26 Ekim 2015

Captain Sergio...


Şimdilerde mahalle maçı yapan çocukları göremiyoruz. Nesil değişti diyoruz ama o değişen nesle mahalle maçı yapacak boş bir arazi yada yeşil alan bırakmayanlarda bizleriz... Babamların kuşağı Metin Oktayları, Selçuk Yulaları, Gerd Müllerleri, Platinileri görmüş bir nesil... Haliyle onları Ronaldinho, Beckham, Rivaldo, Del Piero gibi oyuncular kesmedi-kesmiyordu. Morientes'in bitiriciliği, Zidane'nin futbol aklı, Pirlo'nun ''Futbol Senfonisi'' ya da Lizarazu'nun bir anda hücumda bitivermesi... 

Mesela en büyük amcama; bizlerin gıpta ile bakarak hayran kaldığı ve ne büyük kaleci dediğimiz Manuel Neuer öyle aman aman bir kaleci gelmiyor! Çünkü o zamanında Lev Yaşin'i siyah beyazda olsa izlemiş... Bir çok futbol sever bugün Neuer'in kalecilik tanımını değiştirdiğini düşünse de ismi Rusca'da Aslan anlamına gelen Yaşin bunu 1950'li yıllarda zaten başarmıştı. Neuer'in ki bi yerde taklite giriyordu... Evet Neuer iyi kaleci... Saygıyı fazlasıyla hak ediyor ama her nesil için değil!

Modern futbol diyoruz ya bugün... Endüstriyelleşemeye yüz tutmuş ve borsaya yenik düşen... Oysa modern kelimesini 1970'li yıllarda der Kaiser libero mevkinde oynayarak futbol literatürüne çoktan sokmuştu... Şimdilerde futbolumuzda tartışıla duran ama Avrupalılar'da en azından dillerinde bir karşılığı olmayan ön libero kavramı... Fatih Terim çapa mapa yeni icat çıkarmayın demişti 7 ihtimalli bir denklemi çözerek vizesini aldığımız Euro 2016 yolunda... Çek Cumhuriyeti ve İzlanda maçlarından önceydi sanırım... 

Claude Makalele'den sonra daha farklı bir anlam kazanan İngilizlerin back to back dediği defansif orta saha oyuncusu... Oysa İmparator Franz Beckenbauer 1966 Dünya Kupası'nda o mevkide forma giymiş ve dört gol ile, gol krallığında üçüncü olan dört futbolcudan biri olmuştu. Ayrıca o turnuvanında yıldızlarındandı...

Örnekler uzar gider... 2006 Ballon d'Or ödülünü kazanan ve 33 yaşında Real Madrid'de transfer olma başarısı gösteren Cannavaro'yu kim beğenmez? Ama O'ndan önce Matthias Sammer vardı... Peki ya Nesta? Her kuşak Milanlı Paolo Maldini için ne diyebiliriz ki... Peki ya Sergio Ramos için... 

Real Madrid'e geldiğinde hemen her futbol sever O'nun için ödenen yüksek bonservis bedelini, Real Madridliler ise O'nun 4 Numara'nın yeni sahibi olup olamayacağını tartışıyordu. 4 Numara'nın önceki sahibi Fernando Hierro idi ve O'nun boşluğu öyle kolay dolmazdı. Bana göre de öyleydi ve hala aynı düşünce değişmiş değil benim için.

Sevilla'dan alındığında sağ bek ve stoper oynayabiliyordu, yaşı gençti ve geleceği çok parlaktı. Başarılı da oldu-oluyor-olacaktır. Neticede yaşı daha 29 ve hala en pahalı defans oyuncuları listesinde top 5'de. Buna karşın sempatik olup olmadığı tartışılır. Bir çok futbol severinde antipatisini kazanmıştır. Saha içinde kaba bir tabirle çamura yatmışlığıda vardır. Sezon başında bol sıfırlı kontratı almasa belki bugün Old Tarfford'da oynanan Manchester Derbisi'nde izliyorda olabilirdik. Ama Casillas sonrası bu takımın kaptanı oldu. Ve Kaptan bir aydır omuzundan çektiği acıları bir kenara bırakarak Galiçya'da Celta Vigo maçına çıktı. Gemisi belki batmayacaktı ama fedakarlık da bu oyunun en önemli mihenk taşlarından biriydi.

Çarşamba gecesi Parc Des Princes'te de aynı acılarla sahadaydı. Maç sonunda Zlatan'la çıktığı her hava topundan sonra çok acı hissettiğinden bahsediyordu Kaptan. Kolay değildi ve belkide futbol hayatının devamı söz konusuydu ama Kaptanlık'ta sorumluluk değil miydi?

Santiago Bernabeu çimlerine ilk ayak bastığında Hierro olup olmayacağı tartışılan adam belkide 10 yıl sonra o tartışmaya nokta koymaya çok yaklaştı. Yıllar sonra Ramos konuşulur ya da bir makaleye konu olur mu bilinmez ama Futbol Almanak'ı için önemli olan değerler listesine de girmek adına önemli adımlar attığı da bir gerçek...



Hiç yorum yok: