa sürecinize gelelim. Sizin istifanızdan önce yönetimin sözleşmeniz bitene kadar arkanızda duracağını duymuştum. Hatta devre arasında 4-5 transferle kadroya takviye yapılacaktı. Sizin kafanızda Akhisar maçı sonrasında görevi bırakma planı var mıydı, yoksa süreci başlatan Gençlerbirliği maçı sonrası yaptığınız açıklamalar mıydı?

Şimdi oradaki açıklamalarım yanlış anlaşıldı. Ben orda aslında mevcut bir sistem kurduğumuzu ve bunun bu sezon başında yıkıldığını anlatmaya çalıştım. Bu sistemin yıkılmasındaki sebeplerden bazıları, gönderilen oyuncular, doğru yapılmayan transferlerdi. Açık konuşmak gerekirse bu sezonki transferlerden bir tek Ivan bize katkı yaptı. Diğerleri de zaman zaman katkı yaptılar ama görünen tek katkı Ivan’dan geldi. Geçen sezon bu böyle değildi ama. Süper Lig’e çıkan kadrodan Boum, Erman Özgür, Nduka’ya sezon başındaki transferlerimizden Erhan, Hakan, Ben Yahia, Sehic gibi oyuncular da katkı yapmışlardı. Zaten bu açıklamalarımdan önce yönetimden çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Belki ben görevi bırakmasaydım yönetim beni gönderecekti. Burada başkan değil ama başkanın etrafında başkanı fitneleyen isimler var. Bu ve bu gibi konular kulağımıza geliyordu. Ben kalsaydım ve yönetim beni gönderseydi alacağım miktar yüklü olurdu.

Kulüpten ayrılırken alacağınız kaldı mı peki?

En azından şunu söyleyeyim ben ayrılırken üstünü çizdiğim miktar en az 1 milyon dolar. Lakin ben yönetimle oturdum ve bu zamana kadar çalıştığım sürenin karşılığını aldım. İsteseydim kalan 1,5 yıllık anlaşmanın da bedelini de alırdım. Lakin ben çalışıp hak etmediğim bir parayı istemedim. Çünkü bu yaşıma kadar çocuklarımın boğazından bir lokma haram para geçmedi.

Son soru… Gelecek adına nasıl bir plan ve programınız var?

Şu anda dinlenmek benim için en önemli kriter. Çok uzun zamandır dışardayım ve aileme yeterli zaman ayıramadım. Boş zamanlarımda ise yine oyuncu izleyerek portföyümü genişletmeyi düşünüyorum. Önümüzdeki aylarda bir seyahat olabilir.