22 Ocak 2015

Xabi Alonso


Mesele ''keşfetmekten'' açıldığında aklıma hep şu soru gelir; '' Messi'yi 12 yaşında keşfedip O'na yatırım yapmak mı, yoksa Alonso'ya 33 yaşına geldiği halde 8 milyon verip almak mı? Soruya derinlemesine indiğimizde ''aynı şey değil'' diyebiliriz ama neden-sonuç ilişkisine baktığımızda sorunun cevabının çok benzer olduğunu görürüz. Barcelona Messi'den skorerlik açısından ne almışsa, Bayern Münih'te takım oyununa katkı açısından Alonso'dan beklediğinden fazlasını aldı. Pep'in kaleciyi de dahil ederek faklı bir evrensel boyuta ulaştırdığı Tiki-Taka'sın merkez komutası oldu İspanyol... 

15 maç, 1641 pas ve bunun 1476'sı direk adresine gitmiş. Daha ne olsun...

20 Ocak 2015

Güzel Adam


Madrid'e gidecekler diyorlar.. Lan arkadaş nerede oynatacaksınız bu adamı? Isco var, Bale var, Ronaldo var, katil Jese var. Illaramendi var. Yarın Modric'in sakatlığı bitince James Rodrigez'de gelecek o tarafa... Hadi Bale gidecek. Sayılı günleri kaldı da, bu kadar adam varken Hazard'ı alıp O'nun da sonunu Galli oyuncuya mı benzeteceksiniz?

Yazık edecekler güzel adama...

19 Ocak 2015

Ben Değil Biz Olabilmek!

Eduardo Salvio'nun golüyle Maritimo deplasmanında Benfica 1-0 öne geçmişti. Ev sahibi Maritimo canla başla puan için yükleniyordu. Oyunda bir denge söz konusuydu ama ibre o dakikalarda Maritimo'nun gol atacağı yönündeydi. İlk yarının sonlarına doğru orta sahadan Samaris sola oynuyor. Eliseu'ya top gelmeden Maritimo defansı topa müdahale ediyor. Top Jonas'ın önünde... Talisca ile verkaça giriyorlar. Harika bir kombinasyon ve top Jonas'ın önünde! Kaleci ile karşı karşıya... Atsa devre 2-0 bitecek ve daha rahat oynayacaklar. Ama Jonas topu arkadaşı Lima'ya veriyor.. Lima vuruşunu yaptı ve top rakip defanstan döndü. Oysa Jonas'ın ilk pozisyonda vurup gol atma şansı daha yüksekti ama O, daha golcü olan arkadaşına pas vermeyi tercih etti. Sezonun bir çok maçında gözlerimizin aşina olduğu sahne yine yine ve yeniden... Maritimo deplasmanından Benfica 4-0'la evine dönüyordu...


Benfica maçından bir kaç saat sonra rotamız Marsilya maçıydı. Afrika Kupası Bielsa'nın takımını direk etkilemişti. Son bir kaç haftadır defansta N'Koulou'yu, hücumda Ayew'i mumla arayan Marsilya futboluyla da pek tat vermiyordu. Liderlik elden gitmiş takımı ruhu da Ayew ve N'Koulou ile Afrika uçağına binmişti. Montpellier maçında kaleye gitmekte dahi zorlanan ve sahada ne oynadığını bilmeyen takım Guingamp karşısında biraz olsun toparlanmış görünüyordu. Ama hala takım ahengi istenilen seviyede değildi. Thauvin, Djedje ve Mendy çabalıyor Payet ise ortada idare etmeye çalışıyordu. Gignac iştahlı Ramao ve Alessandrini ise pek gününde değildi. İlk yarı golsüz sonuçlanmış ikinci yarının başında Alessandrini yerini Batshuayi'ye bırakmıştı. Marsilya yükleniyordu yüklenmesine ama atakların bir anlamı bir manası yok gibiydi. Kaba bir tabirle ''dan-dun'' oynuyorlardı. 

Veledrom bu sezon ki en boş görüntüsüyle ama futbol iştihamıyla şahlanmayı bekliyordu ve bunun için gerekli olan tek unsur sadece ama sadece futbolun meyvesi olan ''gol''dü. Dakikalar 66'yı gösterirken beklenen an gelmek üzereydi... Ceza sahası içinde topla buluşan Gignac topu sağdan bindirme yapan ve topla buluşması halinde kaleciyle burun buruna gelecek olan Djedje'ye vermek yerine vurmayı tercih ediyordu. Sonuç olumsuzdu ve beklenen gol gelmemişti. Benfica maçında Jonas'ın yaptığını Gignac Guingamp maçında yapmamıştı. Jonas'ta bir golcüydü... Ama takım ruhu, ekip olma, ben değilde biz olma içgüdüsü... 

Evet Marsilya maçı kazandı. Maç 2-1 bitti. Gignac bir golcüydü ve golü atmak istemesi çok normaldi ama ekip olmak? Ben yerine biz olmak daha önemli değil miydi?

Mutluluk!


River Plate günlerinden Alexis Sánchez ve Radamel Falcao...