14 Ocak 2015

Biraz Deli Biraz Rakın Rol; Tony Goal

Hani benzerlerine ülkemizde sıklıkla rastladığımız bir transfer öyküsü buda... Kaka Gaziantepspor'un kapısından dönmüş, Sami Hyypia Samsunspor denemelerine çıkmış, Shevchenko Trabzonspor'a önerilmiş ama teknik ekip yeterli bulmamış cinsinden ama biraz farklısı... İşin özeti tamamen duygusal!

Tony Vairelles 90'lı yılların ortasında meşhur olmuş bir golcü. Özellikle 98'den sonra çıkış yapmış ve Fransa A Milli Takımı'na kadar yükselmiştir. Enteresandır Fransa alt yaş gruplarında kendisine rastlamadım. Nancy, Lens, Lyon, Bordeaux, Bastia, Rennes, Tours ve Lierse (Belçika) gibi takımlarda oynadı hatta bir ara Luksenburg liginde bile kendisini görenler olmuş. 1999 yılında geldiği Lyon'da 2001'de Bastia'ya kiralandı. En iyi sezonunu da Bastia'da yaşadı. O sezonun bitiminde Lyon'a dönmesi beklenirken Nancy'de birlikte çalıştıkları László Bölöni devreye girer. Bölöni Romanya Milli Takımı'nı bırakmıştır ve Sporting Lizbon'un başına geçmiştir. Bir golcüye ihtiyacı olur ve hemen Tony Vairelles'i arar. Lyon'un o döneme kadar şampiyonluğu yoktur ve kadroda Anderson, Bryan Bergognoux, Sidney Govou, Fderic Nee ve Lyindula gibi esas adamlar vardır. 2002'den başlayıp sonrasındaki 7 yıla ambargo kayacak olan kadronun önemli isimleri...


Sözün özü Lyon Başkanı Aulas için para eden her şey satılabilir. Tony içinde Sporting yetkilileriyle pazarlık masasına oturulur. Lakin Sporting Lizbon'un bu transfer için yeterli bütçesi yoktur. Bir miktar para ve 1 oyuncu verelim derler... Aulas teklifi kabul etmez ve pazarlık olumsuz sonuçlanır. Yıllar sonra Tony Goal lakaplı Varielles, So Foot Dergisi'ne verdiği röportajda bu transfer olayına da açıklık getirir. Hatta takasta teklif edilen oyuncunun ismini bile açıklar. O isim bir gün önce 3. Ballon d'or ödülünü alan Cristiano Ronaldo'dan başkası değildir. Aynı Ronaldo bir sezon sonra 17 yaşında Manchester United'ın yolunu tutar. O dönemde 16 yaşında Lyon'a önerilen Ronaldo için kader bu şekilde gelişmiştir. Belki Lyon'a geçse bir sonraki durağı Manchester United'a değilde Chelsea ya da Arsenal olacaktı ama yine  Ronaldo aynı Ronaldo olacaktı. Aynı başarı çizgisini devam ettirecekti. Gerçek olan ve meselenin özü bu...


Hikayenin asıl kahramanı Tony Varilles'e gelince... 2001/02 sezonunda Bastia forması ile attığı 14 gol ve Djibril Cisse'nin ardından gelen gol krallığındaki ikincilik kariyerindeki dönüm noktası oldu. Sonrasında duraklama dönemi ve ardından gelen çöküş... 25 Ekim 2011 yılında  4 kardeşiyle birlikte Nancy Şehri'nde Essey-lès-Nancy adlı gece kulübünde güvenlik görevlileriyle çatışmaya girmiş ve adam öldürmeye teşebüsten 2 yıl ceza almıştı. Metz Cezaevi'nde 5 ay yattıktan sonra şartlı tahliye ile salıverildi.

Kariyerinde toplam 152 golü bulunan, 1996 Yaz Olimpiyatları'nda Fransa'yı temsil eden Tony Goal... Kim bilir 2001'de Sporting'e transferi gerçekleşse şimdi nasıl bir hikaye anlatıyor olurduk... Bugün Dünya'nın en iyi oyuncuları arasında olan Ronaldo'ya 16 yaşında forma verip ''zirve'' yolculuğunda en büyük katkılardan birini yapan Bölöni'nin elinde Bastia'da formunun zirvesine çıkmışken Tony Varilles nasıl bir şekil alırdı. Kim bilir belkide 2002 Dünya Kupası kadrosunda, hani gruptan çıkamayıp gol dahi atamayan Fransa'da Cisse'nin yerine şans bulur belkide Fransa'nın kaderini değiştirirdi...

13 Ocak 2015

Bir Ödül Hikayesi


Cristiano Ronaldo (2014):
Games: 60 Goals: 61 Champions League Copa del Rey Club WC Super Cup Ballon d'Or

Dün ödülü alan Ronaldo'nun verileri böyleydi geride bıraktığımız senede...

Oyların dağılımı da şu şekilde oldu:
1. CR7 37%
2. Messi 15%
3. Neuer 15%
4. Robben 7%
5. Müller 5%
6. Lahm 2%
7. Neymar 2%
8. James 1%
9. Kroos 1%
10. Di Maria 1%

Hakkaniyetli mi derseniz ''2012 yılından itibaren bu ödül töreni sadece şovdan ibarettir'' der geçerim.

