15 Eylül 2013

Manisa Maçının Ardından

Yazımı yazmayı planlarken nereden ve nasıl başlayacağıma bir türlü karar veremedim. Esasında bütün planım belliydi. Maçın ikinci yarısına kadar almam gereken notları dakika dakika almama rağmen ikinci yarıda yediğimiz basit goller ve oynanan oyun moralimi bozdu ve notları bir kenara koyup esas konuşulması gereken konuları ele almanın doğru olacağını düşündüm. Keza yine üzerinde durmak istediğim birkaç önemli nokta var.

İlk yarıda kırmızı karta kadar oynanan güzel oyunu konuşabiliriz mesela, rakibe pozisyon vermeyen alan daraltan ve oyunu ileriye yıkan İdman Yurdu’nu. Ya da her şeyin bir anda tersine dönüşünü…

Her şey güzel başlamışken ve sahada istediğimiz oyunu oynarken saçma sapan 2 tane kırmızı kart gören yaramaza çocuğumuzdan başlayalım o zaman, Raheem Lawal’dan. Bu maçın yıldızı olacakken mağlubiyette başrol oynayanlardan.

Herkes sahaya atılan yabancı maddelerden sonra aldığı kartı konuşuyor ancak ben ilk karta takıldım sevgili renktaşlarım. Bu nasıl bir sorumsuzluk, bu ne gereksiz bir karttır? Sen orta sahanın ortasında oynayan bir oyuncusun. Defans bloğundaki bir oyuncu sarı kart gördüğünde nasıl tedirginlik yaşıyorsa sen de onu yaşarsın, yaşamalısın da. Sarı kartını gerektiği anda genellikle de rakip seni az adamla yakalamışken görürsün. Ofsayt pozisyonundan sonra topu sertçe vuran oyuncuların %100’ü sarı kart görmüşken o kartı görmek tamamen amatörlüktür, sorumsuzluktur. Üstelik  bunu bile bile sahaya atılan yabancı maddeyi tribünlere geri fırlatmanın ise mantıklı bir izahatı kesinlikle olamaz. Yönetim Lawal’a bir para cezası kesmez ve uyarıda bulunmazsa Lawal’ın disiplinsiz davranışlarının devam edeceği fikrindeyim. Ancak bunu yaparken Lawal’ı küstürmemeliyiz ki umarım yanlışının farkına o da varacaktır.

mersin-idman-yurdu.jpg2346765399mersin-idman-yurdu

Gelelim diğer faciaya. Savunmamız… Ordu maçının daha çok bir orta saha mücadelesi şeklinde geçmesi ve Karşıyaka karşısındaki iyi oyunumuz ve rakibin etkisiz olması savunmamızın sıkıntıları bize unutturur gibi oldu. Halbuki iki maçta da bariz kademe hataları göze çarpıyordu. Özellikle en aksayan yerimiz sol bekte Anıl’ın performansı kötüydü, ilk yarı iyi olmasına rağmen ikinci yarı kendi bölgesi resmen koridora döndü. Keza Efe ve Mitroviç’e gollerde dikkat edersiniz kademe sorununun göze çarptığını göreceksiniz.

Şimdi sahada beklentileri karşılayamayan oyunculara yönelelim:

Güven Varol… Bir şeyler yapmaya çalıştı, mücadele de etti, keza saha içinde en fazla topla buluşan isimlerden biriydi fakat  takım arkadaşlarının çoğu pas tercihini kendisinden yana kullanmasına rağmen aldığı topların neredeyse hiçbirini etkili anlamda kullanamadı. Adem Güven ise tamamen fiyasko, başka da bir kelime kullanmaya gerek duymuyorum  Veli Acar kendisine verilen şansı iyi değerlendiremedi, bu takımın orta sahasında o kapasiteyle ne kadar verimli olur gerçekten şüpheli.Son olarak da Mahmut Temür’e değinmek istiyorum. Kendisinden bu kadar büyük beklentiler varken sizce de artık sazı eline alma zamanı geldi de geçmiyor mu? Kırmızı kart pozisyonuna kadar neredeyse ismini duyamadık, hatta yanılmıyorsam varlığından köşe vuruşu sayesinde haberdar olduk.Anıl ise ilk yarı fena olmamasına rağmen ikinci yarı adeta dağıldı, en şaşırdığım nokta da burası oldu.

Haftaya Ben Yahia için çok büyük bir fırsat olacak. Daha önce de ifade etmiştim Boum ile birlikte küme düşmemizde katkısı olsan başaktörlerden biriydi. İlk sezonları muhteşem geçen bu iki oyuncu Süper Lig’deki ikinci sezonumuz yani küme düştüğümüz sene maalesef beklentilerin çok çok altında kalmıştı. Ben Yahia için önünde en az 1 belki de 2 ya da 3 maç bir sınav olacak. Eğer başarıyla geçerse Lawal bir nebze şımarıklığı üstünden atabilir.

Son olarak Hakan Hoca’nın Eren hamlesinde geç kaldığını düşünüyorum.  Kırmızı kart pozisyonundan sonra ben de olsam sahadan Mahmut’u çıkarırdım. Bir de artık Nurullah’ın bu takımda ilk 11′de oynaması gerekiyor.

Haftaya Maraş maçımız var. Maraş'ın analizini Adanaspor maçlarından sonra daha detaylı ele almayı düşünüyorum. İyi haftalar,esen kalın.