20 Kasım 2014

Çok Mu Çok Şey İstiyoruz Aceba...

Semih Kaya ile şuan Liverpool'da yedek kulübesinde bekleyen Sakho'yu stil olarak çok benzetirim. Hemen hemen aynı jenerasyondan sayılırlar. Sakho'yu PSG'nin fukara günlerinden beridir izlerim takip ederim. Bir dönem çok üst seviyelere çıkacak gibi oldu ama sonrasında PSG'yi arap sermayesi alınca milyonlarca euro verilip alınan yıldızların arkasında kaldı. Sonrasında soluğu Liverpool'da aldı. Bu sezon sadece 3 maçta 249 dakika süre alabildi. Oysa PSG tarihinin en genç kaptanı olmuştu Senegal asıllı stoper... Konumuz Sakho değil elbette. Lafı açılmışken iki kelam edelim dedik. 


Asıl meselemize dönecek olursak Semih'in bu günlerine gelmesini ''tesadüf eseriydi'' gibi saçmalıklarla açıklayamayız elbet. Kartalspor'da oynadığı dönemde sahada ne oynayacağını bilmeyen bir Semih vardı... Pozisyon almasını bilmeyen sokakta top oynayan çocuklar gibi savunma yapmaya çalışan bir Semih... Bugün hala beklenen seviyeye gelmedi ama o günlere nazaran epey yol katettiğini söylemeye lüzum yok!.. Yalnız üzerinde Ujfalusi'nin emeği büyük diyebiliriz. Semih'in Çek oyuncu ile partner olduğu günlerdeki Galatasaray defansının istatistikleriyle bile bunu çok rahat görebiliriz. O zamanda orta sahada Selçuk-Melo vardı bugünde aynı adamlar o mevkide. Haa... Değişenler oldu elbette... Mesela savunmayı hücumdan başlatan Elmander takımdan ayrıldı. Mesela 3'lü, 5'li savunma oynadı takım.. Yeri geldi 3'lü orta saha kurgusuna dönüldü filan... Ama Semih'de o günlerden üstüne koymak yerine yerinde saydı. Sanırım şimdilerde de kredisinden yiyor gibi...

Son dönemde kendi kalesine attığı goller filan bunların yazımın ana temasına gram katkısı yok. Her oyuncu bu talihsizliği yaşayabilir. Bakınız Krammer'e... Dortmund'u ligde tekrar dirilten golü attı belkide... Hem de orta saha çizgisi yakınından kendi kalesine. Olabiliyor yani... Asıl mesele Semih'in sahada ne yapacağını bilmemesi. Adam adama savunmayı beceriyor. Ama alan savunmasında bir eksiklik var. Bu eksikliği Ujfalusi tecrübesiyle kapatıyordu ama bugün o tecrübe Semih'in yanında yok. Son dönemde Chedjou zekasıyla ve pozisyon bilgisinin Semih'e göre daha iyi olmasıyla GS defansını toparladı ama her dönemde iyi bir partneri olacağı kesin değil. Burada dikkat çeken nokta altyapı eğitimi.

Kamerunlu Chedjou 18 yaşına kadar altyapı eğitimini ülkesinde aldı. Sonrasında 1 yıllık bir İspanya macerası var. Yani mastırını Laliga'da Villareal altyapısında tamamladı. Akabininde Fransa... FC Pau, Auxerre B, FC Rouen. Lig 1'de Lille'nin dikkatini çekmesi 22-23 yaşlarına denk geliyor. Ve Lille'e gelene kadar aldığı eğitim ve edindiği tecrübe parayla bile satın alınamaz. Lille'de oynadığı dönemde Süperlig'e değil de bir başka Avrupa takımına da gidebilirdi. O kalite ve kumaş Chedjou'da var. Aynı kalite ve kumaş Semih'te de var ama hala içimize sinmeyen bazı püf noktaları da mevcut.

Bugünlerde Mancini'nin Inter'i için ismi geçiyor Semih'in. Gidebilir aslanlar gibi oynar... Belki şansızlıklar yaşar sakatlanır filan... Her şey olabilir. Doğru teknik adamla çok şey katabilir futboluna. Bizim oyuncularımız futbol gelişimini 24 yaşından sonra fark edilebilir şekilde yükseltiyor. Bu bir gerçek. Burak Yılmaz, Umut Bulut, bizim kaleci Nihat Şahin, Selçuk İnan ilk aklıma gelenler. Bu isimler doğru teknik adamlarla 24-25 yaşından sonra birden gelişen oyuncular. Ama her şey doğru teknik adamı bulmaktan geçiyor. İşin garip ve enteresan tarafı da bu. Rüştü Barca'da doğru teknik adamla çalışmadığı için mi başarısız oldu yoksa 30 yaşına geldiği halde zaman zaman doğru pozisyon almasını bilmediği için mi? Barça'dan sonra neden bir başka Avrupa takımıyla devam etmedi? Rüştü kötü bir kaleci diyebilir miyiz. Tarih çarpar adamı. Ama olay altyapıda bitiyor. 30 yaşını geçmiş bir kaleciden yeni bir şey öğrenmesini bekleyecek durumda değildi Avrupalı. Mehmet Topal bugün defansif orta saha kavramına başka bir boyut kazandırmayı Valencia'da başarmış olsa 30 yaşındaki Javi Fuego'nun yerinde şimdi O oynayacaktı. Ama bugünkü fiziksel durumu Laliga'yı kaldırır mıydı? Oysa ligimiz fizik gücü yüksek bir lig olarak tabir edilirken...

Daha bir çok örnek verebiliriz. İş örnekleri bulmakta değil çözüm üretmekte. Dünya'ya 600 sene hükmeden Osmanlı çağı yakalayamadığı için yıkıldı. Biz futbol alanında çağı yakaladık. Ama 2003-2004 senesine kadar. Sonrasında Fransa'nın başı çekip 97 yılında temelini attığı 2002'ye getirdiği akabininde İspanyolların devrimi devam ettirdiği ve bugün Almanların zirvesine çıktığı yeni bir dönem başladı. Arkadan Belçika geldi. Slovakya, Bosna gibi 2. klasman ülkeler yolda ve geliyorlar. Biz yatırımlar yapıyoruz ama statlara ve tesis yapımına... Oysa iş eğitimde. Bu eğitimi de verecek eğitimcilerimiz yok maalesef. Geçtiğimiz sezon dikkatleri üzerine çekip sezon başında Barcelona'ya giden Alen Halilovic'in yetiştiği Dinamo Zagreb'in altyapı tesislerinin FB-BJK yada GS'nin altyapı tesislerinden daha iyi olduğunu kim söyleyebilir? Ya da Gençlerbirliği tesislerinden. Ya da Gaziantepspor tesislerinden...

Ülke futbolu çöktü-çöküyor-çökecek gibi kuramlardan bir an evvel kurtulmamız lazım. Evet başarısızlığı tartışıyoruz ama sadece kavga ederek! Herkes kavga ediyor. Tartışmıyor. Onu bile beceremiyoruz maalesef. Çözüm yok... Çözüm üretmekten uzağız. Neden biz de Almanlar gibi devrim yapamıyoruz ya da İspanyollar gibi oynayamıyoruz noktasından bir adım uzağa gidebilmiş değiliz. 45 yıldır altyapıya bir lira yatırım yapmamış Mersin İdmanyurdu şuanda ligde 4. sırada. Ve biz bu sezon süperlige yükseldik. Bir lira kalıcı gelirimiz olmadan! Ve icrada bekleyen 60'ın üzerinde dosya sırada beklerken. Ve en kötüsü transfer yasağı gelmiş kulübün altyapısında, A takıma alacak doğru dürüst bir tane oyuncusu yokken... 

Yazıyı daha da uzatabiliriz. Bu ülkede her sıkıntı da, her konu da milyonlarca bulabileceğiniz örnek var. Biz maalesef üretken bir millet değiliz. Ürettiğimiz tek şey kaos ortamı... Ve kendimizi her konuda dev aynasında görmemiz. Biz çıtayı çok yükseltiriz sonra gerçekleri görünce gerçeğin kendisini kabullenemeyiz. Sonrası malum. Tartışır dururuz. Gerçi onu bile kaosa dönüştürerek yaparız...

Hiç yorum yok: