18 Şubat 2014

İki Ezeli Rakip FB-GS / GS-FB

Cümle kurarken başına hangisini önce getirsek diğer takımın taraftarının tepkisini çekiyoruz. Aslında ortada bir aymazlık yok. Yazının başına Fenerbahçe'yi önce yazsak Galatasaray Kulübü daha küçük bir kulüp mü olacak? Allah aşkına neyi paylaşamıyoruz? Ya da neyin kafasını yaşıyoruz?

Sezon başında Beşiktaş çok iyi bir başlangıç yaptı. Sleven Bilic ile çok iyi bir uyum yakaladılar. Erken olmasına rağmen Siyah Beyazlı taraftarlar şampiyonluk türküleri bile mırıldanmaya başladılar. Ta ki olaylı Galatasaray maçına kadar. Sonraki süreçte benim ilk cümlem Beşiktaş'ın bu sezon şampiyonluğu göremeyeceği idi. İlk 4 haftada 4 galibiyet alıp sadece 2 gol yiyen Beşiktaş, olaylı maçtan sonra kendini toparlayamadı... Camia çok güçlüydü ama medya ve siyasi destek neredeyse yok denecek kadar azdı. Düşünsenize 100 yılı devirmiş bir kulüp... 13 defa bu ligde şampiyon olmuş bir kulüp... Beşiktaş!

Galatasaray maçındaki yaşananlar çok büyük olaylardı. Yadsınamaz elbette. Lakin Fenerbahçe'nin son 3 sezonda yaşadıklarının yanında çapı biraz küçük kalırdı. Bir dönem neredeyse iflasın eşiğine gelen Galatasaray'ında yaşadıkları kolay şeyler değildi. Ama ne Fenerbahçe ne de Galatasaray yıkılmadılar. Sallandılar ama yıkılmadılar. Beşiktaş'ta yıkılmadı ama bu iki kulüp gibi hemen şampiyonluklar yaşayıp birden de dirilemedi. Çünkü bu ülkede, doğusundan batısına, her iki taraftardan biri ya Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli.

Maalesef durum bu. Sosyal medyada bile bu iki kulüpten birini destekliyorsan kafadan yüzlerce takipçin oluyor. Hele birde janjanlı laflar edip taraftarı galeyana getirecek ateşli cümleleri kurdun mu... Ohhh senden alası yok. Öyleki bir takım taraftarı diğer takımın taraftarını tabiri caizse düşmandan bile daha alçakça görüyor. Öyleki sahadaki futbolcu bu iki takımın birine mensupsa diğer rakiplerinin tüm değerlerine küfür etmeyi kendine hak görüyor. Ve bu iki takım taraftarı bunun üzerinden birbirine savunma/sataşma yapıyor. Ortak bir fikir üretemiyorlar bile. Biri kendi futbolcusunun küfretmesini savunurken diğeri o futbolcuya lanet okuyor.



Maalesef ülkemizde sistem bu iki takım üzerinden yürüyor. Siyaset bile bu iki takımla yatıyor bu iki takımla kalkıyor. Spor bültenlerini söylemeye gerek var mı? Misal Kayseri'nin iki takımın düştüğü durumu Kayseri kanalları bile hafta da 1 saat bile tartışmıyorlar. İzmir gibi bir şehrin süper ligde neden takımının olmadığı sorgulanmıyor bile. Altınordu Kulübü'nün yeniden doğuşunun ışıltılarını bile göremiyorlar. Bursaspor'da Enes Ünal'ı Avrupa devleri izliyor Hikmet Karaman  ben oyuncuyu tanımıyorum bu benim ayıbımdır diyor kimse bunu umursamıyor. Mustafa Reşit Akçay gibi bir değerin kıymeti bilinmiyor. Elindeki dar kadroyla Avrupa'da yenilmiyor ama bugün işsiz.

Kulüpler borç batağında. Takım şampiyonluğa oynuyor ama kaldığı tesiste sabaha kadar düğün yapılıyor. Hoca emniyet müdürüne ricada bulunuyor.. Bari düğünün birini erken bitirsinler diye. Çünkü ertesi gün şampiyonluk maçına çıkacak. Mersin 30 senedir tesis yapamıyor. Şehrinde Akdeniz Oyunları yapılmış ama kulüp yetkilileri bir antrenman tesisi dahi yapamamış/yaptıramamış. 25.000 kişilik stat boş durumda bekliyor. İçindeki mühendisin aylığını ödeyemez durumdaki kulüp bugün şampiyonluk yarışında. Milyon dolar borç kapıda bekliyor. Eski stadın personelinin maaşı bir yıl geriden geliyor. X bir kulüp bir sezonda 30 farklı oyuncuyla sözleşme imzalamış bunlardan 15 tanesi antrenman tesisine dahi gelmemiş bunu denetleyecek bir kurul dahi yok!

Ama gündem Sarı Lacivert yada Sarı Kırmızı. Futbolumuzun başında bir iş adamı. Sporcu kökenli bile değil. Milyon dolarlar havada uçuşuyor ama başarı desen yerlerdeyiz. FIFA Şubat Ayı Sıralaması'nda ilk 30'da bile değiliz. Beğenmediğimiz düşman gördüğümüz Ermenistan bile bizi geçmiş durumda. Bunu konuşan kaç tane spor yazarımız var? Maalesef bu iki ezeli rakip ebedi dost kulübümüzün futbolumuza verdiği zararı göremiyoruz. Yıllardır konuşulup yazılan şeyler hep havada kalıyor. Kimse sorunun derdine inmiyor. Şehir kulüpleri bir bir amatör liglere doğru kayıp giderken bizim sürekli gündemimiz bu iki kulüp. Öyle bir güçlendiler ki artık kökleri tüm ülkeyi sardı.

Medyada, kahvehanelerde, oyun salonlarında, sokakta, iş yerlerinde hatta statlarda dahi bu iki takım konuşuluyor. Adam Adana'nın yada Mersin'in maçına gelmiş sırtında bu iki kulüpten birinin forması. Aynı statda iki hafta üst üste maç izliyor. Birinde deplasman tribününde Fenerbahçe formasıyla, iki hafta sonra Mersin tribününde Beşiktaş'a karşı Mersin İdman Yurdu formasıyla... Hangi duygu gerçek olan? Fenerbahçe formasıyla Mersin İdman Yurdu'na karşı galip gelmek mi? Yoksa Mersin İdman Yurdu formasıyla Beşiktaş'ı mağlup etmek mi?

Yada gerçekte mağlup olan kim sizce? Bitmiş olan futbol kültürümüz mü? Yoksa her geçen gün daha da yozlaşan futbol sevgimiz mi?

Ya da her ikisi mi?

Hiç yorum yok: