14 Şubat 2013

Cesc Fabregas


Tantuni'mi pişiriyor acaba? :))

Roma-Juventus


İki efsane... Tanıdığım en iyi 10 numaralardan... Biri çok uzaklarda, diğeri yuvasında son zamanlarını yaşıyor. Artık onların dönemi yavaş yavaş sona eriyor. Yeni nesil, klasik 10 numaraları izleme şansını yavaş yavaş kaybederken bir Roma-Juventus maçı daha kapımıza dayandı. Bu hafta sonu cumartesi günü Roma Olimpiyat Stadı'nda saat 21:45'te...


13 Şubat 2013

Teşekkürler Okay Karacan




Eski jenerasyonları bilmem de bizim jenerasyonun onla tanışması Formula 1 ile olmuştu. Onun sesiyle anlam bulan Formula 1 Cumartesi ve Pazar günlerimizin vazgeçilmeziydi. Hani Schumacher'in fırtınalar estirip podyumda en yüksek noktayı kimseye bırakmadığı, Ferrari'nin daha bilmem kaç yarış öncesinden şampiyonluğu garantilediği zamanlar. Montoya ve Schumacher çekişmelerinin en güzel sesiydi.

İngiltere Premier Ligi'ini ondan sonra bir türlü sevemedim. O soğuk ve ciddi seslerden farklı bir heyecan katardı bizlere. Araya kattığı ufak yorumlar maçın güzelliğini katlardı.

Bunları bir kenara koyalım, Okay Karacan nasıl sevildi sorusunun en güzel cevabı ekranlardaki hal ve tavırlarıdır. Bir insan 2 saat konuşur da hiç mi sıkmaz. İşte Okay Karacan da böyleydi. Her kelimesini ve cümlesini özenle seçen bir futbol adamı. Akşam vakti saçma sapan geyiklerle futbolu magazinleştirenlere inat o hep öyle kaldı. O naif ve kibar ses tonuyla...

Futbolu sadece futbol olarak değil onların yaşattığı güzellikleriyle ele alırdı. Futbolun sadece sahada oynanan 90 dakika oyun olmadığını bizlere defalarca hatırlatan adamdı kendisi.

Bursaspor şampiyon olamaz, bu baskıyı kaldıramaz dediklerinde ilk karşı çıkan yine Okay Karacan idi.


Bugün Zaman Gazatesi'nde çıkan yazısında Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe maçını ele almış kendisi. Mersin taraftarının haklı isyanına destek çıkmış. Anadolu takımlarının İstanbul takımları karşısında neden tam anlamıyla bir güç haline gelemediğinin en güzel kanıtlarını belirtmiş.

Umarız bizim kurumsal kafadan uzak, tamamen ceplerini doldurma odaklı hareket eden yöneticilerden bazıları da bu yazıyı okur ve kendilerine ders çıkarır. Her ne kadar zor olsa da !

İşte o yazı:

Veda sadece Tevfik Sırrı Gür Stadı’na değil

Mersin şehri harıl harıl Akdeniz Oyun-ları’na hazırlanıyor. Sokaktaki insan hareketli yaz için heyecanlı. Birkaç ay sonra yeni salonların yanı sıra Mersin’de muhteşem bir stadyum da yükseliyor olacak.
Ülkenin en önemli liman kentlerinden biri olması yanında son yıllarda civardan aldığı göçle büyüyen, çehresi değişip bir metropol olma yolunda ilerleyen şehir yıllar önce inşa edildiğinde Ortadoğu’nun en yüksek binalarından biri olan kent merkezindeki lüks otelin terasından bakıldığında yeşile aç, betonarme yığını fotoğrafıyla hüzün veriyor.
Yıllarca ikinci ligde yer aldıktan sonra 2 sezon önce Süper Lig’e taşınan Mersin İdman Yurdu’na ev sahipliği yapan Tevfik Sırrı Gür Stadı ise Türk futboluna veda etmeye hazırlanıyor. Akdeniz’e birkaç yüz metre mesafede, Boğaz’a komşuluğuyla dünyanın beğendiği İstanbul İnönü Stadı’na nazire yaparcasına tüm tribünleri kapalı düşük yükseklikli sevimli bir eski İngiliz stadı gibidir Tevfik Sırrı Gür.
Devletin şehirlerde başlattığı yeni tesis hamlesiyle eski tip statlar yerini devasa büyük lüks stadyumlara bırakıyor. Kısa bir süre sonra anılarımızın en tatlı tebessümlerini yaşatan o eski futbol harikası statları ancak fotoğraflarıyla anıyor olacağız.
Peki yeni stadyumların ruhunu yeniden inşa etmek, bedenini inşa etmek kadar kolay oluyor mu?
Şüphesiz hayır! Mersin’de hafta sonu Fenerbahçe ile oynanan maç için Tevfik Sırrı Gür Stadı’na gelen seyirci sayısını gördünüz. Tribünlerin neredeyse yarısı boştu. 75 lira olarak belirlenmiş kale arkası fiyatları haliyle Fenerbahçe’yi görmek, takımlarını desteklemek için gelmek isteyenlere engel olmuştu.
Oysa bu stat son kez bir Fenerbahçe maçına sahne olduktan sonra bir daha Kanarya’yı ağırlayamayacaktı. Gün bir sıradan lig maçından öte bir jübile hazırlığıyla taçlanabilir, tribünler elde edilecek üç kuruş fazla yerine gelecekte bu stadı bugünün anılarıyla hatırlayacak onlarca, yüzlerce çocuğu koltuklarında misafir edebilirdi.
Yaşlı stadın dört bir yanına çekilmiş çelik bariyerler, arkalarında mahzun gözlerle bakan yüzlerce taraftarı soyutlamıştı futbol oyunundan... Yarının Mersin İ. Yurdu taraftarı olacak minik kardeşler babalarının kucağında havaya sinen “içeri girilmez” hemşehrim kokusunu soluyordu.
Mersin yönetimi bu maçı bir karnavala, bir veda törenine çeviremez miydi? Seneye yeni stada gittiklerinde hangi çağrıyla taraftar toplayacaklar!
Nedense çocukların İstanbul takımlarını tutuyor olmasına hayretle bakıyoruz. İşte size çocukların haksız olmadığını gösteren bir örnek... Mersin geçen pazar birkaç yüz bin lira fazla kazanmak uğruna onlarca yüzlerce taraftar adayını İstanbul’a kaptırdı.
Ne de olsa çocuk eve gidip televizyondan gördüğü renklerden birini zahmetsizce tutabiliyor.
Kendi evinin önünde takımını desteklemeye gidemeyen çocuğun, televizyondaki çağrıya kulak vermesi meselesidir Türk futbolunun çaresizliği, başka bir şey değil!
Ey Anadolu takımları, İstanbul takımlarının kente gelişini paraya çevirmeye çok ihtiyacınız yok! Giderlerinizin yüzde 90’ı televizyon tarafından ödenirken, bu büyük maçları en azından neden kendi kentinizin çocuklarına olsun daha düşük fiyatlara açmıyorsunuz?!
Unutmayın, o çocuk bir kez adım atarsa o sahaya, bir kez duyarsa tribünün aşk şarkısını, bir kez görürse şehrin tek yumruk olduğu büyük orkestrayı kolay kolay terk etmez o gemiyi...
Yok mudur Türk futbolunun altyapıdan oyuncu yetiştiremediği gerçeği yanına bu meseleyi de ekleyecek aslan yürekli birileri !
Tüm kulüpler taraftar pastasından adil pay alma hakkına sahip olabiliyor mu?
Bazen televizyon, bazen gazete ve çoğu zaman da kulüp yönetmeyi transfer yapıp maç oynamaktan ibaret sayan yönetimlerin suçu yok mu?
Sözümüz Mersin’de taraftarın isyanına destek, Anadolu takımlarının tümüne bir dilek olsun...

Geliyorlar! (2.Bölüm)

Yaklaşık 1 hafta önce "Geliyorlar" adlı yazımda, önümüzdeki dönemlerde dünya futboluna damga vurmasını beklediğim oyuncuları sizlere tanıtmıştım. Bunu bir seri haline dönüştürmeye karar verdim. Bundan sonra size her hafta, radarıma takılan genç futbolcular hakkında detaylı bilgiler vereceğim. Bu oyuncuları bir kenara yazmakta fayda var, çünkü büyük ihtimalle bu oyuncuların hepsini Türkiye'de düzenlenecek olan FIFA U20 Dünya Şampiyonası'nda izleme şansı bulacağız. İlk yazımda dediğim gibi, bunlar benim şahsi görüşlerimdir, Red Devils Blog'a özeldir, başka yerden alıntı değildir.

LUKE SHAW / FC SOUTHAMPTON


Tam adı Luke Paul Hoare Shaw. İsminin böyle uzun olmasına bakmayın, Portekizli yada Brezilyalı değil. 17 yaşında safkan bir İngiliz. Southampton takımının en önemli oyuncusu. 1.85 metre selvi gibi boyuyla, sol bek pozisyonuna devrim getirmeye hazırlanıyor. Ashley Cole'den sonra sol bek çıkaramamış, o bölgede sağ ayaklı Glen Johnson'a esir kalmış İngiltere Milli Takımı'nın yeni ilacı. Uzun boyuna rağmen hızlı ve dinamik yapısı onu bölgesinde eşsiz kılıyor. Tekniği üst düzey diyemeyeceğim ama kabul edilebilir bir seviyede. Yorulmak bilmeyen bindirmeleri, kademe bilgisi ve fiziksel kusursuzluğu ile gelecekte sol bek pozisyonunun 1 numarası olmasını bekliyorum. Benim görüşüme göre, Clichy'nin gidişi sonrası bir türlü istediği sol beki bulamamış Arsenal ve büyük bir kontratı kapıp emeklilik hayali kuran Ashley Cole'un yerini doldurmak isteyen Chelsea arasında yakın zamanda bir savaş başlayabilir.

LUCAS OCAMPOS / FC MONACO


Lucas Ariel Ocampos. River Plate oyuncu fabrikasının yeni modellerinden. 1.87 boyunda ve 18 yaşındaki bu genç yıldız, C.Ronaldo stili yeni nesil hücum oyuncularından. Fiziki üstünlüğünün yanında, forvet arkası oynayabilecek kıvraklığa da sahip. Stoperlerin arasına girip sürpriz işler ve etkili kafa vuruşları yapabilen de bir oyuncu. Normalde forvet arkası oyuncuları ("10 numara" diye tabir edilen oyuncular) fiziki yapıları zayıf, teknik olarak üstün oyuncular olarak bilinirdi. Artık bu kavram değişti futbolda. Eski nesil 10 numaralı oyuncu devri kapandı. Artık yeni nesil 10 numaralar geliyor. Bunlardan biri de Ocampos.
(Not: Geçen sene transfer döneminde 11 milyon euroya Fransa 2.lig ekibi Monaco'ya imza attığında benim gibi tüm dünya da şaşırmıştı. Umarım Fransa 2.Ligi'ndeki sert futbol onun gelişimine engel olmaz. Gerçi o ligde fazla kalmayacak çünkü Monaco şu an 1. sırada ve Fransa 1. Ligine yükselmesi kesin gibi.)

LAZAR MARKOVIC / PARTIZAN


Sırbistan ekolunun yeni "harika çocuğu". Eski harika çocukları Milos Krasic'in dibe vurduğu şu dönemlerde, Sırbistan'ın gözlerini kamaştıran yeni yetenek. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen Partizan takımının tüm yükü onun omuzlarında. Hücum bölgesinin hemen hemen her bölgesinde oynayabiliyor. Son vuruşları enfes. 17 yaşındaki Raul'u görür gibi oluyorsunuz. Hızlı ve atik. Ama çok hızlı bir oyuncu olması sadece fiziksel olarak kalmamış, yeteneği aklına da yansımış bir adam. Kararlı ve hızlı düşünebilen bir oyuncu olması, farklı olmasını sağlıyor. Futbolda çabuk düşünmek en önemli yeteneklerden biri. Çünkü ne kadar yetenekli olursanız olun, bunu saha içinde en uygun zamanda uygulayamıyorsanız, o yeteneği boşa harcıyorsunuz demektir. İşte Lazar bu özellikleriyle ön planda. Avrupalı scoutlar onu hep ilk 5'te sayıyor. Bu sezon Sırbistan Ligi'nde şu ana kadar 14 maçta 6 gol 6 asistle oynadı. Sezon sonu büyük liglere transfer olma olasılığı %1 milyon. Çok büyük ihtimalle de bu takım, ara transferde Partizan'la Lazar için görüşmüş olan Chelsea olacak.

NOT: "Geliyorlar!" serisinde bahsettiğim bu genç yeteneklerin hemen hemen hepsi, ilerde hayranlıkla izleyeceğimiz süper yıldızlar olabilirler, çoğu da olacak. Ama biz, Türkiye'de düzenlenecek FIFA U20 DÜNYA KUPASI'nda bu futbolcuları çıplak gözle, canlı canlı izleme şansına sahibiz. Biletler Biletix'te satışta, ilgilerinizi bekliyor.

İniesta and Messi!


Xavi Hernandez


11 Şubat 2013

Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe Maç Analizi


Futbol basit oyundur aslında, izlersin not alırsın ya da almazsın sonra değerlendirirsin. Hele bir de takımın yenmişse “ abi şu da çok iyi oynadı, abi şu çocuğa dikkat ettin mi geleceğin yıldızı haa” diye sıralarsın yorumlarını. Gelgelelim bir de diğer yüzü vardır işin: mağlubiyet. İşte o zaman da verir veriştirirsin takıma. Kimi futbolcusundan başlar işe, kimi hocasından kimi yöneticisinden…

Blog yazmanın bunlardan farkı biraz kullandığın üsluba dikkat etmek ve not almak. Ama bir fark daha var ki bizi en büyük sıkıntıya sokan nokta esas o. Çünkü konuşmak kolaydır, anlık sıralarsın cümleleri ve biter. Yazmak öyle mi? Takımın iyi oyunla 3 puanı kazanmışsa eğer keyifle yazarsın. Peki ya yenilmişse? İşte o zaman içinden yazmak gelmez, o tuşlara bastıkça bir an önce sonuca nasıl bağlasam cümleleri geçer kafandan.

Bu sene Mersin maçlarını yazarken kafamızdan hep o düşünceler geçti. Ona rağmen hep daha iyisinin olacağı ümidiyle yazdık. Ama bu takımın adı Mersin İdman Yurdu… İnsana arifeyi gösterir bayramı göstermez.


Öncelikle maçtan önce söyledikleri gibi tribüne girmeyerek doğru olanı yapan Güney Kale Arkası grubunu tebrik ediyorum. Üstelik kendilerine maçtan önce bedava bilet teklif edilmesine rağmen bunları yapmaları gerçekten güzel bir organize. 

Ali Kahramanlı bu takımı TFF 2.Lig’den alıp buralara getirdi. Ortada bir başarı varsa onun payı yadsınamaz. Fakat Ali Kahramanlı takımı başarıya siyasi gölgelerin ardından getirmedi dersek de yalan olur. Bunları bir kenara koyalım onun en büyük hatası işbilmez, acemi futbolu bilmeyen adamları yönetimde toplaması oldu. Bugün Mersin İdman Yurdu kurumsallaşmadan uzak, günübirlik başarıya muhtaç bir kulüpse sebebi bu adamlardır.



  Bizle aynı durumda düşme korkusunu yaşayan  Elazığ 10 TL bilet fiyatı belirleyip tribünü doldurup aslanlar gibi top oynarken, sizler 75 TL’lik bilet fiyatı çekip bu takıma kendi evinde deplasman yaşattınız.  Kasalarınızı doldurdunuz helal olsun.

Bir kere daha hepinize yazıklar olsun.
                
            Maçın analizini yapası gelmiyor insanın ama kısa kısa değinelim:

-          Karşımızda kötü bir Fenerbahçe vardı savunmamız iyiydi fakat şanssız da bir gol yedik.

-          İkinci yarı takım komple çöktü. Sene başından beri bu takım 60. dakikadan sonra çöküyor. İlk yarı yarı gol atsaydık bile ikinci yarı gelecek baskıyla Fenerbahçe gol ve goller atabilirdi.

-          Savunma dörtlümüz  ve kalecimiz her zamanki gibi iyiydi.

-          Mağlubiyetin mimarları: Nduka – Burhan – Murat Ceylan oldu. 

-     Ozan İpek ve Lawal'ın ilk 11 oynayacak hale gelmesi gerekiyor. Bu iki futbolcu şu dönemde takıma kazandırılıp takımın hücum varyasyonlarında katkı vermesi beklenmeli.

Artık fazla söze gerek yok. Yukarısı  ile ara hafiften açılmaya başladı. Gençlerbirliği ve Trabzon maçlarından en az 4 puan çıkartamazsak işimiz fazlasıyla zorlaşacak.