Yılın 11'i ise tam bir skandal.


En son söyleyeceğimi en başta söylüyorum... Lahm'ı Dünya Kupası maçları haricinde sezon içinde sağ bekte göreniniz var mı? Ben rast gelmedim en azından.. Eğer bu ödüller Dünya Kupası maçlarına göre veriliyorsa David Luiz'in orada işi ne?

Son olarak bir çift söz de Arda Turan'a gelsin...
1. Mourinho 2. Low 3. Simeone.
Oy kullanımı bu şekilde olmuş. Saygı duyuyorum diyip geçmek te var... Yediği kaba pisledi demek te...





12 Ocak 2015

Mösyö Blanc ve Akibeti..


Fransa Kupası'nda karşılaşacakları Montpellier maçından önce basın mensuplarının sorularını cevaplamış ve Adrien Rabiot'un Tottenham ve diğer kulüplere gitme ihtimalinin olmadığını ve takımda tutacaklarını çünkü Rabiot'un PSG'nin geleceği olduğunu belirtmişti Laurent Blanc...

Aynı Blanc geçtiğimiz hafta sonu Bastia deplasmanında Verratti'yi kesmiş, Matuidi'yi de sola kaydırmıştı. Nedeni ise Rabiot'u oynatarak transferinde ısrarcı olan kulüplere mesaj vermekti. Yani bir yerde sezon başında sözleşme yenilemediği için kadro dışı bıraktığı Rabiot'u kazanma derdindeydi. Aylardır Lavezzi ve Cavani'yi kazanma adına hiç bir adım atmayan Blanc, Rabiot için saha düzenini bile değiştiriyordu.

Benzer bir taktiği Fransa Milli Takımı'nda Didier Deschamps, Brezilya 2014'de denemişti. Deschamps, Matuidi'yi sola çekmiş hatta Matuidi'de İsviçre maçında o bölgede kusursuz oynamıştı. Benzer düzende Bastia maçına Çıkan PSG maça çok iyi başlamış ve 10. dakika da 1-0 öne geçmişti. Yine sezon boyunca öne geçtikleri maçlarda yaptıkları gibi geri çekilmelerini beklerken başkent ekibi tersi bir reaksiyon gösterip baskı kurmaya devam etmişti. Derken Rabiot'un ayağından Bastia defansının hatası sonrası 2. golü buldular. İşte o beklenen PSG sahada diyecektim ki skor 2-1'e geldi. Ardından devre bitmeden 2-2'ye eşitlendi.

İkinci yarının başında Palmieri'nin düşler ötesi golü sonrasında maçın esas senaryosu devreye giriyordu. PSG'li futbolcuların ruh hali şuanda gelinen noktanın mesajını hali hazırda sahada bizlere iletir gibiydi. En somut örneğini ise 70. dakikada  sağdan kullanılan duran topta gördük. Kaptan Tiago Silva alçak gelen ortaya vuruşunu yaptı ve top direkten döndü. İşte tam o anda ahlayan vahlaşan ya da tepki veren herhangi bir oyuncu göremedim Silva'dan başka... Silva'nın karakterinde kaybetmek yoktu ve o tepkiyi vermesi çok normaldi de Zlatan'ın yada David Luiz'in tepki vermemesi çok anormaldi. Neydi sahada ki PSG'lilerin mesajı derseniz 'Prandelli'nin akıbetinin benzerini Blanc'ın da PSG'de yaşaması' cevabını verebilirim.

Şu gösteriyor ki kadronuzda bulunan oyuncular sizden mutlu değilse bulunduğunuz koltukta fazla oturmanız beklenemez. Lavezzi'nin mutsuzluğunu son 1 yıldır her yerde dillendirmesi, Cavani'nin ısrarla yanlış yerde oynatılmaktan şikayeti derken Blanc için tünelin ışığı sönmek üzere. Cabaye'nin bile Newcaste'ye tekrar dönmek istediğine dair söylentiler ayyuka çıkmış durumda. Varın gerisini siz düşünün. 

Prandelli'de Galatasaray'da futbolcusunu mutlu edememişti. Yoksa İtalya Milli Takımı'nı çalıştıran bir isimin teknik adamlığından şüphe edecek bir durum yoktu ortada. Yok yardımcısı, yok tercümanı filan bunlar işin efi püfüdür. Prandelli'nin gidiş sebebini en iyi Taffarel özetlemiştir de bizim basın kaçırdı orasını...

Konuyu dağıtmadan Blanc'a dönecek olursak, kanında ırkçılık olan bir adam varsın başarılı olmasın zaten. Blanc'ın siyahi oyuncuların (dikkat edin zenci demiyorum) milli takımda şans bulmalarını içine sindirememesi bile kendisine antipatik bakmama sebeptir. Müslüman futbolcularının İslami usule göre kesilmiş etler istemesi üzerine verdiği tepki ise Blanc'a karşı ''artık yeter be'' dememe sebep olmuştur.

Son bir dip not... Zamanında Viera ve Thuram'da Blanc'ın ırkçı eylemlerini eleştirmişlerdi. Beraber kupa kaldırdıkları arkadaşları bile Blanc'dan mutsuzluğu görmüşlerdi. Takımda oynayan oyunculara mutluluğu göstermesini kim bekleyebilirdi ki...