17 Ekim 2015

Ginczek, Gomez ve 9 Numaraya Dönüş

Yıllar önce Ersun Yanal'ın Ankaragücü'nden Gençlerbirliği'ne geçtiği zamanlar... Alkaralar Yanal önderliğinde ligde fırtına gibi esiyor Türkiye Kupası'nda da adını finale yazdırıyordu. Rakibi Samet Aybabalı Trabzonspor. Trabzonspor bir önceki sezon 2001-02 sezonunda ligden düşen Samsunspor'un 3 puan üstünde ligi 14. sırada bitirmişti. Bitikti..

Samet Aybaba geldi takımın başına. Birçok oyuncu gitti yine bir dolu adam alındı. Yeni bir yapılanmaya gidildi. Tabi kimsenin Bordo Mavili ekipten bir beklentisi yok. Gelen oyunculara bakıldığında bir çoğu vasat profilli çokta kariyeri olmayan isimler. Lakin Aybaba'nın takımı o sezon ligde takıma en fazla yatırım yapan takımlardan Fenerbahçe ile aynı puanı (51) toplayıp averajla ligi 7. sırada bitirmişti. Takip eden sezonda da Ziya Doğan önderliğinde şampiyonluk kıl payı kaçmıştı.

Yazımın başındaki kupa finaline dönelim tekrar. Malum hikayemizin doğuşu oradan başlıyor. 2003-04 Türkiye Kupası Finali ve karşı karşıya gelen takımlar Trabzonspor ve Gençlerbirliği. Ersun Yanal'ın takımı favori. Ligi de 3. sırada bitirmiş ve modern futbolun tüm gereksinimleri takımda mevcut. 3 İstanbul büyüğü takımdaki hemen her oyuncuya iştahlanmış transfer etme derdinde. Ersun Yanal'ın ismi Milli Takımla anılır olmuş. Neler.. Neler..

Tabi Samet Aybaba klasik Türk teknik adam profili. Ersun Yanal ise  yeni akımı temsil eden analizci, modern futbolu benimsemiş ve antrenman metotları bile tvlerde futbol programlarında büyük övgüyle anlatılıyor. Tartışılıyor... Samet Aybaba'nın klasik futbolu ile başardıklarımı doğru olan yoksa Ersun Yanal'ın modern futbol teknikleri mi? 


Biz skora göre yorum yapan bir millet olduğumuz için o gün maçı 3-1 kazanan Samet Aybaba'nın Trabzonspor'u nu yani klasik futbolu haklı bulduk. O gün için bu düşünce belki haklıydı... Nitekim takip eden sezon sonunda da Ziya Doğanlı Trabzonspor Kupa'yı yine kazanmış ve ligi de yine Fenerbahçe'nin ardından 4 puan farkla 2. sırada bitirmişti. Ama Türk Futbolu adına bir tren daha kaçıyordu ve kimse bunu fark edemiyordu.

Samet Aybaba'nın temelini attığı Ziya Doğan'ın ve Şenol Güneş'in takip eden 2 sezonda zirveye oynattığı klasik futbol zihniyeti tıkanma noktasına geliyor ve takip eden yıllarda sezon sonları hep hüsran oluyordu. Lazaroni, Halilhodzic ve tekrar Ziya Doğan... Olmuyor ve 2007 yılında daha önce oynattığı modern futbol tekniği benimsenmeyen Ersun Yanal yeni yapılanma için göreve çağrılıyordu. Aynı dönemde ise Avrupa'da Barcelona'nın tiki-takası ise almış başını gidiyordu. Klasik futbol anlayışı yerini modern futbola, hedef santrforlara (9 numaralara) değilde Mustafa Denizli'nin de dediği gibi 9,5 numaralara Messilere, Ronaldolara, günümüzde Müllerlere, Lewandowskilere bırakıyordu. 


Modern ve yenilikçi Ersun Yanal Trabzonspor'dan sonra Eskişehirspor'da ise 4-6-0'ları denerken klasikçi Samet Aybaba Beşiktaş macerası sonrası Mehmet Özdilek'in harikalar yaratarak bıraktığı Antalyaspor'a tarihinin en kötü sezonunların da birini yaşatarak küme düşmesine vesile olacaktı. Zaman Ersun Yanal'ın gittiği yolu haklı çıkarmıştı ama dediğim gibi Türk Futbolu çağa ayak uyduramamış ve skor tabelasına göre hareket etmeyi uygun bulmuştu.

Cruyf'un önerisi ile Barcelona'nın başına geçerek ustasının yolunu benimseyen Rijikaard'ın mirasını, Bielsa'dan ilham alarak farklı noktalara getiren Pep'in Bayern'in kopyasını Milli Takıma uyarlayan Löw geçtiğimiz bir açıklama yaptı. Gerd Müller'in en iyisi olduğu gerçeğini değiştirmesine ramak kalan Thomas Müller'li 4-6-0 benzeri varyasyondan tekrar klasik 9 numaralı sisteme geçiş yapabileceğini belirten Alman teknik adam eskimeye yüz tutmuş isimlere de tekrar yeşil ışık yaktı. 

Nitekim bu açıklamayla akıllara gelen 9 numaralar Ginczek ve Gomez oldu. Biri hali hazırda Stuttgartlı diğeri ise 15 yıllık özleme son veren Armin Veh önderliğindeki kadronun mihenk taşlarından... İkisinin bir diğer ortak özelliği ise forma numaralarının 33 olması. Ginczek Almanya alt yaş gruplarında forma giydi ama A takım düzeyine çıkamadı henüz. Tabi bunda modern futbolun etkisi büyük. Birde Müller!

Ginczek geçtiğimiz sezon Stutgart'ı ipten alan adamlardan biriydi. Son 9 maçta attığı 7 gol hayati bir önem taşıyordu. Bu sezona da iyi başlamıştı ve 2. hafta oynadıkları ve 3-2 kaybettikleri Hamburg maçında 2 gol atmıştı. Maçı takip edenler içinde Löw'de vardı. Gomez ise Fiorentina'da eskimeye yüz tutmamıştı ama çok göz önünde de olduğu söylenemezdi. Çaptan düşüyordu ama... Hatta Alman tabildot gazetesi Bild bundan bir ay önce Türkiye'yi çöp bidonuna benzetirken Gomez'in de bir yerde Podolski ve Kevin gibi çöp olacağını ima etmişti. Avrupa'da Türkiye yeni Katar olarak göründüğü için...

Ve bugün... Milli Takımımız Fransa'ya gitmeye hak kazandı. Elimizde öyle aman aman bir oyuncu havuzu yok maalesef. Bizde modern futbolda yok. 4-6-0 oynadık belki İzlanda karşısında ama şartları tek tek ele aldığımızda her maç bu olmaz. Eldekiler: 30'una merdiven dayamış ve geçmekte olan Burak ve Umut. Hannover'de çok fazla oynamayan ama oynasa dahi gol vuruşu çok üst düzey olmayan Mevlüt. Sakatlanmaz ise Muhammed Demir. Az biraz City'nin Genk'e kiraladığı Enes, az biraz akıllı durursa Adem Büyük! Birde Cenk Tosun. Belki atladığım olabilir ama konumuz o değil.

Konu Cenk mi yoksa Gomez mi? Evet yazı biraz uzadı ama konu konuyu açtı. İllaki birbiriyle bağlantılı paragraflar... Her neyse... Şimdi burada top Şenol Güneş'te. Hani bir yerde millilik meselesi. Birileri demişti ya yerli milletvekili istemişti hani! O bakımdan... 9 numaraya geçelim isterseniz... Evet şampiyonaya epey zaman var. Ama zaman kavramı futbolumuz için artık çok değerlinin ötesine geçti. Çünkü biz zamanı boşa harcadık. Bakmayın şimdi Fransa'ya vize aldıkta konuşulmuyor. Ama az kalan zamanımızı doğru kullanmaz isek yine başladığımız noktaya geleceğiz!

Son oynanan iki maçta da Burak'tan faydalanamadık. Çek deplasmanında Cenk oynadı. Fena değildi ama İzlanda maçında Burak'ı gözler aradı. Cenk iyi niyetli ama golcülüğünü geliştirmesi gerekli. Son vuruşlardan ziyade aklını kullanarak attığı gol sayısı çok az. Burak bu konuda özellikle 25 yaşından sonra kendisini çok geliştirdi. O gelişimdeki aslan payı tabiki Şenol Hoca'nın. Ve Burak bu sezon 45-50 civarında maça çıkacak. Geçtiğimiz sezonki Bursa maçındaki hatası O'na pahalıya mal olacak gibi. Sakatlanması durumunda diğer alternatiflere baktığımızda (Umut-Mevlüt-Enes vb) içimize sindiğini söylemek zor. Burak'a en iyi alternatif şu konumda Cenk Tosun. Ve Cenk'in önünde Almanya adına bir turnuvada daha boy göstermek isteyen Gomez var. Ve halihazırda formu ve onu sürekli takip eden Löw faktörü de ortada. 

İlk 7 hafta itibariyle Gomez ligde 465 dakika süre alırken Cenk'e verilen şans 242 dakika. Neredeyse Gomez'in yarısı kadar oynadı. Elbette Şenol Hoca'nın forma adaleti tartışılmaz ama hocanın ligde şampiyonluk istemesi kadar da doğal hiç bir şey yok. Bu yüzden Gomez'in yerine Cenk'in çokta ön plana çıkacağını düşünmüyorum. İlla ki forma giyecektir ama Gomez'in olduğu bir yerde Cenk'in başrol oynaması da uzak ihtimal...

Kaderin cilvesi bu işte... Bir yerde şampiyonluk, bir yerde başka bir mesele... Şenol Hoca Cenk'i elbette gözden çıkarmadı ama kafasındaki ilk isimde 23 numaralı oyuncu değil. Sezon sonunda Güneş Üniversitesi'nden mezun olacak 33 numaralı adam (ki şimdiden 7 maçta 6 gole ulaştı) ülkesi adına harikalar yaratırsa ve olası bir Burak yokluğunda Cenk'in düşük performans göstermesi durumunda işler nasıl olacak bilemiyorum. Burada suç elbette Şenol Hoca'nın değil. Ülkede golcü yetişmiyor! Neticede Cenk'te Almanları'n bize bir hediyesi bi yerde... Ve biz o hediyeye karşılık Gomez'i güneşli günlerine döndürerek jest yapacak gibiyiz...








Hiç yorum yok: